Yıl: 2012

  • Nehy-i Gaib Arapça Dersleri

     

    V) NEHY-İ GAİB

              (GAİB EMRİN OLUMSUZU)

    لاَ يَكْتُبُوا

    لاَ يَكْتُبَا

    لاَ يَكْتُبْ

    Gâib

    لاَ يَكْتُبْنَ

    لاَ تَكْتُبَا

    لاَ تَكْتُبْ

    Gâibe

    (Onlar) yazmasın

    (O ikisi) yazmasın

    (O) yazmasın

     

    Görüldüğü gibi لِيَكْتُبْ  (yazsın) demek olurken olumsuzu olan “yazmasın” demek için muzâri fiilin başına لاَ getirilip sonu cezm yapılır.

    Meçhûl yapılışı; Cahd-ı mutlakın meçhûl yapılışı gibidir. Yalnız başına لاَ getirilir.

    لاَ يُكْتَبْ

    yazılmasın

    لاَ يُكْتَبْنَ

    yazılmasınlar (müen)

    لاَ يُكْتَبُوا

    yazılmasınlar (müz)

    لاَ نُكْتَبْ

    yazılmayalım

     

    Cümle Örnekleri:

    لاَ يَذْهَبْ بَعْدَ شَهْرٍ.

    Bir ay sonra gitmesin.  

    لاَ يَضْرِبِ الْوَلَدُ الْحَيَواَنَ.

    Çocuk hayvanlara vurmasın.  

     

       

    لاَ يَسْرِقِ الرَّجُلُ الْأَمْواَلَ.

    Adam malları çalmasın.  

    لاَ يَكْذِبِ الْوَلَدُ عَلَى أُمِّهِ.

    Çocuk annesine yalan söylemesin.

    لاَ يَكْسَلُوا فِي الْعَمَلِ.

    İşte tembellik etmesinler.  

    اَلتَّلاَمِيذُ لاَ يَلْعَبُوا فِي الشاَّرِعِ.

    Öğrenciler caddede oynamasın.  

    اَلْمُعَلِّمُ لاَ يَغْضَبْ عَلَى الطاَّلِبِ.

    Öğretmen öğrenciye kızmasın.  

    الْعاَمِلاَتُ لاَ يَأْخُذْنَ الْمِفْتاَحَ.

    İşçiler anahtarı almasınlar.  

    عاَئِشَةُ لاَ تَتْرُكِ الْقِراَءَةَ.

    Aişe okumayı bırakmasın.  

    لاَ تُفْتَحِ النَّواَفِذُ.

    Pencereler açılmasın.  

    NEHY-İ GÂİB İLE İLGİLİ AYETLER

    1- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا …

    (9/TEVBE, 28). Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar…

    يَا أَيُّهَا

    ey! (nida harfi)

    اَلَّذِينَ

    kimseler (ism-i mevsul olup çok yakında işlenecektir)

    آمَنَ  يُؤْمِنُ  إِيماَناً

    iman etmek, inanmak

    آمَنُوا

    İman ettiler  

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا

    ey iman eden kimseler! (Ey iman edenler! cümlesinde görüldüğü gibi ism-i mevsuldan sonraki fiil önce tercüme edilip …en kimseler deniliyor)  

    إِنَّمَا

    ancak, sadece

    اَلْمُشْرِكُ

    müşrik, Allah’a ortak koşan  

    نَجَسٌ

    pislik

    عَامٌ

    sene, yıl  

    قَرِبَ  يَقْرَبُ قِرْباَناً

    yaklaşmak

    بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا

    bu yıllarından sonra   
                       

    2- وَلاَ   يَحْزُنْكَ    قَوْلُهُمْ    إِنَّ         الْعِزَّةَ       لِلَّهِ    جَمِيعًا    هُوَ   السَّمِيعُ    الْعَلِيمُ.

    II. haber

    I. haber Mübt. Hal Haberu (إِنَّ) mahallen  merfû İsmu (إِنَّ)

    mansûb

    Te’kit ve nasb harfi Fâil Fiil-i  muzâri meczûm

    (كَ) mef’ûl

    Cezm ve nehy harfi

    (10/YUNUS, 65). Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (üstünlük) Allah’ındır. O işitendir, bilendir.

    اَلْعِزَّةُ

    üstünlük, izzet

    جَمِيعًا

    topluca, hepsi, tümü
    (Cümlenin ikinci kısmında görüldüğü gibi bazen vurgulama ve önem belirtmek için haber de marife olarak gelebilir. Mübtedâ ve haberle ilgili geniş bilgi daha sonra işlenecektir.) 

     

     

  • Emr-i Hazır Arapça Dersleri

     EMRİ HAZIR EMİR FİİL ARAPÇA ÇEKİMİ

    Emri Hazır Arapça Fiil Çekimi

    Emri Hazır Tablosu

    Emri Hazır Cümle Örnekleri
    IV) EMR-İ HAZIR

    (MUHATAP FİİLİN EMİR YAPILMASI)

    Muzâri fiilin muhatap sîgasının başındaki muzâri harfi kaldırılır.  Muzaraat harfi atıldıktan sonra kalan ilk harf cezimli değilse başa birşey getirilmez. Ama kalan ilk harf cezimli ise okuyabilmek için başına bir hemze getirilir. Bu hemze fiilin orta harfinin harekesine göre harekelenir. Üç harfli fiilin orta harfi ötreli ise emir fiilinin başına ötreli hemze (أُ), üç harfli fiilin orta harfinin harekesi üstün ya da esre ise emir fiilinin başına esreli hemze (إِ) eklenir. Fetha ile harekeleme yoktur. Sonu da cezim yapılır:  Örnekler:

    يَكْتُبُ

    Yazıyor

    اُكْتُبْ

    yaz

    يَنْصُرُ

    yardım ediyor

    اُنْصُرْ

    yardım et

    يَفْتَحُ

    Açıyor

    اِفْتَحْ

    aç

    يَضْرِبُ

    Vuruyor

    اِضْرِبْ

    vur

     

    Çekim Tablosu

     

     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     

     

    اُكْتُبُوا

    اُكْتُبَا

    اُكْتُبْ

    Muhâtab

     

    اُكْتُبْنَ

    اُكْتُبَا

    اُكْتُبِي

    Muhâtaba

     

    (Sizler) Yazın

    (İkiniz)Yazın

    (Sen)Yaz

     

     

     

     

     

     

     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     

     

    اِضْرِبُوا

    اِضْرِباَ

    اِضْرِبْ

    Muhâtab

     

    اِضْرِبْنَ

    اِضْرِباَ

    اِضْرِبِي

    Muhâtaba

     

    (Sizler) vurun

    (İkiniz)  vurun

    (Sen)  vur

     

     
                       

    Not: Mâzîdeki ilk harfi hemze olan  أَكَلَ -ُ  (yedi) ُ–أَمَرَ  (emretti) أَخَذَ -ُ  (aldı) gibi fiillerin emir fiili (اُؤْكُلْ) şeklinde söylenmez. İki hemzenin okunuşu dile ağır geldiği için hemzeli kısım atılır: (كُلْ)(ye). Geriye kalanın çekimi yapılır. Cemi müennes nûnu hariç fiil çekiminde yer alan nunlar düşer:

     

     

    كُلوُا

    كُلاَ

    كُلْ

    Muhâtab  
     

    كُلْنَ

    كُلاَ

    كُلىِ

    Muhâtaba  
     

    siz yeyin

    ikiniz yeyin

    sen ye

       

    خُذْ هَذِهِ الْفُلوُسَ مَعَكَ.

    Bu parayı beraberine al.
                   

    Emr-i hâzırların meçhûlü:  Muzârinin başına لِ harfinin takılıp sonunun meczûm yapılması ile olur.  Diğerlerinden farklı olarak mütekellimin de meçhûlu yapılır:

     

             Çekim Tablosu

     

     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     

    لِتُكْتَبوُا

    لِتُكْتَبَا

    لِتُكْتَبْ

    Muhatap

    لِتُكْتَبْنَ

    لِتُكْتَبَا

    لِتُكْتَبِي

    Muhâtaba

    (Sizler) yazılınız

    (İkiniz) yazılın

    (Sen) yazıl

     

     

     

     

     

    لِنُكْتَبْ

    (Biz)yazılalım

    لِنُكْتَبْ

    (ikimiz) yazılalım

    لِأُكْتَبْ

    (Ben)yazılayım

    Mütekellim
                 

    Cümle Örnekleri:

     

     
     

    لِتُكْتَبِ الْوَظِيفَةُ فِي وَقْتِهاَ.

    Ödev vaktinde yazılsın.
     

    اِفْتَحْ كِتاَبَكَ وَاقْرَأْهُ.

    Kitabını aç ve onu oku.
     

    اِجْلِسْ مَكاَنَكَ.

    Yerine otur.
     

    اِقْرَأْ واَجِبَكَ.

    Ödevini oku.
     

    اِغْسِلِي الثِّياَبَ.

    Elbiseleri yıka.
     

    اِعْمَلاَ الْواَجِبَ.

    İkiniz ödevi yapın.
     

    اِفْحَصاَ الْمَرِيضَةَ.

    Hastayı muayene edin.
     

    خُذْنِي مَعَكَ إِلَى الْحَفْلِ.

    Gösteriye beni beraberine al (beni götür) .
     

    اِذْهَبْ هُناَكَ ياَ زَكَرِياَّ.

    Oraya git ey Zekeriyya!
     

    اُسْكُتْ أَنْتَ أَناَ أَسْأَلُ أَحْمَدَ.

    Sen sus, ben Ahmed’e soruyorum.
     

    اُنْظُرْ ,  اَلْإِماَمُ يَدْخُلُ الْمَسْجِدَ.

    Bak, imam mescide giriyor.
     

    اِشْرَبِ الدَّواَءَ أَوَّلاً  ثُمَّ اشْرَبِ الْماَءَ ثاَنِياً.

    Evvela ilacı iç ikinci olarak(sonra) su iç.

     

    اِحْفَظِي نَفْسَكِ ياَ بِنْتِي وَاقْرَئِي الْقُرْآنَ.

    Kendini koru ey kızım ve Kur’ân oku.

     

    اِرْحَمْنَ الْفُقَراَءَ.

    Fakirlere merhamet edin (müe).

    اِرْحَمُوا الْفُقَراَءَ.

    Fakirlere merhamet edin (müz).

    اِرْكَبْنَ السَّياَّراَتِ.

    Arabalara binin (müe) .
           

    EMR-İ HÂZIR İLE İLGİLİ AYETLER

    1- اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنْتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ .

    (43/ZUHRUF, 70). Siz ve eşleriniz ağırlanmış olarak cennete giriniz!

    حَبَرَ  يَحْبُرُ حَبْراً

    sevindirmek, ağırlamak

    2- … اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ …

    (9/TEVBE, 105). ..(De ki;) (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasûlü de mü’minler de görecektir…

    رَأَى  يَرَى  رُؤْيَةً

    görmek

    سَيَرَى

    görecek

    3- وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلاَّ إِبْلِيسَ …

    (7/A’RÂF, 11). Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere “Âdem’e secde edin!” dedik. İblis hariç secde ettiler.

    لَقَدْ

    andolsun ki, hakikaten, gerçekten

    صَوَّرَ  يُصَوِّرُ  تَصْوِيراً

    tasvir etmek, suret vermek, şekil vermek, şekillendirmek

    قُلْنَا لِ..

    …e dedik

    اَلْمَلَكُ ج اَلْمَلآئِكَةُ

    melek

    إِلاَّ

    hariç

    إِبْلِيسُ

    iblis, şeytan

    سَجَدَ  يَسْجُدُ سُجُوداً

    secde etti, boyun eğdi

     

     
                 

    4-  وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ …

    (7/A’RÂF, 19). (Allah buyurdu ki:) Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin..

    سَكَنَ  يَسْكُنُ  سَكْناً  سُكُوناً

    yerleşmek, ikamet etmek

    5- يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا …

    (7/A’RÂF, 31). Ey Adem oğulları! Her mescidde (secde edişinizde) zinetinizi alın (güzel elbiselerinizi giyin); yiyin, için, (fakat israf etmeyin…)

    خُذُوا  (أَخَذَ  يأْخُذُ)

    alın (emir)

    كُلُوا  (أَكَلَ  يأْكُلُ)

    yiyin

    زِينَةٌ

    süs, zînet

    6- وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ .

    (7/A’RÂF, 84). Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak suçluların akıbeti (sonu) nasıl oldu?

    أَمْطَرَ  يُمْطِرُ إِمْطاَراً

    yağdırmak, (taş) yağmuruna tutmak  

    مَطَرٌ

    yağmur

    كَيْفَ

    nasıl

    كَانَ  يَكُونُ

    oldu

    عَاقِبَةٌ

    son, netice, âkıbet

    اَلْمُجْرِمُ

    suçlu, günahkar. (İsim tamlamasında birinci ismin ne tenvin ne de harf-i tarif almadığını ikinci ismin genellikle harf-i tarif alıp son harekesinin esre olduğunu şimdilik aklınızda tutunuz. Cemi müzekker sâlim’in esre halinin (ينَ) ile olduğunu hatırlayınız.  
                         

    7- ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ .

    (7/A’RÂF, 103). Sonra onların ardından Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkar ettiler, ama bak fesatçıların sonu nasıl oldu?

    بَعَثَ  يَبْعَثُ

    göndermek, uyandırmak, diriltmek

    مِنْ بَعْدِهِمْ

    onların ardından

    اَلْمُفْسِدُ

    fesat çıkaran, fesatçı

    اَلْمَلَأُ

    halk, eşraf

    ظَلَمَ  يَظْلِمُ ظُلْماً

    zulmetmek, inkar etmek

    آيَةٌ ج  آيَاتٌ

    ayet, mucize

    عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

    fesatçıların sonu (birinci ismin harf-i tarifsiz ikinci ismin esre olduğu isim tamlaması çok yakında işlenecektir.)
             

    8- قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ … وَاصْبِرُوا إِنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ …وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ .

    (7/A’RÂF, 128). Mûsâ kavmine (şöyle) dedi: “(Allah’dan yardım isteyin)… ve sabredin. Muhakkak ki yeryüzü Allah’ındır (onu kullarından dilediğine miras verir.)… Sonuç müttekîlerindir (Allah’tan korkup günahtan sakınanlarındır). ”

    اَلْمُتَّقِي

    müttekî, takva sahibi, korunan, sakınan

    9- وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ … وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ …

    (7/A’RÂF, 156). (Ey Allahım!) Bize bu dünyada da iyilik yaz, ahirette de. (Allah buyurdu ki:) …Rahmetim herşeyi kuşatmıştır…

     

    حَسَنَةٌ

    iyilik, nail olunan nimet, güzellik

    رَحْمَةٌ

    acımak, merhamet etmek

    وَسِعَ  يَسَعُ  سِعَةً  سَعَةً

    içine aldı, kapladı  
                 

    10- اُنْظُرْ          كَيْفَ         كَذَبُوا     عَلَى     أَنْفُسِهِمْ …

    İsim mecrûr Harfi cer Fiil+fâil İsmü istifham

    Fiil-i Emr

            Fâili müstetir (أَنْتَ)

    (6/EN’ÂM, 24). Bak, kendilerinin aleyhine nasıl yalan söylediler…

    11- وَاذْكُرْ رَبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ …

    (7/A’RÂF, 205). Kendi kendine yalvararak, ve korkarak yüksek olmayan bir sesle (sözle) sabah akşam Rabbini an.

     

    ذَكَرَ يَذْكُرُ

    zikretti, andı

    اَلْجَهْرُ

    ilan etmek, açığa vermek
     

    تَضَرَّعَ  يَتَضَرَّعُ تَضَرُّعاً

    yalvarıp yakarmak, niyazda bulunmak
     

    خاَفَ  يَخاَفُ خَوْفاً خِيفَةً

    korkmak [ayette: korkarak (hal)]

    دُونَ

    …siz, ..sız (zarftır önüne geldiği kelimeyi esreler)

    دُونَ الْجَهْرِ

    açığa çıkarmaksızın

    اَلْغُدُوُّ

    sabah

    اَلْآصَالُ

    akşam
                       

     

      

    HÂL: Ayette kullanılan mansûb ve nekre olarak gelen masdar şekli gramerde “hâl” olarak isimlendirilir “yalvararak ve korkarak” şeklinde ..erek, ..arak olarak tercüme edilir. İleride müstakil olarak işleyeceğimiz hâl hakkında kısa bir bilgi vermek devamlı Kur’ân okuyanların sık sık karşılaştıkları bir husus olduğundan burada kısaca bahsetmek faydalı olacaktır: Hâl; fiil işlenirken, fâilin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu gösteren mansûb ve nekre isimdir. Tekil ve illet harfi bulunmayan bir kelime olduğu takdirde hâl, üstün tenvinli olarak gelir. Fiile sorulan “Nasıl” sorusuna cevap teşkil eder. Fiil yapılırken onu işleyenin durumu açıklanan hâl Türkçe’ye (…erek, ..arak, …dığı halde, ..ken, …mış olduğu halde) kelimeleriyle tercüme edilir. Örnekler:

    أَكَلَ السَّائِلُ الطَّعاَمَ حاَراًّ.

    Dilenci yemeği sıcak olarak yedi.

    شَرِبَ الْمَريِضُ الْحَليِبَ باَرِداً.

    Hasta sütü soğuk olarak içti.

    خُلِقَ الْإِنْساَنُ ضَعِيفاً.

    İnsan zayıf olarak yaratıldı (Nîsâ, 28) .
  • Emr-i Gaib Arapça Dersleri

     

    III) EMR-İ GAİB

    (GAİB FİİLİN EMİR YAPILMASI)

    Muzâri fiilin başına لِ takısı getirilip son harfi cezm yapılır. Cemi müennes ن u hariç diğer ن lar düşer.

    Cem

    Müsennâ

    Müfred

     

    لِيَكْتُبُوا

    لِيَكْتُبَا

    لِيَكْتُبْ

    Gâib

    لِيَكْتُبْنَ

    لِتَكْتُبَا

    لِتَكْتُبْ

    Gâibe

    (Onlar) yazsınlar

    (O ikisi) yazsın

    O yazsın

     
             

    *Emr-i gâibin başına   ثُمَّ – وَ – فَ harflerinden biri gelirse lâm harfi cezimli  okunur ve bu harflerle beraber tek hece olarak söylenir:

    ثُمَّ لْيَكْتُبُوا

    sonra yazsınlar

    وَلْيَكْتُبْ

    ve yazsın

    فَلْيَكْتُبْ

    bunun üzerine, (hemen, akabinde) yazsın

     

     

    *Meçhûl yapılışı, cahd-ı mutlak’ın meçhûl yapılışı gibidir. Yalnız başına (لَمْ) yerine (لِ) getirilir:

    لِيُكْتَبْ

    yazılsın

    لِيُكْتَبْنَ

    yazılsınlar (müe)

    فَلْيُكْتَبْ

    bunun üzerine, (hemen, akabinde) yazılsın

    وَلْيُكْتَبُوا

    ve yazılsınlar

    *Bazen mütekellim birinci şahıs çoğul kipinin başına da emir lâmı getirilerek emir kipi yapılmaktadır. Bu takdirde teşvik ifade eder:

    لِنَكْتُبْ       yazalım   لِنَذْهَبْ  gidelim  وَلْنَسْأَلْ   soralım

    Cümle Örnekleri:

    يَلْعَبُ خاَلِدٌ – لِيَلْعَبْ خاَلِدٌ.

    Halit oynuyor – Halit oynasın.

    لَمْ يَكْتُبْ أَحْمَدُ الدَّرْسَ فَلْيَكْتُبْهُ.

    Ahmet dersi yazmadı hemen yazsın.

    لَمْ تَكْتُبْ خَدِيجَةُ دَرْسَهاَ.

    Hatice dersini yazmadı.

    لَمْ يَذْهَبْ صاَدِقٌ إِلَى الْمَدْرَسَةِ فَلْيَذْهَبْ.

    Sadık okula gitmedi hemen gitsin.

    لِتَحْفَظْ نَفْسَهاَ.

    O (müe) kendini korusun.

    لِيَكْتُبُوا وَظِيفَتَهُمْ.

    Vazifelerini yazsınlar.

    لِيَقْرَأْنَ الْأَخْباَرَ فِي الْجَرِيدَةِ وَلْيَفْهَمْنَهاَ.

    Gazetedeki haberleri okusunlar ve onları anlasınlar.

    لِنَلْعَبْ كُرَةَ الْقَدَمِ[4] غَداً.

    Yarın futbol oynayalım.

    لِنَقْرَأْ هَذاَ الْكِتاَبَ لِأَنَّهُ مُفِيدٌ.

    Bu kitabı okuyalım çünkü faydalıdır.

    لِيَفْتَحْ عَلِيٌّ الناَّفِذَةَ.

    Ali pencereyi açsın.

    لِتُفْتَحِ النَّواَفِذُ.

    Pencereler açılsın[5].

    EMR-İ GAİB İLE İLGİLİ AYETLER

    1- فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلاً وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا …

    (9/TEVBE, 82)  Artık (kazanmakta olduklarının cezası olarak) az gülsünler, çok ağlasınlar.

    ضَحِكَ يَضْحَكُ ضِحْكاً

    gülmek

    بَكَى يَبْكِي بُكاَءاً

    ağlamak

    2- فَلاَ يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ …

    (36/YÂSÎN, 76). Onların sözleri seni üzmesin..

    حَزَنَ يَحْزُنُ حُزْناً

    gamda, hüzünde bırakmak, üzmek

    قَوْلٌ

    söz

    لاَ يَحْزُنْكَ

    seni üzmesin.(Emr-i gâib’in olumsuzu bir sonraki konuda görüleceği gibi لِ yerine لاَ getirmekle yapılır. Fiilin sonu gene meczûmdur (cezimlidir). Aşağıdaki 5 numaralı ayet de böyledir).
             

    3- وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ ماَ قَدَّمَتْ لِغَدٍ …

    (59/HAŞR, 18). Ve (her) nefis, yarın için ne takdim ettiğine baksın…

    نَظَرَ يَنْظُرُ نَظْراً

    bakmak, görmek

    قَدَّمَ  يُقَدِّمُ  تَقْدِيماً

    takdim etti, önceden gönderdi, sundu

    ماَ

    ne, şey (ortada gelen ماَ “ne” ve “şey” manasına gelir. Bir kelime sonrasıyla birlikte “..takdim ettiği şeye baksın” da denebilir).  
               

    4-  … بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا …

    (10/YUNUS, 58). (De ki:)Allah’ın lutfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler..

    فَضْلٌ

    iyilik, hayır, lutuf

    فَرِحَ  يَفْرَحُ فَراَحاً

    sevinmek, şımarmak

    ذَلِكَ

    bu, o (mebnî, yani harekesi değişmeyen kelime olup harf-i cerle harekesinin değişmediğini hatırlayınız.)

    5- … وَلاَ تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ …

    (24/NÛR, 2)… Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) o ikisi (zina eden iki kişi) hakkında sizi acıma almasın (acıyacağınız tutmasın)…

    رَأْفَةٌ

    şefkat, acıma, şiddetli merhamet

    فِي دِينِ اللَّهِ

    Allah’ın dininde (iki ismin yanyana gelmesinden oluşan isim tamlamasında iki isimden birinci kelimede (önce gelende) ne harf-i tarif ne de sonunda tenvin bulunur. Tercümede ikinci kelimeden başlanarak, yani sondan başa çevrilir. Çok yakında işlenecektir.)

    6- لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ .

    (37/SAFFAT, 61). Çalışanlar bunun gibisi için (böylesi bir kurtuluş için) çalışsın.

    لِمِثْلِ هَذَا

    bunun gibisi için (isim tamlaması)

    عَامِلٌ ج عَامِلُونَ

    çalışan

    7- فَلْيَنْظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ .

    (80/ABESE, 24). İnsan yediğine bir baksın..

    8- فَلْيَنْظُرِ     الْإِنسَانُ          مِمَّ              خُلِقَ .

        Meçhûl mâzî f. (مِنْ) Harfi cer

    Fâil

    muzâri meczûm
          (ماَ) İsmü istifham (لِ) lâmü’lemr

    (86/TÂRIK, 5). İnsan neden yaratıldığına bir baksın.

    خَلَقَ  يَخْلُقُ

    yarattı

    مِمَّ= مِنْ + ماَ

    neden. (ماَ) nın elifi kendinden önce cer geldiği için düşmüştür.
  • Cahd-ı Müstağrak Arapça Dersleri

     

    II) CAHD-I MÜSTAĞRAK

    (Bozulabilir olumsuzluk)

    Muzâri fiilin başına cahd-ı mutlak takısı olan لَمْ yerine (لَمَّاَ) getirilince; muzâri fiili cezmeder, mâzîye götürür, geçmiş zamandan şu ana kadar olumsuz yapar. Ancak bu olumsuzluk konuşma anından itibaren bozulabilir. Türkçe’ye “hiç ya  da henüz …medi, ..madı” şeklinde çevrilir.

    لَمْ يَكْتُبْ

    yazmadı

    لَماَّ يَكْتُبْ

    (şimdiye kadar) hiç yazmadı.

    لَمْ يَفْتَحْ

    açmadı

    لَماَّ يَفْتَحْ

    henüz açmadı

    لَمْ يَذْهَبْ

    gitmedi

    لَماَّ يَذْهَبْ

    henüz gitmedi

    Cahd-ı müstağrak’ın meçhûlu de cahd-ı mutlak gibi yapılır:

    لَمْ يُكْتَبْ

    yazılmadı

    لَمَّا يُكْتَبْ

    henüz yazılmadı

    Çekim tablosu aynen cahd-ı mutlak gibidir. 

    Cümle Örnekleri:

    لَماَّ يَرْجِعْ واَلِدِي مِنَ السَّفَرِ.

    Babam henüz seferden dönmedi.

    أَخَذْتُ الْكِتاَبَ وَ لَماَّ أَقْرَأْهُ.

    Kitabı aldım ve henüz onu okumadım.

    سَرَقَ اللِّصُّ الدَّراَهِمَ وَ لَماَّ يَصْرِفْهاَ.

    Hırsız dirhemleri çaldı ve henüz onları harcamadı.

    بَنَى الْأَمِيرُ قَصْراً وَ لَماَّ يَسْكُنْهُ.

    Emir bir saray yaptı henüz ona oturmadı.

    لَماَّ يَنْزِلِ الثَّلْجُ.

    Henüz kar yağmadı.

    لَماَّ يَعْمَلُوا فِي الْمَصْنَعِ.

    Henüz fabrikada çalışmadılar.

    لَماَّ يَعْمَلْنَ فِي الْمَصْنَعِ.

    Henüz fabrikada çalışmadılar (müe.) .

    لَماَّ تَعْمَلاَ فِي الْمَصْنَعِ.

    İkiniz henüz fabrikada çalışmadınız.

    اَلْوَلَداَنِ لَماَّ يَلْعَباَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    İki çocuk henüz bahçede oynamadı.

    اَلْبِنْتاَنِ لَماَّ تَلْعَباَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    İki kız henüz bahçede oynamadı.

     

    Not:  (لَماَّ) edatı fiil-i mâzînin önüne geldiği takdirde …dığı zaman, ..diği zaman, ..dığında, ..diğinde manası verir:

    لَماَّ رَجَعَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ يَأْكُلُ طَعاَمَهُ.

    Okuldan döndüğü zaman yemeğini yer.

    لَماَّ حَضَرَ إِلَى الْبَيْتِ يَكْتُبُ دَرْسَهُ.   

    Eve geldiği zaman dersini yazar.

    لَماَّ لَعِبُوا فِي الْحَدِيقَةِ يَفْرَحُونَ.

    Bahçede oynadıkları zaman sevinirler.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    CAHD-I MUTLAK VE CAHD-I MÜSTAĞRAK İLE İLGİLİ AYETLER

    1- لَمْ          يَطْمِثْهُنَّ           إِنسٌ         قَبْلَهُمْ       وَ      لاَ                 جَانٌّ .

    Harfu nefy ve cezm Fiil-i muzâri meczûm Fâil Zarfu mekan Harfu nefy  Harfu atıf

                              Ma’tûf

      (هُنَّ) mef’ûl

    Ma’tufun aleyh

       
                 

    (55/RAHMÂN. 74.) Bunlara, onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmadı.

    طَمَثَ يَطْمِثُ

    dokunmak, el sürmek, cinsi temasta bulunmak

    إِنسٌ

    insan

    جَانٌّ

    cin

    قَبْلَهُمْ

    onlardan önce
                 

    2– أَ لَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ …

    (9/TEVBE, 78). Allah’ın onların sırrını da fısıltılarını da biliyor (olduğunu hâlâ) bil(e)mediler mi?

    اَلسِّرُّ

    sır, gizlilik

    اَلنَّجْوَى

    fısıldama, sır verme, fısıltı

    أَنَّ اللّهَ

    İnne’nin hemzesinin harekesinin başta gelirse esre, ortada gelirse üstün olduğunu kendisinden sonraki ismi mansûb yaptığını ve ortada gelen أَنَّ nin yan cümleciği asıl fiile bağlamada …dığı manasını verdiğini hatırlayınız.

    3- أَ لَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ .

    (9/TEVBE, 104). Allah’ın, kullarından tevbeyi kabul edeceğini, sadakaları alacağını (geri çevirmeyeceğini) ve Allah’ın tevbeyi çok kabul eden ve çok merhamet eden olduğunu bil(e)mediler mi?

    قَبِلَ يَقْبَلُ  قَبُولاً

    kabul etmek, isteyerek almak, (ayetteki manası: razı olup bağışlamak)

    اَلتَّوْبَةُ

    tövbe  

    عَبْدٌ ج عَبِيدٌ عِباَدٌ

    kul, köle

    اَلصَّدَقَةُ ج اَلصَّدَقَاتُ

    sadakalar

    اَلتَّوَّابُ

    mağfireti çok olan
               

    4– … لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلاَدِ .

    (89/FECR, 8). Ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

    مِثْلُهَا

    onun benzeri

    اَلْبَلَدُ ج اَلْبِلَادُ

    memleket, ülke

    5– أَ لَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا ¯ وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا .

    (78/NEBE, 6, 7). Biz yeryüzünü bir beşik (döşek), dağları da (birer) kazık yapmadık mı?

    جَعَلَ يَجْعَلُ جَعْلاً

    yaptı, kıldı

    اَلْوَتِدُ ج اَلْأَوْتَادُ

    kazık

    اَلْمِهاَدُ

    beşik, yatak, döşek

    6- أَ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ ، وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ .

    (90/BELED, 8, 9). Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?

    عَيْنٌ

    göz

     

       

    عَيْنَيْنِ

    iki göz (Tesniye mef’ûl durumunda olduğu için üstün hali olan يْنِ ile gelmiş)

    لِسَانٌ

    bir dil

    شَفَةٌ

    dudak

    شَفَتَيْنِ

    iki dudak  
                     

    7- أَ لَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ .   

    (94/İNŞİRAH, 1). Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

    شَرَحَ يَشْرَحُ شَرْحاً

    açmak, genişletmek, yarmak

    اَلصَّدْرُ ج اَلصُّدُورُ

    göğüs

    8- أَ لَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ .

    105/FİL, 2.Onların tuzaklarını (kötü planlarını) boşa çıkarmadı mı?

    كَيْدٌ

    hile, tuzak, kötü plan

    تَضْلِيلٌ

    boşa çıkarma, saptırma (masdar)

    9-  … أَ لَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .    

    (2/BAKARA, 106). …Allah’ın her şeye kadir olduğunu bil(e)medin mi?

    قَدِيرٌ

    kudret, büyük gücü sonsuz (olan Allah)

    10- … وَ       لَمَّا          يَدْخُلِ             الْإِيمَانُ              فِي قُلُوبِكُمْ …

              Câr mecrûr Fâil F. muzâri meczûm Nefy ve cezm harfi

    (49/HUCURAT, 14). …Henüz iman kalplerinize girmedi…

    11- وَلَمَّا  جَاءَهُمُ  الْحَقُّ قَالُوا    هَذَا  سِحْرٌ   وَ            إِنَّا             بِهِ      كَافِرُونَ.

                    (إِنَّ)nin haberi   câr-mecr.

    Te’kit ve nasb h. At.h.

    Hab.

    Müb

    Fâil Fiil

    Fâil

    Fiil+mef Zaman zarfı
        (ا) (إِنَّ) nin ismi          
                       

    (43/ZUHRUF, 30). (Fakat) kendilerine hak gelince: “Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz” dediler.

    جَاءَ يَجِيءُ جَيْئاً

    gelmek

    سِحْرٌ

    sihir, büyü

    كَافِرٌ ج كَافِرُونَ

    tanımayan, (hakkı) örten, kâfir, inkarcı.  (قاَلَ) fiilinden sonra iki nokta üst üste gibi kabul edilip ardından gelenin (ma’kûl’ul-kavl) yeni bir cümle olduğunu hatırlayınız.

     

    Ek anlatım: Cahd-ı müstağrak

    • Cahd-ı Müstağrak – mâlum : لَمَّا يَنْصُرْ   Hiç yardım etmedi.
    • Cahd-ı Müstağrak – meçhul : لَمَّا يُنْصَرْ   Hiç yardım edilmedi.
    • 1) Cahd-ı Müstağrakın alameti: Muzarinin başına لَمَّا getirilir.
    • Cemi müennes nun’u düşmez. Tensiye, cemi müzekker ve müfret müennes muhataba olan nun’lar düşer. Müfret ve mütekellimin sonlarını cezm eder. Muzarinin sonunda “vav” ve “ya” illet harfleri varsa, cezm alameti olarak illet harfleri düşer.
    • 2) Muzariyi geçmiş zamana çevirir ve fiildeki hadesin geçmişten söyleniş ânına kadarki olumsuzluğunu ifade eder (mazi’nin bozulabilir olumsuz hâlidir). 
    • Ancak, bu olumsuzluk sebeblerinin söyleniş ânından itibaren kalkabileceğini imâ eder. Türkçeye “hiç, daha, hâlâ, şimdiye kadar, henüz … medi” şeklinde çevrilir.
    • 3) Mazi anlatımda da kullanılır. Örnek: Zuhruf, 30 ( …لَمَّا جَآءَهُمْ onlara geldiğinde / onlara geldiği zaman ) anlamlarını verir.
    • 4) Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki cahd-ı müstağrak anlatımda :
    • (4.1) Muhataba tefekküre yasaklananları terk ile başla emrini saklı olarak verir.
    • لَمَّا ile bildirilen mazideki seyyiat için tövbe eden bir imtihandan geçerse, tövbesi kabul edilir. bilgisi saklıdır.
    • Şöyleki : Bu saklı emri idrak edip, … rını terk etmeye çaba harcarsan bir imtihan olursun ve imtihanını kazanırsan, tövben de kabul olmuş demektir. ikâzı saklıdır.  
    • (4.2) Bu olumsuzlukta inadına yapmak anlamı yoktur.
    • (4.3) Fâil / Muhatab, ya kendini bilmeyecek derecede dalgındır (gaflet, cahillik, … gibi) veya bir şeye dalmıştır veya bir şeye daldırılmıştır anlamı saklıdır.
    • (4.4) Kelâm (Kelâm-ı Kadîm, Hadis-i Kutsi, Hadis-i Şerif ve Kelâm-ı Kibar) haricindeki konuşmaların, muhatab’da bir sıkıntı verememesi, olumsuzluk hâlinin mevcudiyetini imâ eder.
    • (4.5) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisini saklar. Hüküm fiilde saklıdır ve hükümden (emirden) fâil yükümlüdür. Örnek : 49/14
    • …  وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ  … 
    • Meâl : “Araplar ‘Biz iman ettik’ dedi – De ki: Onlar daha iman etmediler – Lâkin ‘Biz teslim olduk’ deyin – vakta ki iman sizin kalplerinize girdiği zaman – eğer Ellah’a ve Peygamberine itaat ederseniz – sizin amelinizden hiç bir şey eksiltmez -şüphesiz Ellah çok bağışlayan, merhamet sahibidir.”
  • Cahd-ı Mutlak Arapça Dersleri

     

    FİİL-İ MUZÂRİNİN CEZİM YAPILMASIYLA ELDE EDİLEN ZAMANLAR

    I) CAHD-I MUTLAK

    (MAZİ FİİLİN KESİN OLUMSUZ HALİ)

    Muzâri fiilin başına لَمْ takısı getirilip, fiilin son harfinin cezim yapılmasıyla gerçekleşir. Fiilin manasını mâzîde (geçmişte) olumsuz yapar. Bir işin geçmişte olmadığını belirtir; gelecek hakkında hüküm bildirmez (geleceği olumsuz yapan لَنْ edatıdır). Muzârinin başına getirilen bu edatla fiilde üç değişiklik olur:

            a) Anlamı olumsuz olur.

            b) Sonu meczûm (cezimli) olur.

            c) Muzâriden yapıldığı halde mâzî manası verir:

    يَكْتُبُ

    yazıyor

    لَمْ يَكْتُبْ

    yazmadı

    يَفْتَحُ

    açıyor

    لَمْ يَفْتَحْ

    açmadı

    يَذْهَبُ

    gidiyor

    لَمْ يَذْهَبْ

    gitmedi

    Tesniye ve cemilerde cahd-ı mutlak; sona eklenen nunların (ن) kaldırılması ile olur. Cemi müzekkerde vâvdan sonra yazıda bir elif (elif-i fârika) eklenir:

    يَكْتُبُونَ

      yazıyorlar

    لَمْ يَكْتُبُوا

      yazmadılar

    Müfred müennes muhâtabadaki ( ن ) harfi de kalkar.

    تَكْتُبِينَ

    yazıyorsun

    لَمْ تَكْتُبِي

    yazmadın

    Cemi müennes ( ن ) ları olduğu gibi kalır.

    يَكْتُبْنَ

    yazıyorlar

    لَمْ يَكْتُبْنَ

    yazmadılar

    Cezimli muzâriden harf-i tarife geçiş kesre ile yapılır:

    لَمْ أَكْتُبِ الْواَجِبَ

    Ödevi yazmadım

    لَمْ يَلْعَبِ الْكُرَةَ

    Top oynamadı

    مَا كَتَبَ yakın geçmişte (şimdiye yakın zamanda) yazmadığını, لَمْ يَكْتُبْ ise geçmişte yazmadığını ifade eder. ماَ  dan daha ziyade  لَمْ  kullanılışı yaygındır.

    Cahd-ı Mutlak Sigasının Çekim Tablosu

     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     

    لَمْ يَكْتُبُوا

    لَمْ يَكْتُبَا

    لَمْ يَكْتُبْ

    Gâib

    Onlar yazmadı

    O ikisi yazmadı

    O yazmadı

     

    لَمْ يَكْتُبْنَ

    لَمْ تَكْتُبَا

    لَمْ تَكْتُبْ

    Gâibe
             

     

     

    لَمْ تَكْتُبُوا

    لَمْ تَكْتُبَا

    لَمْ تَكْتُبْ

    Muhatap

    Sizler yazmadınız

    İkiniz yazmadınız

    Sen yazmadın

     

    لَمْ تَكْتُبْنَ

    لَمْ تَكْتُبَا

    لَمْ تَكْتُبِي

    Muhâtaba
               

     

    لَمْ نَكْتُبْ

    لَمْ نَكْتُبْ

    لَمْ أَكْتُبْ

    Mütekellim

    Biz yazmadık

    İkimiz yazmadık

    Ben yazmadım

     

                 

    Cümle Örnekleri:

    هَلْ نَفَعَ الْماَلُ صاَحِبَهُ ؟

    Mal sahibine fayda verdi mi?

    لاَ ، اَلْماَلُ لَمْ يَنْفَعْ صاَحِبَهُ.

    Hayır, mal sahibine fayda vermedi.

    لَمْ أَذْهَبْ أَمْسِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Dün okula gitmedim.

    هَلْ نَجَحَ الشاَّباَّنِ فِي حَياَتِهِماَ؟

    İki genç hayatlarında başarılı oldu mu?

    لاَ ، اَلشاَّباَّنِ لَمْ يَنْجَحاَ فِي حَياَتِهِماَ.

    Hayır, iki genç hayatlarında başarılı olmadı.

    هَلْ فَشِلَ الْمُجْتَهِدُونَ فِي عَمَلِهِمْ ؟

    Çalışkanlar işlerinde başarısız oldu mu?

    لاَ ، اَلْمُجْتَهِدُونَ لَمْ يَفْشَلُوا فِي عَمَلِهِمْ.

    Hayır, çalışkanlar işlerinde başarısız olmadı.

    أَنْتُمْ لَمْ تَذْهَبُوا أَمْسِ إِلَى الْحَدِيقَةِ.

    Siz dün bahçeye gitmediniz.

    أَنْتِ لَمْ تَغْسِلِي مَلاَبِسَكِ.

    Sen elbiselerini yıkamadın.

    أَ لَمْ تَسْمَعُوا الْخُطْبَةَ ؟

    Hutbeyi işitmediniz mi?

    لَمْ يَذْهَبِ الْوَلَدُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ لِأَنَّهُ([1]) مَرِيضٌ.

    Çocuk okula gitmedi çünkü o hastadır.

    طَرَقْتُ الْباَبَ كَثِيراً وَ لَكِنْ لَمْ يَفْتَحْهُ أَحَدٌ.

    Kapıyı çok çaldım fakat onu kimse açmadı.

    أَنْتُمْ لَمْ تَقْرَأُوا كُلَّ الْقِصَّةِ.

    Siz bütün kıssayı okumadınız.

    لَمْ يَكْتُبِ الْواَجِبَ فِي الصَّفِّ.

    Ödevi sınıfta yazmadı.

    Cahd-ı mutlakların meçhûlü: Fiil-i muzârilerin meçhûlleri gibidir. Başına yine  لَمْ gelir. Cemi müennesler hariç nunlar düşer.

    يَكْتُبُ

    yazıyor  →

    لَمْ يُكْتَبْ

    yazılmadı

    يَفْتَحُ

    açıyor  →

    لَمْ يُفْتَحْ

    açılmadı

    لَمْ يُكْتَبُوا إلى الْمَدْرَسَةِ صَبَاحاً.

    Sabahleyin okula yazılmadılar.

    هَلْ شَرِبَتِ الْأُمُّ الدَّواَءَ ؟

    Anne ilacı içti mi?

    لاَ ، لَمْ يُشْرَبِ الدَّواَءُ.

    Hayır, ilaç içilmedi.

    Ek anlatım: Cahd-ı mutlak

  • Cahd-ı Mutlak – mâlum : لَمْ يَنْصُرْ   (O er kişi) Yardım etmedi.
  • Cahd-ı Mutlak – meçhul : لَمْ يُنْصَرْ (O er kişiye) Yardım edilmedi.
  • Cahd-ı Mutlak’ın alameti: Muzarinin başına   لَمْ  getirilir ve fiilin sonunu cezm eder. Cemi müennes nun’u düşmez. Tensiye, cemi müzekker ve müfret müennes muhataba olan nun’lar düşer. Müfret ve mütekellimin sonlarını cezm eder. Muzarinin sonunda “vav” ve “ya” illet harfleri varsa, cezm alameti olarak illet harfleri düşer.
  • İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisini saklar. Hüküm fiilde saklıdır ve hükümden (emirden) muhatab yükümlüdür.
  • Cahd-ı Mutlak ; (1) Muzariyi, geçmiş zamana çevirir ve fiildeki hadesin geçmişteki olumsuzluğunu bildirir (mazi’nin kesin olumsuz hâlidir) ve olumsuzluğun, şu anda ân’a kadar devam etmediğini de ifade eder.
  • Cahd-ı mutlak, geçmişteki olumsuzluk sebeblerinin kalktığını imâ eder. diye de söylenebilir.
  • (2) Kalbi niyeti İFŞÂ eder. Örnek 9/78 :
  •   أَلَمْ يَعْلَمُوا  “Bilmiyorlar mı ? anlamında ;
  • “Ellah Teala onların kalblerinde olan niyetlerini bilir ve mü’minlere de bu Ayeti Kerime ile bildirir.” anlamı saklıdır.
  • Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki cahd-i mutlak anlatımda :
  • Dinleyene, düşünmeye (tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet tâlimlerine) tövbe ile başla emrini saklı olarak verir.
  • لَمْ  ile bildirilen mazideki seyyiat, tövbeden sonra imtihan olmadan hemen hasenâta çevrilir. bilgisi saklıdır.
  • Şayet bu saklı emri idrak eder ve itaat ederse, tefekkür ede ede Kelâm haricindeki konuşmalardan sıkıntı duyduğu ve rahatsız olduğu bir hâle kavuşur. Bu kişinin kalbine “sefâ-i kalb” denir.
  • Lamel fiilinin cezm olmasında, fâil’de sanki kendi hâlinde huzuru tadan ve “Hakk’dan başkasına ricam kalmadı” diyen gibi olur bilgisi saklıdır.
  • Bu kişiler Rehberine gösterdikleri; tasdik, tâzim, halâvet ve hürmeti, hizmetindeki edeblerinden tanınır ve bilinir. Şöyle ki ;
  • Şayet bir kişinin ; Tasdiki yoksa, münafıktır.
  • Tâzimi yoksa, kalbi hastadır.
  • Halâveti yoksa, mürâyidir.
  • Hürmeti yoksa, iman zâyi olup gitmiş demektir. 
  • “Tefekküre başla” saklı emrine bir örnek : 105/1 :
  • ( … أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ ) “Görmedin mi? – Rabbin fil sahiplerine nasıl yaptığını”
  • Ayet-i Kerimesi ile başlayan Fil suresinin tefekkür sonuçlarının bazıları  (örnek olması için) yazıldı : 
  • a) Sonuçlanmış bir olayı (kıssayı) tefekkür edin, ama hâlen devam etmekte olanları tefekkür etmeyin. Sadece dikkatle seyredin ve zan’da bulunmayın. Çünkü Mevlâ ne eylerse, güzel eyler.
  • b) Ebrehe ile ashabının yaptıklarını ve gördükleri cezayı düşünün. Günümüzdeki benzerlerine (Ellah Tealaya savaş açanlara) hizmet etmeyin.
  • c) Ebrehe savaşa çıkarken ; (1) Fil’in kuvvetine güvendi.
  • (2) Fil’in kendisine itaat etmesine güvendi.
  • (3) ordusuna güvendi. Sonunda hepsi helâk oldu ve Ellah Teala’ya güvenen Mekke halkına hiç bir zarar veremedi.
  • d) ( … أَلَمْ تَرَ ) “Görmedin mi?” soru cümlesinde : Bu kıssadaki Esmâ’larımı Ayet-i Kerime gelinceye kadar (emrimi idrâk edinceye kadar) tefekkür etmedin ama şimdiden sonra bir mazeretin kalmadı, bilgisi saklıdır.
  • e) ( … فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ … ) “Fil ashabına Rabbin yaptı” fiil cümlesinin başına ( … أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ) “Görmez misin nasıl?” ifadesi getirildiği için, “İbret alınacak bir kıssayı anlatıyorum, dikkat et!” uyarısı saklıdır. Benzer cümlelere, “Cümle-i Beyâniye” ismi verilir.
  • f) ( … رَبُّكَ … )’deki isim tamlamasının muzafı olan RABB ismi, REF hâlinde olduğu için, yapılanların bir benzerinin hiç bir zaman insanlar tarafından asla yapılamayacağı bilgisi saklıdır.
  • ( … كَ … ) zamirinin muzafun ileyh olması nedeniyle de, ilâhi sıfatların mânasını hissederek anlarsın ve her dinleyişte yeni ibretler alırsın ama bu hissettiklerini tam olarak anlatamazsın (kelimelere dökemezsin) bilgisi saklıdır.
  • g) Ayet-i Kerime, ( … رَبُّكَ … ) ile muhatabının Rabbini işaret etmesi sebebiyle tefekkür sonuçları, muhatabın mânevi hâlinin bir aynası olur.
  • Şöyle ki ; Hz. Resulullah a.s.v’ı severek ibadet edenlerin, ahiret korkusu ile ibadet edenlerin, menfaat için ibadet edenlerin ve âdet olarak (alışkanlıkla) ibadet edenlerin tefekkürleri birbirinden farklıdır.
  • h) 105/2 ( أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ ) “Onların yaptıkları hileyi, kötü planı boşa çıkarmadı mı?”
  • Ayet-i Kerimesinde ( … لَمْ يَجْعَلْ …) ; Dönüşme, etme, kılma, edinme ve çevirme anlamlarını da kapsayan bir kalb fiili olduğu için, hileyi boşa çıkarma işleminin tasarruf ile yapıldığı bilgisi saklıdır.
  • Muzari Fiil’in Meçhulu Arapça Dersleri

     

    FİİL-İ MUZÂRİNİN MEÇHÛLU

    Fiil-i muzârinin meçhûl yapılması için muzâri harf ötre, fiilin sondan bir önceki harfi üstün okunur.  Örnek:

    يَكْتُبُ

    yazar

    يُكْتَبُ

    yazılır

    يَشْرَبُ

    içer

    يُشْرَبُ

    içilir

    يَفْتَحُ

    açar

    يُفْتَحُ

    açılır

    يَضْرِبُ

    döver

    يُضْرَبُ

    dövülür

    يَعْلَمُ

    bilir

    يُعْلَمُ

    bilinir

    يأْكُلُ

    yer

    يُؤْكَلُ

    yenilir

    Muzâri meçhûl fiil cümlesinde de, mâzî meçhûlde olduğu gibi fâil yerine cümlenin mef’ûlü, nâibu fâil olur:

    يَكْتُبُ التِّلْمِيذُ الدَّرْسَ.

    Öğrenci dersi yazıyor

    يُكْتَبُ الدَّرْسُ

    Ders yazılıyor

                     Naibu fâil (son harekesi ötre)

     
         

           يَعْرِفُ      النَّاسُ    الْمُخْلِصِينَ   بِأَعْماَلِهِمْ. – يُعْرَفُ  الْمُخْلِصُونَ   بِأَعْماَلِهِمْ.

    Muzâri ma’lûm f. Fâil Mef’ûl Mef’ûl b. ga. s.

                    Câr-mecrûr  Nâibu Fâil  Muzâri meçhûl f

    İnsanlar ihlaslıları (samimileri) işleriyle tanır. İhlaslılar işleriyle tanınır.

         اَلنَّاسُ  يَعْرِفُونَ    الْمُخْلِصِينَ   بِأَعْماَلِهِمْ. –  اَلْمُخْلِصُونَ    يُعْرَفوُنَ      بِأَعْماَلِهِمْ.

    Mübtedâ

    Câr-mecrûr  Nâibu Fâil  Muzâri meçhûl f.

    Câr-mecrûr          Muzâri meçhûl f.     Mübtedâ

     

    Haber (fiil cümlesi)

     Haber (fiil cümlesi)  
             

    İnsanlar ihlaslıları (samimileri) işleriyle tanır. İhlaslılar işleriyle tanınır.

    Cümle Örnekleri:

    1- يَنْصُرُ اللَّهُ الْمُسْلِمِينَ – يُنْصَرُ الْمُسْلِمُونَ.

    2- عَرَفْناَ كَيْفَ يَحْفُرُ([19]) الْمُهَنْدِسُونَ الْآباَرَ([20]) – عَرَفْناَ كَيْفَ تُحْفَرُ الْآباَرُ.

    3- فَهِمْناَ كَيْفَ يَجْمَعُ الصَّحَفِيُّونَ الْأَخْباَرَ – فَهِمْناَ كَيْفَ تُجْمَعُ الْأَخْباَرُ.

    4- فَحَصَ الطَّبِيبُ الْمُدَرِّسِينَ فِي الْمُسْتَشْفَى – اَلْمُدَرِّسُونَ يُفْحَصُونَ هُناَكَ.

    5- تَنْصَحُ الْمُعَلِّمَةُ التِّلْمِيذاَتِ –  التِّلْمِيذاَتُ يُنْصَحْنَ.

     

    6- تَشْكُرُ الْمُدِيرَةُ الطاَّلِبَتَيْنِ – اَلطاَّلِبَتاَنِ تُشْكَراَنِ.

    7- يَكْسِبُ الْفَرِيقُ الْمُباَراَةَ فِي آخِرِ لَحْظَةٍ  – تُكْسَبُ الْمُباَراَةُ فِي آخِرِ لَحْظَةٍ.

    8- يُؤْخَذُ الْكِتاَباَنِ – تُفْهَمُ الْقِصَّتاَنِ – يُتْرَكُ الْعَمَلُ لِلصَّلاَةِ.

    9- تَشْرَحُ الْأُسْتاَذَةُ الدَّرْسَيْنِ – يُشْرَحُ الدَّرْساَنِ.

    Tercüme:

    1- Allah müslümanlara yardım ediyor. Müslümanlara yardım ediliyor.

    2- Mühendislerin kuyuları nasıl kazdığını öğrendik (bildik). Kuyuların nasıl kazıldığını öğrendik.

    3- Gazetecilerin haberleri nasıl topladığını anladık. Haberlerin nasıl toplandığını anladık.

    4- Doktor hastanede öğretmenleri muayene etti. Öğretmenler orada muayene ediliyor.

    5- Öğretmen kız öğrencilere nasihat ediyor. Kız öğrencilere nasihat ediliyor.

    6- Müdür iki öğrenciye teşekkür ediyor. İki öğrenciye teşekkür ediliyor.

    7- Takım maçı son anda kazanıyor. Maç son anda kazanılıyor.

    8- İki kitap alınıyor. İki hikaye anlaşılıyor. İş namaz için terkediliyor.

    9- Hoca iki dersi açıklıyor. İki ders açıklanıyor.

    &&&&&&&&&&

    FİİL-İ MUZÂRİNİN MEÇHÛLÜ İLE İLGİLİ AYETLER

    1-  وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ .

    (43/ZUHRUF, 44). Doğrusu O (Kur’ân), sana ve kavmine bir öğüttür. (Ondan) sorulacaksınız (sorumlu tutulacaksınız).

    ذِكْرٌ

    hatırlayış, öğüt. (Buradaki manası; inzal edilmiş kitap, Kur’ân)

    قَوْمٌ

    kavim, topluluk

    سَأَلَ يَسْأَلُ

    sordu

    2-  أَ تُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ .

    (26/ŞUARÂ, 146). Siz burada güvende olarak bırakılacak mısınız?

    تَرَكَ يَتْرُكُ تَرْكاً

    terketmek, bırakmak.

    فِي مَا هَاهُنَا

    işte burada (هَا tenbih için gelmiştir.)

    آمِنٌ ج آمِنِينَ

    emin, korkusuz olanlar, güvende olanlar.  
             

    3-  فَيَوْمَئِذٍ لاَ يُسْأَلُ عَن ذَنْبِهِ إِنسٌ وَلاَ جَانٌّ .

    (55/RAHMÂN, 39). İşte o gün insanlara da cinlere de günahı sorulmaz.

    اَلذَّنْبُ ج ذُنُوبٌ

    günah, suç

    إِنسٌ

    insanlar

    جَانٌّ

    cinler, görülmeyen, gizli, canlı, şuurlu mahluklar

    4-  يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ .

    (55/RAHMÂN, 41). Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.

     

     

    يُعْرَفُ (عَرَفَ يَعْرِفُ)

    bilinir, tanınır

    سِيمَا

    çehre, sima

    اَلْمُجْرِمُ ج  اَلْمُجْرِمُونَ

    günah işleyen, suçlu

    قَدَمٌ ج اَلْأَقْدَامُ

    ayak

    يُؤْخَذُ (أَخَذَ يأْخُذُ)

    (ayetteki mana:) tutulmak, yakalanmak

    اَلنَّاصِيَةُ ج اَلنَّوَاصِي

    kâkül, perçem (Ayette geçen perçemlerle ayaklardan tutulmaktan maksat yakapaça edilip cehenneme atmaktır).

    5- إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ …

    (9/TEVBE, 111). Muhakkak ki Allah mü’minlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennetle satın almıştır.

    اِشْتَرَى يَشْتَرِى اِشْتِرَاءً

    satın almak

    اَلنَّفْسُ ج اَلْأَنْفُسُ

    can

    ماَلٌ ج أَمْوَالٌ

    mal

    6- … أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ .

    (9/TEVBE, 126). Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan ediliyorlar. Sonra ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.

    فَتَنَ يَفْتِنُ فَتْناً فُتُوناً

    imtihan etmek, denemek, eziyet etmek, ateşe atmak

    يُفْتَنُونَ

    imtihan ediliyorlar

    عَامٌ

    yıl, sene

    مَرَّةٌ

    bir kere, defa, kez.

    مَرَّتاَنِ  مَرَّتَيْنِ

    iki kere

    تاَبَ يَتُوبُ

    tevbe etti.

    تَذَكَّرَ  يَتَذَكَّرُ  تَذَكُّراً

    hatırlamak, öğüt almak, ibret almak

    يَتَذَكَّرُونَ  ‘nin aslı يَذَّكَّرُونَ

    öğüt alıyorlar
                   

    7-  ثُمَّ        لَتُسْأَلُنَّ            يَوْمَئِذٍ        عَنِ           النَّعِيمِ .

     

    Mecrûr isim     harfu cer

    Zarfu zaman F.muzâri meçhûl Atıf harfi
          (لَ) Kasem (yemin)  harfi

    (102/TEKÂSÜR, 8). Sonra o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.

    لَتُسْأَلُنَّ

    muhakkak sorulacaksınız (Fiilin başındaki lâm te’kîd lâmı, sonundaki şeddeli nun da te’kit nûnudur. Manayı kuvvetlendirmek için kullanılır. Cemi müennes nunları hariç te’kîd nûnundan önceki harfin yani fiilin son harfinin harekesi üstün ise müfred oluşu, ötre ise cemi oluşunu gösterir. Burada ötre olup cemidir. Ayetlere has açıklanarak konu dışı verilen bu bilgiler ilerideki konuların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.)

    اَلنَّعِيمُ

    nimet, çok nimet, rahat yaşayış, bolluk

    8- … سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ .

    43/ZUHRUF, 19. ..Onların (bu) şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

     

  • Muzari Fiil Tekid-i Nefy-i İstikbal

     

    TE’KİD-İ NEFY-İ İSTİKBAL

                     (GELECEK ZAMANIN KESİNLİKLE OLUMSUZU)          

    Muzâri fiilin başına لَنْ takısı getirilirse hem fiilin sonunu  nasbeder (fetha yapar) hem de kesin olumsuz yaparak işin gelecekte kesinlikle meydana gelmeyeceğini belirtir.

    يَكْتُبُ

    yazar

    لاَ يَكْتُبُ

    yazmayacak, yazmıyor

    لَنْ يَكْتُبَ

    hiç, asla yazmayacak

    Yapılışı: Müfred müzekker, müfred müennes ve mütekellimlerde son harf üstün okunur.

    يَكْتُبُ

    yazar

    لَنْ يَكْتُبَ

    asla yazmayacak (müfred müzekker-gâib)

    لَنْ تَكْتُبَ

    asla yazmayacak (müfred müennes- gâibe)

    لَنْ تَكْتُبَ

    asla yazmayacaksın(müfred müz. muhatap)

    لَنْ أَكْتُبَ

    asla yazmayacağım (mütekellim vahde)

    لَنْ نَكْتُبَ

    asla yazmayacağız (mütekellim cemi)

    Diğer fiillerdeki ن lar gâibe cemi müennes ve muhâtaba cemi müennes nunları hariç düşer:

    لَنْ يَكْتُبُوا

    asla yazmayacaklar

    لَنْ يَكْتُبْنَ

    asla yazmayacaklar

     

     

     

     

     
     

       

    Çekim Tablosu

     

     
     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

     
     

    لَنْ يَكْتُبُوا

    لَنْ يَكْتُبَا

    لَنْ يَكْتُبَ

    Gâib  
     

    (Onlar) asla

    yazmayacaklar

    (O ikisi) asla

    yazmayacak

    (O) asla yazmayacak

       
     

    لَنْ يَكْتُبْنَ

    لَنْ تَكْتُبَا

    لَنْ تَكْتُبَ

    Gâibe  
                     

     

    لَنْ تَكْتُبُوا

    لَنْ تَكْتُبَا

    لَنْ تَكْتُبَ

    Muhatap

    (Sizler) asla

    yazmayacaksınız

    (İkiniz) asla yazmayacaksınız

    (Sen) asla

    yazmayacaksın

     

    لَنْ تَكْتُبْنَ

    لَنْ تَكْتُبَا

    لَنْ تَكْتُبِى

    Muhâtaba
             

     

    لَنْ نَكْتُبَ

    لَنْ نَكْتُبَ

    لَنْ أَكْتُبَ

    Mütekellim

    (Bizler) asla yazmayacağız

    (İkimiz) asla yazmayacağız

    (Ben) asla yazmayacağım

     

    *Meçhûlleri fiil-i muzârinin meçhûlu gibidir.

    لَنْ يُكْتَبَ

    asla (hiç) yazılmayacak

    لَنْ يُكْتَبُوا

    asla (hiç) yazılmayacaklar

       Meçh. Muz. fiil / Harfu nefy ve nasb ya da harfu tekid-i nefy-i istikbal

    Cümle Örnekleri:

    1- لَنْ أَخْرُجَ الْيَوْمَ إِلَى الْحَديِقَةِ – لَنْ أَرْجِعَ الْيَوْمَ إِلَى الْبَيْتِ.

    2- لَنْ أَكْتُبَ الْيَوْمَ إِلَى صَديِقيِ – لَنْ أُساَفِرَ الْيَوْمَ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

    3- هَلْ سَتَذْهَبُ إِلَى السُّوقِ ؟ لاَ ، لَنْ أَذْهَبَ إِلَى السُّوقِ الْيَوْمَ.

    4- إِلَى أَيْنَ سَتَذْهَبُ إِذَنْ([18]) ؟ سَأَذْهَبُ مُباَشَرَةً مِنْ هُناَ إِلَى الْمَسْجِدِ.

    5- أَ لَنْ تَذْهَبَ لِلصَّلاَةِ ؟ بَلَى ، سَأَذْهَبُ.

    6- أَ لَنْ تَذْهَبَ لِلْإِفْطاَرِ؟ بَلَى ، سَأَذْهَبُ.

    7- لَنْ يَتْرُكَ بَعْضُ الْمُسْلِمِينَ الصَّلاَةَ.

    8- اَلْبِنْتاَنِ لَنْ تَفْتَحاَ النَّواَفِذَ – اَلْوَلَداَنِ لَنْ يَلْعَباَ فِي الشاَّرِعِ.

    9- اَلتِّلْمِيذاَتُ لَنْ يَلْعَبْنَ فِي الصاَّلَةِ – اَلتَّلاَمِيذُ لَنْ يَلْعَبُوا فِي الصاَّلَةِ.

    10- لَنْ يَفْشَلَ الطاَّلِبُ فِي الِامْتِحاَنِ.

     

    Tercüme:

    1- Bugün bahçeye hiç çıkmayacağım. Bugün hiç eve dönmeyeceğim.

    2- Bugün arkadaşıma hiç yazmayacağım. Bugün asla (hiç) başkente yolculuk etmeyeceğim.

    3- Çarşıya gidecek misin? Hayır, bugün asla çarşıya gitmeyeceğim.

    4- Nereye gideceksin o zaman? Buradan doğruca mescide gideceğim.

    5- Namaz için hiç gitmeyecek misin? Bilakis, gideceğim.

    6- İftar için hiç gitmeyecek misin? Bilakis, gideceğim.

    7- Bazı müslümanlar namazı asla terketmeyecek.

    8- İki kız pencereleri asla (hiç) açmayacak- İki çocuk (hiç) asla caddede oynamayacak.

    9- Kız öğrenciler hiç salonda oynamayacak. Erkek öğrenciler hiç salonda oynamayacak.

    10- Öğrenci imtihanda hiç başarısız olmayacak.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    TEKİD-İ NEFY-İ İSTİKBAL İLE İLGİLİ AYETLER

    1–  وَلَنْ يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذْ ظَلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ .

    (43/ZUHRUF, 39). Zulmettiğiniz için bugün (nedamet) size hiçbir fayda vermeyecek. Gerçekten siz azabta ortaksınız.

    نَفَعَ يَنْفَعُ نَفْعاً

    fayda vermek, faydası olmak

    اَلْعَذَابُ

    azab, işkence

    إِذْ

    …için/hani, bir zamanlar (zaman zarfı)

    ظَلَمَ يَظْلِمُ ظُلْماً

    zulmetmek, haksızlık etmek

    مُشْتَرِكٌ ج مُشْتَرِكُونَ

    iştirak eden, katılan, ortak olan
                 

    2-  لَنْ       يَنَالَ       اللَّهَ  لُحُومُهَا    وَ        لاَ    دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ   يَنَالُهُ   التَّقْوَى مِنكُمْ …

    Câr-mecrûr

    Fâil

     Mef. Fiil

    Atıf

    Ma’tûf

    Harfu nefy

    Atıf

    Fâil

    Mukaddem mef’ûl

    Mansûb muz. f.

    Harfu nefy ve nasb

    (22/HAC, 37). Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmayacak, fakat O’na (sadece) sizden olan takva ulaşır.

    نَالَ  يَنَالُ  نَيْلاً

    erişmek, ulaşmak

    لَحْمٌ ج لُحُومٌ

    et

    دَمٌ ج دِمَاءٌ

    kan, kesilmekle akıtılan kan

    لَكِنْ

    fakat, ama

    اَلتَّقْوَى

    korunma, sakınma (şer’î lisanda Allah’ın azabından korkup sakınma)
             

    3-  قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا …

    (5/MÂİDE, 24). “Ey Mûsâ! …biz oraya (ona) asla girmeyeceğiz.” dediler.

    يَا

    ey! (nidâ edatı)

    أَبَدًا

    ebediyyen, sürekli (zaman zarfı)

    إِنَّا

    gerçekten biz

     

     

     

     

     

     

    4-  … يَا مُوسَى لَنْ نَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ …

    (2/BAKARA, 61). (Hani siz bir zamanlar verilen nimetlere karşılık): “Ey Mûsâ! Bir tek yemeğe asla sabretmeyeceğiz…” (dediniz).

    صَبَرَ  يَصْبِرُ صَبْراً

    sabretti, dayandı, tahammül gösterdi

    وَاحِدٌ

    bir, tek (çeşit)

     

  • Muzari Fiil Gelecek Zaman Fiili Muzari

     Muzari Fiil Gelecek Zaman Fiili Muzari

    Mazi Fiilden Muzari Fiil Yapımı Muzari Fiil Cümle Örnekleri

    GELECEK ZAMAN

    Gelecek zaman için muzâri fiilin başına سَ  ve سَوْفَ takısı getirilir. سَ takısı daha yakın bir gelecek için, سَوْفَ takısı ise daha uzak bir gelecekte yapılacak işler için kullanılır. İki takı da …..ecek, …..acak diye tercüme edilirler. Fiilin sonunda herhangi bir değişiklik olmaz. Örnek:

     

    سَأَذْهَبُ

    gideceğim

    سَتَدْخُلِينَ

    gireceksin
     

    سَتَشْرَبُ

    içeceksin

    سَتَأْكُلِينَ

    yiyeceksin
     

    سَتَعْلَمُونَ

    bileceksiniz

    سَوْفَ أَكْتُبُ

    yazacağım

    سَوْفَ تَعْلَمُونَ

    bileceksiniz

     

     
             

    Cümle Örnekleri:

    1- هَلْ كَتَبْتَ الدَّرْسَ أَمْسِ ؟ لاَ ، سَأَكْتُبُ الدَّرْسَ الْيَوْمَ.

    2- لِماَذاَ لاَ تَلْبَسُ الْمَلاَبِسَ ؟ سَأَلْبَسُ الْمَلاَبِسَ حاَلاً.

    3- هَلْ سَتَعْمَلُ الْواَجِبَ ؟ لاَ ، عَمِلْتُ الْواَجِبَ أَمْسِ.

    4- أَيْنَ سَتَذْهَبُ فيِ الْعُطْلَةِ ؟ سَأَذْهَبُ فيِ الْعُطْلَةِ إِلَى بَلَديِ.

    5- سَوْفَ يَذْهَبُ فيِ الْعُطْلَةِ إِلَى بَلَدِهِ . كَيْفَ سَوْفَ نَذْهَبُ إِلَى هُناَكَ ؟

    6- سَوْفَ أَذْهَبُ باِلدَّراَّجَةِ – هَلْ سَتَتْرُكُ الْأُخْتاَنِ حَقَّهُماَ فِي هَذِهِ الْأَرْضِ؟

    7- سَتَذْهَبُ الْمُدَرِّسَةُ مِنْ هُناَ إِلَى الْبَيْتِ مُباَشَرَةً.

    8- هَلْ سَيَلْعَبُ وَحْدَهُ ؟ هَلْ سَتأْكُلُ وَحْدَهاَ ؟ هَلْ سَنَدْرُسُ وَحْدَناَ ؟

    9- ماَذاَ سَتَأْخُذِينَ مَعَكِ فِي السَّفِينَةِ؟ ماَذاَ سَتَأْخُذاَنِ مَعَكُماَ فِي الْحَقِيبَةِ ؟

      10- هَلْ سَتَخْرُجُ الْأُسْرَةُ إِلَى الشاَّطِئِ الْيَوْمَ ؟ سَيَذْهَبُ زُمَلاَءُكُمْ إِلَى الْمَعْرِضِ.

    11- سَنَدْخُلُ الْمَسْجِدَ ثُمَّ نُصَليِّ – سَنَشْتَريِ الْأَقْلاَمَ ثُمَّ نَرْسُمُ.

    Tercüme:

    1- Dün dersi yazdın mı? Hayır, dersi bugün yazacağım.

    2- Niçin elbiseleri giymiyorsun ? Elbiseleri hemen giyeceğim.

    3- Ödevi yapacak mısın? Hayır, ödevi dün yaptım.

    4- Tatilde nereye gideceksin? Tatilde memleketime gideceğim.

    5- Tatilde memleketine gidecek. Oraya nasıl gideceğiz?

    6- Bisikletle gideceğim. İki kız kardeş bu yeryüzünde hakkını terk mi edecek?

    7- Öğretmen buradan doğruca eve gidecek.

    8- Tek başına mı oynayacak? Tek başına mı yiyecek? Tek başımıza mı okuyacağız?

    9- Gemide beraberine ne alacaksın (müe)? İkiniz çantada beraberinize ne alacaksınız?

    10- Aile bugün kıyıya çıkacak mı? Arkadaşlarınız sergiye gidecek.

    11- Mescide gideceğiz sonra namaz kılacağız. Kalemleri satın alıp sonra resim çizeceğiz.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    GELECEK ZAMANLA İLGİLİ AYETLER

    1- سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهاَ الثَّقَلاَنِ .

     (55/RAHMÂN 31.) Ey (yeryüzünün) iki ağırlığı (insan ve cin)! Sizin de (hesabınızı) ele alacağız.

    فَرَغَ  يَفْرُغُ  فَراَغاً

    ilgilendi, ele aldı

    أَيُّهاَ

    ey (nidâ edatı)

    ثَقَلٌ ج أَثْقاَلٌ

    ağır yük, ağırlık

    اَلثَّقَلاَنِ

    İki ağırlık (Bunlar şanları büyük olduğu veya yeryüzünde birer yük gibi olduklarından böyle isimlendirilmiştir). Nidâ edatından sonra gelen (münâdâ) tek isim merfû olduğundan, tesniyenin merfû hali getirilmiştir.

    .

    تَعْلَمُونَ سَوْفَ

    2- كَلاَّ

             Fiil-i muzâri ma’lûm

    Harfu istikbal

    Nefy ve kınama harfi

                 

    (102/TEKÂSÜR 3). Hayır! Yakında bileceksiniz!

    كَلاَّ

    Hayır manasında olup kendisiyle menetme veya sakındırma yahut çirkin gösterme murat edilir. Bazen de bununla kendisinden sonra geleni isbat ve onun hakikat olduğunu tenbih ve ihtar kastedilir.

    3- ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ .

    (102/TEKÂSÜR 4). Yine hayır!  (Elbette) yakında bileceksiniz!

    4- كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ .

    (78/NEBE 4). Hayır! Anlayacaklar!

    5- ثُمَّ كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ .

    (78/NEBE 5). Yine hayır! Anlayacaklar!

    6-  فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ .

    (67/MÜLK 17). İşte (bu) uyarım(ın) nasıl (olduğunu) yakında bileceksiniz.

    اَلنَّذِيرُ uyarma, uyarı. نَذِيرِ nin aslı نَذِيرِي dir. Esre harekesi, düşen ي nin işareti olarak (benim uyarım anlamında)   mütekellim ya’sı olduğunu ifade eder.

    7- وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ .

    (30/RÛM, 3). …ve onlar, (bu) yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.

    غلَبَ  يَغْلِبُ غَلَباً

    galib gelmek, yenmek, üstün gelmek

    غَلَبٌ

    yenilgi

    مِنْ بَعْدِ

    …den sonra. Bir zarf olan (بَعْدِ) kelimesinden sonra gelen isim esre olur.

    مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ

    yenilgilerinden sonra
             

    8-  قَالَ سَلاَمٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي …

    (19/MERYEM, 47). (İbrahim:) Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim…

    سَلاَمٌ

    selâm, sulh, esenlik, barış.

    اِسْتَغْفَرَ  يَسْتَغْفِرُ  اِسْتِغْفاَراً

    … den mağfiret diledi, af istedi.

    سَاَسْتَغْفِرُ

    mağfiret dileyeceğim (arttırılmış fiiller ileride gelecektir)
           

    9- قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .

    (12/YÛSUF, 98). (Yakub:) Rabbimden sizin için af dileyeceğim. Muhakkak ki, O, çok bağışlayan ve merhametli olandır.

    الْغَفُورُ

    çok bağışlayan, çok bağışlayıcı, mağfireti bol olan

    اَلرَّحِيمُ

    çok acıyan, çok merhamet eden
  • Nefy-i İstikbal Muzari Fiil Arapça

     

    NEFY-İ   İSTİKBAL

    (GENİŞ ve GELECEK  ZAMANIN  OLUMSUZU   لاَ )

    Şimdiki, geniş ve gelecek zamanın olumsuzunu yapmak için muzâri fiilin başına لاَ getirilir. En çok kullanılan olumsuzluk edatı budur.

    يَشْرَبُ

    içer

    لاَ يَشْرَبُ

    içmez, içmiyor, içmeyecek  

    يَكْتُبُ

    yazar

    لاَ يَكْتُبُ

    yazmaz,yazmıyor, yazmayacak

    أَذْهَبُ

    gidiyorum

    لاَ أَذْهَبُ

    gitmem, gitmiyorum, gitmeyeceğim

    Cümle Örnekleri:

    1- لاَ أَعْرِفُ ماَذاَ كَتَبْتُ- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى حَديِقَةٍ ؟

    2- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى مَلْعَبٍ ؟- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى الْغُرْفَةِ ؟

    3- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى مَسْبَحٍ – لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى الْبَيْتِ؟

    4- هَلْ تَدْخُلُ الْأُخْتاَنِ الْمُتْحَفَ هَذاَ الْمَساَءَ؟ لاَ ، اَلْأُخْتاَنِ لاَ تَدْخُلاَنِ الْمُتْحَفَ هَذاَ الْمَساَءَ.

    5- هَلْ يَلْبَسُ الْأَوْلاَدُ مَلاَبِسَهُمْ ؟ لاَ ، هُمْ لاَ يَلْبَسُونَهاَ قَبْلَ الْعِيدِ.

    6- هَلْ يَكْتُبُ الصَّحَفِياَّنِ الْقِصَّةَ فِي الْمَجَلَّةِ ؟ لاَ، اَلصَّحَفِياَّنِ لاَ يَكْتُباَنِهاَ فِيهاَ.

    7- هَلْ يُوَزِّعُ الْمُدِيراَنِ الْجَواَئِزَ يَوْمَ الْخَمِيسِ ؟ لاَ ، اَلْمُدِيراَنِ لاَ يُوَزِّعاَنِهاَ يَوْمَ الْخَمِيسِ.

    8- هَلْ تَدْخُلُ التِّلْمِيذاَتُ الصَّفَّ ؟ لاَ ، هُنَّ لاَ يَدْخُلْنَ الصَّفَّ.

    9- لاََ أَقْرَأُ الدَّرْسَ فيِ الْحَديِقَةِ – أَنْتُماَ لاَ تَعْمَلاَنِ  واَجِبَكُماَ.

    10- أَنْتَ لاَ تَعْرِفُ أَحْمَدَ – هِيَ لاَ تَبْحَثُ عَنِ الْمَطْعَمِ.

    Tercüme:

    1- Ne yazdığımı bilmiyorum. Niçin bir bahçeye gitmiyoruz?

    2- Niçin bir oyun sahasına gitmiyoruz? Niçin odaya gitmiyoruz?

    3- Niçin bir havuza gitmiyoruz? Niçin eve gitmiyoruz?

    4- İki kızkardeş bu akşam müzeye giriyor mu? Hayır, iki kızkardeş bu akşam müzeye girmiyor.

    5- Çocuklar elbiselerini giyerler mi? Hayır, onlar onu bayramdan önce giymezler.

    6- İki gazeteci hikayeyi dergide yazar mı? Hayır, iki gazeteci onu orada yazmaz.

    7- İki müdür ödülleri perşembe günü dağıtır mı? Hayır, iki müdür onları perşembe günü dağıtmaz.

    8- Kız öğrenciler sınıfa giriyor mu? Hayır, onlar sınıfa girmiyor.

    9- Dersi bahçede okumuyorum. İkiniz ödevinizi yapmıyorsunuz

    10- Sen Ahmed’i tanımıyorsun. O (müe.) lokantayı aramıyor.

     

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER


    1- وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُداَنِ.

    (55/RAHMÂN 6). Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler.
    النَّجْمُ

    yıldız (cins cemi isim) / bitkiler

    اَلشَّجَرُ

    ağaç (cinsi)

    سَجَدَ  يَسْجُدُ

    secde etti, itaat ve inkiyad etti

    2- يَخْرُجُ مِنْهُماَ اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجاَنُ.

    (55/RAHMÂN 22). İkisinden inci ve mercan çıkar.

    خَرَجَ  يَخْرُجُ خُرُوجاً

    çıktı

    اَللُّؤْلُؤُ

    inci

    اَلْمَرْجاَنُ

    mercan

    3- ياَ عِباَدِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَ لآ أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ.

    (43/ZUHRUF 68). Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.

    عَبْدٌ ج عِباَدٌ

    kul

    حَزِنَ -َ

    üzüldü, mahzun oldu

    خَوْفٌ

    korku, korkma([14])

    Bu cümlede (ياَ) harfu nidâ, nidâ harfinden sonra gelen isim (عِباَدِ) münâdâ (nidâ edilen), (لاَ) leyse (yok, değil) manasında nefy (olumsuzluk) harfidir.  İkinci cümledeki (لآ) nefy (olumsuzluk) harfi, (أَنْتُمْ) munfasıl zamir olarak mahallen merfû mübtedâ, (تَحْزَنُونَ) fiil cümlesi olarak haberdir.

    4- أَمْ يَحْسَبُونَ أَناَّ لاَ نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَ نَجْواَهُمْ بَلَى وَرُسُلُناَ لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ.

    (43/ZUHRUF 80). Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmiyor olduğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri) yazmaktadırlar.
     

     

     

    حَسِبَ يَحْسَبُ

    zannetti, var saydı

    أَمْ

    yoksa (atıf harfi)

    سَمِعَ يَسْمَعُ سَمْعاً سَماَعاً

    işitti, duydu

    اَلسِّرُّ

    sır, gizlilik

    اَلنَّجْوَى

    fısıldama, sır verme, fısıltı, fısıldayanlar, birbirine sır verenler (elifi maksûre zamirle birleşirken uzun elif şeklinde yazılır).

    أَناَّ

     (ناَ) + (أَنَّ)  gerçekten biz

    (إِنَّ) te’kîd edatı başta yazılınca hemzesi esre, ortada yazılınca hemzesi üstün olur. Ortada bulunan (أَنَّ) ..diği, ..dığı ..eceği, acağı..manasını verir. Beraberinde bulunduğu cümleyle temel cümleye bağlanır. Burada “bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmiyor olduğumuzu” yan cümleciği “sanıyorlar” temel cümlesine bağlanmaktadır.

    اَلرَّسُولُ ج رُسُلٌ

    gönderilen elçi

    لَدَيْهِمْ

    yanlarında

    لَدَى

    (zarf): yanında, katında, huzurunda

    5- وَ لَقَدْ مَكَّناَّكُمْ فِي الْأَرْضِ وَ جَعَلْناَ لَكُمْ فِيهاَ مَعاَيِشَ قَلِيلاً ماَ تَشْكُرُونَ.

    (7/A’RÂF  10). Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

    مَكَّنَ يُمَكِّنُ تَمْكِيناً

    yerleştirdi, sağlamlaştırdı, imkan (tasarruf hakkı ve kudret) verdi

    جَعَلَ يَجْعَلُ جَعْلاً

    yarattı, icad etti

    قَلِيلاً ماَ

    ne kadar az (tâbir)

    شَكَرَ يَشْكُرُ شُكْراَناً

    şükretti

    اَلْمَعاَشُ ج اَلْمَعاَيِشُ

    geçim kaynağı, geçim sağlama vakti, geçim temin etme yeri

    6- …وَ أَنْصَحُ لَكُمْ..

    (7/A’RÂF, 62) . Ben size nasihat ediyorum

    نَصَحَ يَنْصَحُ نُصْحاً

    nasihat etti, öğüt verdi, iyiliğini istedi.

    خُلِقَتْ.

    كَيْفَ إِلَى الْإِبِلِ يَنْظُرُونَ

    فَلاَ

    7- أَ

    Fiil-i mâzî meçhûl

     

    İsmu istifham

    Câr – mecrûr

    Muzâri fiil

    (فَ) harfu atıf

    Harfu istifham
    Nâibu fâili müstetir zamir (هِيَ)    

    (لاَ) harfu nefy

     
                         

    (88/GAŞİYE 17). (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?

    نَظَرَ يَنْظُرُ نَظْراً

    baktı, gördü

    اَلْإِبِلُ

    deve (cinsi),develer

    خَلَقَ يَخْلُقُ خَلْقاً

    yarattı

    خُلِقَتْ

    yaratıldı (Mâzî meçhûlün nâib-i fâili (هِيَ) semâî müennes olan الْإِبِلُ kelimesine döndüğü için müennes sigası kullanılmış) (yan cümlecikler temel cümleye ..diği..dığı şeklinde bağlanır)

    8- وَ إِلَى السَّماَءِ كَيْفَ رُفِعَتْ.

    (88/GAŞİYE, 18). Göğe ( bakmıyorlar mı) nasıl yükseltilmiş?

    رَفَعَ  يَرْفَعُ  رَفْعاً

    yükseltti, kaldırdı. (Manaya dikkat çekmek için devrik cümle yapılarak harfi cer fiilden önceye alınmış).

    كَيْفَ رُفِعَتْ

    (Ortada geldiği için) “nasıl yükseltildiğine” şeklinde çevrilebilir. (السَّماَءُ) (gök) kelimesi semâî müennes olduğu için  mâzî meçhûl (رُفِعَتْ) gelmiş.

    9- وَ إِلَى الْجِباَلِ كَيْفَ نُصِبَتْ.

    (88/GAŞİYE 19). Dağlara nasıl dikildi(ğine, bakmazlar mı?)

    اَلْجَبَلُ ج اَلْجِباَلُ

    dağ

    نَصَبَ  يَنْصِبُ  نَصْباً

    dikti

    10- وَ إِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ.

    (88/GAŞİYE 20). Yeryüzüne nasıl yayıldı(ğına bir bakmazlar mı?)

    سَطَحَ يَسْطَحُ سَطْحاً

    açtı, döşedi, serdi, hazırladı, düzledi.

    11- وَ إِذاَ قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لاَ يَسْجُدُونَ.

    (84/İNŞİKAK 21). Onlar kendilerine Kur’ân okununca secde de etmezler.(Secde ayeti)

    إِذاَ

    …dığı zaman, ..ınca (zaman zarfı)

    قَرَأَ يَقْرَأُ قِراَءَةً قُرْآناً

    okudu (2 masdarlı fiil)

    اَلْقُرْآنُ

    Kur’ân-ı Kerîm, (masdar olarak; okumak, okuma, okunuş) (mecâzen namaz).

    سَجَدَ يَسْجُدُ سُجُوداً

    secde etti, eğildi, boyun eğdi, bağlandı.

    12- وَ نُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذاَ هُمْ مِنَ الْأَجْداَثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ.

    (36/YÂSÎN 51). (Nihayet) Sûr’a üfürülür. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp koşarak) Rablerine giderler.

    نَفَخَ  يَنْفُخُ نَفْخاً

    üfledi

    اَلصُّورُ

    sur

    نَسَلَ يَنْسِلُ نَسْلاً

    koştu, akın etti

    فَإِذاَ هُمْ

    bir de bakmışsın onlar, işte bunun üzerine onlar..

    جَدَثٌ ج أَجْداَثٌ

    kabir

    13- لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ.

    (36/YÂSÎN 7). Andolsun ki onların çoğunun üzerine (gafletlerinin cezası) hak oldu. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

    لَقَدْ

    gerçekten, hakikaten

    حَقَّ  يَحِقُّ حَقاًّ

    hak oldu, gerçek oldu, hak etti

    الْقَوْلُ

    söz (azab sözü)

    عَلَى أَكْثَرِهِمْ

    çoğunun üzerine

    آمَنَ  يُؤْمِنُ  إِيماَناً

    iman etti, inandı

    14- …وَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ.

    (36/YÂSÎN 40). Her biri bir yörüngede yüzer.

    كُلٌّ

    herbiri, hepsi

    سَبَحَ يَسْبَحُ سَبْحاً

    yüzdü

    فَلَكٌ

    boşluk, yörünge

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    يَأْكُلوُنَ.

    وَمِنْهاَ

    رَكوُبُهُمْ

    فَمِنْهاَ

    لَهُمْ

    ذَلَّلْناَهاَ

    15- وَ

    Fiil-i muzâri

    Câr-mecrûr (وَ) atıf harfi

    Mübt.muahhar

    Hab. mukaddem

    (mahallen merfû)

    Câr-mecrûr

            Fiil+fâil+mef’ûl     Atıf h.

    (هاَ) muttasıl zamir mefulün bih mahallen mansûb

     
                     

    (36/YÂSÎN 72). (Bu hayvanları) onlar için boyun eğdirdik. Onların bir kısmından binekleri (vardır), bir kısmından da yerler.

    ذَلَّلَ  يُذَلِّلُ تَذْليِلاً

    boyun eğdirdi, emrine verdi, zelil kıldı.

    اَلرَّكوُبُ

    binek

      أَجْرٍ. مِنْ عَلَيْهِ أَسْأَلُكُمْ

    16- وَماَ

                   Mef’ûlün b.

    (lafzan mecrûr, mahallen mansûb)

    Zâid harfi cer

    Câr-mecrûr

    Fill+fâil+mef’ûl

    Harfu nefy Atıf h.

                 

     (26/ŞUARÂ 127). Buna karşı (bunun üzerine) sizden hiçbir ücret istemiyorum..

    17-…وَلاَ أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ أَقوُلُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ.

    (6/EN’ÂM 50). ..Ben gaybı bilmem. Size, ben bir meleğim demiyorum…

    قاَلَ  يَقُولُ  لِ

    birine dedi, söyledi

    لاَ أَقوُلُ لَكُمْ

    size demiyorum

    18-…أَ فَلاَ يَعْقِلوُنَ.

    (36/YÂSÎN 68).. Hiç akıl etmiyorlar mı?

    عَقَلَ يَعْقِلُ عَقْلاً

    akıl erdirdi, akıllandı, akıl etti

    أَ فَلاَ

    hiç, hâlâ …mı?

    19- أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لاَ يَشْعُروُنَ.

    (2/BAKARA 12). Dikkat edin, muhakkak ki onlar bozgunculardır, fakat anlamazlar.

    أَلاَ

    dikkat edin (tenbih edatı; dikkat çekilmek istenen hususta tabir olarak kullanılır)

    مُفْسِدٌ

    ifsat eden, bozan, bozguncu, fesatçı

    لَكِنْ

    fakat

    شَعَرَ  يَشْعُرُ

    anladı, hissetti

    20- أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهاَءُ وَلَكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ.

    (2/BAKARA 13). ..Dikkat edin, muhakkak ki onlar sefihlerdir fakat bunu akıl etmezler.

    السُّفَهاَءُ اَلسَّفِيهُ ج

    beyinsiz, akılsız, aklını kullanmayan, düşük akıllı.

    21- … كَمْ أَهْلَكْناَ قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ.

    (36/YÂSÎN 31). (Müşrikler görmüyorlar mı ki, ) onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar kendilerine dönmezler.

    كَمْ .. مِنْ

    nice, kaç (sayıdan kinâye olan bu (كَمْ)e “Kem’il haberiyye” denir.

    أَهْلَكَ يُهْلِكُ إِهْلاَكاً

    helak etti

    قَبْلَهُمْ

    onlardan önce (muttasıl zamire birleşmiş zaman zarfı)

    اَلْقَرْنُ ج اَلْقُرُونُ

    nesil, aynı zamanın insanları

    رَجَعَ يَرْجِعُ

    döndü

    Burada (أَنَّ) ye birleşen (هُمْ) zamiri mahallen mansûb olarak (أَنَّ)nin ismi (..لاَ يَرْجِعُونَ) (أَنَّ)nin haberidir.

    22- أَفَلاَ يَشْكُروُنَ

    (36/YÂSÎN 35).. Hâla şükretmeyecekler mi?

    23- يَوْمَ لاَ تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ.

    (82/İNFİTÂR 19). O gün hiçbir kimse başkası için birşey yapmaya sahip değildir (hiçbirşey yapamaz.) O gün iş Allah’a aittir.

    مَلَكَ يَمْلِكُ

    sahip olmak, hüküm ve söz sahibi olmak

    نَفْسٌ

    nefis, can, ruh, kendi (semâî müennes)

    الْأَمْرُ

    iş, emir (burada mübtedâ)

    يَوْمَ

    o gün (mansûb zaman zarfı)

    يَوْمَئِذٍ

    o gün (daima mecrûrdur)

                 
  • Muzari Fiil Nefyi Hal

     

    FİİL-İ MUZÂRİNİN OLUMSUZU

    NEFYİ HAL (ŞİMDİKİ ZAMANIN OLUMSUZU ماَ)

    Muzâri fiilin başına ماَ getirilmek suretiyle şimdiki yani şu andaki geçici, uzun sürmeyecek olan bir olumsuzluk yapılmış olur.

    يَشْرَبُ

    içiyor

    مَا يَشْرَبُ

    içmiyor

    يَكْتُبُ

    yazıyor

    مَا يَكْتُبُ

    yazmıyor

    أَذْهَبُ

    gidiyorum

    ماَ أَذْهَبُ

    gitmiyorum

    Cümle Örnekleri:

    1- لِماَذاَ ماَ نَذْهَبُ إِلَى مَلْعَبٍ ؟ – لِماَذاَ ماَ نَذْهَبُ إِلَى الْغُرْفَةِ ؟

    2- هَلْ تَدْخُلُ الْأُخْتاَنِ الْمُتْحَفَ ؟ لاَ ، اَلْأُخْتاَنِ ماَ تَدْخُلاَنِ الْمُتْحَفَ.

    3- هَلْ يَلْبَسُ الْأَوْلاَدُ الْمَلاَبِسَ ؟ لاَ ، اَلْأَوْلاَدُ ماَ يَلْبَسُونَهاَ.

    4- هَلْ تَدْخُلُ التِّلْمِيذاَتُ الصَّفَّ ؟ لاَ ، اَلتِّلْمِيذاَتُ ماَ يَدْخُلْنَهُ.

    5- هَلْ يَكْتُبُ الصَّحَفِيُّونَ الْقِصَّةَ ؟ لاَ ،  هُمْ ماَ يَكْتُبُونَهاَ.

    6- هَلْ يُوَزِّعُ الْمُدِيرُونَ الْجَواَئِزَ[9] ؟ لاَ ، هُمْ ماَ يُوَزِّعُونَ الْجَواَئِزَ.

    7- ماَ أَقْرَأُ الدَّرْسَ فيِ الْحَديِقَةِ.

    8- ماَ يَسْمَعُ التِّلْميِذُ الْجَرَسَ وَ ماَ يَدْخُلُ الصَّفَّ.

    9- أَنْتُماَ ماَ تَعْمَلاَنِ  واَجِبَكُماَ.

    Tercüme:

    1- Niçin bir oyun sahasına gitmiyoruz? Niçin odaya gitmiyoruz ?

    2- İki kız kardeş müzeye giriyor mu? Hayır, iki kızkardeş müzeye girmiyor.

    3- Çocuklar elbiseleri giyiyor mu? Hayır, çocuklar onları giymiyorlar.

    4- Kız öğrenciler sınıfa giriyor mu? Hayır, kız öğrenciler ona (oraya) girmiyor.

    5- Gazeteciler hikayeyi yazıyor mu? Hayır, onlar onu yazmıyor.

    6- Müdürler ödülleri dağıtıyor mu? Hayır, onlar ödülleri dağıtmıyor.

    7- Dersi bahçede okumuyorum.

    8- Öğrenci zili duymuyor ve sınıfa girmiyor.

    9- İkiniz ödevinizi yapmıyorsunuz.