Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

İslâmiyetin Alenen Tebliği

27.1.4.2. Ebu
Leheb’in, Gelinleri Olan Rasûlullah’ın Kızlarının Boşanmalarını Sağlaması

Peygamberlikten önce Rasûlullah (a.s.)’ın iki kızı, Ebu Leheb’in
iki oğlu Utbe ve Uteybe ile evlenmişlerdi[4].
Peygamberlikten sonra Rasûlullah (a.s.) herkesi İslâma davet etmeye başlayınca
Ebu Leheb oğullarına rest çekti. “Muhammed’in kızlarını boşayıncaya kadar
sizinle görüşmeye­ceğim.” bunun üzerine ikisi de kanlarını boşadılar. Uteybe ise
cehâlet ve küstahlıkta bir adım daha ileriye giderek Rasûlullah (a.s.)’a
küfretti ve mübarek yüzüne tükürdü. Rasûlullah (a.s.), Allah’a dua etti: “Ya
Rabbi, köpeklerinden birini buna musallat et.” Bu olaydan sonra Uteybe,
baba­sıyla beraber Şam’a gitti. Yolculuk sırasında Ebu Leheb’in kafilesi vahşi
hayvanların geldiği bildirilen bir yerde geceyi geçirdi. Ebu Leheb,
kafiledekilerden oğlunu korumalarını istedi, çünkü Hz. Muhammed (a.s.)’in
bedduasından korktuğunu söyledi[5].
Bunun üzerine kafiledekiler Utey­be’nin etrafında develerini kümeleyip yattılar.
Gece ise bir aslan oraya geldi ve develerin çemberini yarıp Uteybe’ye yetişti ve
onu parçalayarak gitti.[6]
(Bu rivayetlerde biraz ihtilaf vardır. Bazı râviler, Uteybe’nin, Hz. Peygamber
(a.s.)’in kızını peygamberliğinden sonra boşadığını belirtirken, bazıları da
boşanmanın, Ebu Leheb sûresinden sonra meydana geldiğini ifade etmişlerdir. Bazı
râviler hayvan tarafından parçalanan Ebu Leheb’in oğlunun Utbe olduğunu beyan
etmişlerdir. Fakat şurası unutulmamalıdır ki Mekke’nin fethinden sonra
Rasûlullah (a.s .)’a biat eden Utbe idi. Bu bakımdan aslan tarafından parçalanan
kişi Uteybe’dir.)

27.1.4.3. Hz.
Muhammed (a.s.)’in Oğlunun Vefatı Üzerine Ebu Leheb’in Memnun Olması

Ebu Leheb öylesine kötü niyetli ve kötü huylu insandı ki, Hz.
Mu­hammed (a.s.)’in oğlu, Kasım’dan sonra ikinci oğlu Abdullah’ın ebediyete
intikali üzerine Ebu Leheb, yeğeninin acısını paylaşmak yerine sevincini
belirtti ve ölüm haberini diğer Kureyşli kabile reislerine iletmek için koş­tu.
Ebu Leheb, Kureyşli kabile reislerine, çocukların ölüm haberini “Mu­hammed’in
soyu tükendi” şeklinde duyurdu.

27.1.4.4. Ebu
Leheb’in İslâmî Daveti Engellemesi

Hz. Muhammed (a.s.), İslâmiyet’i yaymak üzere nereye gidiyorsa
Ebu Leheb de oraya giderdi ve halkı kendisi aleyhine kışkırtmaya ve söz­lerini
dinlememeleri için ikna etmeye çalışırdı. Rebi’a bin Abbâd (ya da İbad) Ed-Dili’nin[7]
ifadesine göre, kendisi delikanlıyken babasıyla bir­likte Zülmecaz çarşısına
gitti. Orada Rasûlullah (a.s.)’ın halka şöyle dedi­ğini gördü: “Ey ahali,
Allah’tan başka bir ilâh olmadığını söyleyin, o za­man felâh bulacaksınız.”
Rasûlullah (a.s.)’ın arkasında bir kişi halkı şöyle uyarıyordu: “Sakın onun
sözlerini dinlemeyin, o yalancıdır, atalarının di­ninden dönmüştür.” Kendisi bu
adamın kim olduğunu sorunca, amcası Ebu Leheb olduğunu söylediler. (Bk. Müsned-i
Ahmed, Taberânî, Beyhakî), ikinci rivayet de Hz. Rebia’nındır. Kendisi, bir
defasında, Rasûlullah (a.s.)’ın, bir kabilenin konakladığı yere giderek şöyle
dediğini duydu: “Ey İnsanlar, ben size gönderilen Allah’ın Rasûlüyüm. Size
Allah’a ibadet et­meyi ve O’na kimseyi ortak koşmamayı emrediyorum. Siz
söylediklerimi doğrulayın ve beni destekleyin ki Allah’ın beni görevlendirdiği
işi başa­rıyla bitirebileyim.” Rasûlullah (a.s.)’ın arkasından bir adam
geliyordu. Bu adam şöyle diyordu: “Ey Beni Falan…. Bu adam sizi Lât ve
Uzza’dan uzaklaştırıp bid’ate ve sapıklığa götürmek istiyor. Sözlerini hiç
dinleme­yin ve O’na itaat etmeyin.” Rebiye babasına bu adamın kim olduğunu
sor­du. Babası da bu adamın Rasûlullah (a.s.)’ın amcası Ebu Leheb olduğunu
söyledi. (Müsned-i Ahmed, Taberânî, İbn Hişâm, Taberî). Târık bin Ab­dullah
el-Muharibi’nin rivâyeti de buna benzemektedir. Kendisi, Rasûlullah (a.s.)’ın
Zülmecaz çarşısında halka yüksek sesle şunları söylediğini duydu: “Ey İnsanlar,
Lâilahe İllallah deyin, felahı bulacaksınız.” Rasûlullah (a.s.)’ın arkasından da
bir adam geliyordu. Bu adam Rasûlullah (a.s.)’a taş atıyordu; öyle ki topukları
kanla dolmuştu. Bu adam, “bu yalancıdır, bunun sözlerini dinlemeyin” diye
söyleniyordu. Etraftakiler bu adamın Rasûlullah (a.s.)’ın amcası Ebu Leheb
olduğunu söyledi. (İbn Ebi Şeybe, Ebu Ya’la, İbn Hıbbân, Hâkim, Taberânî, Nesâî
ve İbni Mace de bu olayı özetlemişlerdir).

27.1.4.5. Şi’bi Ebi
Tâlib Muhasarasında Ebu Leheb’in Davranışı

Hz. Muhammed’in peygamberliğe tayin olunmasının 7. senesinde
Kureyş’in bütün kabile ve aileleri, Beni Hâşim ile Beni el-Muttalib’e sos­yal ve
ekonomik boykot uyguladılar. Bu iki aile de Rasûlullah (a.s.)’ı hi­maye etmekten
vazgeçmediler ve Şi’bi Ebi Tâlib’te muhasara altında kal­mayı kabul ettiler. Bu
zor günlerde de Beni Hâşim ve Beni Muttalib’den, kâfirlerden yana çıkan sadece
Ebu Leheb’ti. Beni Hâşim ile Beni Mutta­lib’in sosyal ve ekonomik boykotu üç yıl
sürdü ve bu müddet içinde her iki aile de çok zor günler yaşadı ve açlıkla karşı
karşıya kaldı. Fakat Ebu Leheb kendi akrabalarına yardım etmek için parmağını
bile oynatmadı. Hatta, acılarına acı katmaya çalıştı. Nitekim Mekke’ye herhangi
bir ticaret kafilesi geldiğinde Şi’bi Ebi Tâlib’te mahsur kalanlar için bazı
kimseler yi­yecek ve diğer ihtiyaç maddelerini satın almaya çalışınca, Ebu Leheb
bunlara mani olmak isterdi. Ebu Leheb diğer yandan, gelen tüccarları
kış­kırtırdı ve fahiş fiyat talep etmelerini söylerdi. Bu adamlar dediğini
yapar­lar ve Şi’bi Ebi Tâlib’de mahsur kalanlar için yiyecek ve eşya satın almak
isteyenlerden dört-beş misli daha fazla fiyat isterlerdi. Böylece Şi’bi Ebi
Tâlib’tekilere yiyecek ve eşya almak isteyenler elleri boş dönerlerdi. Şi’bi Ebi
Tâlib’de de aileler ve minik çocuklar bir süre daha açlıkla başbaşa ka­lırlardı.
Ebu Leheb daha sonra bu tüccarlardan yiyecek ve diğer eşyalarını normal fiyatla
satın alırdı. (İbni Sa’d, İbni Hişâm).

27.1.4.6. Ebu
Leheb’in Muhalefeti Müslümanlara Neye Mal Oluyordu?

Ebu Leheb’in muhalefeti İslâmi davete hayli zor anlar yaşattı.
Hac mevsiminde Arabistan’ın çeşitli bölgelerinden Mekke’ye gelen kişi ve gruplar
ya da normal günlerde ülkenin çeşitli çarşı ve pazarlarında topla­nan İnsanlar
Ebu Leheb’in zehirli propagandasından hayli etkileniyorlardı. Hz. Muhammed
(a.s.)’in peşine amcasının takılıp herkesi aleyhinde uyar­dığını ve
kışkırttığını gören millet tereddüde kapılıyordu. Arap gelenekle­rine aykırı
olarak bir amcanın yeğenine şiddetle karşı çıkmasının mutlak bir anlamı olduğunu
ve kendisinin sebepsiz muhalefet etmeyeceğini düşü­nüyordu. Yabancılar, ailesi
ve akrabasının Hz. Peygamber (a.s.)’i daha iyi tanıdığını düşünerek İslam
davetine itibar göstermiyorlardı.

27.1.4.7. Ebu
Leheb’in Karısının Tutumu

Ebu Leheb’in karısı, -ki Ebu Leheb sûresinde kendisinden “odun
hamalı” veya dedikodu yapan kadın olarak bahsedilmiştir- Beni Ümey­ye’ye mensup
olan Ebu Süfyan’ın kardeşiydi. Asıl ismi Arvâ ve künyesi Ümm-ü Cemil’di. Bu
kadın Hz. Peygamber (a.s.)’e muhalefet ve düşman­lıkta kocasından geri kalmazdı.
Hz. Ebu Bekr’in kızı Hz. Esma (r.a.)’nın ifadesine göre Ebu Leheb sûresinin
indiğini duyan Ümm-ü Cemil, öfkeli öfkeli Rasûlullah (a.s.)’ı aramaya koyuldu.
Avuçları taşlarla doluydu. Bunları Rasûlullah (a.s.)’a atmak isliyordu ve kendi
hazırladığı hiciv şiir­lerini okuyordu. Ümm-ü Cemil, Rasûlullah (a.s.)’ı
Harem’de Hz. Ebu Bekr ile birlikte buldu. Hz. Ebu Bekr endişe içinde Rasûlullah
(a.s.)’a dedi ki: “Ya Rasûlullah, bu kadın geliyor ve ben onun size hakaret
edeceğin­den ve kötü sözler söyleyeceğinden korkuyorum.” Rasûlullah (a.s.) dedi
ki, “o beni göremeyecektir.” Gerçekten de Ümm-ü Cemil, Rasûlullah (a.s.)’ı orada
olmasına rağmen göremedi ve Hz. Ebu Bekr’e dedi ki duydu­ğuma göre senin reisin
beni hiciv etmiştir. Hz. Ebu Bekr (r.a.) dedi ki, “Bu evin Allah’ın yemin
ederim, O seni hiciv etmemiştir.”[8]
Bunun üzerine Ümm-ü Cemil oradan ayrıldı, (İbn Ebi Hatim, İbn Hişâm, Bezzâr ve
benzeri bir olayı Hz. Abdullah bin Abbas’a dayanarak nakletmiştir).

27.1.4.8. Ebu
Leheb’in Sonu

Ebu Leheb sûresinin inişi, Ebu Leheb’in karısı ve diğer
yakınlarını fe­na kızdırdı, ama bu sûrede ne denilmişse doğruydu ve bunları
kimse de­ğiştiremezdi. Sûrede “Ebu Leheb’in elleri kurusun (kırılsın)”
buyurulmuş­tu. Burada geçmiş zaman kullanılmıştı; zira Kur’an-ı Kerim bunu bir
em­rivaki olarak ortaya koyuyordu. Abu Leheb’in ellerinin kuruması veya
kı­rılmasının anlamı, gerçekten onun ellerinin kırılması değildi. Anlatılmak
istenen şey, Ebu Leheb’in bütün çabalarının boşa gitmesiydi; ki gerçekten de
böyle oldu. İslam davetinin başlamasından sonra birkaç yılda Ebu Le­heb üst üste
ağır darbeler yedi. Onun başarısızlığı gerçekten ibret vericiy­di. Bedir
gazvesinde İslam düşmanlığıyla ün yapmış olan Kureyş’in büyük simaları öldüler.
Bunlar Ebu Leheb’in ya yakın akrabaları ya da çok sevdi­ği dostlarıydılar. Bu
hezimet ve facianın haberi Mekke’ye ulaşınca Ebu Leheb öylesine üzüntüye kapıldı
ki, ancak yedi gün daha yaşayabildi ve Cehennem’e vasıl oldu. Ölümü de vebaya
benzer öldürücü kabarcık “püstül” hastalığından oldu. Bulaşıcı bir hastalık
olduğu için ailesi de onu ten­ha bir yerde ölüme terk etti. Öldükten sonra da üç
güne kadar kimse cese­dine yaklaşmadı. Bu süre içinde cesedi çürüdü ve kokmaya
başladı. Niha­yet, herkes Ebu Leheb’in çocuklarıyla alay etmeye başlayınca,
bunlar bir rivayet» göre kendileri bir çukur kazıp odun ve sopalarla cesedi buna
atı­verdiler ve üstünü toprakla örttüler. Ebu Leheb’in başarısızlığının bir
baş­ka örneği de ömrü boyunca yıkmaya ve yok etmeye çalıştığı İslâm dinini,
evlatlarının kabul etmesiydi. İlk önce kızı Dürre hicret edip Mekke’den
Medine’ye geldi ve İslâmiyeti kabul etti. Daha sonra Mekke fethi sırasın­da iki
oğlu Utbe ile Muattib (r.a.) Hz. Abbas vasıtasıyla Rasûlullah (a.s.)’ın huzuruna
çıkıp İslâmiyet’i kabul ettiler.

İlgili Makaleler