Yıl: 2014

  • KURANDA VAKIF İŞARETLERİ – SECAVEND İŞARETLERİ TECVİD -30

    SECAVEND VAKF İŞARETLERİ
    م  :Mim  Vakf-ı lâzım işaretidir. Bu işaret nerede gelirse orada
    vakfetmek lazımdır. Vacibtir. Vakf terk edilemez. Çünkü kasd edilen
    mana bozulur. Hatta bu vakf, kasden terk edildiği taktirde, küfrü icab
    ettirmesinden korkulur. Mim İşareti, Kur’an-ı Kerim’de -84- yerde
    bulunmaktadır.

    ط Tı: Vakf-ı mutlak alâmetidir. Bu işaretin bulunduğu yerde de
    vakf yapılması evla olmakla beraber, vasl da caizdir. Vakf yapılmazsa da
    bir şey lazım gelmez. Bu işaretin bulunduğu yerde durulur ve devam
    edilir.
    ج Cim: Vakf-ı caiz alâmetidir. Vakf ile vasl ihtiyaridir. Ancak
    vakf evladır.

    ص :Sad: Vakf-ı ruhsat işaretidir. Vakfın yeri olmayan, fakat
    zarurete mebni vakf caiz olan mahal demektir. Vakf yapıldığı taktirde
    geriden almaya lüzum yoktur.

    ز  :Ze: Vakf-ı mücevvez alametidir. Vakf caiz olmakla beraber
    vasl evladır. Vakf yapılırsa, geriden almak caizdir.

    لا :Lamelif: Vakfın caiz olmadığını gösterir. Durma, durulmaz
    demektir. Çünkü mana tamam olmamıştır. Vasl etmek lazımdır. Vakf
    yapılırsa geriden almak gerekir. Ancak ayetin sonunda olursa, tekrar
    geriden almak doğru değildir. Çünkü orası diğer bir ayetin başıdır.

    ق :Kaf: Vasl alametidir. Vakf caizse de vasl evladır.

    قف:Kıf: Vakf alametidir. Bu kelime üzerinde “vakf yap”
    demektir. Vasl da caizdir,
    صلي: Sılî: Vakfın caiz, vaslın efdal olduğuna işarettir.

    ك: Kef ( آذا ) veya ( آذلك ) kelimesinin kısaltılmış şekli olup, bir
    önceki işaret gibidir, demektir.
    ع:Ayın: Rükû alametidir. Namaz kılarken rukuya gitmenin güzel
    ve münasib olduğunu bildirir. Mevzu ve kıssa başıdır. Buna: “Aşr-ı şerif”
    işareti de denir.
    س : Sin ( سكته ): Sekte işaretidir.

    ( …     ….  ): Bu üç noktalı işaretin birisinde durulunca ötekinde
    durulmaz. İkisinde de durulmazsa bir şey lazım gelmez.
    خ   : Hı; ( خمسة ) kelimesinden alınmış olup, 5 ayette bir konur.

    مَدْ : Med işaretidir. Altında bu işaret bulunan harf uzatılır.

    قَصْرٌ : Kasr işaretidir. Altında bu işaret bulunan harf, uzatılmadan
    okunur.

    NOT: ( أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ) de ( لا) işareti varsa da, mezhebimize göre burası
    ayet sonudur. Binaenaleyh, burada vakf yapılır ve devam edilir. Geriden
    almaya veya vakfı terk etmeye gayret göstermeye lüzum yoktur.

    Secavend Durak İşaretlerinin Hükmü
    Bu secavend vakf işaretlerine riayet etmek gerekir. Riayet
    etmemek, durulacak yerde durmamakta, durulmayacak yerde de
    durmakta kerahet vardır. Hatta, manayı ifsad edecek yerde kasden
    durmak haramdır. Ümmü Seleme validemizden rivayete göre
    Peygamberimiz (S.A.V.) Fatiha-i şerife’nin her ayetinde vakfetmişlerdir.
    Kıraata ilk defa başlamak veya vakf yaptıktan sonra kıraata devam
    etmek için tekrar başlamak diye tarif ettiğimiz “ibtida” esnasında da

    mananın tam olup-olmayacağına ve değişip-değişmeyeceğine çok dikkat
    etmek lazımdır. Çünkü bazı hatalı okuyuşlar manayı ifsad edebilir. Hele
    kasdî olursa, insanı küfre de sevk edebilir. Tevbe süresi, 30. ayetindeki;
    “Uzeyr ALLAH’ın oğludur = ( عُزَيْرٌ ابْنُ اللهِ )” kısmından ibtida etmek gibi.
    Halbuki bunun makablindeki “(Ve Yahudiler dedi ki = ”وَقَالَتِ اليَهُودُ
    kısmından başlamak lazımdır. Yine kıraat esasında: ( اِنِّي آَفَرْتُ ) üzerinde
    vakfedip, ilerisinden, yani ( بِمَا اَشْرَآْتُمُونِي ) den başlamak da böyledir.
    Maalesef, bu husustaki hatalı okuyuşlara sık sık rastlamaktayız. Kıraattan
    tamamen ayrılmak niyetiyle okumayı kesmek diye tabir ettiğimiz “Kat’”
    halinde de bu mana cihetine çok dikkat etmek gerekir. Okumaya devam
    edilmesi mana yönüyle zaruri olan yerlerde, ayet sonu cüz veya hizib
    sonu bile olsa kıraattan ayrılmak katiyyen doğru değildir. Arapça iyice
    bilinmeden, bu hususu bir takım kaidelere dökmek mümkün değildir,
    kanaatindeyiz. Şu kadar var ki, vakf hükümlerine riayet etmek, ibtida ve
    kat’ esnasında insanı nisbeten hatadan kurtarır

     

    VAKIF İŞARETLERİ

                Muhammed b. Tayfûr es-Secâvendî’nin (ö. 560/1165) taksimi ve koyduğu vakf alametleri daha fazla benimsenmiştir. Elimizdeki Mushaflarda koymuş olduğu esaslar tatbik edilmektedir. Lakabına uygun olarak bu alametlere Secâved (صجاوند)  denmiştir. Bunlar beş tanedir. Daha sonra bunlara ilaveler yapılmıştır.

     1. Vakf-ı Lâzım (الوقف الازم):İşareti  م  harfidir. Kesinlikle durulması gerektiğini gösterir. Durulmadığı taktirde mananın bozulacağını gösterir. Kur’an-ı Kerim de 84 yerde yer almaktadır. Vakf yapmak vacip vasl yapmaksa haramdır.

    وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنينَ ﴿٨﴾ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ de durmadan devam etmek gibi.

    2.  Vakf-ı Mutlak  (الوقف المطلق):İşareti   ط    harfidir. Daha sonraki söz dizisi müstakil bir cümle olup öncesiyle irtibatı olmayan yerde durmaktır. Vakf yapılması evlâ olmakla birlikte vasl’da yapılabilir. Durulduğunda geriden alınmaz.

    3. Vakf-ı Câiz (الوقف الجائز) : İşareti ج   harfidir. Vakfın ve valsın caiz olabileceği bir yerde durmaktır. Ancak durmak geçmekten daha evlâdır. 

    4. Vakf-ı Mücevvez (الوقف المجوذ):İşareti ز  harfidir.  Vakıf caiz olmakla birlikte vasl evlâdır. Durulduğunda geriden alınmaz.

     5. Vakf-ı Murahhas ( الوقف المرخص):İşareti  صharfidir. Okuyucunun nefesinin yetişmediği yerde zarurete binaen müsaade edilen vakıftır. Zaruret olmadıkça kullanılmamalıdır. Durulduğu taktirde öncesinden almanın uygun olacağı söylense de daha sonra gelen cümlenin anlamının anlaşılması dolayısıyla geriden almaya gerek yoktur.

    Kur’an-ı Kerim De Daha Başka İşaretler De Bulunmaktadır.

    6. Vakf-ı Lâ (لا  ): Durma demektir. Eğer nefes tükenir de durmak mecburiyetinde kalınırsa geriden almak gerekir. Ancak bu işaret durak sonlarında bulunursa bir önceki ayetin manasının devam ettiğini ayetler arası ilginin devam ettiğini gösterir.Ayet sonlarında durmak da geçmek de caizdir. Durulunca geriden alınmaz.

    7. قف  Vakf alametidir. Bu kelime üzerinde vakf yap demektir. Vakf yapmak vasl yapmaktan evlâdır. Vasl da caizdir.

    8.ق  Vasl alametidirGeçmek evlâ durmak caizdir. Durulduğunda geriden alınmaz.

    9. ع  Rukû alametidirNamaz kılarken rukûa gitmenin güzel ve münasip olacağını göstermektedir. Hatim ile namaz kıldıranlar bu işaretlerde rüküya gitmelidirler. Bazı Mushaflarda on ayette bir konulmuş bazılarında da bunun yerine hemze konulmuştur. Kur’an-ı Kerimde 576 adet bulunmaktadır.

    10.   ..    ..     (الوقف المعانقة)Vakf-ı murakabe de denilmektedir. Bir veya birkaç kelime arayla peş peşe gelen bu üçer adetlik iki grup noktadan birincisinde durulduğu taktirde ikincisinde durulmadan geçilir. Her ikisinde birden durmak veya geçmek yoktur.

    11.  س  Sekte kelimesinden alınmıştır. Bu yerlerde genelde kelimenin altına yerleştirilir.

    Bazı Mushaflarda bunlara ilave olarak daha başka işaretlerde görülmektedir. Bunların ifade ettiği manalar genellikle o mushafın sonunda yer almaktadır.

    VAKFIN HÜKÜMLERİ(özel durumlar)

    1.     Vakf esnasında hareke üzerinde durulmaz. Son hareke sakin kılınır.

    2.     Sonu sukünlü olan kelime olduğu gibi bırakılır. قل   عصوا 

    3.     Sonu üstünlü ise sakin kılınır. العالمين 

    4.     Sonu esreli ise ya sükün üzerine durulur veya ravm ile durulur.  الرحيمِ

    5.     Sonu ötreli olan kelimede sükün, ravm ve işmam üzerine durulabilir. نستعين

    6.     Sonu şeddeli ise şeddeye riayet edilerek sükün üzerine durulur. وتب

    7.     Sonu harekeli vav veya ya yahut da elif ise önceki harfin harekesi de kendi cinslerinden ise med üzerine durulur.     هو   لن ندعوا

    8.     Sonu iki ötre veya iki esre ile biten kelimelerde vakıf esnasında kelimenin son harfinin harekesinin düşmesiyle bu harfe eklenen zaid nunda düşmüş olacak dolayısıyla sükun üzerine okunacaktır. عذابُ     من نحيل 

    9.     Sonu iki üstün ile bitiyorsa o zaman tenvinden bedel olarak elif üzerinde vakıf yapılır. عليما  

    10.                       Son harf yuvarlak tâ ise durulma esnasında he sesi ile durulur. رحمة

    11.                       Son harf açık ta ise sükün üzerine okunur. في السماوات 

    12.                       Son harfi zamir olan kelimeler de sükün kılınırlar. اجتباه   فيه 

    13.                       Sonu te’kid nunu ile biten Yusuf 32 وليكونا  Alak 15 لنسفعا  de durak elif üzerine yapılır.

    14.                       انا kelimesinde vakıf elif üzerine yapılır.

    15.                       Vakf için kelimenin sonundaki iki sakin harf birleştirilebilir. من قبل 

    16.                       Vasl halinde iki sakinin bir araya gelmesinden dolayı kelimenin sonundan lafzan hazfedilen med harfleri vakıf halinde isbat edilerek okunurlar. وقودها الناس

    17.                       Kehf 18/38 da  لكنا     vakıf halinde çekilerek okunur. Vasl halinde Hafs ve bazı kıraat imamları çekmeden okumuşlardır.

    18.                       Ahzap 33/10 الظنونا  Hafs’a göre vakıf halinde çekilerek vasl halinde çekilmeden okunur.

    19.                       Ahzap 33/66  الرسولا da vakıf halinde çekilerek vasıl halinde çekilmeden okunur.

    20.                       İnsan 76/4 de سلا سلا  vakıf hakinde çekerek veya çekmeden okunmuş vasıl halinde ise sadece çekmeden okunmuştur.

    21.                       İnsan 76/15 قواريرا vakf halinde çekerek vasl halinde çekilmeden okunur.

    GENEL OLARAK VAKIFLAR DÖRT KISMA AYRILIR

    1. IZTIRÂRÎ VAKF:(الوقف الاضطراري)Tilâvet esnasında meydana gelen, nefes kısılması, unutma veya devam etmeye güç yetmeme gibi herhangi bir zarûrî sebeple yapılan vakfa denir. Böyle durumda mana tamam olmasa bile vakf caizdir. Ancak başlanırken manaya uygun daha öncesinden başlamak gerekir.

    2. IHTİYÂRÎ VAKF: ( الوقف الاختياري) Zaruri bir sebep bulunmadan isteğe bağlı olarak yapılan vakıftır.

    3. İHBÂRÎ VAKF: (الوقف الاخباري)  İmtihan esnasında hocanın herhangi bir kişinin kıraat bilgisini ölçmek için yaptırdığı vakftır.

    4. İNZÂRİ VAKF: (الوقف الانظاري  ) Bir kelime üzerinde, muhtelif rivâyetleri cemettiğinde, başkasını ona atfetmek için yapılan vakıflara bu isim verilmiştir.

    VAKFIN DİĞER ÇEŞİTLERİ

    1. VAKF-I ĞUFRÂN:Peygamber efendimizin dua ve niyazda bulunmak maksadıyla yapmış olduğu vakıflardır. On yerde bulunduğu rivayet edilmektedir.

    Bunlar Mâide 51, En’am 36, Secde 18, Ya’sin 12, 30, 52, 61, 81, Mülk 19.

     2. VAKF-I CİBRÎL:Vahy meleği olan Cebrâil’in (a.s) vahy esnasında yapmış olduğu vakflara denir. Aynı zamanda bunlara vakf-ı münzel de denilmektedir. Sayıları konusunda ihtilaf bulunsa da meşhurları sekiz tanedir. Bunlar: Bakara 120, 276, Âl-i İmrân 7, 95, Enâm,36, 124, Araf, 187, Yasîn 51.

    3. VAKF-I NEBÎ:Peygamber efendimizin vakf yaptığı yerlerdir. Bunların sayısı ihtilaflı da olsa dokuzu meşhur olmuştur. Bakara 148, Al-i İmrâ 7, Yunus 2, 52, Nahl 4, Kadr 2, 4, Nasr 3.

    4. VAKF-I BEYÂN:Feth sûresi 9. ayetinde bir birini takip eden iki zamirden birincisinin Rasülüllah’a ait olduğunu göstermek için وتوقروه  ifadesinde durulur. İkinci zamir de Allah’a döner. Tevbe sûresi 40. ayette de سكينته عليه  ifadesinde zamiri Hz. Ebû Bekr’e döndüğü için durulması durumudur. Yine Yusuf sûresinin 27. ayetinde فكذبت  ifadesinde Hz. Yusuf’un doğrulardan olduğunu vurgulamak için durulması vakf-ı beyandır.

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

  • VAKF VE İBTİDA ÇEŞİTLERİ TECVİD -29

    Lügatta: “Durmak” manasına gelen “vakf”, tecvid ilminde:
    “Nefesle birlikte sesin kesilmesine” denir. Vakf, kelimenin sonunda
    yapılır. Kelime ortasında kesinlikle yapılamaz.
    “İbtida” da, lügatta: “Başlamak” demektir. Tecvid ilminde ise:
    “Kıraata ilk defa veya vakf yapıldıktan sonra kıraata devam etmek için
    tekrar başlamak” manasına gelmektedir.
    Vakf ve ibtida mahallerini iyi bilmek lazımdır. Çünkü vakf ve
    ibtida, doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerim’in manası ile ilgili bir husustur.
    Durulacak yerlerin tesbiti, başlanacak mahallerin bilinmesi Kur’an-ı
    Kerim’in daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Binaenaleyh, vakf ve
    ibtidaya riayet etmemek, Kur’an-ı Kerim’in manasını anlaşılmaz bir hale
    sokar. Meselâ, Nisa süresindeki:
    “Namaza yaklaşmayınız = ”وَلاَ تَقْرَبُوا الصّلاَةَ
    43. ayetinin devamını okumadan vakf yapmak gibi. Devamında:
    “Siz sarhoş iken = ”وَأَنْتُمْ سُكَارَى
    buyurulmaktadır. Yine İbrahim suresi 22. Ayeti kerimesinde:
    “Muhakkak ben inkâr ettim = ”اِنِّي آَفَرْتُ
    diye vakfedip, devamından, yani:
    “Beni (Allah’a) ortak koşmanızı = ”بِمَا اَشْرَآْتُمُونِي
    den başlamak da böyledir. Çünkü mana tamamen değişmektedir. Bu
    yüzden kıraat imamlarımız, vakf ve ibtidayı bilmenin gerekli olduğunu
    söylemişlerdir. Binaenaleyh, kelamın lafız ve mana yönüyle tamam
    olduğu bir yerde vakf yapmak lazımdır. Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)
    vakf ve ibtidaya çok önem verirdi. Hz. Ümmü Seleme (R.A.) nın
    bildirdiğine göre: Peygamberimiz (S.A.V.) Kur’an Kerim
    okuduğunda kıraatını ayet ayet keserdi.
    Hz. Ali (R.A.) de : “Tertil, harfleri tecvide riayet ederek
    okumak ve vakıfları bilmektir” buyurmuştur. Ashab, Kur’anın helaliniharamını,
    emrini-nehyini öğrenirken vakıf yerlerini de öğrenirlerdi.
    İbnü’l Enburi: “Kur’an-ı Kerim-i bilmenin yolu, vakf ve ibtidayı
    bilmekten geçer” demiştir.

    Bütün bu anlattıklarımız vakıf ve ibtidanın önemli bir kaide
    olduğunu göstermektedir. Zamanımızdaki Kur’an-ı Kerim okuyucularının,
    maalesef, bu hususta ne kadar eksik oldukları erbabınca malumdur.
    Vakıfta esas olan iskândır. İskân: Bir kelimenin sonunu eğer
    harekeli ise sakin kılmaya denir. Hareke üzerine vakıf yapılamaz. Şimdi
    kelime sonlarının hareke durumlarına göre iskâna misaller verelim:
    l- Vakıf yapılan kelimenin sonu sükûnlu ise, olduğu gibi kalır.
    رَبِّي) ,(قُلْ) ) kelimelerinde olduğu gibi.
    2- Kelimenin sonu üstünlü ise sakin kılınır. ( يَعْلَمُونَ ) gibi
    3- Kelimenin sonu esreli ise , sakin kılınır. ( مِنَ النَّاسِ ) gibi. Ayrıca
    revm de yapılabilir. Bak. Sh: 32
    4- Kelimenin sonu ötreli ise, sakin kılınır. ( (إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
    gibi. Ayrıca revm ve işmam da yapılabilir. Bak. Sh: 32
    5- Kelimenin sonu şeddeli ise, şeddeye riayet etmek suretiyle o
    harfin şeddeli olduğunu belirtmek lazımdır. ( مُسْتَقَرٌّ) ,(فِي الْيَمِّ ) gibi.
    6- Kelimenin sonunda harekeli vav ( و) veya ye ( ي) harfi bulunur
    ve kendilerinden önceki harfin harekesi de kendi cinslerinden yani vav’ın
    makabli ötreli, ye’ninki de esreli olursa, vakıftaki iskan sebebiyle harf-i
    medd olurlar. Misaller:
    هُوَ هُو *فَنَسِيَ فَنَسِي gَibi.
    7- Kelimenin sonunda yuvarlak te ( ة) harfi bulunuyorsa, he ( ه) sesi
    üzerine vakıf yapılır: ( جَنَّةٌ جَنَّهْ ) gibi.
    8- Kelimenin sonu tenvinli ise tenvin düşer ve harf sakin okunur.
    آِتَابٌ آِتَابْ) ) gibi. Ancak tenvin iki üstün ise, o zaman tenvînden bedel
    elif üzerine vakf yapılır. ( بَصِيرًا بَصِيرَا ) gibi. Tenvin, yuvarlak te ( (ة
    üzerinde bulunuyorsa, vakf halinde tenvin yine düşer ve he( ه) sesi
    üzerine vakf yapılır: ( رَحْمَةً رَحْمَهْ ) gibi.
    9- Te’kid nunları, tenvin ile yazılmış bulunan Yusuf süresi, 32.
    Ayetinde ( وَلَيَكُنًا ) kelimesi ile Alak süresi; 15. ayetindeki ( لَنَسْفَعًا ) kelimesi
    üzerinde vakf, elif üzerine yapılır.
    10- Kur’an-ı Kerim’deki ( اَنَا ); Kehf süresi, 38. Ayetindeki ( ;(لَكِنَّا
    Ahzab süresi, 10. Ayetindeki ( اَلظُّنُونَا ); Ahzab süresi, 66. Ayetindeki
    اَلرَّسُلاَ) ) Ahzab süresi, 67. Ayetindeki ( اَلسَّبِيلاَ ); İnsan süresi, 4. Ayetindeki
    سَلاَسِلاَ) ) ve İnsan süresi, 15. Ayetindeki ( قَوَارِيرًا ) kelimeleri üzerinde, Hafs
    rivayetine göre, hiçbir şeyden bedel olmamak üzere, elif üzerine vakf
    yapılır. Bu yedi kelimenin hepsi de mushaflarda elifle yazılmıştır. İnsan
    süresi l6. Ayetinde geçen ikinci ( قَوَارِيرَ ) kelimesi, vasl halinde tenvinsiz,
    vakf halinde de ra’nın sükunuyla okunur.
    Alimlerin ekseriyetine göre dört türlü vakf vardır:

    1- Vakf-ı tam: Maba’di (kendisinden sonrası) ile lafzan ve manen
    ilgisi olmayan bir kelime üzerinde yapılan vakıflardır. Bakara süresi
    5.Ayeti ( وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ) üzerinde vakıf yapmak gibi. Bu vakıflarda
    geriden alınmaz. Kıraatı kesmek ancak vakf-ı tam olan ayetlerin
    sonlarında caizdir. Vakf-ı tam, ayet sonunda olabileceği gibi, ayet
    ortasında da olabilir. Vakf-ı tam da vakf etmek, müstehabtır.
    2- Vakf-ı kâfi: Lafzan tamam olan, fakat mabadi ile manen irtibatı
    bulunan kelime üzerinde yapılan vakıflardır. Bakara süresi, 6. Ayet-i
    kerimesi ( لاَ يُؤْمِنُونَ ) üzerinde yapılan vakf gibi. Kelam lafzan her ne kadar
    tam ise de, manen maba’di ile irtibatlıdır. Vakf-ı kâfide, vakfetmek güzel
    olup, geriden alınmayarak devam edilir. Ancak kıraati kesmek doğru
    değildir.
    3- Vakf-ı hasen: Kendisinde kelamın tamam olduğu, fakat
    maba’di ile lafzan ve manen irtibatı olan kelime üzerinde yapılan
    vakıflardır. Fatiha süresindeki ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ) ayeti üzerinde
    yapılan vakf gibi. Çünkü ( غَيْرِ ), kelimesi ( اَلَّذِينَ ) kelimesinin sıfatı veya
    ondan bedeldir. Binaenaleyh, lafzan tealluk bulunmaktadır. Vakf-ı
    hasende, vakfetmek caizdir. Fakat ayet sonu da olsa kıraati kesmek ve
    kıraata böyle yerden başlamak caiz değildir.
    4- Vakf-ı kabih: Kelam tamam olmayan, bir mana çıkmayan ve
    maba’di ile lafzan ve manen alakası bulunan mahal ve kelimelerde
    yapılan vakıflardır. Böyle vakıflar, katiyyen caiz değildir. ( إِيَّاكَ نَعْبُدُ )nun
    إِيَّاكَ) )si üzerinde vakıf yapmak gibi. Kelâmda mübtedanın haberi, fiilin
    faili, kavlin mekûlu, şartın cezası, muzafın muzafun ileyhi, mevsûlün
    sılası ve fiil-i müteaddinin mefûlu bihi zikredilmedikçe kelam tamam
    olmaz. Ve mana anlaşılmaz. İşte bu hususta arapçaya büyük bir ihtiyaç
    vardır.
    Nefesin kesilmesi ve benzeri zaruri hallerde vakf-ı kabih’de
    durulabilir. Fakat kıraata önceki kelimeden başlamak lazımdır. Hoca
    talebesine ders öğretmek için vakf-ı kabih de olsa durabilir. Şimdi kısaca
    Secavend vakf işaretleri ve ifade ettikleri manalara temas edelim.

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • KALKALE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -28

    Kalkale, lügatta: “Hareket etmek, kımıldamak” demektir.
    Tecvid ilminde ise: “Kuvvetli bir ses işitilinceye kadar, mahrecin
    kımıldaması ve deprenmesi” demektir. Kalkale harfleri ( قُطْبُ جَدٍ ) harfleri
    olup -5- tanedir. Yalnız bu harflerde kalkalenin kuvvetli bir şekilde
    yapılabilmesi için, bu harflerin kelimenin ortasında veya sonunda sakin
    olarak vaki olmaları, şarttır. Harekeli oldukları zaman, kalkale sıfatı az
    zahir olur. Misaller:
    (لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ) ,(فَيَقْتُلُونَ ) ,(سُبْحَانَكَ ) ,(يَجْتَبِيكَ ) ,(اَطْوَارًا )
    Kalkalenin nasıl yapılacağı ancak fem-i muhsinden öğrenilebilir.
    Kısaca şöyle tarif edebiliriz. Kalkale harflerinin mahreçlerine kuvvetlice
    basılır ve birden mahreçten ayrılınır. İşte mahrecin hareket etmesi

    esnasında mahreçten bir ses çıkar. Bu ses sakin olan kalkale harfinin
    makablindeki harfin harekesine uygun bir şekilde eda edilir. Kalkaleyi,
    başkası duyacak kadar yüksek ve kuvvetli bir sesle yapmak vaciptir.
    Fakat ifrat ve tefritten şiddetle kaçınmak lazımdır.
    Bir kelimede, kalkale ile idgam birleşirse idgam yapılır. Kalkale
    terk edilir. Çünkü idgam, kalkaleye manidir. Misaller; ( ) ,(اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ
    (اَلْحَقُّ ) ,(وَتَبَّ ) ,(اَلْحَجُّ ) ,(اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ ) ,(لَقَدْ تَابَ اللهُ ) ,(اَحَطْتُ
    kelimelerinde olduğu gibi. Bir kalkale harfi şeddeli olduğu zaman,
    birincileri üzerinde idgam sebebiyle kalkale yapılamaz. İkincileri
    üzerinde ise yalnız vakıf halinde kalkale yapılır. Ancak bu gibi
    kalkaleleri yaparken dikkat etmeli, kalkale harflerinden ikisi de
    belirtilmelidir.
    Hükmü: Vacibtir.

     

    KALKALE

                Sözlükte, sarsmak, deprendirmek, sallamak, hareket etmek, titretmek, kımıldamak gibi manalarda kullanılır.

    اَلْقَلْقَلَةُ  تَقَلْقُلُ الْمَخْرَجِ حَتَّي يُسْمَعَ لَهُ نَبْرَةٌ قَوِيَّةٌ

                “Kalkale sıfatı olan harfler bir kelimenin ortasında veya sonunda (gerek aslen gerek vakıf sebebiyle olsun) sâkin olarak bulunursa “kalkale” olur.” Kuvvetli ses işitilecek şekilde mahrecin sarsılmasıdır.

                Kalkale Harfleri(قُطْبُ جَدٍ)    ق ، ط ، ب ، ج ، د

    KALKALE’NIN HÜKMÜ

    Bütün kıraat imamlarının ittifakıyla hükmü vaciptir.

    فَلْيَقْتُلُونَ ،يَطْلُبُ ، وَالْعَبْدُ ،يَجْتَبِيكَ ، يَدْخُلُونَ

                Bu örneklerde kalkale harfleri kelimenin ortasında sâkin olarak gelmişlerdir ve sükûnları lâzimî sükûndur. Buna Kalkale-i Suğra denir.

    بِالْحَقِّ = بِالْحَقْ ، إِلَي سَوَءِ الصِّرَاطِ = الصِّرَاطْ ،

    فِي اْللأَسْبَابِ = فِي اْللأَسْبَابْ  وَ مَأْجُوجٌ ، وَ مَأْجُوجْ ،

                Kalkale harfleri ârizî sükûnlu olarak gelmişlerdir. Bu örneklerde sadece vakf halinde kalkale yapılır, vasl halinde kalkale yapılmaz. Kelime sonunda oluşan kalkaleyeKalkale-i Kübra denir. Kalkale-i suğradan daha mübalağa ile yapılır.

                Kalkale Yapmanın Sebebi:

    Kalkale harflerinde kalkale sıfatı, cehr ve şiddet sıfatlarının bir araya gelemsinden meydana gelmiştir. Bundan dolayı bu harflerin sükûn ile okunuşlarında ses ve nefes tamamen hapsolur. Zira cehr sıfatı nefesin, şiddet sıfatı da sesin hapsolmasını gerektirir. İşte bu harflerin ortaya çıkması –ancak- mahrecde hapsolan sesin, mahrecin hareketiyle ortaya çıkmasına bağlıdır. Böylece mahrecde oluşan bu zaid sese biz kalkale diyoruz.

    Kalkaleyi Terk etme Hali

                Kalkale harfi sâkin olarak gelmesine rağmen kendisinden sonra idğâm yapılmaya müsait başka bir harf geliyorsa kalkale terk edilir ve idğâm ile ilgili hükümler gerçekleştirilir.

    لَقَدْ تَابَ اللَّهُ = لَقَتَّابَ اللَّهُ ، أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ

    أَنِ اضْرِبِّعَصَاكَ ، أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ ، أَحَطْتُ

                İdğâmdan dolayı şeddeli olarak tek harf halinde yazılan kalkale harfleri ile karşılaşıldığı zaman vakf durumunda yine kalkale yapılmalıdır.

    أَلْحَجُّ = أَلْحَجْ ، أَلْحَقُّ = أَلْحَقْ ، وَ تَبَّ =َ وَ تَبْ

                Bu örneklerdeki gibi durumla karşılaşıldığında ve bu kelimeler üzerinde vakfedilecek olduğunda idğâm sebebiyle birinci harf üzerinde kalakale yapılmaz. Ancak ikinci harf üzerinde kalkale yaparak vakfetmemiz gerekecektir.

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • SEKTE – HA-İ SEKT TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -27

    Lügatta: “Susmak, sükût etmek” manasına gelen “Sekte”; tecvid
    ilminde: “Kıraat esnasında sesi, nefes almaksızın kesmek” manasında
    kullanılmaktadır. Sektenin zamanı, vakfın zamanından azdır. Bu da
    okuma hızına göre değişir. Normal olarak bir elif miktarıdır, sekte vasıl
    haline mahsustur.
    Kıraat-ı İmam Asım ve Hafs rivayetine göre, Kur’an-ı Kerim’in -4-
    yerinde sekte yapılmaktadır.
    1- Kehf süresi, 1-2. Ayetindeki ( عِوَجًا قَيِّمًا ) kelimeleri arasında.
    Burada sekte, birinci kelimenin üzerinde, elif üzerine medd-i tabii
    halinde ( عِوَجَا ) durularak, nefes almaksızın sesimizi kısa bir müddet
    kesmek ve ikinci kelimeye geçmekle yapılır. Burada sekte yapılmasının
    sebebi: ( قَيِّمًا ) kelimesinin ( عِوَجًا ) kelimesine sıfat düşmesi ihtimalini
    ortadan kaldırmaktır. Burada vakf evla, sekte caizdir.
    2- Yasin süresi, 52. ayetindeki ( مِنْ مَرْقَدِنَا هَذاَ ) kelimeleri arasında.
    Burada ( مَرْقَدِنَا ) kelimesi üzerinde, nefes almadan kısa bir müddet durulup,
    ikinci kelimeye geçmek suretiyle sekte yapılır. Burada da sekte
    yapılmasının sebebi: ( هَذَا ) kelimesinin ( مَرْقَدِنَا ) kelimesine sıfat düşmesi
    ihtimalini gidermek içindir. Çünkü ayet başından ( مَرْقَدِنَا ) kelimesine
    kadar olan kısım kafirlere ait sözdür. ( هَذَا ) ile başlayan cümle de
    mü’minlerin veya meleklerin sözüdür. Burada da vakf evla, sekte caizdir.
    3- Kıyame süresi, 27. Ayetindeki ( وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ ) kelimeleri arasında
    مَنْ) ) kelimesinin nunu üzerinde, nefes almaksızın sesi bir müddet keserek
    رَاقٍ) ) kelimesine devam etmek suretiyle sekte yapılmış olur. Burada sekte
    yapılmasının sebebi: İdgam bila gunneye mani olmaktır. Şayet idgam
    yapılacak olursa, kelime “Merrak” şekline girer ki manası: Çorbacı olur.
    Ayetin manasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü ayetin manası : “Çare bulan
    kimdir?
    4- Mutaffifin süresi, 14. Ayetindeki ( آَلاَّ بَلْ رَانَ ) kelimeleri arasında
    بَلْ) ) kelimesinin lamı üzerinde nefes almaksızın, sesi kısa bir zaman
    kesmek ve ikinci kelimeye devam etmek suretiyle sekte yapılır. Burada
    da sekte yapılmasının sebebi: İdgam mütekaribeyne mani olmaktır.
    Çünkü idgamın şartları bulunduğundan idgam yapılırsa kelime “Berran”
    olur. Berran “Küpçü” demektir. Ayetin manası ile hiçbir ilgisi yoktur.
    HA-İ SEKT
    Zikrolunan bu sektelerden başka bir de “Ha-i sekt” vardır. Bundan
    maksat: Bazı kelimelerin son harekesini muhafaza etmek için, kelimenin

    sonuna ziyade olunan sakın he ( ه) harfidir. Kıraat imamları, Kur’an-ı
    Kerim’in -9- yerinde vaki olan ha-i sekteli -7- kelimeyi vakf halinde ha-i
    sekt ile okumak hususunda ittifak etmişler. Fakat aynı kelimelerin vasıl
    hallerinde ha-i sekt ile okuyup okumama hususunda ise İhtilaf
    etmişlerdir. Kıraatta imamımız, İmam Asım hazretleri bunların hepsini
    vasıl hallerinde de ha-i sekt ile okumuştur. Bu -7- kelime şunlardır:
    l-Bakara süresi, 259. Ayetindeki ( لَمْ يَتَسَنَّهْ ) kelimesi.
    2- En’am süresi, 90. Ayetindeki ( اقْتَدِهْ ) kelimesi.
    3-Hakka süresi, 19 ve 25. Ayetindeki ( آِتَابِيَهْ ) kelimesi.
    4- Hakka süresi, 20 ve 26. Ayetindeki ( حِسَابِيَهْ ) kelimesi.
    5- Hakka süresi, 28. Ayetindeki ( مَالِيَهْ ) kelimesi.
    6- Hakka süresi, 29. Ayetindeki ( سُلْطَانِيَهْ ) kelimesi.
    7- Karia süresi, 10. Ayetindeki ( مَاهِيَهْ ) kelimesi.

    SEKTE(Nefes almadan bir müddet durma)

    اَلسَّكْتَةُ قَطْعُ الصَّوْتِ دُونَ النَّفَسِ

                “Kur’ân okurken belirli kelimeler üzerinde nefes almadan bir müddet sesin kesilmesine “Sekte” adı verilir.” Sektenin normal olarak müddeti bir elif miktarı olarak kabul edilmiştir.

    Kur’an’da dört yerde sekte yapılarak okunur:

                1- Kehf Sûresi (1):(… وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا قَيِّمًا لِيُنْذِرَ …) Buradaki sekte vasl hali için geçerlidir.

                Burada sekte yapmanın sebebi: Buradaki ( قَيِّمًا ) kelimesinin kendisinden önceki ( عِوَجًا ) kelimesine sıfat teşkil etmediğinin gösterilmesi için sekte yapılır.

                2-Yâsîn Sûresi (52):  (… مِنْ مَرْقَدِنَا هٰـذَا )

                 Burada sekte yapmanın sebebi: Burada sekte yapılmadığı zaman iki kelime arasında sıfat ve mevsûf ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Sekteden önce ( مَرْقَدِنَا ) kelimesi ile kâfirlerin sözü bitmekte, sekteden sonraki ( هٰذَا )  kelimesi ile de mü’minlerin veya meleklerin sözleri başlamaktadır. Bu iki sözü başka başka kişilerin söylediğinin açıkça anlaşılması maksadıyla burada sekte yapılır.

                3- Kıyâme Sûresi (27):وَقيلَ مَنْ رَاقٍ) Buradaki sekte sükûn üzerine icrâ edilir, âyet ortasında ve bulunduğu yerde hiçbir durak işareti yoktur.

                 Burada sekte yapmanın sebebi: Mana ile alâkalıdır. Burada sâkin nûndan sonra râ harfi geldiği için aslında idğâm-ı bilâğunne yapılmalıdır ( مَرَّاقٍ ) . Arapça’da (مَرَّاقٍ) kelimesi “çorba karıştıran, çorbacı” anlamlarına gelir. Oysa âyette okuyup üfleyerek son müdahaleyi yapacak ve böylece son nefesini vermekte olan çaresizleri kurtaracak bir kişinin olup olmadığından bahsedilmektedir.

                4- Mutaffifîn Sûresi (14): (… كَلَّا بَلْ رَانَ) Buradaki sekte sükûn üzerine olup âyet ortasında ve durak olmayan bir yerdedir. 

                 Burada sekte yapmanın sebebiNormalde burada idğâm-ı mütekâribeyn dediğimiz tecvîd kaidesi icrâ edilerek ( بَرَّانَ ) şeklinde okunması gerekecekti. Ancak böyle bir okuyuş anlam bozukluğuna sebep olacaktır. Arapça’da ( بَرَّانَ ) kelimesi “küpçü” anlamına gelir. Oysa âyet-i kerîmede üzeri pas bağlayan kalplerden bahsetmektedir.

     

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • ZAMİR TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -26

    Tecvid ilminde bahis konusu olan zamir, kelimelere bitişen müfred
    müzekker gaib zamiri olan hu ( هُ) zamiridir. Bu zamirin harekesi ötre
    olduğu zaman vav ile, esre olduğu zaman da ye ile uzatılır. هِى ) ) ,((هُو
    gibi. Şimdi bu durumun nerelerde ve nasıl tahakkuk ettiğini görelim:
    l- Zamir iki harekeli harf arasında bulunduğu zaman. Misal:
    وَلَمْ يَكُن لَهُ آُفُوًا أَحَدٌ
    Bu durumda zamir ötreli ise vav ile esreli ise ye ile bir elif miktarı
    uzatılır. Ancak daha önce izah edildiği gibi zamirden sonra gelen harf
    hemze ise, o zaman medd-i munfasıl olur. ( بِهِ إِيماَناً ) gibi. Bak sh: 29
    Ancak bu kaidenin şu istisnaları vardır.
    a- Araf süresi, قَالُواْ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ) : 111 ). Buradaki zamir sükun ile
    okunur.
    b- Neml süresi, فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ) : 28 ). Buradaki zamir sükun ile okunur.
    c- Nur süresi, وَيَتَّقْهِ فَاؤُلَئِكَ) : 51 ). Buradaki zamir medsiz, esreli olarak
    okunur.
    d- Zümer süresi, يَرْضَهُ لَكُمْ) : 7 ) Buradaki zamir de medsiz ötreli
    olarak okunur.
    2- Zamir, iki sakin arasında vaki olduğu zaman ittifakla medsiz
    okunur. ( آتَاهُ اللهُ)، (وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ ) gibi.
    3- Zamir, kendinden önce harekeli, kendisinden sonra sakin iki harf
    arasında vaki olunca da ittifakla medsiz okunur. Misal:
    لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ) ) gibi.
    4- Zamir, sakin bir harften sonra ve harekeli bir harften evvel vaki
    olduğu zaman yine medsiz okunur. ( فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ) ,(فِيهِ هُدًى ) gibi. Yalnız
    Furkan süresi 69. ayetinde geçen ( فِيهِ مُهَانًا ) kelimesindeki ( هِ) zamiri med
    olunur.
    Bazı kelimelerin sonlarında bulunan ve kelimenin aslî harfi olup,
    zamir olmayan ( هُ) leri; zamir olan ( ه) ler ile karıştırmamak lazımdır.
    وَلَمْ يَنْتَهِ) , (مَا نَفْقَهُ) ) kelimelerinde olduğu gibi.
    Hükmü : Vacibtir.

     

     

    ZAMİR  “DAMİR”

     

                Tecvîd ilminin konusu olan zamir, Huve ( هُوَ ) lafzı olup, bu zamirin hangi durumlarda uzatılarak, hangi durumlarda da uzatılmayarak okunacağıdır.

     

    A)   Zamirin Med/SILA Yapılarak (Uzatılarak) Okunduğu Yerler:

     

    1- Eğer zamirden önceki harfin harekesi üstün ( ـَـ )veya ötre  ( ـُـ )olursa, vasl halinde (geçiş durumunda) zamir ötreli olarak sonunda med harflerinden vav  ( و )varmış gibi “Û” sesiyle uzatılarak okunur.

     

    إِنَّهُ = إِنَّهُو ، صَاحِبُهُ = صَاحِبُهُو ، مَا لَهُ = مَا لَهُو ، رَبُّهُ = رَبُّهُو

     

     2- Eğer zamirden önceki harfin harekesi esre  ( ـِـ )ise vasl halinde zamir esreli olarak sanki sonunda med harflerinden yâ (ي ) varmış gibi “Δ sesi ile uzatılarak okunur.

     

    بِهِ = بِهِي ، مِنْ قَوْمِهِ = مِنْ قَوْمِهِي ، لِوَلِيِّهِ = لِوَلِيِّهِي ، رَبِّهِ = رَبِّهِي

     

    B) Zamirin Kasredilerek/Adem-i sıla (Uzatılmadan) Okunduğu Yerler:

     

    1- Zamirden önceki harf med harflerinden biri ise zamir vasl halinde bile uzatılmadan okunur.

     

    فِيهِ ، خُذُوهُ ، وَ اجْتَبَاهُ ، وَ هَدَاهُ ، آتَيْنَاهُ ، لأَخِيهِ

     

    2- Zamirden önceki harf sâkin (harekesiz), yani cezmli bir harf ise zamir vasl halinde yine uzatılmadan okunur.

     

    إِلَيْهِ ، عَلَيْهِ ، حَمَلَتْهُ ، مِنْهُ ، فَاعْبُدْهُ ، يَأْخُذْهُ ، فَبَشِّرْهُ

     

    3- Zamirden sonra gelen harfin harekesi yoksa zamir vasl halinde yine uzatılmadan okunur.

     

    بِهِ اْلإِلَهُ ، لَهُ الْمُلْكُ ، أَنَّهُ الْحَقُّ ، كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ

     

    Not: Tabiî medde, med harfleri her zaman açık olarak görülmez. Kur’an-ı Kerim’de bazı üstünlü harfler, kendilerinden sonra elif varmış gibi uzatılarak okunur. Okunması kolay olsun diye bu harflerin üzerine dik ve kısa bir uzatma işareti () konur.

     

    إِبْرَهِيمَ  إِسْحَقَ  هَرُونَ  وَلَكِنْ  طَهَ

     

    Zamirin Kaideler Dışında Okunduğu İstisnâî İki Durum Vardır

     

    1.     Kaideye uymasına rağmen Zümer 7. âyetinde geçen  ( يَرْضَهُ لَكُمْ ) ibaresindeki zamir uzatılmadan, yani kasredilerek okunur.

     

    2.     Furkan 69. âyetinde yer alan فِيهِ مُهَانَا ) lafz-ı celîlindeki zamir, kendinden önce med harfi geliyor olmasına rağmen Âsım kırâatında Hafs burayı( فِيهيِ مُهَانَا )şeklinde uzatarak okumuştur. Bunun iki sebebi varıdır. Birincisi: Manasındaki dehşetli azaba tenbih ve ikaz içindir. İkincisi: Zamir ( هـ )’nin esresinden sonra mîm  ( م )harfinin ötresine süratle geçmekte ortaya çıkan güçlük ve külfeti kaldırmak içindir.

     

                Bunlardan başka zamirle alakası olmadığı halde yazılış itibariyle zamire benzeyen he (( ه ، ـه ) هـ ) harfleri vardır. Bunlar bulunduğu kelimenin asıl harflerinden olduğu için uzatılmadan okunurlar. Kur’ân’daki bu kelimelerin tamamı şunlardır:

     

    فَوَاكِهُ ، لَمْ يَنْتَهِ ، وَ مَا نَفْقَهُ ، لَمْ تَنْتَهِ ، وَجْهُ أَبِيكُمْ

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

  • LAFZATULLAH TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -25

    Bu bahiste ( اَللهُ ) lafz-ı şerifinin kıraatından bahsedilir. ALLAH lafz-ı
    şerifinin makabli üstünlü veya ötreli olursa, ALLAH lafz-ı şerifi kalın
    okunur. ( هُوَ اللهُ ),(نَصْرُاللهِ ) gibi. Eğer ALLAH lafz-ı şerifinin makabli esreli
    olursa, o zamanda ALLAH lafz-ı şerifi ince okunur. ( بِاللهِ) ,(ِللهِ ) gibi. Bu
    kaideler ( اَللهُمَّ ) lafz-ı şerifi için de aynen geçerlidir.
    Hükmü: Vacibtir.

    Nükte: Vallahi kalın, billahi ince, tallahi kalındır.

     

    LAFZATULLAH (ALLAH LAFZININ OKUNUŞU)

               

                Lafzatullah, “Allah Lafzı”  ( أَللَّهُ )demektir. Normal şartlarda lâm harfi ( ل ) ince okunan harflerdendir. Ancak ( أَللَّهُ ) lafzının lâmı kendine mahsus özelliklerinden dolayı bazen ince, bazen kalın okunur.

                Lafzatullah’ın Kalın Okunduğu Yerler:

                Eğer Lafzatullah’dan önce gelen harfin harekesi üstün veya ötre ise yahut okunan cümlenin ilk başındaki kelime ( أَللَّهُ ) lafzı ise o zaman ortadaki lâm harfi kalın okunur.

    أَللَّهُ لآ إِلهَ إِلاَّ هُوَ ، نَصْرُ اللَّهِ ، قَالَ اللَّهُ ، رَسُولُ اللَّهِ ، وَ إِذْ قَالَ اللَّهُمَّ

                Lafzatullah’ın İnce Okunduğu Yerler:

                Allah lafzından önce gelen harfin harekesi esre olduğu durumlarda ise lafzatullahın lâmı ince okunur. ( أَللَّهُمَّ ) lafzının okunuşu da aynı hükme tabidir.

    بِسْمِ اللَّهِ ، أَلْحَمْدُ لِلَّهِ ، بِاللَّهِ ، لَمْ يَكُنِ اللَّهُ ، فِي سَبِيلِ اللَّهِ ، قُلِ اللَّهُمَّ

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • RÂ’NIN HÜKÜMLERİ TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -24

    28 hece harfi içinde “Ra ( ر)” nın okunma hükümleri, diğer
    harflerin hepsinden çoktur. Kıraat-ı İmam Asım ve rivayet-i Hafs’a göre
    “Ra” harfinin -12- türlü okunma yeri vardır. Şöyleki: Ra harfi beş yerde
    kalın, dört yerde ince okunur. Üç yerde de hem ince ve hem de kalın
    okumak caiz olur. Şimdi bunları birer birer görelim:
    a- Ra harfinin kalın okunduğu yerler:
    1- Ra’nın harekesi üstün veya ötre olduğu zaman:
    فِرَاشًا ) ,(رَزَقَ ) ,(آاَفِرُونَ ) ) gibi.
    2- Ra sakin olup, makabli üstün veya ötre olduğu zaman:
    بَرْْقٌ ) ,(قَرْيَةٌ ) ,(بِالْعُرْفِ ) ) gibi.
    3- Ra sakin, makabli de sakin olup onun makabli üstün veya ötreli
    olduğu zaman: ( خُسْرٌ ) ,(عُسْرٌ ) ,(بِالصَّبْرِ ) kelimeleri vakıf halinde.
    4- Ra sakin olup makablinde arızî bir esre bulunursa. Arızî esre:
    Altında bulunduğu harfle okunmaya başlandığı zaman var olan, bir
    evvelki harf ile birlikte okunduğu zaman ise ortadan kalkan esredir. Vasıl
    (Bak. Sh: 25) hemzelerinin harekeleri arızîdir.
    .(اِرْجِعِى ) ,(اِنِ ارْتَبْتُمْ ) ,(لِمَنِ ارْتَضَى )

    5- Esreden sonra sakin olarak bulunan Ra’dan sonra istila
    harflerinden birisi gelirse. Kur’an-ı Kerim’de, bu durumda bulunan
    kelimeler şunlardır: ( (مِرْصَادًا -لَبِالْمِرْصَادِ -اِرْصَادًا -قِرْطَاسٌ -فِرْقَةٌ
    b- Ra harfinin ince okunduğu yerler:
    1- Ra’nın kendisi esreli olduğu zaman: ( (رِجَالٌ -يُرِيدُ
    2- Ra sakin, makabli esreli olunca: ( (مِرْفَقًا -فَاصْبِرْ -فَكَبِّرْهُ
    3- Ra sakin, makabli de sakin, onun makabli esreli olduğu zaman:
    قَدِيرٌ ) ,(حِجْرٌ ) ,(بَصٍيرٌ ) ,(اَلذِّآْرُ ) ) kelimeleri vakıf halinde.
    4- Ra sakin olup makablinde harf-i lin olan ye harfi bulunduğu
    zaman. Vakıf halinde ( سَيْرٌ ) ,(خَيْرٌ ) kelimeleri gibi.
    c- Ra harfinin hem kalın hem de ince okunmasının caiz olduğu
    yerler:
    1- Esreden sonra vaki olan sakin Ra’dan sonra, istila harflerinden
    biri esreli olarak bulunursa. Bunun Kur’an-ı Kerim’de tek misali vardır.
    Şuara süresi ayet: (آُلُّ فِرْقٍ ) 63
    2- Ra sakin, makablinde sad ( ص) ve tı ( ط) harflerinden biri de
    kendileri sakin makablileri esreli olarak vaki olduğu zaman: ( مِنْ مِصْرَ ) ve
    عَيْنَ الْقِطْرِ ) ) kelimelerinde olduğu gibi. ( مِصْرَ ) kelimesinin vakıf halinde
    kalın ( اَلْقِطْرِ ) kelimesinin de vakıf halinde ince okunması tercih
    edilmiştir.
    3- Kelimenin aslına delalet etmek bakımından ince; vakıf halinde
    makabline nazaran kalın okunan ra’lar: ( أَنْ أَسْرِ أََنْ أَسْرِى ) gibi. Genel
    kaide uyarınca, vakıf halinde bu kelimelerdeki Ra’ların kalın okunması
    gerekir. Ancak, bu kelimelerin asılları itibariyle sonlarında bulunan ve
    fakat yazıda görünmeyen ye’lere işaret etmek üzere ince okunmaları da
    caiz görülmüştür. Fakat kalın okumak efdaldir.
    Ra harfi, idgamlı veya şeddeli bulunduğu zaman ikinci Ra nazar-ı
    itibara alınır. İkinci Ra kalın okunuyorsa birincisi de kalın, yok ince
    okunuyorsa birincisi de ince okunur. ( شّرِّ ) kelimesindeki Ra’lar ince, (
    يَفِرُّ ) dakiler de kalın okunur.
    Hükmü: Vacibtir.

     

    RÂ’NIN HÜKÜMLERİ

                Râ harfi kendi harekesine göre veya kendinden önceki ya da sonraki harfin harekesine göre bazen ince, bazen kalın, bazen hem ince hem kalın olmak üzere üç şekilde okunabilme özelliğine sahiptir.

                Âsım kırâatının Hafs rivâyetine göre Râ harfinin, beş yerde mutlak kalın, dört yerde mutlak ince, üç yerde de hem ince hem de kalın okunması câizdir.

    A)    R  ( ر )HARFİNİN KALIN OKUNDUĞU YERLER:

    Râ harfinin mutlak kalın okunduğu durumlara “Tefhîm” adı verilir.

    1) Râ harfinin harekesi üstün veya ötre olursa mutlaka kalın okunur.

    صَدْرُكَ ، أَلرُّوحُ ، رُحَمَاءُ ، بِرَسُولٍ ، رَزَقَ ، أَلرَّحِيمُ

    2- Râ sâkin, kendinden önceki harfin harekesi üstün veya ötre olursa

    مَرْيَمُ ، فِي اْلأَرْضِ ، قَرْيَةٌ ، كُرْسِيُّ ، بِالْعُرْفِ ، مُرْدِفِينِ

    3- Hem râ, hem de râ’dan önceki harf sâkin ise bir önceki harfin harekesine itibar edilerek, üstün veya ötre ise râ  kalın okunur.

    شَهْرْ ، بِالصَّبْرْ ، يُسْرْ ، فَجْرْ ، شَكُورْ ، أَلصُّدُورْ ، حِمارْ ، أَلدَّارْ

    4- Râ sâkin, kendinden önceki harfin harekesi de ârizî esre olursa, râ harfi yine kalın okunur. Ârizî esre harfin aslında olmayan esre demektir.

    إِنِ ارْتَبْتُمْ ، إِرْجِعِي ، لِمَنِ ارْتَضَي ، رَبِي ارْجِعُونِي، أَمِ ارْتَابُو

    5- Râ sâkin, Ra’dan önceki harfin harekesi aslî esre olur ve râ’dan sonra istilâ  (خ ، ص ، ض ، ط ، ظ ، غ ، قharflerinden birisi gelirse kalın okunur.

    فِرْقَةٍ ، إِرْصَادًا ، قِرْطَاسٍ ، مِرْصَادً ، لَبِالْمِرْصَادِ

    B)  R  ( ر )HARFİNİN İNCE OKUNDUĞU YERLER:

    Râ harfinin mutlak olarak ince okunduğu durumlara terkîk denir. Harfi mahrecinde cılız düşürmeye ve onun sıfatını zayıflatmaya “Terkîk” denir.

    1- Râ harfinin kendi harekesi esre olursa ince okunur.

    رِجَالٌ ، وَاضْرِبُوا ، بِالْبِرِّ ، بِحُورٍ عِينٍ ، رِزْقًا ، فَذْكُرِ اسْمَ ،

    2- Râ harfi sâkin, kendinden önceki harfin harekesi de esre olursa râ harfi yine ince okunur.

    وَ اسْتَغْفِرْهُ ، فَكَبِّرْهُ ، فِي مِرْيَةٍ ، فَاصْبِرْ ، وَ أَنْذِرْ ، أُحْصِرْتُمْ

    3- Râ harfi sâkin, kendinden önceki de sâkin ise bir önceki harfin harekesine bakılır. Eğer o harfin harekesi esre ise râ harfi yine ince okunur.

    أَلذِّكْرْ ، حِجْرْ ، سِحْرْ ، وَ لآ بِكْرْ، بَصِيرْ ، قَدِيرْ ، كَثِيرْ ، خَبِيرْ

    4- Râ harfi sâkin, kendinden önceki harf de harf-i lîn olan yâ ( ي ) olur ve vakfedilecek olunursa râ harfi yine ince okunur.

    خَيْرْ ، سَيْرْ ، عُزَيْرْ ، طَيْرْ

    C)   R  ( ر )HARFİNİN HEM İNCE HEM KALIN OKUNABİLDİĞİ YERLER:

    Râ harfini bazı durumlarda bir kısım kırâat imamları ince diğer bir kısmı da kalın olarak okumuştur. Dolayısıyla râ harfini bu gibi yerlerde hem kalın hem de ince okumak câizdir.

    1-    Râ sâkin, kendinden önceki harf esreli olduğunda kural gereği râ ince okunur. Ancak böyle bir durumda râ’dan sonra esreli bir istilâ harfi geliyorsa hem ince hem de kalın okunması câizdir.

    كُلُّ فِرْقٍ

    2- Râ harfi sâkin olur, kendinden önce de yine sâkin olarak sad ( ص )  veya tı  ( ط )harflerinden biri bulunur, ayrıca bu ikisinden önce de esreli başka bir harf gelirse râ harfi ince veya kalın olarak okunabilir.

    عَيْنَ الْقِطْرْ ، أُدْخُلُوا مِصْرْ

    3- Kur’ân-ı Kerîm’de geçen şu durumlarda da râ harfini hem ince hem de kalın okumak câizdir.

    يَسْرْ ، أَنْ أَسْرْ ، فَأَسْرْ

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

  • İDGAM-I ŞEMSİYYE ve İZHAR-I KAMERİYYE TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -23

    Bu idgam, Arabçada isimlerin başına gelip, onlara marifelik
    (belirlilik) kazandıran lam-ı ta’rif ( ال ) ile ilgilidir. Misal:
    ( Belli bir ) kitab: ( اَلْكِتَابُ ) (Herhangi bir) kitab: ( (آِتَابٌ
    Lâm-ı tarife göre, Arabçada harfler iki kısma ayrılır:
    1- Kamerî harfler: ( ابَغْ حَجَّكَ وَخَفْ عَقِيمَهُ ) cümlesinde toplanan
    harfler olup -14- tanedir.
    2- Şemsî harfler: Kamerî harflerin dışında kalan -14- harftir.
    İşte, lâm-ı tariften sonra kameri harflerden biri gelirse: “İzhar-ı
    kamerîyye” olur. Bu durumda lâm-ı tarifin lamı, kendisinden sonra
    gelen kamerî harfe idgam edilmez. Açık bir şekilde okunur. Misal:
    .(اَلْمَالُ ) ,(اَلْكِتَابُ ) ,(اَلْقَلَمُ ) ,(اَلْجَمَالُ ) ,(اَلْبَابُ )

    Buna, izhar-ı kameriyye denilmesinin sebebi: Ayın yanında
    yıldızların görüldüğü gibi, bu -14- harfin yanında da lâm-ı tarifin
    görülebilmiş olmasıdır.
    Fakat lâm-ı tariften sonra şemsî harflerinden biri gelirse: “İdgam-ı
    şemsiyye” olur. Bu durumda lam-ı tarifin lamı, kendisinden sonra gelen
    şemsî harfe tamamen idgam edilir. İdgam-ı şemsiyye iki kısımdır:
    a- İdgam şemsiyye mea’l-gunne (gunneli idgam-ı şemsiye): Bu
    sadece “nun ( ن) ” harfine mahsustur. Lam-ı tariften sonra “nun” harfi
    vaki olunca meydana gelir. Misaller: ( .(وَالنَّاسُ ) ,(وَالنَّارُ ) ,(وَالنُّورُ
    b- İdgam-ı şemsiyye bila gunne (gunnesiz idgam şemsiyye): Lamı
    tariften sonra, nun harfinden başka şemsî harflerden biri vaki olduğu
    zaman meydana gelir. Misaller: ( (وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ ) ,(وَالشَّمْسِ
    Bu idgama; güneşin yanında yıldızların görülmediği gibi, bu -14-
    harfin yanında da lam-ı tarifin görülmemesinden dolayı “İdgam-ı
    şemsiyye” denilmiştir.
    Hükmü : Vacibtir.

     

    LÂM-I TARİF (ال) VE HÜKÜMLERİ

     

    İDĞAM-I ŞEMSİYYE Lâm-i tarif dediğimiz (ال) elif-lâm’dan sonra şemsî harfler adı verilen on dört harften birisi gelirse “İdğâm-ı Şemsiye” olur. İdğâm-ı şemsiyyenin sebebi, mahreclerinin birbirine olan yakınlığından dolayı lâm-ı tarifin kendisinden sonra gelen şemsî harflerden birine çevrilmesi, onun içinde tamamen eritilerek kaybedilmesi demektir.

                Şemsî harfler şunlardır:

    ت ، ث ، د ، ذ ، ر ، ز ، س ، ش ، ص ، ض ، ط ، ظ ، ل ، ن

    تُبْ  ثُمَّ  دَعْ  ذَنْباً  رَمَي  زِدْ   سُمْعَةَ  شِمْ  صَدْرَ  ضَيْفٍ  طاَبَ  ظَنٌّ  لَهُ  نَعَمْ

                (Bu idğâma şemsî denmesinin sebebi, bu idğâmın anlatılması ve açıklanması sırasında “güneş” anlamına gelen أَلشَّمْسُ ) kelimesinin çokça kullanılıyor olmasıdır. Nasıl ki güneş çıktığında yıldızlar ortadan kayboluyor ve görünmüyorlarsa, şemsî harfler geldiğinde de lâm-ı tarif ortadan kayboluyor ve gözükmez oluyor.)

    ألتَّوْبَةُ ، ألثَّمَرُ ،أَلدَّهْرُ ، أَلذُّبَابُ ، أَلرَّحِيمُ ، أَلزَّيْتُونُ ، ألسَّمَاءُ ، أَلشَّمْسُ   ألصُّحُفُ ، أَلضَّلاَلَةُ ، أَلطَّلآقُ ، أَلظُّلْمُ ، أَلَّيْلُ ، أَلنَّجْمُ

                İdğâm-ı şemsiye yapmamız gereken durumlarda, eğer lâm-ı tariften önce harekeli bir harf gelirse, lâm-ı tarif okunmaz. Her ikisi de atlanarak şemsî harfe geçilir ve bu harf şeddelenerek okunur.

    وَ الشَّمْسِ ، وَ الضُّحيَ ، مِنَ الذَّكَرِ ، فِي السَّمَاءِ ، إِنَّ الدِّينَ ، مَلِكِ النَّاسِ

    İdğâm-ı Şemsiyye’nin Kısımları

    1.     İdğâm-ı Şemsiye Mealğunne: Lâm- ı tariften sonra nûn harfi gelirse “İdğâm-ıŞemsiye Mealğunne” olur. 1.5 elif tutulur.

    2.     İdğâm-ı Şemsiye Bilâğunne:Lâm-ı tariften sonra nûn dışındaki  harfler geldiğinde “İdğâm-ı Şemsiye Bilâğunne” olur. 

    İZHAR-I KAMERİYYE

                Lâm-ı tariften (ال) sonra kamerî harfler adı verilen on dört harften biri gelirse buna İzhâr-ı Kameriyye” adı verilir. İzhâr-ı kameriyye, lâm-ı tarifin, mahreclerindeki uzaklıktan dolayı, kendisinden sonra gelen kamerî harflerden ayırt edilmesi, açıkça lâm-ı tarifin okunması ve telaffuz edilmesi demektir.  Hükmü vaciptir.

    Kamerî Harfler Şunlardır:

    أ ، ب ، ج ، ح ، خ ، ع ، غ ، ف ، ق ، ك ، م ، هـ ، و ، ي

    إِبْغِ حَجَّكَ وَ خَفْ عَقِيمَهُ

    أ ْلإِنْسَانُ ، أَلْبَلَدُ ، أَلْجَنَّةُ ، أَلْحَمْدُ ، أَلْخَيْرُ ، أَلْعُلَمَاءُ ، أَلْغَفُورُ ، أَلْفَجْرُ ، أَلْقَمَرُ ، ألْكُفَّارُ ، أَلْمُؤْمِنُ ، أَلْهَلآكُ ، أَلْوَاحِدُ ، أَلْيَوْمُ

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

     

     

  • İDGAM-I MÜTEKARİBEYN TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -22

    Önce “mütekaribeyn” in tarifini yapalım. Lügatta: “Mütekarib”
    Birbirine yakın olup, yaklaşıcı olan şeylere denir. Tecvid ilminde ise:
    Mahreçleri de sıfatları da başka, fakat mahreçleri veya sıfatları veyahut
    hem mahreç hem de sıfatları yönünden birbirleriyle yakınlığı bulunan iki
    harfe “mütekarib” harf denir. Mütekarib iki harften birincisi sakin,
    ikincisi harekeli olarak yan yana geldikleri zaman, sakin olan birinci
    harfin harekeli olan ikinci harfe idgam edilmesine “idgam-ı
    mütekaribeyn” denir.
    İdgam mütekaribeyn’in harfleri, Kıraat-ı İmam Asım ve rivayet-i
    Hafs’a göre iki mahreç üzeredir:
    1- Lam ( ل)ve ra ( ر) mahreci: Bu iki harfin mahreci değişiktir,
    fakat birbirine yakındır. (Bak. Sh: 12) Sıfatlar da değişiktir, fakat
    müşterek sıfatları da vardır. (Bak. Sh: 22-23) Misaller:
    (قُلْ رَبِّ قُرَّبِّ ) ,(بَلْ رَفَعَهُ الله بَرَّفَعَهُ اللهُ )
    İdgam tamdır. Bu misallerde görüldüğü üzere, lam harfinin önce, ra
    harfinin sonra gelmesi şarttır. Ra önce gelirse, idgam yapmak caiz
    değildir. Misal: ( (فَاغْفِرْ لِى
    2- Kaf ( ق) ve ( ك) kef harflerinin mahreci: Bu iki harfin mahreci
    de değişiktir. Fakat birbirine yakındır. (Bak. Sh: 12) Sıfatlar da değişiktir,
    fakat müşterek sıfatları da vardır. (Bak. Sh: 23) Kur’an-ı Kerim’de bunun
    bir misali vardır. O da el-Mürselat suresindeki ( اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ ) lafz-ı şerifidir.
    Tam idgam yapılarak ( اَلَمْ نَخْلُكُّمْ ) şeklinde okunur. İdgamın nakıs olacağı
    rivayeti de vardır.
    Hükmü: Vacibtir.

     

    İDĞAM-I MÜTEKARİBEYN

                Mahreç veya sıfatları, yahut hem mahreçleri hem de sıfatları bakımından birbirleriyle yakınlığı olan iki harften birincisi sakin, ikincisi harekeli olarak yan yana gelirse, birinci harfin ikinci harfe idğam edilmesine “İdğam-ı mütekaribeyn” denir.”

    A)    Lâm  ( ل )ve Râ  ( ر ) Harflerinin İdğâmı:Herhangi bir kelimenin son harfi sâkin bir lâm, hemen arkasından gelen ikinci kelimenin ilk başındaki harf de harekeli bir râ olursa, lâm harfi, râ harfine tam bir idğâm ile idğâm olunur. Hükmü ittifakla vacip’tir.

    وَ قُلْ رَبِّ = وَ قُرَّبِّ ، بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ = بَرَّفَعَهُ اللَّهُ

    B) Kaf  ( ق )ve Kef( ك )  Harflerinin İdğâmı: Kaf harfi sâkin, kendisinden sonra harekeli bir kef gelirse olur. Tam veya nakıs olarak yapılması caizdir. Kur’ân’da tek örneği vardır:

    ( أَلَمْ نَخْلُكُّمْ )  : أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı

     

     

     

  • İDGAMI MÜTECANİSEYN TECVİDİ ÖRNEKLERİYLE -21

    Önce “Mütecaniseyn” in tarifini yapalım. Mahreçleri bir, sıfatları
    ayrı olan iki harfe “Mütecaniseyn” denir. Mütecanis iki harften birincisi
    sakin, ikincisi harekeli olarak yan yana geldikleri zaman birinci harfin
    ikinci harfe idgam edilmesine: “İdgam-ı mütecaniseyn” denir. İdgam

     

    İDĞAM-I MÜTECANİSEYN

                “Mahrecleri aynı, sıfatları farklı olan iki harften birincisinin sâkin, ikincisinin ise harekeli olarak peşpeşe gelmesi durumunda, sâkin olan birinci harfin (müdğâmın) harekeli olan ikinci harfe (müdğâmün fîhe) idğâm edilmesine, yani şeddeli olarak okunmasına “İdğâm-ı Mütecâniseyn” denir.

    İdğâm-ı Mütecâniseyn Olan Harfler

                İmam Âsım ve onun rivâyetini yapan İmam Hafs, harflerin çıkış yerlerine göre  mütecânis olan harfleri üç grupta toplamışlardır:

    A)    Tı ( ط ), Dâl  ( د )ve Te  ( ت )Harfleri

    B)    Se ( ث ), Zâl ( ذ ) ve Zı  ( ظ )Harfleri

    C)    Be  ( ب )ve Mîm  ( م )Harfleri

    A)   Tı ( ط ), Dâl  ( د )ve Te  ( ت )Harfleri:

    Bu üç harfin çıkış yerleri, mahrecleri (dilin ucunun, üst ön iki dişin yarısına dokundurularak çıkartılırlar) aynı; Ancak sıfatları farklıdır. Kıraat imamlarının ittifakıyla bunları tam idğam yaparak okumak vacip’tir.

    1- Dâl ( د ) ve te  ( ت )harfleri arasındaki idğâm: Bu iki harf, ince harflerdendir. Birincisi sâkin, ikincisi harekeli olarak peşpeşe geldiklerinde şeddelenerek birbirlerine tam  idğâm edilirler.

    أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللَّهَ = أَثْقَلَدَّعَوَا اللَّهَ ، أُجِيبَتْ دَعَوْتُكُمَا = أُجِيبَدَّعَوْتُكُمَا

     عَبَدْتُمْ = عَبَتُّمْ ، قَدْ تَبَيَّنَ = قَتَّبَيَّنَ

    2- Te  ( ت )ve Tı  ( ط )harfleri arasındaki idğâmBu iki harften te ince, tı ise kalın harflerdendir. Bunlar da birbirlerinden önce veya sonra gelebilmektedirler. Te harfinin tı harfinden önce sâkin olarak geldiği durumlarda tam bir idğâm yapılırken tı harfinin te harfinden önce sâkin olarak geldiği durumlarda nâkıs bir idğâm yapılır.

    لَئِنْ بَسَطْتَ ، فَرَّطْتُمْ ، أَحَطْتُ ، وَ قَالَتْ طَائِفَةٌ = وَ قَالَطَّائِفَةٌ

    B) Se ( ث ), Zâl ( ذ ) ve Zı  ( ظ )Harfleri:

    Bu üç harfin mahreci birbiriyle aynıdır, sıfatlarında farklılık vardır. Bunlar, üst ön dişlerin dil ucunun üst yüzüne temas ettirilmesiyle çıkartılırlar. Ancak bunların sıfatlarında farklılık vardır ve bu farklılık harflerin seslendirilmesi sırasında kendisini belli eder.

                1- Se ( ث ) ve Zâl( ذ )  harfleri arasındaki idğâm:Kur’ân’da tek örneği A’râf 176. âyetindedir  ( يَلْهَثْ ذلِكَ ) Asım kıraatinde idğamlı يَلْهَذّلِكَ ) veya izharlı يَلْهَثْ ذلِكَolarak iki şekilde okunması da caiz’dir.

                2- Zâl  ( ذ )ve Zı  ( ظ )harfleri arasındaki idğâmBu iki harften zâl harfi sâkin olarak bir kelimenin sonunda, zı harfi de ikinci kelimenin başında harekeli olarak bulundukları takdirde, zâl harfi zı harfinin içine katılarak zı harfi şeddeli bir harf gibi birbirine tam bir idğâm ile idğâm edilmiş olur. Hükmü vacip’tir.

    إِذْ ظَلَمُوا = إِظَّلَمُوا

                C) Be  ( ب )ve Mîm  ( م )Harfleri:

    “Be” harfinin sâkin olarak bir kelimenin sonunda, “mîm harfinin ise harekeli olarak ikinci kelimenin başında bulunmasıdır.

                Tek örneği Hûd 42. âyet-i kerîmesindedir.(ارْكَبْ مَعَنَا  Bu cümle okunurken idğâm yapılacağından يَا بُنَيَّ ارْكَمَّعَنَا ) şeklinde be harfinin mîm harfine çevrilip, onun içinde tamamen eritilerek kaybedilmesi ve mîm harfinin şeddeli bir şekilde tam bir idğâm ile okunmasıyla yapılır.

                Burada idğâm yapılıp yapılmaması ihtilâflıdır. Asım kıraatinde hem idğamlı hem de izharlı okunması caiz olan bu kelimenin idğam yapılarak okunması tercih edilmiştir ve 1.5 elif miktarı tutulur.

     

    Mütecaniseyn harfleri, Kıraat-ı İmam Asım ve Rivayet-i Hafs’a göre üç
    mahreç üzerindedir.

    1- Tı ( ط) dal ( د) te ( ت) mahreci. Bu üç harf kendi aralarında idgam
    olunurlar. Bu üç harfin mahreçleri birdir. Dil ucu ile üst ön dişlerin
    dipleri. Fakat sıfatları ayrı ayrıdır. Çünkü tı harfinde istila ve ıtbak, dal
    ve te harfinde de inhifad ve infitah sıfatları, ayrıca dal harfinde cehr sıfatı
    ve te harfinde de hems sıfatı vardır. Bu harfler, birincisi sakin ikincisi
    harekeli olarak vaki oldukları zaman, birincisi ikincisine idgam edilerek
    okunurlar.

    Misaller:
    (وَدَتْ طَائِفَةٌ وَدَّ طَّائِفَةٌ ) ,(عَبَدْتُمْ عَبَتُّمْ )
    (اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللهَ اَثْقَلَدَّ عَوَا اللهَ ) ,(فَرَّطْتُمْ فَرَّطْتُمْ )
    Görüldüğü üzere, dal ve te birbirlerine, te ve tı da birbirlerine
    idgam olmaktadır. Tı ile dal arasındaki idgam için Kur-an’ı Kerim’de
    misal yoktur. Birinci harf, ikinci harfin cinsine tamamen çevrilerek
    okunuyorsa, meydana gelen idgama: Tam İdgam denir. Bu çevirme
    kısmen olursa, mesela: Zatıyla oluyor, sıfatıyla olmuyorsa, bu takdirde:
    Nakıs idgam meydana gelmiş olur. Binaenaleyh tı harfinin itbak ve
    isti’la sıfatlarını göstermek, idgama mani olan kalkale sıfatını terketmek
    suretiyle nakıs idgam yapılmasında; te harfinin, dal ve tı harfine, ve dal
    harfinin de te harfine tam idgam edilmesinde kıraat imamlarının ittifakı
    vardır. Binaenaleyh birinci harf kalın, ikinci harf ince olursa idgam nakıs
    olur. Birinci harf, ikinci harfte zatı itibariyle kaybolur, fakat sıfatı
    itibariyle varlığını devam ettirir. ( اَحَطْتُ ) gibi. Birinci harf ince, ikincisi
    kalın olursa veya ikisi de ince olursa idgam; tam olur. Birinci harf zatı ve
    sıfatı olarak ikinci harfe girdirilir. ( وَقَالَتْ طَائِفَةٌ ) ,(عَبَدْتُمْ ) gibi.

    2- Zı ( ظ) zel ( ذ) se ( ث) mahreci: Bu üç harfin mahreci birdir. Dil
    ucuyla üst ön dişlerin uçları. Fakat sıfatları farklıdır. Zı ve zel harflerinde
    cehr sıfatı, zel ve se harflerinde de inhifad ve infitah sıfatları vardır.
    Ayrıca se harfinde hems sıfatı, zı harfinde de istila ve ıtbak sıfatları
    vardır.

    Misaller:
    (اِذْ ظَلَمُوا اِظَّلَموُا ) ,(يَلْهَثْ ذَلِكَ يَلْهَذَّ لِكَ)
    Görüldüğü üzere: Zel, zı’ya; se, zel’e idgam edilmektedir. Bunun
    dışındaki bir hal için Kur’an-ı Kerim’de misal yoktur.

    3- Be ( ب) ve mim ( م) mahreci: Bu iki harfin mahreci aynıdır.
    Dudaklar. Fakat sıfatları, ayrı ayrıdır. Be’de şiddet sıfatı varken mim’de
    beyniyye sıfatı vardır. Bu durumda be mime idgam edilir. Bunun Kur’anı
    Kerim’de tek misali vardır. ( (ياَ بُنَيَّ ارْآَبْ مَعَنَا ياَ بُنَيَّ ارْآَمَّعَنَا
    Hükmü: Vacibtir.

     

     

     

    Tecvid programı
    tecvid dersleri
    tecvid nedir
    tecvid kuralları
    tecvid öğreniyorum
    tecvid kurallari
    tecvid kaideleri
    tecvid kuralları yazılı