Hz. Nuh (a.s.) Hayatı
M. Hz. Nuh (A.S.)’In Güzel Ahlâkı Ve Kıssasından İbretler
Nuh (a.s.), kalbî,
kavlî ve amelî itaatlerin tamamını içine alan şükretme[74]
sıfatıyla meşhurdur. Nitekim Yüce Allah, onu çok şükreden bir kul olarak tavsif
etmiştir:
“Ey
İsrailoğullarıl Siz, Nuh’la birlikte gemide taşıdığımız insanların
soyandansınız. Nuh’u, kendinize rehber edinin. Çünkü Nuh, çok şükreden bir kul
idi.[75]
Nuh (a.s.), aynı
zamanda sabır ve tahammülün zirvesini temsil ediyordu; inancı yüzünden başına
gelen her türlü sıkıntıya asırlar boyu sabretti ve karşılaştığı bütün
zorluklara rağmen tebliğ faaliyetini aksatmadan devam ettirdi. Büyük sabır ve
tahammül sahibi/ülül-azm beş peygamberin zaman itibariyle birincisi ve
kendisinden sonraki peygamberler ve ümmetleri için sabır örneği oldu. Nitekim
Allah Teâlâ, Hüd suresinde Hz. Nuh kıssasının sonunda, Peygamberimiz Hz.
Muhammed’e ( s.a.v.) hitap ederek, ne kendisinin ne de kavminin önceden
bilmediği bu kıssanın vahiy yoluyla bildirdiği gayb haberlerinden olduğunu
hatırlatmış ve ona Nuh (a.s.) gibi sabretmesini tavsiye ederek, zaferin takva
sahiplerinin olacağını müjdelemiştir:
“İşte bunlar,
sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce bunları ne sen biliyordun,
ne de kavmin. O halde sabret! Şüphe yok ki, sonunda kazanacak olanlar takva
sahipleridir.”[76]
Nuh (a.s.),
mü’minlerinin azlığına, onların da çoğunun fakir ve zayıf kimselerden olmasına
ve kendilerine her türlü kötülüğün yapılmasına rağmen, hiç bir zaman Allah’ın
yardımından ümidini kesmemişti. Aksine davetini yürütmek uğrunda elinden geleni
yaparak sonucu Yüce Allah’a havale edip inkarcılara karşı yalnızca O’ndan
yardım istedi ve sonunda muradına erdi. O ve az sayıdaki ashabı kurtulurken,
kendilerini dünyanın yegane hakimi sayan gurur ve kibir sahibi çoğunluk,
başlarına gelen tufan sebebiyle tarihin en Önemli ibret sayfalarından birini
oluşturdu. Bundan sonra da hep öyle olacaktı:
“Daha önce Nuh da
dua etmiş, Biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece onu ve yakınlarını büyük
sıkıntıdan kurtarmıştık. Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk.
Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden de topunu birden suya gömdük.
“[77]
Allah Teâlâ’nın iman
eden ve salih amel işleyenlere yeryüzünde zafer va’di ve onları Nuh (a.s.) ve
ashabı gibi mutlu sona ulaştırması gerçeği başka bir âyette de şöyle dile
getirilmiştir:
“Allah, içinizden
iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle va’detmiştir ki, onlardan
öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünde hâkim kılacak ve
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve
korkularının ardından bir güvene eriştirecektir.”[78]
Nuh Tufanı, Cenab-ı
Hakk’ın yüce kudretinin işaretlerinden ve kâfirleri cezalandırdığı azapların
en şiddetlilerinden olması itibariyle de, insanlık için önemli bir ibret
levhâsıdır. Peygamberlerini yalanlayan ve onlara her türlü kötülüğü yapan zâlimlerin
ne şekilde ilâhî azaba çarptırıldığını gösteren ilk örnektir:
“Nuh kavmini de,
peygamberlerini yalanladıkları zaman boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret
yaptık. Biz, zâlimlere çok acıklı bir azap hazırladık.[79]
“Su taştığı
vakit, sizi gemide biz taşıdık; onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve
belleyici kulaklar onu bellesin diye yaptık.”[80]
[1] Bu konudaki hadisler İçin bkz. İbn Kesir, el-Bidâye,
I, 100.
[2] Hz. Nuh (a.s.)’ın isminin geçtiği sure ve âyet
numaraları şöyledir: Âl-i Imrân sûresi, 3/33; Nisa sûresi, 4/163; En’am
sûresi, 6/84; A’râf sûresi, 7/59, 69; Tevbe sûresi, 9/70; Yunus sûresi, 10/71;
Hûd sûresi, 11/25, 32, 36, 42, 45, 46, 48, 89; İbrahim sûresi, 14/9; İsrâ
süresi, 17/3, 17; Meryem sûresi, 19/58; Enbiya sûresi, 21/76; Hac süresi,
22/42; Mü’minûn süresi, 23/23; Furkan süresi, 25/37; Şuarâ sûresi, 26/105, 106,
116; Ankebüt sûresi, 29/14; Ahzâb sûresi, 33/7; Saffât süresi, 37/75, 79; Sâd
sûresi, 38/12; Mü’min sûresi, 40/5, 31;Şûrâ süresi, 42/13; Kâf sûresi, 50/12;
Zâriyât süresi, 51/46; Necm sûresi, 53/52; Kamer sûresi, 54/9; Hadîd sûresi,
57/26; Tahrim sûresi, 66/10; Nuh sûresi, 71/1, 21, 26.
[3] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 112.
[4] Nuh sûresi, 71/23
[5] İbn Sa’d, I, 42; Taberî, Tarih, i, 90; İbn Kesir,
Kasasu’l-enbiyâ, I, 91.
[6] Buharı, Tefsir, 71. Buhârî’nin aynı yerde naklettiği
bir rivayete göre, Nuh kavminin taptığı bu putlar, daha sonraları Câhiliyye
Arapları tarafından da ilah kabui edilmiştir. Benî Kelb’in putu olan Vedd,
Dûmetül-cendel’de bulunuyordu Suvâ’ ise
Benî Hüzeyi’in putu idi. Benî Murâd ve Benî Gutayfa ait olan Yeğûs, Sebe yakınında
Cevf’te dikiliydi. Yeûk putu Benî Hemdan’a, Nesr İse Himyerîler’e ait idi.
[7] Îbnül-Esir, I, 68.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 113-114.
[8] îbn Kesir, Kasasul-enbiyâ, I, 84. Buhâri’nin Ebu
Hureyre’den naklettiği şefaat hadisinde, Hz. Nuh,*ilk rasüi olarak
tanıtılmaktadır. Rasülullah (s.a.v.), bu hadisinde şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet gününde)
insanlar, Âdem’e gelirler ve şöyle derler: ‘Ey Âdem! Sen beşeriyetin atasısın,
Allah seni kendi eliyle yaratmış, sana kendi ruhundan üfle-miş, meleklere sana
secde etmelerini emredince onlar sana secde etmişler ve sonra seni Cennette
iskan etmiştir. Bizim için rabbine şefaatte bulunmaz mısın? Başımı
za
geleni, içinde bulunduğumuz durumu görmüyor musun?’ Bunun üzerine Âdem şöyle
der: ‘Rabbim bir ağaca yaklaşmamı yasaklamışken O’na âsi oldum, bu yüzden daha
önce ve sonra hiç kızmadığı derecede bana kızdı ve öfkelendi Benim i-şim bana
kâfidir, siz başkasına gidiniz, Nuh’a gidiniz.’ Onun etrafında toplananlar, bu
defa Hz. Nuh’un yanına giderler ve şöyle derler: ‘Ey Nuh! Sen dünyaya gönderilmiş
ilk rasülsün, Allah seni şükreden bir kul olarak tanıtmıştır, içinde bulunduğumuz
durumu, başımıza gelen sıkıntıyı görmüyor musun? Bizim bağışlanmamız için
rabbin nezdinde şefaatta bulunmaz mısın?’…” Hz. Nuh’un kendisine
gelenleri Hz. Muhammed’e {sav.) göndermesi, onun şefaat etmesi ve şefaatinin
kabul edilmesi şeklinde devam eden hadisin tamamı için bkz. Buhârî, Enbiyâ, 3.
[9] Kurân-ı Kerim’de Hz. Nuh’un yaşı hakkında şöyle
denilmektedir:
“Andolsun ki, biz,
Nuh’u kendi kavmine gönderdik de, O, dokuzyüzelli yıl onların arasında kaldı.
Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yaka-layıverdi. Fakat
biz, Onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.”
(Ankebut sûresi, 29/ 14-15).
Ayette belirtilen 950 yıllık süreyi, peygamber olarak görevlendirilişinden
tufana kadar geçen müddet olarak düşünenler de vardır. Bu takdirde, Hz. Nuh
(a.s.), 950 yıldan fazla peygamberlik yapmış olmaktadır (bkz. İbn Kesir,
Kasasu’l-enbiyâ, I, 117; Mevdûdi, Tefhim, IV, 235). Hz. Nuh’un yaşı hakkında
daha sonra bilgi verilecektir (bkz. s. 126-128).
[10] Hûd sûresi, 11/25-26.
[11] Nuh süresi, 71/1-4.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 114-116.
[12] Sebe’ suresi, 34/34-35
[13] A’râf sûresi, 7/66.
[14] Araf suresi, 7/75-76.
[15] Îbnül-Esir, I, 68.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 116-118.
[16] Zuhruf sûresi, 43/22-25.
[17] Mü’minûn sûresi, 23/23- 25.
[18] Hûd sûresi, 11/27.
[19] A’raf süresi, 7/59-63.
[20] Bu âyet, bilindiği kadarıyla, dini kabul hususunda bir
zorlamanın olmadığım ve istemeyen kimselerin zorla dine sokulamayacağını
gösteren ilk delil olmaktadır.
[21] Hûd sûresi, 11/28-31. Bu âyetlerin indiği günlerde
Rasülullah (s.a.v.) ile Kureyş eşrafı arasında da aynı şeyler yaşanıyordu.
Mekke ileri gelenleri, aynı duygu ve düşünceleri taşıyorlardı. Onlar da,
Peygamberimiz (s.a.v)’e zayıf ve fakir müsSûmanları yanından kovmasını teklif
ediyorlar, hattâ İçlerinden bâzıları, onları kovduğu takdirde kendileri ve
yandaşlarının müsîüman olacaklarını söylüyorlardı. Rivayete göre, bir
defasında, Rasülullah (s.a.v), Selmân-i Fârisî ve bir grup fakir müsîüman ile
beraber otururken, kabile liderlerinden Uyeyne b. Hısn yanlarına gelmişti.
Selman’m üzerinde yünden bir aba vardı ve onun içinde terlemişti. Uyeyne,
Rasülullah (s.a.v)’e şöyle dedi; “Bunların kokusu seni rahatsız etmiyor
mu? Biz Mudar boyunun liderleriyiz. Biz müsîüman olursak herkes müsîüman olur.
Bizi sana inanmak ve senin peşinde gitmekten, işte bunlar alıkoyuyor. Onlan
yanından kov ki, sana uyalım. Ya da, bize başka, onlara başka meclis tahsis
et.” Rivayete göre Rasülullah (s.a.v.) onun teklifini mâkul buiur bir eğilime
girince, Kehf sûresinin 28. âyeti nazil oldu ve bu hususta şöyle uyarıldı:
“Ey Muhammedi
Rabierinin rızasını dileyerek sabah akşam O’na ibâdet eden (zayıf ve fakir) müslümanlarla
birlikte candan sebat et. Sakın dünya hayatının aldatıcı ziynetine kapılıp
gözünü ashabından ayırma. Kötülük yapacağını bildiğimiz için kalbini bizi
anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularının kulu kölesi olmuş, işi gücü haddi
aşmak olan kimseye sakın uyma!”