Ay: Ocak 2014

  • 1) Lafzî Mütevâtir: Hadis Usulü Online Oku


    1) Lafzî Mütevâtir:

     

    Senedin başından sonuna kadar her tabakada bütün
    ravilerin aynı lafızlarla rivayet ettikleri hadistir. Peygamber Efendimizin
    sözlerini her devirde pek çok kimsenin kelimesi kelimesine aynen nakletmesi
    tabiatıyla mümkün olamamıştır. Eğer böyle bir şart konulsaydı, harfiyyen akılda
    tutulamayacak bütün hadisler tamamen unutulmaya mahkum olurdu. Manâ ile
    rivayetin caiz görülmesi sebebiyle lafzî mütevâtir hadisler oldukça azdır.
    Aşağıdaki hadisler lafzî mütevâtire örnektir.


    “Kim bilerek bana yalan isnad ederse
    Cehennem’deki yerine hazırlansın.”[1]


    “Sarhoşluk veren her içki haramdır.”


    “Kim Allah rızası için bir cami yaparsa Allah da
    ona Cennet’te bir ev hazırlar.”


    “Kur’an yedi harf üzere inmiştir.”


    “Allah sözümü işitip aynen ezberleyen sonra da
    başkasına işittiği şekilde rivâyet eden kişinin kıyamet günü yüzünü taze kılsın”
    [2]

    Unutulmamalıdır ki, lafzan veya ma’nen kayıtları
    konulmadan “mütevatir” kelimesi yalın halde (mutlak olarak) zikredildiği zaman,
    bunun anlamı, “lafzan mütevatir” demektir.[3]



     




    [1]

    Buhari, İlim: 38; Cenaiz: 33; Enbiya: 50; Edeb: 109; Müslim, Zühd: 72;
    Tirmizi, Fiten: 70; Aliyyu’l-Kâri’nin el-Esrârû’l-Merfu’a’da kaydına göre
    ikiyüzden fazla tarikden gelen bir hadîstir. Her tabakada râvi sâyısı
    tevâtür derecesini korumuştur. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve
    Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/75.)



    [2]

    Nuri Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/403; İbrahim Canan, Kutub-i
    Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/75.



    [3]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 107.

  • A) Mütevâtir Hadîsler: Hadis Usulü Online Oku


    A) Mütevâtir Hadîsler:

     

    Mütevatir haber, yalan üzerine ittifak etmeleri
    aklen mümkün olamayacak kadar çok sayıda râviler topluluğunun, her nesilde,
    kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, mahsûsâtla (beş duyu ile) ilgili
    haberlere denir.

    Mütevâtir haber kesin bilgi ifâde eder. Tetkik
    ve tenkid dışıdırlar. Çünkü tevâtür yoluyla gelen haberin doğruluğundan hiç
    kimse şüphe edemez, aklen aksini düşünmek mümkün olmaz. Bunun en güzel örneği
    Kur’an-ı Kerîm’dir. Binlerce insan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in
    huzurunda yazmış, ezberlemiş, vefâtında da aradan fazla zaman geçmeden derhal
    kitap hâline getirilmiş, kimse “eksikti”, “fazlaydı” diye itiraz etmemiş ve bu
    şekilde binlerce yazılı nüsha ve ezberlerle ihtilafsız olarak zamanımıza
    ulaşmıştır. Keza bir kısım târihi hadîseleri bizzat yaşamasak bile, vukuu
    hususunda tereddüt etmeyiz. Mesela İstiklâl Savaşı böyledir. Buda, Konfiçyus,
    Aristo, Eflatun adında bazı şahısların yaşamış olduklarıyla ilgili haberler de
    mütevâtire örnek verilebilir. Şu halde bu durumları, bâzı hadîslere de uygulama
    imkânı olunca, bu hadîslere mütevâtir hadîs denmektedir.

    Mütevâtir hadîsler bazı noktalarda diğer
    haberlerden ayrılır. Sözgelimi, mütevâtir olmayan bir haberin râvisinde cerh ve
    tadîl yönünden bazı şartlar aranır: Müslüman olacak, fâsık olmayacak, zabtı
    sağlam olacak vs. gibi. Mütevatir haberin ravilerinde bu şartlar aranmaz. Yalan
    üzerine ittifakları aklen mümkün olmayan bir cemaat rivâyet etmişse râvinin
    ahvalini aramaya hacet kalmaz. Böyle bir şart konmuş olsaydı, müslümanların
    kendileri dışında yazılan tarihe itibar etmemesi gerekirdi.

    Ancak haberin mütevâtir olması için başka
    şartlar aranmaktadır, şöyle ki:


    1-

    Haber mahsûsât’la ilgili olmalıdır, ma’kûlât nevine giren haberlerde tevâtür
    olmaz. Bu şu demektir. Bir meselenin tevatür’e girebilmesi için beş duyudan
    herhangi biri ile algılanacak, hissedilecek çeşitten olmalıdır. İnanca, kanaate
    giren, düşünceye, akla bağlı olan şeylerde tevatür olmaz. Sözgelimi asırlar
    boyu, yüzbinler, belki de milyonlarca kişinin bir puta inanıp tapınması, onun,
    hak olduğuna delil olmaz.


    2-

    Haberin râvi sayısı her tabakada tevâtür için şart olan miktardan aşağı
    düşmemeli. Bunu tarafeyn ile vasatın istîvâsı diye ifâde etmişlerdir. Burada
    kastedilen şudur: Bir haberi, beş duyudan biri veya bir kaçı ile ilk müşahede
    edenlerle son anlatanlar ve bunların arasına girenler daima “yalan üzere ittifak
    etmesi aklen muhal olan kalabalık cemaat (cemm-i ğafir)” vasfını korumalıdır.
    İlk görenleri (veya işitenleri) sayıca az olduğu halde sonradan şüyu bulsa ve
    fevkalâde artsa, bu haber, mütevâtir sayılmaz. Keza aksi durumda da tevatür söz
    konusu olamaz; yâni ilk müşâhidleri çok olduğu halde sonradan azalsa veya bir
    ara azalıp tekrar çoğalsa yine tevatür söz konusu olamaz. Muhaddislerin buna
    verdikleri en güzel misal “Ameller niyetlere göredir…” hadîsidir. Bu
    hadîsi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan rivâyet eden sâdece Hz. Ömer (radıyallahu
    anh)’dir. Ancak hadîs, sonradan fevkalâde şüyû bulmuş, Etbauttâbiîn döneminde
    ravisi yüzleri aşmıştır. Hadîs’in sahîh olan tek senedi Hz. Ömer’den Alkame
    ondan Muhammed İbnu İbrahim, ondan da Yahya İbnu Saîd şeklindeki tarîkidir.
    Hadîs sahîh olsa da mütevâtir değildir.

    [1]

    Mütevâtir hadis her devirde pek çok kimse
    tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Ancak her tabakadaki ravilerin asgarî
    sayısı için herhangi bir sınır tayîn ve tesbiti şart değildir. Gerçi yalan
    üzerinde anlaşmaları düşünülemeyecek kalabalığın en az 4, 5, 10, 12, 20, 40, 70
    ve 300 küsur olması gerektiğini söyleyenler varsa da, bunların hiçbiri sözünü bu
    konuyla ilgili ciddî bir delile dayandıramamıştır.[2]
    Önemli olan, hadisi, yalan üzerinde -kasıtlı veya kasıtsız- ittifaklarını aklın
    kabul edemeyeceği bir topluluğun nakletmiş olmasıdır.[3]

    Mütevâtir hadis lafzî ve manevî olmak üzere
    ikiye ayrılır:



     




    [1]

    Nuri Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/403.



    [2]

    Subhi es-Sâlih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Ankara 1973, s.
    120-122.



    [3]

    Abdullah Sirâcuddîn, Şerhu’l-Manzûmeti’l-Beykûniyye, Halep 1372, s. 40; Nuri
    Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/403.

  • 4- SENET (RAVİ) SAYISINA GÖRE (VEYA DERECE-İ ŞUYU’ AÇISINDAN) HADÎS ÇEŞİTLERİ Hadis Usulü Online Oku

    4- SENET (RAVİ)
    SAYISINA GÖRE (VEYA DERECE-İ ŞUYU’ AÇISINDAN) HADÎS ÇEŞİTLERİ

     

    Bir hadîs ne kadar çok sayıda senetle (tarîk’le)
    gelirse o hadîs o nisbette mûteber ve kıymetlidir. Zira her yeni tarîk
    öbürlerine destek ve takviye olur. Böylece hadîsin Resûlullah (aleyhissalâtu
    vesselâm)’a nisbeti güç kazanır, zannîlik azalır. Bu sebeple muhaddisler,
    hadîsleri bu açıdan da sınıflamaya tabi tutarak: Önce ikiye ayırmışlar:


    1)

    Mütevâtir hadîsler.


    2)

    Âhâd hadîsler (mütevatir olamayanlar).

    Sonra, Âhad hadîsleri de tekrar üçe
    ayırmışlardır:


    a)

    Meşhur hadîsler,


    b)

    Azîz hadîsler,


    c)

    Ferd (Garîb) hadîsler,

    Şimdi bunları açıklayalım:[1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/74.

  • 4) Mürsel Hadîs: Hadis Usulü Online Oku


    4) Mürsel Hadîs:

     

    Senetten sahâbî düşmüş ve Tâbiî’nden olan bir
    zât, rivâyeti doğrudan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’den yapmış ise bu
    rivâyete mürsel denmiştir. Ancak mürsel tabirinin munkatı mânasında da
    kullanıldığını ayrıca göreceğiz.[1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • 3) Munkatı Hadîs: Hadis Usulü Online Oku


    3) Munkatı Hadîs:

     

    Senedinde peş peşe olmaksızın iki veya sahâbeden
    sonra bir râvinin düşmüş bulunduğu hadîs. Görüldüğü üzere bu tabirin bu şekilde
    daha husûsî kullanımı da var.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • 2) Mu’dal Hadîs: Hadis Usulü Online Oku


    2) Mu’dal Hadîs:

     

    Senetteki kopukluk peşpeşe iki veya daha fazla
    râvinin düşmesiyle meydana gelmişse buna mu’dal denir. Bu çeşit hadîsler için
    munfasıl tâbiri de kullanılmıştır.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • 1) Muallak Hadîs: Hadis Usulü Online Oku


    1) Muallak Hadîs:

     

    İsnadın baş tarafından bir veya birbirini takip
    etmek üzere daha fazla ravisi hazfedilmiş (düşürülmüş) ve son hazfedilen râvinin
    şeyhine isnad edilmiş hadis.

    [1]

    Şayet kopukluk senedin baş tarafında ise bu adı
    alır. Daha teknik olarak tarifi şöyledir: “Senedin başından (musannıf
    tarafından) bir veya daha fazla râvi düşmüşse veya mübhem bir râvi[2]
    yer almışsa bu rivâyete muallak denir”[3]



     




    [1]

    Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Tercemesi, Mukaddime, Ankara 1980, 157-158.



    [2]

    Mübhem râvi: Kişiyi, teşhise yarayacak isim, künye, nisbet, lakab gibi bir
    husus olmaksızın recülün (bir adam), bir Yemenli, Cüheyne kabilesinden bir
    kadın” diyerek zikretmişse, buna mübhem denir. (İbrahim Canan)



    [3]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • A) Muttasıl (Müsned-Mevsûl) Hadîs. Hadis Usulü Online Oku


    A) Muttasıl (Müsned-Mevsûl) Hadîs.

     

    Hadîsi kitabına alan müelliften, hadîsin
    kaynağına kadar, senette kopukluk yoksa buna muttasıl hadîs denir. Muttasıl
    hadîslerde rivâyet, hep birbirini gören râviler tarafından nakl edilir.

    Muttasıl hadise mevsûl ve müsned hadis de denir.

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • B) Gayr-ı Muttasıl (Munkatı) Hadîs. Hadis Usulü Online Oku


    B) Gayr-ı Muttasıl (Munkatı) Hadîs.

     

    Bu senedin herhangi bir yerinde kopukluk olan
    hadîsdir. Senedde meydana gelen kopukluğun durumuna göre çeşitli isimler alır:

    [1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/73.

  • Merfu, Mevkuf ve Maktu Hadis Hakkında Bilinmesi Gereken Birkaç Nokta: Hadis Usulü Online Oku

     

    Birinci Nokta: Merfu hadîs, mevkuf’tan, mevkuf da maktu’dan üstündür. Bilhassa tearuz halinde bu durum ehemmiyet taşır.

    İkinci Nokta: Bir hadîsin merfu veya mevkuf veya munkatı olması, sıhhat yönüne te’sîr etmez. Sıhhat için başka şartlar aranır. Sözgelimi merfu bir hadîs sahîh olabileceği gibi zayıf veya mevzu da olabilir. Merfû demek, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ait olduğu belirtilmiş demektir, böyle bir hadîs pekala uydurulmuş olabilir. Öte taraftan Tâbiînden nakledilen bir söz sahîh olabilir.

    Üçüncü Nokta: Bir hadîsin merfu veya mevkuf olduğu bazı durumlarda zor teşhîs edilir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki…, yaptı ki… ifadesiyle yapılan bir rivâyetin merfu olduğu açıktır ama haberler her zaman bu tarzda olmayabilir. Bu sebeple bazı ihtilâfa rağmen âlimlerin çoğunluğu tedkik sonucu şu suretle gelen rivâyetlere de merfu demişlerdir:

    1- Sahâbe’den biri, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrine izâfe ederek: “Biz vaktiyle şöyle böyle derdik, şunları şunları yapardık, şu görüşü beyan ederdik”. Alimler ashabdan vârid olan bu çeşit ifâdeleri, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bunlardan haberdar olduğu ve fakat müdâhale etmediği şeklinde yorumlayarak takrirî merfû olduğuna hükmetmiştir. İbnu Mâce’den gelen şu hadîs buna örnektir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde biz at eti yerdik”.

    Keza sahâbenin: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) içimizde iken şöyle şöyle yapmakta beis görmezdik” sözü de merfu sayılmıştır. Misal olarak Muğîre İbnu Şu’be’nin şu hadîsi kaydedilmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashabı, huzuru nebevî’ye girmede kapıya tırnaklarını vurarak izin isterlerdi”

    Tabii bu sözleri Tâbiîn söyleyecek olsa hadîs merfu sayılmaz.

    2- Keza Sahâbe’den sâdır olan şu sözler de ref’e delalet eder:

    “Falan şeyi yapmakla emrolunduk.”

    “Falan şeyden nehyolunduk”.

    “Falan şey sünnettendir”.

    Ancak sünnet burada olduğu gibi mutlak değil de Ashâb’tan biriyle kayıtlı ise merfu sayılmaz: “Ebu Bekir ile Ömer’in sünneti böyle idi” cümlesinde olduğu üzere.

    Bu çeşit sözler Tâbiîn’den sâdır olsa haber merfu-mürsel olur. Keza Ashâb’ın şu sözleri de ref’e delâlet eder.”Biz şöyle şöyle yapardık.””Falan iş Allah’a itaattır” veya “masiyettir”.

    3- Rey ve ictihâd’da bulunulması mümkün olmayan, gaybî durumla ilgili açıklamalar da hükmen merfu sayılmıştır. İbnu Mes’ud (radıyallahu anh)’un şu rivâyeti buna misaldir: “Her kim bir sihirbazın, yahud -gâipten haber verebilir diye- bir kâhinin yanına giderse Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’e indirileni inkâr etmiş olur.”

    4- Tâbiîn’den biri senedi Sahâbî’ye ulaştırdıktan sonra “senedi ref ederek” yahut: “isnad ederek”, yahud “Senedi sâhibine (yani Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ulaştırarak” veya “Rivayet ederek” veya Rivayet etti veya “Rivâyet ederek söyledi” diyecek olursa hadîs merfû’dur.

    Bu sözlerden biri, sened, Tâbiî’ye ulaştıktan sonra söylenecek olsa rivâyet yine merfu sayılır ancak senetden sahâbe düştüğü için merfu-mürsel olur.

    Basra muhaddislerine ve husûsan İbnu Sîrîn’e has bir siga var: Senette sahâbeyi zikrettikten sonra mükerrer olarak “Kâle, kâle” dendikten sonra hadîs zikredilir. Burada birinci kâle’nin kâili sahâbe, ikincinin kâili Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)’dir. Hadîs, tabiiki merfu’dur.[1]

    [1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/71-72.