Yıl: 2014

  • Gazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temeli Atıldı

    Şehitlik kaşında yer alan fakültenin temelini Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ak Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber, Kaymakam Gürsoy Osman Bilgin, Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik birlikte attı.

    Gazi Üniversitesi (GÜ) İslami Bilimler Fakültesi’nin temeli düzenlenen törenle atıldı. Şehitlik kaşında yer alan fakültenin temelini Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ak Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber, Kaymakam Gürsoy Osman Bilgin, Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik birlikte attı.

    Törende konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 2002 yılında Türkiye’de 76 tane üniversite olduğunu belirterek, vatandaşlar şehirlerine gelen siyasilerden üniversite sözü istediğini söyledi. Bozdağ, “Göreve geldiğimizde dedik ki; Türkiye’nin her iline bir üniversite açacağız. Şehirlerimizi kampüs şehir yapacağız. Bilimin ışığı sadece Ankara, İstanbul gibi büyük ve merkezi şehirlerde değil, Bu Ülkenin en ücra köşesinde yanacak, yanmayanı da biz yakacağız. 110 yeni üniversite kurduk. Türkiye’nin bugün 180 civarından üniversitesi var.” dedi.

    Ak Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ise Sakarya savaşının Polatlı’da geçtiğini hatırlatarak tarihi her zaman Polatlı’nın değiştirdiğini söyledi.

    Gazi Üniversitesi bünyesinden 9 üniversitenin çıktığını dile getiren Rektör Prof. Dr. Süleyman Büyükberber, 10’uncu üniversitesin Polatlı üniversitesi olacağının müjdesini verdi. Büyükberber, “Gazi üniversitesi ismine yakışır bir fakülte binamız olacak. Üst düzel akademisyenler görev alacak. Ankara’nın 2’nci yada 3’üncü büyük ilahiyat fakültesi olacak. Senato kararını aldığımız uygulamalı bilimler fakültemiz geliyor. Oda yaklaşık 1500 öğrencisi olacak büyüklükte. Bunun dışında meslek yüksek okulları birleşip sosyal bilimler meslek yüksekokulu açılacak. Bunların hepsinden ortaya çıkacak olan 10 bin nüfuslu bir Polatlı üniversitesi 1-2 yıl içerisinde temelini atacak. Bununla ilgili yüksek öğretime sunumları yaptık. Gazi Üniversitesi bugüne kadar bünyesinden 9 üniversite çıkardı bu 10’uncu olacak. İnşallah Polatlı üniversitesi de bağımsız kendi başına büyüyen bir üniversite olarak hayatına devam edecek.” diye konuştu.

    Kaymakam Gürsoy Osman Bilgin de Gazi Üniversitesi’nin desteği ile üniversiteleşme konusunda da çok önemli adımlar atıldığını belirtti.

    Bazı işlerin para ile satın alınamayacağını vurgulayan Belediye Başkanı Yakup Çelik, Gazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin kararının bakanlar kurulu kararı ile alındığını hatırlattı. Çelik, “Sadece belediyecilik hizmetleri ile şehirleşme ile yetinmedik. Bu şehrin manevi ruhuna uygun şekilde Sakarya şehitlerinin yadigarı olarak bu şehirde başka ne yapabiliriz diye.. Şehrimizin insanının daha mutlu yaşaması için elimizden gelen her çabayı gösterdik. Şehrin vizyonunu geliştirmek hususunda Polatlı’nın ortak aklını harekete geçirdik.” dedi.

    Konuşmaların ardından fakültenin hafriyat çalışmasını ücretsiz yapan hayırsever işadamların Adalet Bakanı Bekir Bozdağ plaket takdim etti.

    Belediye Başkanı Yakup Çelik ise Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber’e çini hediye etti.

  • Hadis Allahın Kullarını İzlemesi Murakabe Hadisi Şerifleri Arapça Türkçe

     

     

     

    قال الله تعالى : ]  الذي يَرَيكَ حِينَ تَقُومُ وَتَقَلُّبَكَ في السَّاجِدِينَ [

     “O ki, gece namazına kalktığın zaman, seni görüyor. O’nun huzurunda saygıyla, yere kapananlar arasında yer aldığını da görmektedir.” (26 Şuarâ 218 219)

    قال الله تعالى : ]وَهُوَ مَعَكُمْ أين مَا كُنْتُمْ [.

     “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (57 Hadîd 4)

    قال الله تعالى : ]إناللَّهَ لاَ يَخْفَى عَلَيْهِ شيء في الأرض وَلاَ في السَّمَآءِ  [.

     “Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (3 Âl i İmrân 5)

    قال الله تعالى : ] إن رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ [.

     “Çünkü Rabbin her zaman gözetleyip durmaktadır.” (89 Fecr 14)

    قال الله تعالى : ]يَعْلَمُ خائنة الأعين وَمَا تُخْفِى الصُّدُورُ [

     “Çünkü Allaha art niyetli bakışların ve kalplerin gizlediği düşüncenin farkındadır.” (40 Mü’min 19)

    60- عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ t قال : بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ e , ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَاب,ِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ ,لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ, وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ, حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ eعليه وسلم فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ, وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ وَقال : يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الإسلام ؟ فَقال رَسُولُ اللَّهِ e: الإسلام أن تَشْهَد َأن لاَ إِلَهَ إلا اللَّه, وَأن مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ, وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ, وَتُؤْتِيَ الزَّكَاة, وَتَصُومَ رمضان, وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إن اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً. قال : صَدَقْتَ. قال: فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ! قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإيمان؟ قال :أن تُؤْمِنَ بِاللَّهِ, وَمَلاَئِكَتِهِ, وَكُتُبِهِ, وَرُسُلِهِ, وَالْيَوْمِ الآخرِ ,وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ. قال : صَدَقْتَ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإحسان ؟ قال : أن تَعْبُدَ اللَّهَ كأنكَ تَرَاهُ, فَإن لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإنهُ يَرَاكَ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ؟ قال : مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَاتِهَا؟ قال : أن تَلِدَ الأمة رَبَّتَهَا, وَإن تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي البنيان. ثُمَّ انطلق, فَلَبِثْتُ مَلِيًّا, ثُمَّ قال : يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ ؟ قُلْتُ : اَللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قال : فَإنهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ .

    60: Ömer ibn Hattâb (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında bulunduğumuz sırada elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk belirtisi olmayan ve kimsenin de tanımadığı bir adam çıkageldi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in karşısına oturdu, dizlerini Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koydu ve şöyle dedi:

    Ey Muhammed bana İslâm’dan haber ver? Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) cevap olarak şöyle dedi: “İslâm: Allah’tan başka gerçek İlah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, gücün yeterse haccetmendir.” Adam doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de cevabı tasdik etmesine şaşırdık.

    Adam şimdi de iman nedir onu bana anlat? dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin hayır ve şerrine de iman etmendir” buyurdu. Adam tekrar doğru söylüyorsun diye tasdik etti ve peki ihsan nedir onu da anlat? deyince. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “İhsan: Allah’ı görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Eğer sen O’nu görmüyorsan O seni görüyor” buyurdu. Adam yine: Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Kendisine soru sorulan bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi. Adam o halde alametlerini söyle dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Annelerin kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak başı çıplak yoksul koyun çobanlarının yüksek ve mükemmel binaları yükseltmekte birbirleriyle yarışmalarıdır” buyurdu. Adam da sessizce çekip gitti. Ben de bir müddet durakaldım. Daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Ey Ömer soru soran kimse kimdi biliyor musun?” buyurdu. Ben: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “O Cebrâil idi, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu. (Müslim, İman 1)

     61- عَنْ أبي ذَرٍّ جَنْدَبِ بْنِ جُناَدَةَ َ و أبي عَبْدِ الرَّحْمَنْ مُعاَذِ بْنِ جَبَلٍ رضي الله عنهما عَنْ رَسُولِ اللَّهِ rقال : اِتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ, وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا, وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ .

    61: Ebû Zerr Cündüp ibn Cünâde ve Ebû Abdurrahmân Muâz ibn Cebel (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasülullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Nerede ve nasıl olursan ol Allahtan kork!yolunu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalış, kötülük yaparsan arkasından hemen bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip götürsün. İnsanlara güzel huy ve iyilikle muamele et.” (tirmîzî, Birr 55)

    62- عَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّه عَنْهمَا قال : كُنْتُ خَلْفَ النَّبِيِّ rيَوْمًا فَقال : يَا غُلاَمُ إني أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ :  اِحْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ, اِحْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ, إذا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّه,َ وَإذا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ, وَاعْلَمْ : أن الأمة لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أن يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ, لَمْ يَنْفَعُوكَ إلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ , وَإن اِجْتَمَعُوا عَلَى أن يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ, لَمْ يَضُرُّوكَ إلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ , رُفِعَتِ الأقلام, وَجَفَّتِ الصُّحُفُ . وَفِي رِواَيَةٍ غَيْرِ التِّرْمِذِيُّ : اِحْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ أَمَامَكَ, تَعَرَّفْ إِلَي اللهِ فِي الرَّخَاءِ يَعْرِفْكَ فِي الشِّدَّةِ, وَاعْلَمْ أن ماَ أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ, وَماَ أصابكَ لَمْ يُكُنْ لِيُخْطِئَكَ, وَاعْلَمْ أن النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ, وَأن الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْبِ, وَإن مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا .

    62: Abdullah ibn Abbas(Allah Onlardan razı olsun)’den bildirildiğine göre: Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in bindiği hayvanın arkasına binmiştim. Bana şöyle söyledi: “Ey genç sana bazı kaideler öğreteceğim: Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah’da seni gözetsin. Daima Allah’ın rızasını her işinde önde tut ki, Allah’ın yardımını her an yanında bulasın. Birşey isteyeceksen Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile, bil ki bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak senin için Allah’ın yazdığı faydayı sana ulaştırabilirler. Yine bütün insanlar sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış ve kader defterinin sayfasındaki mürekkepler kurumuştur.” (Tirmîzî, Kıyâme 59)

    Tirmîzî dışındaki bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima karşında bulasın. Bolluk zamanların da Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan birşey senin başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp başkasına gitmez. Bil ki; yardım ve zafer sabırla beraberdir. tasa ve sıkıntının peşinde ferahlık, güçlüğün ardında da kolaylık vardır.” (Müsned, I, 307)

    63- عَنْ أنس t قال : إنكُمْ لَتَعْمَلُونَ أعمالا هِيَ أَدَقُّ فِي أَعْيُنِكُمْ مِنَ الشَّعرِ, كُنَّا نَعُدُّهَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ eمِنَ الْمُوبِقَاتِ .

    63: Enes ibn Mâlik (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Siz gözünüzde kıldan daha küçük ve önemsiz görünen bazı işler yapıyorsunuz ki; biz bu tür işleri Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında büyük günahlar dan sayardık. (Buharî, Rikâk 32)

    64- عَنْ أبي هُرَيْرَة َtعَنِ النَّبِيَّ rقال :إن اللَّهَ تَعاَلَي يَغَارُ , وَغَيْرَةُ اللَّهِ تَعاَلَي , أن يَأْتِىَ الْمَرْءُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ.

    64: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah kulları hakkında gayret gösterir. Allah’ın gayreti haram kıldığı şeyleri insanların işlemelerine karşı olmasıdır.” (Buhârî, Nikah 107; Müslim, tevbe 36)

    65- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ t إنهُ سَمِعَ النَّبِيَّ e يَقُولُ : إن ثَلاَثَةً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ :  أَبْرَصَ, وَأَقْرَعَ , وَأَعْمَى, أَراَدَ اللهُ أن يَبْتَلِيَهُمْ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ مَلَكًا, فَأَتَى الأبرص فَقال : أَيُّ شَيْءٍ أحب إِلَيْكَ؟ قال : لَوْنٌ حَسَنٌ, وَجِلْدٌ حَسَنٌ, وَيَذْهَبُ عَنِّي الَّذِي قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ, فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ قَذَرُهُ وَأُعْطِيَ لَوْنًا حَسَنًا. فَقال : فَأَيُّ الْمَالِ أحب إِلَيْكَ؟ قال : الإبل -أَوْ قال : الْبَقَرُ – شَكَّ الرَّاوِي -فَأُعْطِيَ نَاقَةً عُشَرَاءَ, فَقال : بَارَكَ اللهُ لَكَ فِيهَا. فَأَتَى الأقرع فَقال : أَيُّ شَيْءٍ أحب إِلَيْكَ؟ قال : شَعَرٌ حَسَنٌ, وَيَذْهَبُ عَنِّي هَذَا الَّذِي قَذِرَنِي النَّاسُ , فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ, وَأُعْطِيَ شَعَرًا حَسَنً. قال : فَأَيُّ الْمَالِ أحب إِلَيْكَ؟ قال : الْبَقَرُ ,فَأُعْطَيَ بَقَرَةً حَامِلاً. وَقال : بَارَكَ اللهُ لَكَ فِيهَا. فَأَتَى الأعمى فَقال : أَيُّ شَيْءٍ أحب إِلَيْكَ؟ قال :أن يَرُدَّ اللَّهُ إلي بَصَرِي فَأُبْصِرَ النَّاسَ, فَمَسَحَهُ فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيْهِ بَصَرَهُ. قال : فَأَيُّ الْمَالِ أحب إِلَيْكَ؟ قال : الْغَنَمُ فَأُعْطِيَ شَاةً وَالِدًا, فَانتجَ هذان وَوَلَّدَ هَذَا, فَكان لِهَذَا وَادٍ مِنَ الإبل, وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْبَقَرِ ,وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْغَنَمِ, ثُمَّ إنهُ أَتَى الأبرص فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ, فَقال : رَجُلٌ مِسْكِينٌ قَدِ انقطعت بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي, فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إلا بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ, أَسْأَلُكَ بِالَّذِي أَعْطَاكَ اللَّوْنَ الْحَسَنَ, وَالْجِلْدَ الْحَسَنَ, وَالْمَالَ, بَعِيرًا أَتَبَلَّغُ بِهِ فِي سَفَرِي, فَقال : اَلْحُقُوقُ كَثِيرَةٌ. فَقال : كأني أَعْرِفُكَ, أَلَمْ تَكُنْ أَبْرَصَ يَقْذَرُكَ النَّاسُ فَقِيرًا, فَأَعْطَاكَ اللَّهُ!؟ فَقال : إنما وَرِثْتُ هَذَا الْماَلَ كَابِراً عَنْ كَابِرٍ, فَقال : إن كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ. وَأَتَى الأقرع فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِه,ِ فَقال لَهُ مِثْلَ مَا قال لِهَذَا, فَرَدَّ عَلَيْهِ مِثْلَ مَا رَدَّ هَذَا, فَقال : إن كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ. وَأَتَى الأعمى فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ, فَقال: رَجُلٌ مِسْكِينٌ وَابْنُ سَبِيلٍ انقطعت بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي, فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إلا بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ, أَسْأَلُكَ بِالَّذِي رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا فِي سَفَرِي؟ فَقال : قَدْ كُنْتُ أَعْمَى فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيَّ بَصَرِي, فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ ماَ شِئْتَ, فَوَ اللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشَيْءٍ أخذتُهُ لِلَّهِ عَزَّ وجَلَّ. فَقال : أَمْسِكْ مَالَكَ فَإنما اُبْتُلِيتُمْ, فَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْكَ وَسَخِطَ عَلَى صاحبيك .

    65: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini işitmişimdir: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: Ençok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: Hangi malı daha çok seviyorsun? dedi. Alaca tenli adam da: Deve yahut sığırdır dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek Allah sana bu deveyi bereketli kılsın diye dua etti.

    Melek sonra kel olan adama gelerek: En çok ne isterdin? dedi. Kel de: Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: En çok hangi malı seversin? Adam da: İnek dedi. Allah tarafından ona gebe bir inek verildi. Melek Allah sana bunu bereketli kılsın diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:

    En çok ne isterdin? diye sordu. Kör de Allah’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı ve geri verdi. Bu defa melek: Mallardan en çok hangisini seversin? dedi. O da: Koyun dedi. Allah ona doğurgan bir koyun verdi.

      Bir müddet sonra deve ve sığır sâhiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sâhibinin de koyunu kuzuladıý. Sonunda birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

    Daha sonra melek ala tenliye onun eski kıyafetine bürünerek geldi ve: Fakirim yoluma devam edecek imkanım kalmadı gitmek istediğim yere önce Allah, sonra senin yapacağın yardım sayesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren sana mal veren Allah adına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum dedi. Adam: İyi amma hak sahipleri (isteyen fakirler) çoktur dedi. Melek de: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği alaca tenli değil misin? dedi. Adam da: Hayır, ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin dedi. Sonra Melek kel olan adamın eski kılığına girip onun yanına geldi, ona da ötekine söylediği gibi söyledi. Kel de alaca tenli gibi cevap verdi. Melek de ona: Yalan söylüyorsan Allah da seni eski haline çevirsin dedi. Melek körün eski kılığına girip onun yanına gitti: Fakir ve yolcuyum, yola devam edecek imkanım kalmadı. Bu gün önce Allah’ın, sonra senin sayende yoluma devam edebileceğim, sana gözlerini veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim. Bunun üzerine o eski kör adam: Ben gerçekten kördüm, Allah gözlerimi bana iade etti. Şu gördüğün mallardan istediğini al istediğini bırak Allah’a yemin ederim ki, Allah rızası için bugün alacağın hiç birşeyde sana zorluk çıkarmayacağım dedi. Melek: Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gazab etti cevabını vererek ayrılıp gitti.” (Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10)

    66- عَنْ أبي يَعْلَي شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ t عَنِ النَّبِيِّ e قال : اَلْكَيِّسُ مَنْ دان نَفْسَهُ , وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ , وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا, وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ.

    66: Ebû Ya’lâ Şeddâd ibn Evs (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Pey-gamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Akıllı kişi nefsini hesaba çekerek, nefsine hâkim olup ölüm sonrası için çalışandır. Âciz ve zayıf kimse ise nefsini arzularının peşine takıp ta kurtuluşunu hiçbir iş yapmaksızın Allah beni bağışlar diye hayal kurarak Allah’ tan bekleyen kimsedir.”(Tirmîzî, Kıyâme 25)

    67- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ tقال : قال رسولُ اللَّهِ e : مِنْ حُسْنِ إِسْلاَمِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لاَ يَعْنِيهِ .

    67: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Kendisine faydalı olmayan ve kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi kişinin iyi ve güzel müslüman olmasındandır.” (Tirmîzî, Zühd 11)

     68- عَنْ عُمَرَ t عَنِ النَّبِيِّ e قال : لاَ يُسْأَلُ الرَّجُلُ فِيمَ ضَرَبَ امرأته .

    68: Ömer (Allah Ondan razı olsun)’den bize aktarıldığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kişiye hanımını neden dövdüğü sorulmaz.” (Ebû Dâvûd, Nikah 42)

  • Marmara İlahiyat Kız Yurdu Yapılıyor

    Marmara İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse’nin sosyal hesabından yaptığı açıklama şöye

    Marmara İlahiyat için yapılan kız öğrenci yurdu inşaatı Sancaktepe’de başladı. Öğrenciler yurt binasından metro ile kısa sürede fakülteye ulaşabilecekler. Eylül 2015’te hizmete girmesi planlanan yurt binası 500 öğrenci kapasiteli olacak.

    Yeni Yapılacak Yurdun Konumu: Sancaktepe

    Hizmete Gireceği yıl: 2015

    Yurt Kapasitesi: 500

  • Arapça hikaye Güvercinle Karınca Arapça-Türkçe

     

          

    Bir gün ormandaki bir karınca susayıp dere kenarına inmek istemiş.
    inerken ayağı kayıp suya düşmüş. “İmdat yardım edin ” diye bağırmaya
    başlamış. Dere kıyısında uçan bir güvercin karıncayı görmüş, hemen
    yardıma koşmuş, yerdeki saman çöpünü alarak karıncaya uzatmış. Karınca ,
    çöpe tutunup çıkmış kıyıya güvercine, ” çok teşekkür ederim ” demiş.
    “Hayatımı kurtardın . Bir gün ben de sana yardım ederim” demiş .
    Güvercin gülmüş “sen kim yardım etmek kim ” Senin gibi minicik bir canlı
    ne yapabilir ki !” demiş. Derken bir avcı gelmiş, tüfeğini güvercine
    doğrultmuş, tam ateş edecekken karınca hızla ilerleyip avcının ayağını
    ısırmış. Canı yanan avcı sendeleyip hedefi şaşırmış güvercin de uçup gitmiş
    ……………………………………………………………………..

    *الحمامة والنملة*

    ذات يوم فى الغابة عطشت نملة وأرادت النزول الى حافة الجدول ( نهير ).
    وأثناء نزولها ( بينما تنزل )
    انزلقت قدمها وسقطت فى الماء. بدأت النملة فى الصراخ ( صرخت ) قائلة :
    النجدة ، ساعدونى.
    شاهدت حمامة على شاطىء النهير النملة وبسرعة جرت لمساعدتها ، أمدت للنملة
    عصا من على الأرض.
    أمسكت النملة العصا وخرجت الى الشاطىء ، وقالت للحمامة : شكرا جزيلا ، لقد
    أنقذت حياتى . ذات يوم سأساعدكى ( سأرد لكى الجميل ) .
    ضحكت الحمامة وقالت : ومن أنت؟ ومن ستساعدى؟! ان مخلوقا صغيرا مثلك ماذا
    يستطيع أن يعمل !!
    وبينما تتكلم جاء صياد وصوب بندقيته نحو الحمامة ، وفى نفس الوقت ، وبينما
    كان يطلق النار تقدمت النملة وبسرعة عضت رجل ( قدم ) الصياد. اهتز الصياد
    الذى تألم وأخطأ هدفه ، وطارت الحمامة .

    Yeni kelimeler

    حمامة :  Güvercin
    نملة : karınca
    العطش : susamak
    حافة الجدول ( نهير ) : dere kenarı
    السقوط :düşmek
    الانزلاق : kaymak
    بينما تنزل : inerken
    التمسك ب : tutunmak
    النجدة ساعدونى : imdat yardım edin!
    شاطىء : kıyı
    بينما يطلق النار :ateş edecekken
    التقدم الى : ilerlemek
    فى نفس الوقت :tam
    مخلوق صغير :minicik bir canlı
    بسرعة :hızla
    الذى تألم :canı yanan
    الاهتزاز :sendelemek

  • Arapça hikaye kitapları indir Nasrettin Hoca 1 حكايات جخا

     

    دعاء الفجر


    عندما كان ابن جحا يدرس في قونيا، بعث رسالة الي ابيه قال فيها: يا ابتي اني ادعو لكم خلال صلواتي في الليل و خلال النهار. فرد عليه جحا بخظاب قال فيه: ارجو ان تستيقظ وتدعو لي عند صلاة الفجر.. ايها الكسلان.

    Lugatçe:دُعَاءٌ: dua
    الفَجْرُ: fecir, sabah namazı
    قُونْيَا: Konya
    بَعَثَ اِلَي: …e göndermek
    رِسَالَةٌ: mektup
    خِلاَلَ: esnasında
    رَدَّ عَلَي: ….e cevap vermek, karşılık vermek
    اِسْتَيْقَظَ: kalkmak, uyanmak
    صَلاَة: namaz
    الكَسْلاَنُ: tembelTürkçesi (Serbest tercüme)

    Sabah Duası
    Hocanın oğlu Konya’da tahsil görürken babasına bir mektup gönderir ve şöyle yazar: “Babacığım sizlere gece gündüz namazlarımda dua ediyorum.” Hoca hemen şu yazıyla cevap gönderir: “Lütfen erken kalkıp bana sabah namazında dua eder misin? Ey tembel!”
  • TECVİD DERSLERİ İÇİNDEKİLER

    TECVİD DERSLERİ İÇİNDEKİLER

    1. Tecvid Nedir ? TECVİD İLMİNİN MAHİYETİ -1
    2. Tecvidde Harflerin Mahreçleri -2
    3. Tecvidde Harflerin Sıfatları -3
    4. Kıraatta İmam Asım ve Hafs rivayeti -4
    5. HARF-İ MED -5
    6. SEBEB-İ MED -6
    7. MED VE ÇEŞİTLERİ Asli Med Feri Med -7
    8. MEDD-İ MUTTASIL TECVİDİ Nedir ve Örnekleri -8
    9. MEDD-Î MUNFASIL TECVİDİ Nedir -Örnekleriyle -9
    10. MEDD-İ LAZIM TECVİDİ Örnekleriyle -10
    11. MEDD-İ ARIZ TECVİDİ Örnekleriyle -11
    12. MEDD-İ LİN TECVİDİ Örnekleriyle -12
    13. TENVİN VE SAKİN NUN -13
    14. İHFA TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -14
    15. İZHAR TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -15
    16. İKLAB TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -16
    17. İDGAM VE ÇEŞİTLERİ -17
    18. İDGAM MEA’L-GUNNE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -18
    19. İDGAM BİLA GUNNE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -19
    20. İDGAM-I MİSLEYN TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -20
    21. İDGAM-I MÜTECANİSEYN TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -21
    22. İDGAM-I MÜTEKARİBEYN TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -22
    23. İDGAM-I ŞEMSİYYE ve İZHAR-I KAMERİYYE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -23
    24. RÂ’NIN HÜKÜMLERİ TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -24
    25. LAFZATULLAH TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -25
    26. KALKALE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -28
    27. ZAMİR TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -26
    28. SEKTE – HA-İ SEKT TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -27
    29. VAKF VE İBTİDA ÇEŞİTLERİ TECVİD -29
    30. KURANDA VAKIF İŞARETLERİ – SECAVEND İŞARETLERİ TECVİD -30
    31. KUR’AN-I KERİMDE VASL -31
    32. İSTİAZE ve BESMELE -32
    33. LAHN VE LAHN ÇEŞİTLERİ (Okuyuş hatası) -33
    34. TAHKİK – TEDVİR- HADR KUR’AN-l KERİM’İN OKUNUŞ ŞEKİLLERİ -34
     
    1. Tecvid Nedir ? Video Ders
    2. Harfler (Tecvid Dersi 2) Video Ders
    3. Mahreçler (Tecvid Dersi 3) Video Ders
    4. Mahreç – 2 (Tecvid Dersi – 4) Video Ders
    5. Mahreç – 3 (Tecvid Dersi – 5) Video Ders
    6. Medd – i Tabiî (Tecvid Dersi – 6) Video Dersler
    7. Medd – i Munfasıl ve Muttasıl (Tecvid Dersi – 7) Video Dersler
    8. Meddi Munfasıl Nedir? Video Dersler (Tecvid Dersi – 8 ) Video Dersler

      Açıköğretim Arapça Gramer Dersleri

      Klasik Arapça Dersleri (Video Dersler)

      Pratik Arapça Dersleri ve Arapça Diyaloglar ( Video Dersler Halil İbrahim Kaçar Hoca)

      Arapça Dil Bilgisi Dersleri

      Tecvid Derseleri Listesi

      Kuran Öğreniyorum Dersleri

      Arapça Gramer Dersleri İlim Hazinedir ( Video Dersler)

      Hadis Dersleri

     
  • TAHKİK – TEDVİR- HADR KUR’AN-l KERİM’İN OKUNUŞ ŞEKİLLERİ -34

    Kıraat imamları, Kur’an-ı Kerim’in üç tarzda okunabileceğini
    söylemişlerdir:
    1- TAHKİK: Diğer bir adı: Tertil’dir. En ağır okuyuştur. Bu
    tarzda tilavet olunurken, her bir harfin hakkı tam olarak verilir. Medd-i
    tabiiler birer, diğer fer’i meddler dörder elif miktarı uzatılır. Şedde ve
    gunneler, izah edilen miktarınca yapılır. Fakat bu hususta ifrata kaçarak
    harekeleri uzatmak, tahrik (sakin harfe hareke vermek), iskan harekeli
    harfi sakin kılmak) ve harflerin arasında sekte yapmak gibi bir takım
    hatalar yapılmamalıdır.
    2- HADR: Tecvid kaidelerine uymak şartıyla, Kur’an-ı Kerim’in
    en süratli okunuş tarzıdır. Bu durumda sadece sür’at artar. Fakat hiçbir
    şekilde tecvid kaideleri ihmal edilemez. Medler asgariye indirilir. Medd-i
    tabii ve medd-i munfasıllar birer elif; medd-i muttasıllar ikişer elif ve
    medd-i lazımlar dörder elif -bir rivayette iki buçuk elif- miktarı çekilir.
    Meddleri bu ölçülerden aşağı düşürmek caiz değildir. Tahrimen
    mekruhtur. Kelimeler birbirine karıştırılmaz, harflerin mahreç ve sıfatları
    terk edilmez. Çünkü bu şekilde, yani harfleri birbirine karıştırarak tecvid
    kaidelerini ihlal ederek okumak hezreme=tahlit olur ki kesinlikle caiz
    değildir, haramdır. Memleketimizde hatim indirilirken ve teravih namazı
    kıldırılırken hadr usulü tercih edilmektedir. Fakat bir çok tecvid
    kaideleri ihmal edilmekte ve manevi mesuliyet altına girilmektedir. Vakf
    edilen yerde az da olsa nefes almak lazımdır. Çünkü, vakf edilen
    yerde nefes almadan durup tekrar devam edilirse, sekte meydana
    gelmiş olur. Bundan kaçınmak lâzımdır.

    Kur’an-ı Kerim’de ne kadar. ( هَؤُلاَءِ ) varsa, Hadr kıraaatında
    bunların ha’sı bir elif, la’sı iki elif miktarı medd edilir. Görünüşte her ne
    kadar ikisi de medd-i muttasıl ise de, aslında ( هَا ) sı medd-i muttasıl
    değildir. Çünkü ( هَا ) ayrı ( اُولاَءِ ) ayrı bir kelimedir. Dolayısıyla bu kısım
    medd-i munfasıl olur. Nedense bir kelime ( هَؤُلاَء ) şeklinde yazılmıştır.
    Binaenaleyh İmam Asım ve medleri bir elif çeken imamlar bu şekilde
    medd ederler.
    3- TEDVİR: Tahkik ile hadr arasında orta bir okuyuşun adıdır. Bu
    tarzda ki okuyuşta tecvid hükümleri orta tempolu bir nispette icra olunur.
    Mesela: Muttasıl ve munfasıl meddler iki buçuk-üç elif, medd-i lâzım
    dört elif miktarı uzatılır. Mahreçler ve harflerin sıfatları katiyyen ihlal
    edilemez.
    Bu kıraat tarzlarından Hadr: Teravih namazlarında ve üstad
    huzurunda hafızlar ders okurken, tedvir: Diğer namazlarda ve mukabele
    okunurken, tahkîk ise: Aşrı şerif okurken, öğretim ve alıştırmada tercih
    edilir. Fakat bu üç türlü okuyuşu birbirine karıştırmamalıdır. Kıraata,
    hangi okuyuşla başlanılmış ise onunla da bitirilmelidir.
    Bu üç okuyuş tarzının dışında bir de caiz olmayan bir okuyuş daha
    vardır ki, buna herzeme denir. Bu okuyuşta harfler, kelimeler birbirine
    karışır, okuyuş bozuluır. Kur’an-ı Kerim’i, bu şekilde okumak haramdır.

      

     

     

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • LAHN VE LAHN ÇEŞİTLERİ (Okuyuş hatası) -33

    Lügatta: “Hata etmek ve doğrudan sapmak” manalarına gelen
    “lahn”, Tecvid ilminde : “Tecvid kaidelerine uymamaktan meydana
    gelen hata” demektir. İki kısma ayrılır:
    l- Lahn-ı celi: Ağır ve açık hata demektir ki, Kur’an-ı Kerim
    okuyabilen herkesin kolaylıkla farkedip anlayabileceği derecede bulunan
    hatalı okuyuşlardır. Şu hallerde meydana gelir:
    a- Harflerin mahreçlerini veya sıfat-ı lazimelerini bozmak. Tı ( (ط
    harfini, dal ( د) veya te ( ت); hı ( خ) harfini ha ( ح) veya he ( ه ) olarak
    okumak gibi. Misal: ( خَلَقَ ) Yarattı; ( حَلَقَ ) Traş etti.
    b- Harekelerde yapılan hatalar. Ayetin manası ister bozulsun, ister
    bozulmasın. ( أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ) ayet-i kerimesindeki te’yi ötre veya esre okumak
    gibi.
    c- Kelimede bir harf ziyadeleştirmek veya eksiltmek. ( لَمْ يَلِدْ ) lafz-ı
    şerifini ( لَمْ يَلِيدْ ) diye okumak gibi.
    d- Medd-i tabileri terketmek. ( قَالَ ) yi ( قَلَ ) okumak gibi.
    e- Harekeyi sükûna veya sükûnu harekeye çevirmek. ( اَلْحَمْدُ ) lafz-ı
    şerifini. ( اَلِحَمِدُ ) seklinde okumak gibi.
    Bu hataların vukuunda, ibarede mana değişebileceğinden fahiş bir
    hata ve haram işlenmiş olur. Çoğu zaman namaz bozulur. Binaenaleyh

    Kur’an-ı Kerim okuyanların, lahnın bu çeşidinden kesinlikle kaçınmaları
    gerekir.
    2- Lahn-ı hafi: Küçük ve gizli hatadır ki ancak tecvidi iyi bilen,
    Kur’an ve kıraat ilmi konusunda ehil olan kimselerin fark edebileceği
    hatalardır. Harflerin sıfat-ı arızası terk edildiği zaman, lahn-ı hafi
    meydana gelir. İhfayı, idgamı, iklabı, terkik ve tefhimi yerine
    getirmemek gibi. Lahn-ı hafi, manayı bozmaz.
    Lahnın hükmü: Lahn-ı celiden kaçınmak farz-ı ayındır. Çünkü
    Lahn-ı celi çoğu zaman namazı bozar. Lahn-ı hafiden sakınmak farz-ı
    ayın olmamakla beraber, lahn-ı hafi de: Kur’an tilavetini ve tecvid
    ahkâmını zedelediği için tenzihen mekruhtur, sevabı eksiktir. Kur’an
    okuyan herkes gücü yettiği ölçüde lahn-ı hafiden kaçınmalıdır. Lahn-ı
    hafi, namazı bozmaz.

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • İSTİAZE ve BESMELE -32

    İstiâze: Koğulmuş olan şeytanın şerrinden ALLAH’a sığınmaktır.
    Peygemberimiz (S.A.V): ( اَعُوذُ بِِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِمِ ) şeklinde Euzu
    çekerlerdi ve en meşhuru da budur. Sabah namazından sonra okunan aşr-ı
    şerif hakkında, Ma’kıl b. Yesar (R.A)’den rivayete göre Peygamber
    (S.A.V) Efendimiz: “Kim sabaha erdiği zaman üç kere:
    )اَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ العَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ)
    der ve Haşr sûresinden üç ayet okursa, Allah onun için yetmiş bin
    meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine
    rahmet okurlar. Şayet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. Akşam
    vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa yine sabaha kadar aynı şeyler
    sözkonusudur” buyurmuşlardır.
    Burada sabah ve akşamları okunması tavsiye edilen Haşr sûresinin
    üç ayeti, sûrenin sonunda yer alan ve ( هُوَ اللهُ الَّذِي ) diye başlayan üç ayettir.
    Umumiyetle sabah ve akşam namazlarından sonra camilerimizde aşır
    olarak okunması memleketimizde adet olmuştur.
    Cenab-ı Hak, “Kur’an-ı Kerim’i okuyacağın zaman, o kovulmuş
    olan şeytandan hemen ALLAH’ü Teala’ya sığın.” buyurarak,
    kıraattan evvel istiazeyi emretmiştir. Bu istiazenin de cehren okunması
    lazımdır, müstehabtır. Bir sûrenin başından okumaya başlayan kimsenin
    Besmele’yi de okuması gerekir, sünnet-i müekkededir. Fakat sûrenin
    ortasından başlayan kimse, Besmele’yi okuyup-okumamakta
    muhayyerdir. Fakat okuması daha faziletlidir. Bir de Tevbe sûresinin
    başından okumaya başlayan kimse kati surette besmele okuyamaz.
    Sadece Euzu’yu okur. Ortalarından başladığı zaman besmeleyi de
    okuyabilir.
    Kıraata, Besmele olmadan yalnız Euzu ile başlandığı zaman vasl ve
    kat’dan başka bir şekil yoktur. Her ikisi de caizdir.
    Eğer Euzu-Besmele ile surenin evvelinden kıraata başlanırsa, bütün
    kurraya göre -4- vecih caizdir. Bu dört vecihten birini veya bir kaçını
    tatbik etmek muhayyerdir.
    l- Kat’ul-küll: İstiaze ve Besmele’de vakf yapmak.
    اَلْحَمْدُ ……قَطْعٌ ……بِسْمِ اللهِ…….قَطْعٌ ….أَعُوذُ
    2- Kat-ı evvel vasl-ı sani: İstiaze’de vakfedip besmele’yi sûrenin
    ilk ayetine vasl etmek:
    اَلْحَمْدُ ……وَصْلٌ ……بِسْمِ اللهِ…….قَطْعٌ ….أَعُوذُ

     

    3- Vasl-ı evvel kat-ı sani: İstiazeyi besmele’ye vasledip,
    besmele’de vakf etmek:
    اَلْحَمْدُ ……قَطْعٌ ……بِسْمِ اللهِ…….وَصْلٌ ….أَعُوذُ
    4-Vaslu’l-küll: İstiaze’yi besmele’ye, besmeleyi de sûrenin ilk
    ayetine vasletmek.
    اَلْحَمْدُ ……وَصْلٌ …. ……بِسْمِ اللهِ…….وَصْلٌ ….أَعُوذُ
    İki Sûre Arasında Besmele
    Kıraat-ı İmam Asım ve Hafs rivayetine göre, iki sure arasında euzu
    okunmadan üç vecih caizdir:
    1-Kat-ı küll: الم…..قَطْعٌ ……بِسْمِ اللهِ…….قَطْعٌ ….وَلاَ الضَّالِّينَ
    2-Vasl-ı sani: ……بِسْمِ اللهِ…….قَطْعٌ ….الم وَلاَ الضَّالِّينَ …..وَصْلٌ
    3- Vasl-ı küll: الم…..وَصْلٌ ……بِسْمِ اللهِ…….وَصْلٌ ….وَلاَ الضَّالِّينَ
    Görüldüğü üzere, vasl-ı evvel yani, sûrenin son ayetini besmeleye
    vasledip durmak caiz olmamaktadır. Bu vecih, hiçbir kurranın kıraatında
    yoktur. Bunu yapmamaya dikkat etmek lazımdır.
    Kıraat İmamları Enfal sûresi ile Berae (Tevbe) sûresi arasını üç
    vecihle okumuşlardır. Bu vecihlerin hepsinde besmele terk edilir.
    l- Vakf: Enfal sûresinin sonunda vakf yaparak, Berae sûresine
    devam etmek: ( بَرَائَةٌ……وَقْفٌ …..اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ) gibi
    2- Sekte: Enfal sûresinin sonunda sekte yapıp, Berae sûresine
    devam etmek: ( بَرَائَةٌ……سَكْتَهْ …..اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ) gibi.
    3- Vasl: Enfal sûresinin sonunu Berae suresine vasl etmek.
    بَرَائَةٌ (وصل)اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيمٌ ) ) gibi.
    Önemli Not: Fatiha sûresinin sonunda vakf edip, Âmin lafzını
    besmele’ye vasl etmek, yani âmine diyerek besmele’ye başlamak ve
    Bakara sûresini okumaya devam etmek caiz değildir. Çünkü Âmin lâfzı
    ittifakla Kur’an-ı Kerim’den değildir. Amin lâfzını açıktan okuyarak yani
    “Amine bismîllahirrahmanirrahim” diyerek onu Kur’an-ı Kerim’e
    katmak, büyük bir hatadır. Hanefi mezhebine göre bu Âmin lafzı hem
    okuyan ve hem de dinleyen tarafından gizli olarak söylenir.

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • KUR’AN-I KERİMDE VASL -31

    Vasl: “Geçmek, ulaştırmak ve bitiştirmek” manasına olup, vakfın
    zıddıdır. Tecvid ilminde ise: “Sesi ve nefesi kesmeksizin bir kelimeyi
    kendisinden sonra gelen kelimeye bağlamak suretiyle okumaya vasl”
    denir. Vasl da esas olan harekedir. Vasl’ın hükümleri şunlardır:
    l- Vasl yapılan iki kelimenin harflerinden her ikisi veya birisi
    harekeli ise, normal harekeleriyle vasledilirler: ( إِذَا جَاء نَصْرُ اللهِ ) gibi.
    2- Bir kelimenin diğer bir kelimeye vaslı halinde iki sakin ictima
    ederse:
    a- Birinci harf, harf-i med ise ıskat edilir. Iskat: Bir harfin yazıda
    mevcud olup, telaffuz ve okunuşta olmaması, düşürülmesi demektir:
    إِذَا السَّمَاءُ) ) gibi. Fakat mütekellim zamiri olan ye, vasıl halinde meftuh
    okunur. Iskat edilmez. ( لَمَّا جَائَنِيَ الْبَيِّنَاتُ) ,(رَبِّيَ الَّذِي ) gibi.
    b- Eğer sakin olan birinci harf harf-i med değilse, o harf esre ile
    harekelenir. ( لَمْ يَكُنِ الَّذِي) ,(قَالَتِِ اْلاَعْرَابُ ) gibi. Tenvinler sakin nun
    shükmünde oldukları için bu kaideye tabidirler. ( اَحَدٌ اللهُ ) Ancak harf-i cer
    olan ( مِنْ ) in nunu, vasl halinde fetha ile, cemi zamirlerinin mimleri ve
    makabli meftuh olan cemi vavları vasl halinde ötre ile harekelenirler.
    هُمُ الَّذَينَ), (مِنَ النَّاسِ) ,(وَلاَ تَخْشَوُا النَّاسَ )) gibi.

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı