Merfu, Mevkuf ve Maktu Hadis Hakkında Bilinmesi Gereken Birkaç Nokta: Hadis Usulü Online Oku

49995

 

Birinci Nokta: Merfu hadîs, mevkuf’tan, mevkuf da maktu’dan üstündür. Bilhassa tearuz halinde bu durum ehemmiyet taşır.

İkinci Nokta: Bir hadîsin merfu veya mevkuf veya munkatı olması, sıhhat yönüne te’sîr etmez. Sıhhat için başka şartlar aranır. Sözgelimi merfu bir hadîs sahîh olabileceği gibi zayıf veya mevzu da olabilir. Merfû demek, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ait olduğu belirtilmiş demektir, böyle bir hadîs pekala uydurulmuş olabilir. Öte taraftan Tâbiînden nakledilen bir söz sahîh olabilir.

Üçüncü Nokta: Bir hadîsin merfu veya mevkuf olduğu bazı durumlarda zor teşhîs edilir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki…, yaptı ki… ifadesiyle yapılan bir rivâyetin merfu olduğu açıktır ama haberler her zaman bu tarzda olmayabilir. Bu sebeple bazı ihtilâfa rağmen âlimlerin çoğunluğu tedkik sonucu şu suretle gelen rivâyetlere de merfu demişlerdir:

1- Sahâbe’den biri, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrine izâfe ederek: “Biz vaktiyle şöyle böyle derdik, şunları şunları yapardık, şu görüşü beyan ederdik”. Alimler ashabdan vârid olan bu çeşit ifâdeleri, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bunlardan haberdar olduğu ve fakat müdâhale etmediği şeklinde yorumlayarak takrirî merfû olduğuna hükmetmiştir. İbnu Mâce’den gelen şu hadîs buna örnektir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde biz at eti yerdik”.

Keza sahâbenin: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) içimizde iken şöyle şöyle yapmakta beis görmezdik” sözü de merfu sayılmıştır. Misal olarak Muğîre İbnu Şu’be’nin şu hadîsi kaydedilmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashabı, huzuru nebevî’ye girmede kapıya tırnaklarını vurarak izin isterlerdi”

Tabii bu sözleri Tâbiîn söyleyecek olsa hadîs merfu sayılmaz.

2- Keza Sahâbe’den sâdır olan şu sözler de ref’e delalet eder:

“Falan şeyi yapmakla emrolunduk.”

“Falan şeyden nehyolunduk”.

“Falan şey sünnettendir”.

Ancak sünnet burada olduğu gibi mutlak değil de Ashâb’tan biriyle kayıtlı ise merfu sayılmaz: “Ebu Bekir ile Ömer’in sünneti böyle idi” cümlesinde olduğu üzere.

Bu çeşit sözler Tâbiîn’den sâdır olsa haber merfu-mürsel olur. Keza Ashâb’ın şu sözleri de ref’e delâlet eder.”Biz şöyle şöyle yapardık.””Falan iş Allah’a itaattır” veya “masiyettir”.

3- Rey ve ictihâd’da bulunulması mümkün olmayan, gaybî durumla ilgili açıklamalar da hükmen merfu sayılmıştır. İbnu Mes’ud (radıyallahu anh)’un şu rivâyeti buna misaldir: “Her kim bir sihirbazın, yahud -gâipten haber verebilir diye- bir kâhinin yanına giderse Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’e indirileni inkâr etmiş olur.”

4- Tâbiîn’den biri senedi Sahâbî’ye ulaştırdıktan sonra “senedi ref ederek” yahut: “isnad ederek”, yahud “Senedi sâhibine (yani Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ulaştırarak” veya “Rivayet ederek” veya Rivayet etti veya “Rivâyet ederek söyledi” diyecek olursa hadîs merfû’dur.

Bu sözlerden biri, sened, Tâbiî’ye ulaştıktan sonra söylenecek olsa rivâyet yine merfu sayılır ancak senetden sahâbe düştüğü için merfu-mürsel olur.

Basra muhaddislerine ve husûsan İbnu Sîrîn’e has bir siga var: Senette sahâbeyi zikrettikten sonra mükerrer olarak “Kâle, kâle” dendikten sonra hadîs zikredilir. Burada birinci kâle’nin kâili sahâbe, ikincinin kâili Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)’dir. Hadîs, tabiiki merfu’dur.[1]

[1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/71-72.