A) Mütevâtir Hadîsler: Hadis Usulü Online Oku

41401


A) Mütevâtir Hadîsler:

 

Mütevatir haber, yalan üzerine ittifak etmeleri
aklen mümkün olamayacak kadar çok sayıda râviler topluluğunun, her nesilde,
kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, mahsûsâtla (beş duyu ile) ilgili
haberlere denir.

Mütevâtir haber kesin bilgi ifâde eder. Tetkik
ve tenkid dışıdırlar. Çünkü tevâtür yoluyla gelen haberin doğruluğundan hiç
kimse şüphe edemez, aklen aksini düşünmek mümkün olmaz. Bunun en güzel örneği
Kur’an-ı Kerîm’dir. Binlerce insan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in
huzurunda yazmış, ezberlemiş, vefâtında da aradan fazla zaman geçmeden derhal
kitap hâline getirilmiş, kimse “eksikti”, “fazlaydı” diye itiraz etmemiş ve bu
şekilde binlerce yazılı nüsha ve ezberlerle ihtilafsız olarak zamanımıza
ulaşmıştır. Keza bir kısım târihi hadîseleri bizzat yaşamasak bile, vukuu
hususunda tereddüt etmeyiz. Mesela İstiklâl Savaşı böyledir. Buda, Konfiçyus,
Aristo, Eflatun adında bazı şahısların yaşamış olduklarıyla ilgili haberler de
mütevâtire örnek verilebilir. Şu halde bu durumları, bâzı hadîslere de uygulama
imkânı olunca, bu hadîslere mütevâtir hadîs denmektedir.

Mütevâtir hadîsler bazı noktalarda diğer
haberlerden ayrılır. Sözgelimi, mütevâtir olmayan bir haberin râvisinde cerh ve
tadîl yönünden bazı şartlar aranır: Müslüman olacak, fâsık olmayacak, zabtı
sağlam olacak vs. gibi. Mütevatir haberin ravilerinde bu şartlar aranmaz. Yalan
üzerine ittifakları aklen mümkün olmayan bir cemaat rivâyet etmişse râvinin
ahvalini aramaya hacet kalmaz. Böyle bir şart konmuş olsaydı, müslümanların
kendileri dışında yazılan tarihe itibar etmemesi gerekirdi.

Ancak haberin mütevâtir olması için başka
şartlar aranmaktadır, şöyle ki:


1-

Haber mahsûsât’la ilgili olmalıdır, ma’kûlât nevine giren haberlerde tevâtür
olmaz. Bu şu demektir. Bir meselenin tevatür’e girebilmesi için beş duyudan
herhangi biri ile algılanacak, hissedilecek çeşitten olmalıdır. İnanca, kanaate
giren, düşünceye, akla bağlı olan şeylerde tevatür olmaz. Sözgelimi asırlar
boyu, yüzbinler, belki de milyonlarca kişinin bir puta inanıp tapınması, onun,
hak olduğuna delil olmaz.


2-

Haberin râvi sayısı her tabakada tevâtür için şart olan miktardan aşağı
düşmemeli. Bunu tarafeyn ile vasatın istîvâsı diye ifâde etmişlerdir. Burada
kastedilen şudur: Bir haberi, beş duyudan biri veya bir kaçı ile ilk müşahede
edenlerle son anlatanlar ve bunların arasına girenler daima “yalan üzere ittifak
etmesi aklen muhal olan kalabalık cemaat (cemm-i ğafir)” vasfını korumalıdır.
İlk görenleri (veya işitenleri) sayıca az olduğu halde sonradan şüyu bulsa ve
fevkalâde artsa, bu haber, mütevâtir sayılmaz. Keza aksi durumda da tevatür söz
konusu olamaz; yâni ilk müşâhidleri çok olduğu halde sonradan azalsa veya bir
ara azalıp tekrar çoğalsa yine tevatür söz konusu olamaz. Muhaddislerin buna
verdikleri en güzel misal “Ameller niyetlere göredir…” hadîsidir. Bu
hadîsi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan rivâyet eden sâdece Hz. Ömer (radıyallahu
anh)’dir. Ancak hadîs, sonradan fevkalâde şüyû bulmuş, Etbauttâbiîn döneminde
ravisi yüzleri aşmıştır. Hadîs’in sahîh olan tek senedi Hz. Ömer’den Alkame
ondan Muhammed İbnu İbrahim, ondan da Yahya İbnu Saîd şeklindeki tarîkidir.
Hadîs sahîh olsa da mütevâtir değildir.

[1]

Mütevâtir hadis her devirde pek çok kimse
tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Ancak her tabakadaki ravilerin asgarî
sayısı için herhangi bir sınır tayîn ve tesbiti şart değildir. Gerçi yalan
üzerinde anlaşmaları düşünülemeyecek kalabalığın en az 4, 5, 10, 12, 20, 40, 70
ve 300 küsur olması gerektiğini söyleyenler varsa da, bunların hiçbiri sözünü bu
konuyla ilgili ciddî bir delile dayandıramamıştır.[2]
Önemli olan, hadisi, yalan üzerinde -kasıtlı veya kasıtsız- ittifaklarını aklın
kabul edemeyeceği bir topluluğun nakletmiş olmasıdır.[3]

Mütevâtir hadis lafzî ve manevî olmak üzere
ikiye ayrılır:



 




[1]

Nuri Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/403.



[2]

Subhi es-Sâlih, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Ankara 1973, s.
120-122.



[3]

Abdullah Sirâcuddîn, Şerhu’l-Manzûmeti’l-Beykûniyye, Halep 1372, s. 40; Nuri
Topaloğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/403.