Hz. Nuh (a.s.) Hayatı
F. Tehditlerin Artması
Nuh’un (a.s.) bu
teşebbüsleri de etkili olmadı. Aksine, müş-riklerin düşmanlıklarını daha da
artırmalarına yol açtı. Kavminden çok az sayıda insan ona iman ederken, zengin
ve azgın sınıfın güdümündeki çoğunluk, onun davetinden usanmış, onu
yalancılıkla itham ederek beyinsizlik ve delilikle damgala-mışlardı. Çeşitli
tehdit, eziyet ve işkencelerle, tebliğ faaliyetini engellemeye çalışıyorlardı.
Allah Teâlâ, Nuh’un (a.s.) bu durumunu, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.)
başına gelenlerle mukayese ederek şöyle buyurmuştur:
“Kureyş
kâfirlerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Kulumuz Nuh’u yalanlayarak, ona
‘mecnun’ demişlerdi. Nuh tebliğden alıkonulmuştu.[27]
Yapmakta oldukları
kötülükleri gittikçe artıran kâfirler, bütün bunlara rağmen Hz.Nuh (a.s.)’ı tebliğden
vazgeçiremeyince, son çareye başvurmaya karar verdiler. Ve sonunda onu taşlayarak
öldürmekle tehdit ettiler:
“Dediler ki: Ey
Nuh! Eğer dâvandan vazgeçmezsen, bil ki, taşlananlardan olacaksın![28]
Hz. Nuh (a.s.) ise
bütün bu engellemelere rağmen tebliğ görevini yerine getirebilmek için var
gücüyle çalışıyordu. Kuvvetli imanı ve engin sabrı sayesinde, bu tehdide de
kulak asmadı; onlara peygamber olarak görevlendirilmesi hoşlarına gitmese ve bu
durum kendilerine ne kadar zor gelse de, Allah’a tevekkül ederek her şeye
rağmen davetini devam ettireceğini açıkladı. İstedikleri kötülükleri yapsalar
da, kendisine bir zarar veremeyeceklerini; zira Allah’ın kendisini gözettiğini
söyleyip âdeta onlara meydan okudu. Ayrıca, bu iş için kendilerinden bir ücret
de istemediğini ve karşılığını sâdece Allah’tan beklediğini tekrar etti.
Davetten asla vazgeçmeyeceğini vurguladı:
“Ey Muhammed!
Onlara, Nuh’un kıssasını oku. Hani o kavmine demişti ki: Ey kavmim! Eğer, uzun
süre aranızda durmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem sizlere ağır geldi
ise, bilin ki, ben yalnız Allah’a dayanıp güvenmişimdir. Siz de ortaklarınızla
beraber, toplanıp ne yapacağınızı kararlaştınn. Sonra işiniz başınıza dert
olmasın. Bundan sonra bana ne yapacaksanız yapın. Bana mühlet de vermeyin. Eğer
davetimden yüz çevirirseniz, zâten ben sizden bunun karşılığında bir ücret
istemedim. Benim mükâfatım ancak Allah katındandır. Ben (sâdece O’nun emirleri-ne
itaat eden) müslümanlardan olmakla emrolundum.[29]
Hz. Nuh (a.s.)’in bu
âyette geçen son sözlerinden anlaşıldığı gibi, peygamberlerin ortak dini olan
İslâm, ilk peygamberden son peygambere kadar bütün peygamberlerin dinidir.
Peygamberlerin şeriatlarında bir takım değişiklikler olsa da, onlara gönderilen
dinlerin itikadı esasları aynıdır. Bu âyette Hz. Nuh (a.s.)’m dile getirdiği bu
gerçeği, Yusuf (a.s.) da şöyle ifade etmiştir:
“Rabbim, bana
mülk verdin, bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı!
Dünya ve âhirette dostum sensin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler
arasına kat[30]
Hz. Süleyman (a.s.)’a
iman eden Sebe melikesinin sözleri de aynı hakikati açıklar:
“Melike, ‘Rabbim!
Gerçekten ben kendime zulmetmiştim. Şimdi Süleyman’la beraber, âlemlerin rabbi
olan Allah’a teslim olup müslüman oldum.[31]
dedi.
Bu gerçeği vurgulayan
Peygamberimiz (s.a.v.), peygamberlerin dininin tek bir din olduğunu ifâde
etmiştir.[32]
G. Hz. Nuh (A.S.)’In Kavminin Hidâyetinden Ümidini Yitirmesi
Ve Onlara Bedduası
Müşriklerin
kötülüklerine aldırmayan Nuh (a.s.), davet uğrunda sabır zırhına bürünmüştü.
Onların kendisini taşlayarak öldürme tehditlerine rağmen davetini aralıksız
devam ettiriyordu. Ne var ki, atalarından kalma örf ve âdetlerini din haline
getirerek bâtılı hak, hakkı bâtıl görme hastalığını üzerlerinden atamayan
kâfirler, kendilerine hitap eden kişi Allah’ın peygamberi olduğunu söylese de
ona karşı olan tutumlarını değiştirmiyorlardı. Aksine halk, mevcut düzenin
devamını isteyen zâlim hükümdar ve avenesinin etrafında kenetleniyor; hatta
kraldan fazla kralcı kesiliyordu. Toplumu yöneten bu kişiler de, putlarına ve
uydurma dinlerine sahip çıkma edebiyatıyla, halkı Hz. Nuh (a.s.)’e karşı
kışkırtıyorlardı. İnsan üstü bir gayret ve çaba göstermesine ve bütün gücünü
sarfetmesine rağmen bütün kapılar Hz. Nuh’un yüzüne kapanıyor ve artık
kendisine iman eden olmuyordu. Kâfirlerin hidâyete ulaşma ihtimallerinin hemen
hemen ortadan kalktığı bu günlerde, Cenab-ı Hakk’m onlara tanıdığı mühlet sona
ermek üzereydi. O günlere kadar birkaç asır
boyunca bütün zorluklara göğüs germiş olan Hz. Nuh (a.s.), durumunu Allah’a arz
ederek şöyle demişti:
“Nuh şöyle dedi:
Rabbim, doğrusu bunlar, bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını
artırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular. Kendilerine uyulan bu
kimseler de, büyük hileler, büyük desiseler kurdular! Ve dediler ki: Sakın
ilâhlarınızı bırakmayın; hele Vedd’den, Suva’dan, Yeğus’tan, Yeuk’tan ve
Nesr’den asla vazgeçmeyin.’ Böylece onlar, gerçekten birçoklarını saptırdılar.
Sen de bu zâlimlerin ancak şaşkınlıklarını artır.’[33]
Bu sıkıntılı safhanın
sonunda Nuh (a.s.), zâlim hükümdar ve maiyetinin peşinden ayrılmayan ve
kendisine karşı kötülüklerini bütünüyle şiddetlendiren kavmini Allah’a havale
etti. Çünkü O, asırlarca süren daveti esnasında kazandığı tecrübesinden,
kâfirlerin artık îman etmeyeceklerini, üstelik yaşadıkları sürece diğer
insanları da saptırmaya çalışacaklarını ve yine çocuklarını kendileri gibi
yetiştireceklerini, bu hususta onları zorlayacaklarını anlamıştı. Allah’a
sığınarak inkarcıları helak etmesini, inananları ise bağışlamasını istedi:
“Nuh dedi ki: Ey
Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı. Artık benimle onlar arasında hükmünü
ver de, beni ve bana iman edip benimle birlikte olan mü’minleri kurtar. “[34]
“Ey Rabbim!
Kâfirlerden hiç birini yeryüzünde bırakma! Çünkü onlan yeryüzünde bırakırsan,
senin kullarını hak yoldan çıkarırlar. Onlar doğurdukları çocukları da ancak
kâfir ve günahkar olmaya zorlarlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime mü’
min olarak gireni, mü’min erkekleri ve kadınları affet. Zâlimlerin ise sâdece
helakim artır.”[35]
H. Kurtuluş Gemisi Ve Tufan
Allah Teâlâ, Nuh’un
(a.s.) duasını kabul etti. Kavminin kâfirlerini suda boğarak toptan helak edeceğini,
onu ve mü’minleri ise kurtaracağını haber verdi. Bu arada, o ana kadar inanmış
olanların dışında, artık hiç bir kimsenin îman etmeyeceğini bildirdi. Ona,
kâfirlerin kendisini yalanlaması ve davetini reddetmesi yüzünden müteessir
olmamasını tavsiye etti. Bunun ardından Nuh’a (a.s.) bir gemi yapmasını
emretti ve geminin yapımı süresince ilâhî himaye altında olacağını, müşriklerin
kendisine zarar veremeyeceğini haber verdi. Bu arada artık küfürlerinde ısrar
eden kâfirlerin kurtuluşu için duâ etmekten vazgeçmesini bildirdi.
Verilen emir üzerine
Nuh (a.s.), hemen gemi yapımına başlamıştı, onun mahir bir marangoz gibi gemi
inşa etmesi, kâfirlerin alaylarına yol açtı. Peygamberliği bırakıp
marangozluğa mı başladığını, gemisini karada mı yüzdüreceğini sorarak onu alaya
alıyorlardı.[36] İçinde boğulacaklarını
söylediği tufanı yalanlıyorlardı. Nuh (a.s.) ise, asıl alaya alınacakların
kendileri olduğunu; zira şiddetli bir azaba çarptırılacaklarını söylüyordu:
“Nuh’a şöyle
uahyedümişti: ‘Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla iman
etmeyecek. O halde onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.
Gözetimimiz altında ve vahiyle sana öğreteceğimiz şekilde bir gemi yap.
Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme (kurtulmaları için duâ etme). Çünkü
onlar mutlaka suda boğulacaklardır. ‘
Nuh gemiyi yapıyor;
kavminden ileri gelenler ise, her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Nuh
onlara dedi ki: Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki, siz nasıl alay
ettiniz ise, biz de sizinle alay edeceğiz. Artık pek yakında rezil edici
azabın kimin başına geleceğini ve devamlı bir azabın kime isabet edeceğini yakında
bileceksiniz.)[37]
Nuh (a.s.), Allah’ın
kendisine öğrettiği şekilde titiz bir çalışma sonunda geminin yapımım
tamamladı. Diğer yandan bu günlerde büyük bir tufanın vuku bulacağını gösteren
alâmetler görülmeye başlamıştı. Yeryüzünden sular fışkırıyor, bardaktan
boşanırcasma şiddetli yağmurlar yağıyordu. Allah Teâlâ, gemiyi tamamlayan Nuh’a
(a.s.) yeryüzünde mevcut olan her canlı türünden bir erkek bir de dişi olmak
üzere birer çifti gemiye almasını emretti. Diğer canlılar tufanda boğulacağı
için bu canlıların türleri gemiye alman birer çiftten devam edecekti. Aynı
şekilde Yüce Allah, kendisine îman etmeyen karısı ve bir oğlu hariç, î-man
etmiş yakınlarını ve az sayıdaki diğer mü’minleri de gemiye almasını bildirdi.
Rivayetlere göre, gemi üç katlı olarak yapılmış; alt kat vahşî hayvanlara, orta
kat insanlara üst kat ise kuşlara tahsis edilmişti. Kur’ân ve hadislerde,
yapılan geminin yapım süresi; eni, boyu, yüksekliği, diğer özellikleri ve ne
şekilde yüzdüğü hususlarında bilgi yoktur. Tefsir ve tarih kitaplarında bu
hususlarda aktarılan bilgiler, ya Ehl-i Kitap’tan nakledilmiştir veya bâzı
tahmin ve yorumlardan ibarettir. Yahudi metinlerinden aktarılan rivayetlerin
büyük kısmı asılsızdır; hakkında Kur’ân ve hadiste bilgi bulunmayan hususlarda,
bu rivayetlerin az olan doğrularını ayırmak da kolay değildir. Bu yüzden buraya
almaya gerek duymadık.[38]
Yeryüzünden fışkıran
sular ve kesintisiz yağan şiddetli yağmurlar sonunda ortalığı kaplayan seller
gittikçe yükselmişti. Nuh’un gemisi yükünü aldıktan sonra hareket ederek dağlar
gibi dalgaların arasında yüzmeye başladı. Geride kalan bütün canlıların
boğulacağı açıkça görünüyordu. Kur’ân-ı Kerim, gemi yapımını, diğer
hazırlıkları ve bu olayı şöyle açıklamaktadır:
“Nuh, ‘Rabbim,
dedi. Beni yalanlamalarına karşı bana yardım eti’ Bunun üzerine ona şöyle
vahyettik: ‘Gözlerimizin önünde ve bildirdiğimiz şekilde o gemiyi yap. Bizim emrimiz
gelip de tan-dır/tennûr[39] kaynayıp
kabarınca, her cinsten eşler halinde iki
tane ve bir de aile fertlerinden daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş
olanların dışındakileri gemiye al. Zulmetmiş olanlar hakkında bana hiç
yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır. Sen, yanındakilerle birlikte
gemiye yerleştiğinde, ‘Bizi zâlimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!’ de. Ve de ki: Ey Rabbim beni mübarek bir yere
güvenli bir şekilde indir. Sen indirilmesi gereken yere indirenlerin en
hayırlısısın.)[40]
Bir başka yerde de
şöyle denilmektedir:
“Nihayet emrimiz
gelip, su o tandırdan fışkırmaya başlayınca, Nuh’a şöyle dedik: ‘Her hayvan
türünden birer çift ile boğulmalarına hükmetmiş olduklarımız hariç aile
fertlerini[41] ve iman edenleri gemiye
yükle.’ Zâten onunla beraber pek az kimse iman etmişti.
Nuh, kavminden iman
edenlere dedi ki: ‘Gemiye bininiz; o-nun yüzmesi de durması da Allah’ın
adıyladır. Şüphesiz rabbim, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.’ Gemi,
içinde onlar olduğu halde, dağlar gibi yükselen dalgalar üstünde seyrediyordu…[42]
Tufan, kavmi
tarafından reddedilen ve tebliğden alıkonulan
Nuh’un (a.s.)
mağlubiyetini belirterek Allah Teâlâ’dan yardım istemesi üzerine, bardaktan
boşanırcasma yağan yağmurlar ve yanlan yeryüzünden fışkıran suların her yeri
kaplamasıyla başlamıştı. Bu sırada Nuh (a.s.), verilen emirle gemiye bindi,
kendisine verilen mükâfat olarak gemi, Allah’ın gözetiminde akıp gidiyordu:
“Nihayet Nuh,
rabbine şöyle duâ etmişti: ‘Şüphesiz ki, ben mağlup oldum, bana yardım et!’
Bunun üzerine, biz de, bardaktan boşanırcasma bir yağmur ile göğün kapılarım
açıverdik. Yeryüzünü de yanp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir
iş için, yerin ve göğün suları birleşiverdi. Biz de Nuh’u, çivilerle birbirine
tutturulmuş tahtalardan yapılmış gemiye bindirdik. Kavmi tarafından inkâr
edilen Nuh’a bir mükâfat olarak, o gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
Biz, bu hadiseyi bir ibret olarak bıraktık. Hiç düşünen var mı? Azabım ve
uyarılarım nasılmış gördünüz mü? Muhakkak biz, bu Kur’ûn’ı düşünülüp ibret
alınsın diye kolaylaştırdık. Hiç düşünen var mı?[43]