Arapça GramerHarfi Cerler Klasik ArapçaNahiv

Harfi Cerler Arapça Dersleri

 

Harf-i Cerle İlgili Genel Cümle Örnekleri

 

هَلْ ذَهَبْتِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

Okula gittin mi?
 

نَعَمْ ، ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

Evet, okula gittim.
 

هَلْ ذَهَبْتُمْ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

Okula gittiniz mi?
 

نَعَمْ ، ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

Evet, okula gittik.
 

ذَهَبْتُماَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

İkiniz okula gittiniz.
 

هَلْ ذَهَبْتُنَّ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

Okula gittiniz mi?
 

نَعَمْ ، ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

Evet, okula gittik.
 

ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ  لِلِامْتِحاَنِ.

Okula imtihan için gittim.
 

ذَهَبْتُ إِلَى الْبَيْتِ لِلِاسْتِراَحَةِ.

Eve dinlenmek için gittim.
 

ذَهَبْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لِلصَّلاَةِ.

Mescide namaz için gittim.
 

نَظَرَ التِّلْميِذُ إِلَى الصُّورَةِ.

(Erkek) Öğrenci resme baktı.
 

نَظَرَتِ التِّلْميِذَةُ إِلَى الصُّورَةِ.

(Kız) Öğrenci resme baktı.
 

نَظَرْتُ  إِلَى الصُّورَةِ.

Resme baktım.
 

سَبَحَ الْوَلَدُ فِي هَذاَ الشاَّطِئِ.

Çocuk bu kıyıda yüzdü.
 

عَمِلَ خاَلِدٌ الشَّايَ فِي الْمَطْبَخِ.

Halit mutfakta çay yaptı.
 

قَرَأْتُ الدَّرْسَ فِي الْحَدِيقَةِ.

Dersi bahçede okudum.
 

قَرأْناَ الْكِتاَبَ فِي الْمَكْتَبَةِ.

Kitabı kütüphanede okuduk.
 

ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ بِالْحاَفِلَةِ.

Okula otobüsle gittik.
 

وَصَلَ أَحْمَدُ إِلَى الْمَطاَرِ بِالسَّياَّرَةِ.

Ahmet hava alanına arabayla gitti (ulaştı, vardı).
 

نَزَلَ أَحْمَدُ عَنِ الْحِصَانِ.

Ahmet attan indi.
 

رَفَعَ الْإِسلاَمُ الظُّلْمَ عَنِ الْمَرْأَةِ.

İslam kadından zulmü kaldırdı.
 

سَأَلْتُ عَنِ الْماَلِ.

Mal hakkında sordum.
 

سَأَلَ الطَّبِيبُ عَنِ الْمَرِيضِ.

Doktor hastadan (hasta hakkında) sordu.
 

اَلْأُمُّ عَمِلَتِ الطَّعاَمَ فِي الْمَطْبَخِ.

Anne yemeği mutfakta yaptı.
 

جَلَسَ مُحَمَّدٌ فِي الْبَيْتِ.

Muhammed evde oturdu.
 

جَلَسَتْ عاَئِشَةُ فِي الْغُرْفَةِ.

Aişe odada oturdu.
 

خَرَجَ التَّلاَمِيذُ مِنَ الصَّفِّ.

Öğrenciler sınıftan çıktı.
 

اَلتَّلاَمِيذُ خَرَجُوا  مِنَ الصَّفِّ.

(aynı manada isim cümlesi)
 

رَفَعَ الْوَلَدُ الْحَقِيبَةَ مِنَ الْأَرْضِ.

Çocuk çantayı yerden kaldırdı.
 

نَزَلَ الْمَطَرُ مِنَ السَّماَءِ.

Gökten yağmur indi (Yağmur yağdı).
 

اَلْأَوْلاَدُ سَبَحُوا فِي الْمَسْبَحِ.

Çocuklar havuzda yüzdü.
 

سَبَحَ الْخَشَبُ عَلَى الْماَءِ.

Tahta suyun üzerinde yüzdü.
 

سَقَطَ الثَّمَرُ عَلَى الْأَرْضِ.

Meyve yere (yerin üzerine) düştü.
 

غَضِبَ السَّيِّدُ عَلَى الْخاَدِمِ.

Efendi (bey) hizmetçiye kızdı.
 

اَلْوَقْتُ كاَلسَّيْفِ.

Vakit kılıç gibidir.
 

اَلْعِلْمُ كَالْبَحْرِ.

İlim deniz gibidir.
 

قَرَأْتُ كِتاَباً حَتَّى اللَّيْلِ.

Geceye kadar kitap okudum.
 

ماَ شَرِبْتُ الشَّايَ مُنْذُ أَمْسِ.

Dünden beri çay içmedim.

كَتَبْتُ الدَّرْسَ مِنَ الصَّباَحِ حَتَّى الْمَساَءِ.

Sabahtan akşama kadar ders yazdım.

ذَهَبَ عُمَرُ إِلَى الْمَلْعَبِ وَ لَعِبَ الْكُرَةَ.

Ömer oyun sahasına gitti ve top oynadı.

أَكَلْتُ فيِ الْفَطوُرِ الْبَيْضَ وَشَرِبْتُ الشاَّيَ.

Kahvaltıda yumurta yedim ve çay içtim.

 

Ek anlatım: Harfi Cerler

 

  • Harfi Cer‘ler, Lafzî Semâi Âmillerdir. Fiil veya fiil mânasında olan şeyin mânasını, kendilerinden sonra gelen isim veya zamire çekerler. Şöyle de söylenebilir : Harfi Cer‘ler ; 
  • (1) Fiilin mânasını mecrur_isme çeker.
  • (2) Fâile değil de, fiile muzâf görevini yükler.
  • (3) Mecrûr_ismi, muzâfun ileyh (muzafun fâili) olarak görevlendirir.
  • Bu nedenle Ayet-i Kerimenin fâil, fiilinden sorumlu değildir ama, harficer ve mecrur’un yüklediği sıfattan veya vasıfdan sorumludur. Meselâ : “Kalem ile yazdım.” terkibinde, yazma fiilinden sorumlu değilim ama, yazdıklarımdan sorumluyum. gibi. Lâzım fiil, mefulünü harficer ile alır.
  • Harfi Cer’ler, sadece bir tek ismi veya zamiri cer ederler ve bu kelimeye “Mecrur” denir. Harfi cer’in mecrur ile birlikte, mânaca alâkalı (âid, bağlı) olduğu kelimeye “Müteallak” denir.
  • Şöyle de tarif edilebilir: O kelimenin mecrur olmasına (kesre almasına) sebeb olan fiil ile bu fiilin zuhur etmesine sebeb olan fâilin ahlâkı ve/veya temel bilimlerdeki kanunların birlikte düşünüşmesi gerekir, birbirinden ayrı değillerdir.
  • Yani mecrur, fiil ve ahlâk / kanun‘dan herhangi biri olmaz ise, diğerleri oluşmaz. Mutlaka hepsinin de birlikte olması zorunludur. demektir.
  • Müteallak, hem somuttur hem de soyuttur. Tıpkı güneş ışığının hem tanecik tabiatında hem de dalga tabiatında olması gibidir. Bu nedenle de müteallak‘ın hem görünen, hem de görünmediği halde hissedilebilen özellikleri vardır.
  • Müteallak ; (a) Fiil olabilir : Mutlak fiil, Tam fiil ve Nâkıs fiil.
  • (b) Şibh-i fiil olabilir : İsmi fâil, İsmi meful, Sıfatı müşebbehe, İsmi tafdil ve Masdar.
  • (c) Fiil mânasını ifâde eden bir lafız : isim-fiil ve zarfı müstekar’dır. Zâid olarak gelen harficerin müteallakı yoktur, ancak, Kur’an-ı Kerim’de hiç bir harf zâid olarak gelmez.
  • Harficer’e (خَافِضٌ ) “Alçaltıcı, insana haddini bildiren” ve Mecrûr’una ise (مَخْفُوضٌ ) “Alçalmış, alçaltılmış” de denir.
  • Lâzım fiil mef’ulünü harficer ile alır 26/193 :
  • ( نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ ) “Onu Ruhu’l Emîn indirdi.” Ayet-i Kerimesinde ( نَزَلَ ) lâzım fiili, mef’ulünü ( بِ ) harficeri ile almasında “Sebep hasıl olmadan yapılan konuşmalara nefis ve şeytan dahil olur.
  • Bu nedenle, bir sebeb (ihtiyaç) ortaya çıkmadan konuşmayın” ikazı saklıdır. Şöyle de söylenebilir: “Haddini bilenler, sebebsiz yere konuşmaz.”
  • Üç çeşit mecrur vardır : Lafzen, takdiren ve mahallen mecrur. Bunların sakladıkların anlamlarda farklı olması gerekir düşüncesiyle bu saklı anlamları hâlen araştırmaktayım. Örnekler:
  • Lafzen mecrur: ( اَعُوذُ بِاللهِ ) Sonu kesreli olan mecrurdur.
  • Takdiren mecrur: 13/34( وَ مَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ وَاقٍ ) “vâkın” ismi fâilinin sonundaki illet harfi kaide gereği hazf edildiğinden, kesre varmış gibi takdir edilir.
  • Mahallen mecrur: 9/15 ( وَ يَتُوبُ اللهُ عَلىَ مَنْ يَشَآءُ ) “men” ismi mevsul’ü, mahallen mecrurdur. (Mebnilerin i’rabı mahallidir.)
  • Bazı Harfi Cer‘lerin birbirleri yerine kullanılabilme şartlarını tesbit tablosu. (Tefekkür için hazırlandı.)
  •   ( بِ ) ( مِنْ ) ( إِلىَ ) ( عَنْ ) ( عَلىَ ) ( لِ ) ( فِي ) 
    ( بِ )   *   ** ** * *
    ( مِنْ ) **     ** ** * *
    ( إِلىَ ) **       **   **
    ( عَنْ ) ** *     ** * *
    ( عَلىَ ) **   * *     **
    ( لِ )     *   **   *
    ( فِي ) * * **   ** *  
    Genel anlam  ile, i, e den e kadar den ye için de
  • ( مِنْ ) anlamında: 76/6 ( … عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ ) “o kaynaktır ki ondan Ellah’ın kulları içerler …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: 12/100( … وَقَدْ أَحْسَنَ بِي … ) “… Gerçekten bana ihsanda bulundu  …”
  • ( عَنْ ) anlamında: 25/59 ( فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا … ) “…  ondan haberi olandan sor.”
  • ( عَلىَ ) anlamında: örnek ( أَ رَبٌ يَبُولُ الشُّعْلَبَانِ بِرَأْسِهِ ) “Başına tilki işeyen bir put mu?”
  • ( فِي ) anlamında: 56/50 ( لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ) malûm günün belli vaktinde, … toplanacaklar.
  • ( بِ ) anlamında: 53/3 ( وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى ) “o hevası ile (hevasından) konuşmuyor”
  • ( مِنْ ) anlamında: 42/25 ( وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ) “O kullarından tevbeleri kabul eder.”
  • ( بِ ) anlamında: örnek ( اِرْكَبْ عَلَى اسْمِ اللهِ ) “Ellah’ın ismiyle bin.”
  • ( مِنْ ) anlamında: 83/2 ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) “… insanlardan ölçüp aldıkları vakit …”
  • ( إِلىَ ) anlamında: Bakınız, ? dosyasına
  • ( عَنْ ) anlamında: 2/185 ( … وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ … ) “… hidayete erdirdiğinden Ellah’ı tesbih ediniz …”
  • ( لِ ) anlamında: 57/22 ( إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ ) “… Muhakkak şu Ellah için (-e göre) kolaydır.”
  • ( فِي ) anlamında: 44/32 ( وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ ) “…. âlemler içinden seçtik”
  • ( عَلىَ ) anlamında: 52/2,3 ( وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ ) Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış kitaba.
  • ( إِلىَ ) anlamında: 2/144 ( قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَآءِ … yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz
  • Harfi Cer‘i ile zamirler arasındaki ilişkiyi anlatmaya ve tefekküre örnek olarak, 2/40 Ayet-i Kerimesi seçildi.
  • NOT:  Nahiv’de, harficerlerin Lafzî Semâî Âmil olarak görevleri vardır ve bu görevleri de tefekkür ile buluruz. 
  • ( … يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ  )
  • “Ey İsrail oğulları! – Nimetlerimi hatırlayın – ki onları size nimet olarak verdim – Benim ahdimi yerine getiriniz ki Bende sizin ahdinizi yerine getireyim – ve yalnız Benden korkun”
  • ( عَلىَ ) anlamında: Ayeti kerimenin muhatabının; aklı, nefsi ve ruhunun ortak bir söylemde (hedefte, anlamda) buluştuğu andaki zamiri, ( كُمْ )’dür ve ( ك ) değildir. ( كُمْ )’e verilen nimetin hesabından, ( عَلَيْكُمْ ) car-mecrurundaki ( ي ) sorumludur.” bilgisi saklıdır.   Çünkü;
  • a) Muttasıl ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’e örnek olur ve sizden sorumlu olan kişidir. Hz. Mûsâ a.s, Tur dağına giderken kavminin gözetimini, Hz. Hârun a.s’a bırakmıştı ve döndüğü zaman da bazılarının İCLE’ye (buzağ’a benzeyen bir heykele) tapınmasından da Hz. Hârun a.s’ı sorumlu tutmuştu.
  • b) Muttasıl  ( ي ) zamiri, ( كُمْ )’ün anlayacağı şekilde konuşur. Hz. Hârun a.s, davranışlarından vaz geçirmek için onlarla konuştu, ancak bir kısmı söz dinlemedi.
  • ( بِ ) anlamında olduğunda işaret ( أَنْعَمْتُ ) kelimesindeki ( تُ ) taûl fâiledir. Ayeti Kerimeyi okuyanın “Bu Ayet, ( كُمْ ) ile bana ve benim gibilerine emrediyor” dediği vakitteki saklı bilgisidir.
  • Asr-ı Saadette, mealen; “Yâ Hz. Rasulullah, kimden isteyeceğiz” diye soran sahabeye (rh.a), “Mülk, Ellah Teala’nın. Ben, taksim ediciyim.” buyurdu. Günümüzdeki ( تُ ) taûl fâil, Mürşid-i Kâmil-i Mükemmil’dir.
  • ( مِنْ ) anlamında olduğunda, “içinizden her kim nimetimden yüz çevirirse, onları yine sizden olanlarla cezalandırırım” bilgisi saklıdır. İCLE’ye tapınma cezası olarak gelen “nefsinizi katledin” emrinden sonra İsrail oğulları, birbirlerini öldürdüler.
  • ( إِلىَ ) anlamında olduğunda hitap ( نِعْمَتِيَ ) kelimesindeki ( تِيَ ) taûl fâildir. Karşınızdaki ( كُمْ ) sıfatında olduğunda verdiğiniz nimetin sorumluluğunu ve karşılığını isteyin anlamını verir.
  • ( عَنْ ) anlamında olduğunda ( كُمْ )’ün idrakı kadar nimetin karşılığını verir anlamı saklıdır.
  • ( لِ ) anlamında olduğunda, “Bu nimetleri, sadece sizin için (Peygamberime inanlar için) verdim. Hz. Ali (k.a.v), anlam olarak “İlmi, ….. boynuna takmayınız” buyurmuştur. bilgisi saklıdır.
  • ( فِي ) anlamı olduğunda ( كُمْ ) sıfatını kazanan nimeti anlar ve onu zikreder (anlatır, anar) anlamı saklıdır.
  • Kendini deneBu dersi ne kadar öğrendin?3 seviye, her birinde 5 soru. Önce kendin cevapla, sonra açıklamayı oku. Sonuçların yalnız bu tarayıcıda saklanır.
    1. Harf-i cer, girdiği ismin sonunu nasıl yapar?
    2. فِي harf-i cerinin temel anlamı nedir?
    3. 'Gibi' anlamı veren (teşbih bildiren) harf-i cer hangisidir?
    4. عَلَى harf-i cerinin temel anlamı nedir?
    5. إِلَى harf-i ceri hangi anlamı bildirir?

    İlgili Makaleler