Otuz İkinci Bölüm: Mekke Döneminin Son Üç Yılı
32.1.8.
Rasûlullah’ın, Mus’ab bin Umeyr’i Medine’ye Göndermesi
İbni Cerir ve İbni Hişâm’ın Muhammed bin İshâk’a dayanarak
yazdıklarına göre Medinelilerin bu ikinci heyeti memlekete hareket ederken
Rasûlullah (a.s.) kendilerine refakat etme üzere Hz. Mus’ab bin Umeyr’i
gönderdi. Rasûlullah (a.s.), Mus’ab’ın Medinelilere Kur’an’ı ve İslâm’ı
öğretmeye ve dini iyi anlamalarını sağlamaya çalışmasını istedi. Dolayısıyla,
Hz. Mus’ab Medine’ye varıp Hz. Es’ad bin Zürâre’nin evinde kaldı. Fakat Musa bin
Ukbe’nin rivâyetine göre heyet Medine’ye döndükten sonra Mu’az bin Afra ve Rafi’
bin Malik’i kendilerine dini öğretecek bir kişiyi yanlarına almak üzere Mekke’ye
gönderdiler. Rasûlullah (a.s.) Medinelilerin bu isteği üzerine Hz. Mus’ab bin
Umeyr’i o tarafa gönderdi. Beyhakî’nin İbni İshâk’a dayanarak kaydettiği rivayet
bundan biraz değişiktir. Buna göre heyettekiler Rasûlullah (a.s.)’a mektup
göndererek dini öğretmek üzere kendilerine bir kişi göndermelerini istediler.
Rasûlullah (a.s.), bu mektuba cevap olarak Hz. Mus’ab’ı Medine’ye gönderdi. İbni
Sa’d da Vakıdi’nin benzer bir rivâyetini kaydetmiştir.
Ensâr, İkinci Akabe bi’atından memleketlerine döndükten sonra
Hz. Mus’ab bin Umeyr başkanlığında İslâmı hızla yaymaya başladılar. İbni
Sa’d’ın, Vakıdi’ye atfen yazdığına göre Beni Abd el-Eşhel’den
Abbâd bin Bişr bin Vakş ve müttefiklerinden Muhammed bin Mesleme, Hz. Mus’ab’a
biat ettiler. Bundan sonra Beni Abd-el Eşhel’in kabile reisi, Sa’d bin Mu’az ve
Üseyd bin Hudayr aynı gün Hz. Mus’ab’a biat ettiler. Hatta, Beni Abd el-Eşhel
mahallesinden tek bir müşrik kalmadı. İbni İshâk, İbni Hişâm ve Taberî, Hz. Sa’d
ve Hz. Üseyd’in İslâmı kabul etmeleriyle ilgili şu ilginç hikâyeyi
nakletmişlerdir:
“Bir gün Es’ad bin Zürâre, Hz. Mus’ab’ı yanına alarak Evs’in bir
kolu olan Beni Zafir kabilesine götürdü. Onlar Beni Zafir’in bahçesinde
dolaşırlarken müslümanlığı kabul etmiş olan birkaç kişi yanlarına geldi. Sa’d
bin Mu’az ile Üseyd bin Hudayr bu faaliyetin haberini alınca Sa’d Üseyd’e şöyle
dedi: “Yahu, şu adamlara (Es’ad ve Mus’ab) gitsene. Baksana, bu adamlar bizim
mahalleye gelip saf kişileri kandırmaya çalışıyorlar. Git ve onları
bahçelerimizden çıkar. Eğer Es’ad bu işe karışmamış olmasaydı ben şahsen oraya
gidecektim. Fakat biliyorsun ki o benim halamın oğludur ve ben onunla yüz yüze
gelmek istemiyorum.” Bunun üzerine Üseyd mızrağıyla bahçeye gitti. Hz. Es’ad’ın
kendilerine doğru geldiğini görünce Hz. Mus’ab’a dedi ki: “Bak, bizim
kabilemizin reisi geliyor. Ona Allah’ın hak sözünü hakkıyla anlatmaya çalış.”
Hz. Mus’ab dedi ki; eğer kendisi oturursa onunla mutlaka konuşacağım. Üseyd
onlara gelip kızgın bir ifade ile bir an bekledi ve sonra şu sert sözleri
söyledi: “Hey, sizi buraya getiren nedir? “Siz niye bizim adamlarımızı
kandırıyorsunuz? Eğer canınızı kurtarmak istiyorsanız buradan hemen defolun.”
Hz. Mus’ab, “sakin olun, siz biraz oturup söyleyeceklerimizi dinler misiniz?
Söyleyeceklerimiz hoşunuza gidiyorsa kabul edin, gitmiyorsa reddedin, karar
sizindir.” Üseyd “haklısın” dedi ve mızrağını yere çakarak oturdu. Hz. Mus’ab
(r.a.), ona İslâm’ın temel ilke ve inançlarını anlattı ve Kur’an-ı Kerim’den
ayetler okudu. Hz. Es’ad ile Hz. Mus’ab’ın ifadesine göre “yemin ederiz ki,
Üseyd’in yüz ifadesi öylesine birden bire değişti ki, İslâmiyetin O’nu tam
manasıyla etkilediğine inandık.” Nitekim Hz. Mus’ab’ın söylediklerinden sonra
Üseyd şöyle dedi: “Hayret ne kadar da güzel bir kelâmdır. Siz bu dine girerken
ne yaparsınız?” İkisi kendisine şöyle dedi: “Yıkanın ve vücudunuzu temizleyin,
elbiselerinizi de temizleyin. Sonra, Hakk’a, şehâdet getirin, daha sonra namaz
kılın.” Üseyd o an oradan kalktı, yıkanıp temiz olduktan sonra geldi, kelimeyi
şehâdet getirdi ve iki rek’at namaz kıldı. Daha sonra şunları söyledi: “Arkamda
bir adam var ki, eğer size tabi olursa eminim, halkından tek bir kişi sözünün
dışına çıkmayacaktır. Ben ona gidip onu size yolluyorum.” Üseyd bunları
söyledikten sonra oradan ayrıldı ve Sa’d bin Muaz’a vardı. O sırada Sa’d bir
toplantıda idi. Sa’d onu gelirken görünce, “vallahi, yemin ederim, Üseyd
buradan gittiği yüzle dönmüyor” dedi.
Hz. Üseyd gelip toplantıda durdu. Es’ad, kendisinin ne yaptığını
sordu. Üseyd şöyle dedi: “Ben her iki adamla konuştum. Bence, onların herhangi
bir zararlı çalışması yoktur. Ben onların propaganda yapmamalarını istedim.
Onlar da dedi ki, biz zaten sizin dediklerinizi yapıyoruz. Benim duyduğuma göre
Beni Harise’ye mensup kimseler Es’ad bin Zürâre’nin senin halanın oğlu olduğunu
biliyorlar ve seni küçük düşürmek üzere Es’ad bin Zürare’yi öldürtmek için yola
çıkmışlardır”. Bunu duyunca Sa’d’ın yüzü değişti ve hemen mızrağını alıp
kardeşine yetişmek için oradan ayrıldı. Giderken de, “vallahi, benim seni onlara
göndermemin hiçbir faydası olmadı” dedi. Hz. Es’ad uzaktan Sa’d’ın gelmekte
olduğunu görünce Mus’ab’a dedi ki, “bu öyle bir reistir ki, arkasında bütün bir
halk vardır. Bu müslüman olursa halkından iki kişi bile İslâmı kabul etmekten
kaçamaz. ” Es’ad her iki adamın gayet sakin ve pervasızca oturduklarını
görünce Üseyd’in kendisini onlara bahane ile gönderdiğini anladı ve çok kızdı.
Kızgın bir şekilde Hz. Es’ad bin Zürare’ye dönerek şöyle dedi: “Ebu Ümâme,
vallahi seninle akrabalığım olmasaydı bu adam (Hz. Mus’ab) benden kurtulamazdı.
Sen bizim sülâlemize, beğenmediğimiz bir şeyi mi musallat etmek istiyorsun?” Hz.
Mus’ab kendisine şöyle dedi: “Lütfen, siz sakinleşip söyleyeceklerimi dinler
misiniz? Beğenirseniz kabul edin. Beğenmezseniz reddedin, inanın, biz sizin
hoşunuza gitmeyen bir şeyi sizden uzak tutacağız.” Hz. Es’ad, “doğru söyledin”
dedi ve oraya oturdu. Mızrağını da yere dikti. Hz. Mus’ab kendisine İslâm’ı
anlattı ve Kur’an’dan parçalar okudu. Hz. Mus’ab ile Es’ad’ın rivâyetine göre,
Sa’d henüz konuşmadan yüzündeki tatlı ve yumuşak ifadesiyle İslâma yaklaştığını
sezdiler. Sa’d, Hz. Mus’ab’ın sözleri bitince, “siz bu dine girmek için ne
yaparsınız?” diye sordu. Onlar, Hz. Üseyd’e söylediklerini tekrarladılar. Sa’d
yıkandı ve temiz olarak onlara geldi, kelime-i şehâdet getirdi, iki rek’at
namaz kıldı ve mızrağını alıp meclise geri döndü.
Hz. Sa’d’ın geri döndüğünü görenler yüzünden anladılar ki
kendisi aynı yüzle Hz. Mus’ab ve Hz. Es’ad’a gitmemişti. Hz. Sa’d gelir gelmez
oradakilere şöyle dedi: “Ey Beni Abd el-Eşhel siz benim nasıl bir insan olduğumu
sanıyorsunuz?” Oradakiler dediler: “Biz sizi reisimiz olarak tanırız. Siz
aramızda en merhametli insansınız. Hepimizden daha fazla fikrinizde
isabetlisiniz. Hepimizden daha akıllı ve tecrübelisiniz”. Bu cevabı aldıktan
sonra Hz. Sa’d şöyle dedi: “Siz Allah’a ve Rasûlüne iman edinceye kadar
kadınlarınız ve erkeklerinizle konuşmam haramdır”. Böylece akşam olmadan Beni
Abd el-Eşhel’in bütün erkek ve kadınları müslüman oldular. Müslüman olmayan
sadece el-Üsayrim Amr bin Sâbit kalmıştı. O da Uhud gazvesi sırasında müslüman
oldu ve henüz ilk secdede iken şehid edildi. Rasûlullah (a.s.) dedi ki: “O
Cennet’e gidecektir”. Şurası unutulmamalıdır ki, beni Abd el-Eşhel’de tek bir
münafık yoktu. İbni Sa’d’ın Vakıdi’ye dayanarak naklettiğine göre, Hz. Sa’d bin
Mu’az ve Üseyd bin Hudayr müslüman olduktan sonra ilk iş olarak Beni Abd
el-Eşhel’in putlarını kırdılar.
İbni İshâk’ın rivâyetine göre Hz. Mus’ab Medine’de tebliğ
çalışmalarını hiç aksatmadan ve çok başarılı bir şekilde sürdürdü. Öyle ki, bir
kaç müslüman erkek veya kadının bulunmadığı tek bir Ensar mahallesi kalmadı.
Sadece birkaç aile Hendek gazvesine kadar İslâmı kabul etmediler.
32.1.9. Medine’de
Cuma Namazının Başlaması
Hz. Ka’b bin Mâlik ile Hz. İbni Sirin’in rivâyetine göre, Cuma
namazı ile ilgili ilâhi emir gelmeden önce Medineli Ensar haftada bir gün toplu
namaz kılmaya karar vermişlerdi. Ensar bu maksad için Yahudilerin Sebt
(Cumartesi) ve Hıristiyanların Pazar günü yerine Cuma’yı seçmişlerdi. Cuma’ya
cahiliyye döneminde “Arûbe” günü denilirdi. İlk Cum’a namazını Hz. Es’ad bin
Zürâre kıldırdı. Beni Beyâda bölgesinde kılınan bu namaza 40 kişi katılmıştı.
(Bk. Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace, İbni Hibbân, Abd bin Hamid,
Abdurrezzâk, Beyhakî ve İbni Hişâm).
Dare-Kutni’nin Hz. Abdullah bin Abbas’a dayanarak naklettiği
rivayete göre, Mekke’de Cuma namazı ile ilgili Allah’tan emir gelince, Hz.
Peygamber (a.s.), Hz. Mus’ab bin Umeyr’i yazılı bir emirle Medine’ye gönderdi.
Buna göre zeval (yani güneşin tam tepeye gelmesinden) sonra iki rek’at namaz
kıldıracaktı. Cuma namazının kılınması emrinin Medine’ye gönderilmesinin
sebebi, o sıralarda Mekke’de cemaatle namaz kılınmanın mümkün olmayışıydı.