Otuz İkinci Bölüm: Mekke Döneminin Son Üç Yılı
32.1.6. Ensâr’ın
İlk Grubunun İslâm’ı Kabul Etmesi ve Birinci Akabe Bi’atı
Bi’set sonrası 11. yılda (M.S. 620) Hac mevsiminde Rasûlullah
(a.s.) yine adet üzere muhtelif Arab kabileleriyle görüşmek üzere Mina tarafına
yöneldi ve dolaşarak Akabe[3]
yakınlarında konaklamış olan Hazrec kabilesinin bir grubuna vardı. İbni Hişâm
ile Taberî’nin Muhammed bin İshâk’a dayanarak anlattıklarına göre Rasûlullah
(a.s.) kendilerine “siz kimlersiniz?” diye sordu. Onlar, “biz Hazrec kabilesine
mensubuz” dediler. Rasûlullah (a.s.) “eğer biraz oturursanız size bazı şeyler
söyleyeceğim” dedi. Onlar da “peki” deyince Rasûlullah (a.s.) onların yanına
oturdu, onları Allah’a davet etti ve İslâm’ın temel ilkelerini anlattı ve
Kur’an’dan parçalar okudu. Onlar aralarında dediler ki: “Arkadaşlar, bilin ki
Yahudilerin durmadan söz ettikleri ve geleceğinden korktukları nebi budur.
Sakın onlar bizi geçmesinler.” Ve hepsi sükûnet ve ciddiyetle İslâm’ı kabul
ettiler. Rasûlullah (a.s.)’ı tasdik ettiler ve daha sonra şöyle dediler: “Bizim
milletimiz kadar kargaşa ve iç çekişmeye düşen başka bir millet yoktur. Biz
milletimizi bu halde bırakıp buraya geldik. Belki de Allahu Teâlâ sizin
vasıtanızla onları birleştirir. Biz onlara gidiyoruz ve sizin bize vaaz
ettiğiniz dini onlara vaaz edeceğiz ve inanın, Allah onları sizin etrafınızda
birleşirlerse sizin kadar kuvvetli daha başka bir adam olmayacaktır.” Bazı
rivayetlerde bu olaydan şöyle bahsedilmiştir: “Biat’tan sonra Rasûlullah (a.s.)
onlara dedi ki, “Rabbimin mesajını herkese iletebilmem için, siz beni destekler
misiniz?” Onlar dediler ki: “Ya Rasûlullah, bizde Bu’as muharebesi henüz sona
ermiştir. Eğer siz hemen şu sıralarda oraya gelirseniz halkın sizin etrafınızda
toplanmaları zor olacaktır. Siz şimdilik bizim oraya dönmemize müsaade edin.
Belki de Allahu Teâlâ aralarımızdaki ilişkileri düzeltir. Ve sizin bize telkin
ettiğiniz şeyi biz onlara telkin edelim. Belki de Allah onları etrafınızda
toplar. Böyle olduğu takdirde sizden daha kuvvetlisi olmayacaktır. Öyleyse, biz
gelecek yıl Hac mevsiminde tekrar buluşacağız.”
İbni İshâk, Şa’bi ve Zührî diyorlar ki, Akabe’de Rasûlullah
(a.s.)’a biat eden altı kişi vardı. İbni Sa’d da Vâkıdi’ye dayanarak
sayılarının altı olduğunu kaydetmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Heni Mâlik bin en-Neccâr’dan:
1) Ebu Ümâme Es’ad bin Zürâre (bu zât cahiliyye döneminde de
Tevhid’e inanıyor ve putperestlikten nefret ediyordu).
2) Avf bin el-Hâris bin Rifâ’a (annesinin adı Afra’ idi) Beni
Zürayk’tan:
3) Râfi, bin Mâlik (Cahiliyye döneminde kâmil lakabıyla
tanınırdı).
Beni Selime’den:
4) Kutbe bin Amir bin Hadide.
Beni Harâm bin Ka’b’den:
5) Ukbe bin Amir bin Nabi
Beni Ubeyd bin Adiyy’den:
6) Cabir bin Abdullah bin Ri’âb
İbn Abd-il Berr, siret-ün nebi konusunda söz sahibi olan bazı
kimselerin Câbir bin Ri’âb yerine Hz. Ubâde bin Samit’in ismini kaydettiklerini
belirtmiştir. Musa bin Ukbe ise ilk Akabe Biat’ına katılanların sayısının sekiz
olduğunu kaydetmiştir. Musa bin Ukbe listesinde şu isimleri kaydetmiştir: Es’ad
bin Zürâre, Rafi’ bin Mâlik, Mu’az bin Afra’, Yezid bin Sa’lebe, Ebu’l-Haysem
bin et-Teyyihan ve Uveym bin Sâ’ide. Daha sonra şunları yazmıştır: “Bu zevata
Ubâde bin Sâmit ve Zekân bin Abd-i Kays’ın da dahil olduğu söyleniyor.”
Görüldüğü gibi, bu zayıf bir ifadedir ve âlimler ile tarihçilerin çoğu Muhammed
bin İshâk’ın ifadesinin daha doğru olduğunu kabul etmişlerdir. Hâfız İbni Hacer
de bu ifadeyi diğer ifadelere tercih etmişlerdir (Bk. Feth ul-Bâri).
İbni Sa’d, yukarıda bahsettiğimiz Vâkıdî’nin sözlerinin yanı
sıra Medinelilerin İslâmiyeti kabul etmelerine dair üç rivayet daha
nakletmiştir, bu rivayetlerde şu ek bilgilere rastlıyoruz: 1) İlk önce Es’ad bin
Zürare ile Zekvan bin Abd-i Kays, Cahiliyye’nin örf ve adetine göre Utbe bin
Rebi’a ile görüşmek üzere Mekke’ye gittiler. Ancak Utbe ile görüşmeden önce Hz.
Peygamber (a.s.) hakkındaki dedikoduları duyduktan sonra onunla görüştüler ve
müslüman oldular. Daha sonra Hz. Es’ad Medine’ye gidip durumu Ebul-Haysem bin
et-Teyyihan’a anlattı ve o da İslâmı kabul etti. Bundan sonra Ebul-Haysem,
Akabe’de Rasûlullah (a.s.) ile görüşmüş olan altı kişiye katıldı. 2) İlk önce
Rafi’ bin Malik ez-Zurki ve Mu’az bin Afra’ umre için Mekke’ye gittiler. Orada
Rasûlullah (a.s.) hakkında bilgi edindikten sonra kendisiyle görüştü ve
müslüman oldular. 3) Mina’da Rasûlullah (a.s.), Medine’nin altı değil sekiz
kişinin adı Mûsa bin Ukbe’nin rivâyetinde yer almıştır.
32.1.7.
Medinelilerin İkinci Heyeti ve İkinci Akabe Bi’atı
İbni Sa’d ile İbni İshâk’ın rivayetlerine göre Akabe’de
İslâmiyete iman eden ilk Medineliler memleketlerine dönünce İslâmı tebliğ
çalışmalarına başladılar. Bunun neticesinde ensarın her evinde Rasûlullah
(a.s.)’ın adı duyulmaya başladı. Ertesi yıl (yani bi’set sonrası 12 yıl) hac
mevsiminde Medine’den gelen 12 kişilik başka bir heyet bir önceki yıl
Hazreclilerin biat ettiği Akabe’de Rasûlullah (a.s.) ile görüştü. Bu 12 kişiden
beşi bir önceki yıl müslüman olanlardı (Hz. Cabir bin Abdullah bin Ri’ab ise bu
yıl gelmedi). Diğer 7 kişiden 5’i Evs’e bağlıydılar:
Hazrec ve Beni en-Neccâr’dan:
1) Mu’az el-Hâris bin Rifâ’a (Afrâ’nın oğlu)
Hazrec ve Beni Zürayk’tan:
2) Zekvan bin Abd-i Kays (İbn Sa’d ve İbni Hişâm’ın ifadesine
göre bu zat Medine’den Mekke’ye gelerek Rasûlullah’ın yanında kaldı ve hicret
sırasında Medine’ye döndü).
Hazrec ve Beni Avf bin el-Hazrec’den:
3) Ubâde bin Sâmit
4) Yezd bin Sa’lebe
Hazrec ve Beni Sâlim bin Avf bin Hazrec’den:
5) Abbâs bin Ubâde bin Nadle (İbni İshâk’ın ifadesine göre bu
zât da Mekke’de kaldı ve Rasûlullah (a.s.) ile beraber Medine’ye hicret etti).
Evs ve Beni Abdil-Eşhel’den:
6) Ebul-Haysem bin et-Teyyihân (bu zât cahiliyye döneminde de
Tevhid’e inanıyor ve putperestlikten nefret ediyordu).
Evs ve Beni Amr bin Avf’tan:
7) Uveym bin Sâ’ide
Rasûlullah (a.s.)’ın bu zevat’dan aldığı bi’atının ismi “Bi’at-ı
Nisâ”dır. Zira, bunun sözleri birkaç yıl sonra müslüman kadınlardan biat
alınması konusunda Kur’an-ı Kerim’in el-Mümtehine suresinin 12. ayetinde teklif
edilen biatın sözlerine çok benziyor. İbni İshâk, Hz. Ubade bin Samit’e
dayanarak biatın metnini şöyle nakletmiştir:
“Biz (Medineli müslümanlar) Allah’a kimseyi ortak koşmayacağız.
Hırsızlık yapmayacağız. Zina yapmayacağız. Evlatlarımızı katletmeyeceğiz. Kendi
el ve ayaklarımıza iftirada bulunmayacağız (yanî, hiçbir kimseye asılsız
iftirada bulunmayacağız.) Hiçbir emri ma’ruf konusunda Rasûlullah (a.s.)’a
itaatsizlik etmeyeceğiz. Rasûlullah (a.s.)’ın emirlerini dinleyeceğiz ve ister
mali durumumuz iyi, ister kötü olsun, ister bu emirleri beğenelim, ister
beğenmeyelim, isterse de bize başkaları tercih edilsin, bu emirleri yerine
getireceğiz. Ve biz hükümet işlerinde devlet yetkilileriyle ihtilafa
düşmeyeceğiz. (Müsned-i Ahmed’de şu ilâve satırlar var: “Hükümette hakkınız
olduğunu sandığınız halde” ve Buhârî’de şu kelimeler var: “Sizin aleni küfre
şahit olmanız hariç”). Ve biz nerede ve ne şartlar altında olursak olalım, Hak
söz söyleyeceğiz ve bizi lanetleyenlerden korkmayacağız. Eğer siz bu sözlere
bağlı kalırsanız sizin için cennet vardır. Ve eğer biri yasak bir fiil işlerse,
bu mesele Allah’a havale edilecektir. Allah isterse cezalandırır, isterse
affeder.”
Bu hadisin muhtelif bölümleri; Hz. Ubâde bin Samit’in
rivayetleri başlığı altında şu hadis kitaplarında yer almıştır: Buhârî,
“Kitab-ul İman”, Bölüm: Menâkıb ul-Ensâr, Kitab ul-Hudud, Kitab ul-Fiten, Kitab
ul-Ahkâm, Müslim: Kitab ul-Hudûd ve Kitâb ul-Emaret Müsned-i Ahmed: Ubade bin
Samit’in rivayetleri.