Yıl: 2012

  • İşaret İsimleri Arapça Dersleri

    ARAPÇA İŞARET İSİMLERİ - İSMİ İŞARETLER

    İŞARET İSİMLERİ

    İşaret isimleri Türkçe’mizde (bu, şu, o) dur.  Arapça’da ise:

    Cem

    Müsennâ

    Müfred

     

    هَؤُلاَءِ

    هَذَانِ – هَذَيْنِ

    هَذاَ

    Müzekker

    Bunlar

    Bu ikisi

    Bu

     

    هَؤُلاَءِ

    هَاتَانِ -هاَتَيْنِ

    هَذِهِ

    Müennes

     

     

     

     

    أُولَئِكَ

    ذَانِكَ – ذَيْنِكَ

    ذَلِكَ

    Müzekker

    Şunlar, Onlar

    Şu ikisi, O ikisi

    Şu, O

     

    أُولَئِكَ

    تَانِكَ – تَيْنِكَ

    تِلْكَ

    Müennes

     

    هذَا الرَّجُلُ

    bu adam

    هذِهِ الْبِنْتُ

    bu kız

    ذَلِكَ الرَّجُلُ

    şu adam, o adam

    تِلْكَ الْبِنْتُ

    şu kız, o kız

    هَؤُلاَءِ الرِّجَالُ

    bu adamlar

    أُولَئِكَ الرِّجَالُ

    şu adamlar, o adamlar

    Bazen ذَلِكَ yerine ذَاكَ de kullanılır:

    ذَاكَ الرَّجُلُ     şu adam

    أُولَئِكَ             kelimesindeki vâv yazıldığı halde okunmaz. İşaret isimlerinden yalnızca tesniye halleri mu’rabdır, yani merfû ve mansûb ya da mecrûr oluşuna göre değişir. Diğerleri ise mebnidir. İşaret isimleri normal olarak isimlerden önce gelirler. Sayı yönünden ve müzekkerlik müenneslik bakımından önüne geldiği kelimelerle tam bir uyum halindedirler.

    *Her cansız çoğul tek bir müennes hükmünde olduğundan insana işaret olmadığı takdirde cemi yerine müfred müennes işareti kullanılır:

    هَذِهِ الْكُتُبُ 

    bu kitaplar

    تِلْكَ الْكُتُبُ 

    şu kitaplar

    هَذِهِ الأَقْلاَمُ 

    bu kalemler

    *İşaret isimlerine harf-i cer birleştiğinde harf-i cer işâret isimli kelimenin önünde yazılır:

    فيِ هَذاَ الْكِتاَبِ

    bu kitapta

    *Bir yeri göstermek için (burası, burada) manasına kullanılan işaret sıfatıهُنَا   dır.

    هُنَا بَيْتُنَا.

    Burası evimizdir..  
                                              Haber  Mübtedâ  

    مَنْ جَلَسَ هُنَا؟

    Burada kim oturdu?

     

     

    Uzak bir yeri göstermek için ise هُنَا sıfatının sonuna  كَ   takısı gelir: (هُنَاكَ) orası, orada

    هُنَاكَ مَدْرَسَتُنَا.    

    Orası okulumuzdur.

       هُنَالِكَ           ise “taa orada” manasına gelir (çok uzakta):

    أَيْنَ رَأَيْتَهُ ؟

    Onu nerede gördün ?

    رَأَيْتُهُ هُنَالِكَ.

    Onu taa orada gördüm.

    *İşaret isimlerinden müfred ve cemilerin harekesi mebnidir. Yani cümle içindeki hali ne olursa olsun bu kelimelerin sonunda bir değişiklik olmaz:

    Merfû (ötre) durumu

     

    جَاءَ هَذَا الْوَلَدُ.

    Bu çocuk geldi. (Fâil)  

    جَاءَتْ هَذِهِ الْبِنْتُ.

    Bu kız geldi.  

    جَاءَ هَؤُلاَءِ الأَوْلاَدُ.

    Bu çocuklar geldi.  

    جَاءَتْ هَؤُلاَءِ الْبَنَاتُ.

    Bu kızlar geldi.  

    Mansûb (üstünlü) durumu

     

    رَأَيْتُ هَذَا الْوَلَدَ.

    Bu çocuğu gördüm.(Mef’ûl)  

    رَأَيْتُ هَذِهِ الْبِنْتَ.

    Bu kızı gördüm  

    رَأَيْتُ هَؤُلاَءِ الأَوْلاَدَ.

    Bu çocukları gördüm  

    رَأَيْتُ هَؤُلاَءِ الْبَنَاتِ.

    Bu kızları gördüm.  

    Mecrûr (esre) durumu

     

    سَلَّمْتُ عَلَى هَذَا الْوَلَدِ.

    Bu çocuğa selâm verdim. (Mecrûr)

    سَلَّمْتُ عَلَى هذِهِ الْبِنْتِ.

    Bu kız çocuğuna selâm verdim.  

    سَلَّمْتُ عَلَى هؤُلاَءِ الأَوْلاَدِ.

    Bu çocuklara selâm verdim.  

    سَلَّمْتُ عَلَى هَؤلاَءِ الْبَنَاتِ.

    Bu kızlara selâm verdim.  
               

     

    –Tesniye oldukları zaman işaret isimleri cümledeki duruma göre şekil alır:

     

    Merfû (ötre) durumu

     
     

    جَاءَ هَذَانِ الْوَلَداَنِ.

    Bu iki çocuk geldi. (Fâil)  
     

    جَاءَتْ هَاتاَنِ الْبِنْتَانِ.

    Bu iki kız geldi.  
     

     

       
     

    Mansûb (üstün) durumu

     
     

    رَأَيْتُ هَذَيْنِ الْوَلَدَيْنِ.

    Bu iki çocuğu gördüm. (Mef’ûl)  
     

    رَأَيْتُ هَاتَيْنِ الْبِنْتَيْنِ.

    Bu iki kızı gördüm.  
     

    Mecrûr (esre) durumu

     

    أَخَذْتُ الْفُلُوسَ مِنْ هَذَيْنِ الوَلَدَيْنِ.

    Paraları bu iki çocuktan aldım. (Mecrûr)
     

    أَخَذْتُ الْفُلُوسَ مِنْ هَاتَيْنِ الْبِنْتَيْنِ.

    Paraları bu iki kızdan aldım.  
               

     İşaret isimlerinden sonra gelen marife kelime o işaret isminin bedeli[1] ya da sıfatıdır.

    هَذَا الْكِتَابُ جَمِيلٌ.

    Bu kitap güzeldir.

    هَذِهِ الْبِنْتُ جَمِيلَةٌ.

    Bu kız güzeldir.
                  Haber        Mübtedâ

    İşaret isimlerinden sonra nekre kelime gelirse haber olur.

    كِتاَبٌ.

    هَذَا

    Bu bir kitaptır..

    بِنْتٌ.

    هَذِهِ

    Bu bir kızdır.

    Haber

    Mübtedâ

       
             

    Genel Cümle Örnekleri

    هَلْ هَذِهِ ساَعَتُكَ ؟

    Bu senin saatin midir?

    لاَ ، هَذِهِ لَيْسَتْ[2] ساَعَتيِ.

    Hayır, bu benim saatim değildir.

    هَذاَنِ الرَّجُلاَنِ رَكِباَ السَّياَّرَةَ.

    Bu iki adam arabaya bindi.

    هَلْ شاَهَدْتَ هاَتَيْنِ الْمَرْأَتَيْنِ.

    Bu iki kadını gördün mü?

    هَلْ شاَهَدْتِ تِلْكَ الْمَرْأَةَ.

    O kadını gördün mü?

    ذَهَبْتُ مَعَ هَذاَ الرَّجُلِ فِي تِلْكَ الرِّحْلَةِ.

    O geziye bu adamla beraber gittim.

    رَكِبَتْ هاَتاَنِ الْبِنْتاَنِ تِلْكَ الْحَافِلَةَ.

    Bu iki kız o otobüse bindi.

    لَعِبَتِ الطاَّلِبَتاَنِ فِي ذَلِكَ الْمَلْعَبِ.

    İki kız öğrenci o oyun sahasında oynadı.

    مِنْ أَيْنَ جاَءَ أُولَئِكَ الرِّجَالُ؟

    O adamlar nereden geldi?

    جاَؤُوا مِنْ بَلَدِهِمْ.

    Memleketlerinden geldiler.

    هَذاَ أَخيِ . هُوَ مُهَنْدِسٌ.

    Bu benim kardeşimdir. O mühendistir.

    هَذِهِ أُمِّي . هِيَ مُدَرِّسَةٌ.

    Bu benim annemdir. O öğretmendir.

    كَيْفَ رَسَمَتِ التِّلْميِذَةُ هَذِهِ الصُّورَةَ ؟

    Öğrenci bu resmi nasıl çizdi?

    لِمَنْ هَذاَ الْقَلَمُ ؟ هَذاَ الْقَلَمُ لِصَديِقَتيِ.

    Bu kalem kimindir? Bu kalem arkadaşımındır.

    لِمَنْ هَذِهِ الْحَقيِبَةُ ؟

    Bu çanta kimindir?

    هَذِهِ حَقيِبَتيِ.

    Bu benim çantamdır.

    هَذاَ الْقَلَمُ لِصَديِقِي.

    Bu kalem arkadaşımındır.

    هَؤُلاَءِ الطُّلاَّبُ ذَهَبُوا إِلَى الْجاَمِعَةِ.

    Bu öğrenciler üniversiteye gittiler.

    هَؤُلاَءِ الرُّكاَّبُ ذَهَبُوا إِلَى الْمَحَطَّةِ.

    Bu yolcular istasyona gittiler.

    هَؤُلاَءِ  اللاَّعِبُونَ ذَهَبُوا إِلَى الْمَلْعَبِ.

    Bu oyuncular oyun sahasına gittiler.

    كُلُّ هَؤُلاَءِ الْمُساَفِرِينَ[3] ذَهَبُوا إِلَى إِزْمِيرَ.

    Bütün bu yolcular İzmir’e gittiler.

    هَلْ عَرَفْتَ ذَلِكَ ؟

    Onu tanıdın mı? (Bildin mi?)

    اِشْتَرَيْتُ  تِلْكَ النَّظاَّرَةَ.

    O gözlüğü satın aldım.

    ماَ سَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ.

    Onun hakkında sormadım.

    تَذَكَّرْتُ ذَلِكَ جَيِّداً.

    Onu iyice hatırladım[4].

    كُتِبَ اسْمُكَ عَلَيْهاَ.

    İsmin onun üzerine yazıldı.

    هَلْ عَرَفْتَ هَذاَ التِّلْميِذَ ؟

    Bu öğrenciyi tanıdın mı?

    نَعَمْ ، عَرَفْتُهُ ، هَذاَ أَحْمَدُ.

    Evet O’nu tanıdım. Bu Ahmed’dir.

    اِشْتَرَكَ هَذاَنِ الْمُجاَهِداَنِ فِي الْمَعْرَكَةِ.

    Bu iki mücâhid savaşa katıldı[5].

     

     

    هَلْ هَذاَنِ الْكِتاَباَنِ كَبِيراَنِ ؟

    Bu iki kitap büyük müdür?

    نَعَمْ ، هَذاَنِ الْكِتاَباَنِ كَبِيراَنِ.

    Evet, bu iki kitap büyüktür.

    هاَتاَنِ الدَّراَّجَتاَنِ رَخِيصَتاَنِ.

    Bu iki bisiklet ucuzdur.

    هَؤُلاَءِ مَشْغُولُونَ.

    Bunlar meşguldürler.

    وَ لَقَدْ أَمَرَكُمُ اللَّهُ بِذَلِكَ.

    Muhakkak ki Allah size bunu emretmiştir([6]).

    جَعَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ خَيْراً كَثِيراً.

    Allah onda çok hayır kılmıştır (yapmıştır).

    هَلْ هَذاَ كِتاَبُكَ ؟

    Bu senin kitabın mıdır?

    لاَ ، هَذَا لَيْسَ كِتاَبيِ، كِتاَبيِ أَبْيَضُ[7].

    Hayır, bu benim kitabım değildir, benim kitabım beyazdır

    هَلْ أَنْتَ مُتَأَكِّدٌ ؟ نَعَمْ أَناَ مُتَأَكِّدٌ.

    Emin misin? Evet, eminim.

    تِلْكَ شَقَّتيِ. – هَذِهِ شَقَّتُهُ.

    O benim (apartman) dairemdir. Bu onun dairesidir.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

     

    1- وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ.

     
      (75/KIYAMET, 9) Güneş ve ay biraraya getirildi(ği zaman)…  
     

    جَمَعَ

    topladı, biraraya getirdi  
     

    2- وَ ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَ الْمَسْكَنَةُ.

     
      (2/BAKARA, 61) (Bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk (damgası) vuruldu.  
     

    اَلذِّلَّةُ

    aşağılık, zillet, alçaklık

    اَلْمَسْكَنَةُ

    yoksulluk, fakirlik  
     

    3- فَغُلِبُوا هُناَلِكَ وانْقَلَبُوا صاَغِرِينَ.

     
     

    (7/A’RÂF, 119)(Firavun ve kavmi) orada yenildiler ve küçük düşerek geri döndüler.

     

    غَلَبَ

    galib geldi

    غُلِبَ

    galib gelindi: yenildi

    اِنْقَلَبَ

    geri döndü

    صَاغِرٌ

    küçük düşen

     

    4- …كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصاَصُ فِي الْقَتْلَى . الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَ الْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَ الْأُنْثَى بِالْأُنْثَى..

     
      (2/BAKARA, 178) (Ey iman edenler!) Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hürle

     hür, köleyle köle, kadınla kadın…

     
     

    اَلْقَتْلَى

    öldürülenler

    اَلْعَبْدُ

    kul, köle

    اَلْأُنْثَى

    kadın

    اَلْحُرُّ

    hür  
     

    5- أُولَئِكَ عَلَى هُدىً مِنْ رَبِّهِمْ وَ أُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ.

     
      (2/BAKARA, 5) Onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.  
     

    هُدىً

    hidayet, doğru yol (sonu illet harfli ve tenvinli olduğu için merfû, mansûb mecrûr durumların aynen bu şekilde değişmeden gelir. İleride açıklanacaktır.)

     
     

    اَلْمُفْلِحُ

    kurtuluşa eren. [Burada (أُولَئِكَ) mübtedâ (الْمُفْلِحُونَ) kelimesi haberdir. Haberin önemini vurgulamak üzere haber harf-i tarifli olarak da gelir. O zaman haberin sıfat zannedilmemesi için müfred ya da cemi cümlenin siygasına uygun olarak arada ( هُوَ هِيَ هُمْ هُنَّ gibi) bir zamir bulunur. Buna fasıl (ayırma) zamiri denir.]  
     
    بِبَعْضٍ. بَعْضَهُمْ

    فَتَناَّ

    كَذَلِكَ

    6-               وَ

    câr-mecrûr Mef’ûl Fiil+fâil+mef’ûl

    câr-mecrûr

    Harfu isti’naf
         

    (yeni cümleye başlangıç için)

               

     

     
      (6/EN’ÂM, 53) …İşte böyle onların bazısını bazısıyla imtihan ettik..  
     

    كَذَلِكَ

    işte böyle, öyle. Cümledeki duruma göre bazen aynı anlamda (كَذَلِكِ) (ذَلِكَ)(ذَلِكِ) (ذَلِكُماَ) (ذَلِكُمْ) (ذَلِكُنَّ) vb. şeklinde gelir.  
     

    فَتَنَ

    imtihan etti, sınadı.  
     

    7- وَ تِلْكَ حُجَّتُناَ آتَيْناَهاَ إِبْراَهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ.

     
      (6/EN’ÂM, 83) (İşte) bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delilimizdir…  
     

    آتَى

    verdi

    حُجَّةٌ

    delil  

    8- وَ أَنَّ هَذاَ صِراَطِي مُسْتَقِيماً.

     
    (6/EN’ÂM, 153) Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur..  

    اَلصِّراَطُ

    yol

    مُسْتَقِيمٌ

    dosdoğru  

    إِنَّ = أَنَّ

    şüphesiz, gerçekten, hakikaten. İsmin önüne gelen ve “harfu te’kîd ve nasb” (te’kîd ve nasb harfi)  şeklinde irabını yaptığımız (إِنَّ) önüne geldiği kelimeyi üstün yapar.Haberi olduğu gibi bırakır. Burada olduğu gibi bir önceki ayetin devamı olarak cümle ortasında geldiği zaman (أَنَّ) şeklinde hemzesi üstünlü olarak gelir. Esasen (إِنَّ) ileride işlenecek müstakil bir konudur. Fakat ayetlerde çok sık geçtiği için açıklama yapmak zorunlu hale gelmiştir: (إِنَّ) Mübtedâ haber şeklindeki isim cümlelerinin önüne gelir. Mübtedâ’ya artık mübtedâ değil, (إِنَّ)nin ismi, habere de (إِنَّ)nin haberi denir. Bu ayetde (وَ) harfu atıf, (أَنَّ) harfu te’kid ve nasb, (هَذاَ) ism-i işaret olarak (أَنَّ)nin ismidir. Zâhir olarak fetha harekesi alması gerekirken sukûn (harekesiz yani cezm ya da uzatma hali) üzere mebnidir. (صِراَطِي) ise (إِنّ) nin haberi olarak merfûdur.  

     

       

     

       
                                                     
    لَشَهِيدٌ. ذَلِكَ عَلَى إِنَّهُ

    9-  وَ

    (إِنَّ) nin haberi

    (merfû)

    (لَ) te’kîd lâmı

    İsmu işaret

    (mahallen mecrûr)

    Harfi cer (إِنَّ) harfu te’kid ve nasb             Harfu atıf

    (هُ)muttasıl zamir olarak inne’nin ismi (mahallen mansûb)

               
    (100/ADİYAT, 7) Şüphesiz o ona şâhittir.

    شَهِيدٌ

    şâhit

     

    Ek anlatım: İşaret isimleri

     

    Herhangi bir şeyi veya kimseyi gösterip hakkında bilgi vermek için kullandığımız isim cinsinden kelimelere işaret ismi denir. Türkçede “Bu, bunlar, şu, şunlar” anlamlarına karşılık gelirler.

    Arapçada üç çeşit işaret ismi vardır:

    1- Yakın için olan işaret isimleri

    2- Orta uzaklık için olan işaret isimleri

    3- Uzak için olan işaret isimleri.

    Bunlardan en çok kullanılanları; yakın için ve uzak için kullanılan işaret isimleridir. Biz de konu olarak bunları ele alacağız.

    Yakın için kullanılan işaret isimleri

    Yakındaki bir şeyi veya kimseyi göstermek için kullandığımız işaret isimlerine “Yakın için kullanılan işaret isimleri” denilir. Âkil için şunları kullanırız:

    Cemi

    Müsenna

    Müfred

     

    هؤُلاَءِ

    هذَانِ

    هذَا

    Müzekker

    هؤُلاَءِ

    هتَانِ

    هذِهِ

    Müennes

    Bunlar

    Bu ikisi

    Bu

     

    Gayr-ı âkil, yani akıl sahibi olmayanlar için ise şunları kullanırız:

    Cem’i

    Müsenna

    Müfred

     

    هذِهِ

    هذَانِ

    هذَا

    Müzekker

    هذِهِ

    هتَانِ

    هذِهِ

    Müennes

    Bunlar

    Bu ikisi

    Bu

     

    Uzak için kullanılan işaret isimleri:

    Uzaktaki bir şeyi veya kimseyi göstermek için kullandığımız işaret isimlerine “Uzak için kullanılan işaret isimleri” denilir. Âkil için şunları kullanırız:

    Cem’i

    Müsenna

    Müfred

     

    اُولئِكَ

    ذَانِكَ

    ذلِكَ

    Müzekker

    اُولئِكَ

    تَانِكَ

    تِلْكَ

    Müennes

    Şunlar

    Şu ikisi

    Şu

     

    Gayr-ı âkil için de şunları kullanırız:

    Cem’i

    Müsenna

    Müfred

     

    تِلْكَ

    ذَانِكَ

    ذلِكَ

    Müzekker

    تِلْكَ

    تَانِكَ

    تِلْكَ

    Müennes

    Şunlar

    Şu ikisi

    Şu

     

    Şu kaidelere dikkat edelim:

    1- İşaret isimlerinin müfred ve cemilerinin sonları her zaman aynıdır. Cümledeki yerlerine göre sonları değişmez. Yani bu kelimeler mebnidir.

    2- Müsennaları ref durumunda “elif” alır. Nasb ve cer durumunda ise (ىْ  ) alırlar. Buna göre ref durumuyla, nasb ve cer durumlarını şöyle gösterebiliriz:

    تَانِكَ

    ذَانِكَ

    هتَانِ

    هذَانِ

    Ref durumu

    تَيْنِكَ

    ذَيْنِكَ

    هتَيْنِ

    هذَيْنِ

    Nasb ve cer durumu
  • Mazi Fiilin Meçhulü Arapça Dersleri

     

    MÂZİ FİİLİN MEÇHÛLU

    Fiiller aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılır. Fâili belli olana Arapça’da ma’lûm fiil (aktif, etken fiil)   denir.

    ضَرَبَ بَكْرٌ الْحِصَانَ.    Bekir ata vurdu.

    İşi yapan fâil (Bekir) bu cümlede bellidir. Fiili ma’lûmdur. Fâili belli olmayan (pasif, edilgen) fiile ise meçhûl fiil denir.

    ضُرِبَ الْحِصَانُ.       Ata vuruldu.

    Fâil belli olmadığından bu cümledeki fiil meçhûldür.

    Mâzî ma’lûm fiili meçhûl yapmak için üç harfli fiilin baş harfi ötre, ikinci harfi esre okunur:

    ضَرَبَ

    vurdu →

    ضُرِبَ

    Vuruldu

    كَتَبَ

    yazdı →

    كُتِبَ

    Yazıldı

    عَلِمَ

    bildi →

    عُلِمَ

    Bilindi

    فَتَحَ

    açtı →

    فُتِحَ

    Açıldı

    أَكَلَ

    yedi →

    أُكِلَ

    Yenildi

    شَرِبَ

    içti →

    شُرِبَ

    İçildi

    Meçhûl fiil cümlesinde, fâil olmadığı için cümlenin mef’ûlü, fâil yerine geçer. Arapça’da buna nâib-i fâil denir ve son harfi fâil gibi ötre okunur

    كُتِبَ الدَّرْسُ.

    Ders yazıldı.  

                     Naibu fâil (son harekesi ötre)

     

     

       
     

     

               Çekim Tablosu

     

     

     

    Cem

    Müsennâ

    Müfred

     

    Müzekker

    ضُرِبُوا

    ضُرِبَا

    ضُرِبَ

    Gâib
     

    Onlar dövüldü

    İkisi dövüldü

    O dövüldü

     
    Müennes

    ضُرِبْنَ

    ضُرِبَتَا

    ضُرِبَتْ

    Gâibe
                       

     

    Müzekker

    ضُرِبْتُمْ

    ضُرِبْتُمَا

    ضُرِبْتَ

    Muhâtab
     

    Sizler dövüldünüz

    İkiniz dövüldünüz

    Sen dövüldün

     
    Müennes

    ضُرِبْتُنَّ

    ضُرِبْتُمَا

    ضُرِبْتِ

    Muhâtaba
                     

     

    Müz + Müe

    ضُرِبْنَا

    ضُرِبْنَا

    ضُرِبْتُ

    Mütekellim

     

    Bizler dövüldük

    İkimiz dövüldük

    (Ben) dövüldüm

     

                     

     

    رَسَمَ الطاَّلِبُ الصُّورَةَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Öğrenci resmi bahçede çizdi.
                                Câr-mecrûr       Mef’ûl       Fâil       Fiil-i Mâzî Ma’lûm

    رُسِمَتِ الصُّورَةُ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Resim bahçede çizildi.
                                                                 Naibu fâil   Fiil-i Mâzî Meçhûl

    Görüldüğü gibi birinci cümlenin mef’ûlü ikinci cümlede nâibu fâil olmuş, dolayısıyla meçhûl fiil de ona uygun olarak müennes siyga ile kurulmuştur.

    Cümle örnekleri:

    أَخَذَتِ الْمُعَلِّمَةُ الدَّفْتَرَ مِنَ التِّلْمِيذِ.

    Öğretmen defteri öğrenciden aldı.

    أُخِذَ الدَّفْتَرُ مِنَ التِّلْمِيذِ.

    Defter öğrenciden alındı.

    كَسَبَ الْفَرِيقُ الْمُباَراَةَ فِي آخِرِ لَحْظَةٍ.

    Takım maçı son anda kazandı.

    كُسِبَتِ الْمُباَراَةُ فِي آخِرِ لَحْظَةٍ.

    Maç son anda kazanıldı.

    شَرِبَتِ الْمَرِيضَةُ الدَّواَءَ.

    Hasta ilacı içti.

    شُرِبَ الدَّواَءُ.

    İlaç içildi.

    مِنْ أَيْنَ أُخِذَتْ هَذِهِ الصُّورَةُ  ؟

    Bu resim nereden alındı?

    شَكَرَ حَسَنٌ الْمُدَرِّسِينَ.

    Hasan öğretmenlere teşekkür etti.

    شُكِرَ الْمُدَرِّسُونَ.

    Öğretmenlere teşekkür edildi.

     

     

    رَكِبَ عُمَرُ الدَّراَّجَةَ.

    Ömer bisiklete bindi.

    رُكِبَتِ الدَّراَّجَةُ.

    Bisiklete binildi.

    فَهِمَ التَّلاَمِيذُ الدُّرُوسَ.

    Öğrenciler dersleri anladı.

    فُهِمَتِ الدُّرُوسُ.

    Dersler anlaşıldı.

    كَتَبَتْ لَيْلَى رِساَلَتَيْنِ.

    Leyla iki mektup yazdı.

    كُتِبَتْ رِساَلَتاَنِ.

    İki mektup yazıldı.

    فَتَحَ مَحْمُودٌ الْباَبَ.

    Mahmud kapıyı açtı.

    فُتِحَ الْباَبُ.

    Kapı açıldı.

    أَكَلَ أَحْمَدُ التُّفاَّحَةَ.

    Ahmed elmayı yedi.

    أُكِلَتِ التُّفاَّحَةُ.

    Elma yenildi.

    كَتَبَتْ فاَطِمَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Fatıma iki ders yazdı.

    كُتِبَ الدَّرْساَنِ.

    İki ders yazıldı.

    مَسَحَ خاَلِدٌ السَّبُّورَةَ.

    Halit tahtayı sildi.

    مُسِحَتِ السَّبُّورَةُ.

    Tahta silindi.

    أُخِذَ الْكِتاَبُ.

    Kitap alındı.

    فُهِمَتِ الْقِصَّتاَنِ.

    İki hikaye anlaşıldı.

    قَرَأَ الطُّلاَّبُ الْقِصَّةَ.

    Öğrenciler hikayeyi okudu.

    قُرِئَتِ الْقِصَّةُ.

    Hikaye okundu.

    شَرَحَتِ الْأُسْتاَذَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Hoca iki dersi şerhetti (açıkladı).

    شُرِحَ الدَّرْساَنِ.

    İki ders açıklandı.

    فَرَضَ اللَّهُ الصَّلاَةَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ.

    Allah namazı müslümanlara farz kıldı.

    فُرِضَتِ الصَّلاَةُ عَلَى الْمُسْلِمِينَ.

    Namaz müslümanlara farz kılındı.

    فَحَصَ الطَّبِيبُ الْمَرِيضاَتِ.

    Doktor bayan hastaları muayene etti.

    فُحِصَتِ الْمَرِيضاَتُ.

    Bayan hastalar muayene edildi.

    كَتَبَ أَخِي الرِّساَلَتَيْنِ.

    Kardeşim iki mektubu yazdı.

    كُتِبَتِ الرِّساَلَتاَنِ.

    İki mektup yazıldı.

    شَكَرَ الْقاَئِدُ الْمُجاَهِدِينَ.

    Komutan savaşçılara teşekkür etti.

    شُكِرَ الْمُجاَهِدُونَ.

    Mücahitlere teşekkür edildi..

    تُرِكَ الْعَمَلُ لِلصَّلاَةِ.

    İş namaz için terk edildi.

    جَعَلَ اللَّهُ الْأَرْضَ مَسْكَناً لِلْإِنْساَنِ.

    Allah yeryüzünü insan için mesken kıldı.

    جُعِلَتِ الْأَرْضُ مَسْكَناً لِلْإِنْساَنِ.

    Yeryüzü insan için mesken kılındı.
  • Cemi Mükesser – Kırık Çoğullar Arapça Dersleri

     CEMİ MÜKESSER (Kırık Çoğul)

    Müfredin (tekil halin) şekli bozularak yapılan çoğullardır. Belli bir kâidesi yoktur. Araplardan işittiğimiz gibi kullanılır veya sözlüklere bakarak tesbit edilir. Dolayısıyla mu’rabdırlar. Yani merfû, mansûb, mecrûr durumlarında kelimenin sonunda zâhir (açıkça görünen) hareke alırlar.

               Müfred

                     Cem

    كِتَابٌ

    kitap

    كُتُبٌ

    kitaplar

    رَجُلٌ

    adam

    رِجَالٌ

    Adamlar

     

    عِلْمٌ

    ilim

    عُلُومٌ

    ilimler

    وَرَقٌ

    kağıt

    أَوْرَاقٌ

    kağıtlar

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    اَلنِّسَاءُ

    kadınlar

    اَلتِّلْمِيذُ

    öğrenci

    اَلتَّلَامِيذُ

    öğrenciler

    اَلطَّالِبُ

    öğrenci

    اَلطُّلَّابُ

    öğrenciler (üniversite)

    اَلْبِنْتُ

    kız

    اَلْبَنَاتُ

    kızlar

    قَلَمٌ

    kalem

    اَلْأَقْلَامُ

    kalemler

    اَلْجَبَلُ

    dağ

    اَلْجِبَالُ

    dağlar

    مَدْرَسَةٌ

    okul

    اَلْمَدَارِسُ

    okullar

    Görüldüğü gibi hangi ismin sâlim hangi ismin mükesser olduğunu kendimiz tesbit edemeyiz.

    Mükesser çokluklar esas olarak semâîdir, yani hangi kelimenin hangi kalıba
    göre çokluk yapılacağını Arapça konuşan halkların asırlar öncesinde oluşmuş
    uzlaşmaları belirlemiştir. Biz bunları sözlüklerden öğreniriz.
    Cem’-i mükesserler (=bükünlü çokluk), cinsiyet kategorisinde dişil
    (müennes) sayılırlar.

    Başlıca cem’-i mükesser kalıpları şunlardır:

    Ef’âl افعال vezni:
    keder كدر “keder” ج ekdâr اكدار “kederler”, sebeb سبب “sebep” ج esbâb
    اسباب “sebepler”, şahs شخص “şahs” ج eşhâs اشخاص “şahıslar”, nehr نهر
    “nehir” ج enhâr انهار “nehirler”, şekl شكل “şekil” ج eşkâl اشكال “şekiller”
    vs.

    Fu’ûl فعول vezni:
    emr امر “iş, emir” ج umûr امور “işler, emirler”, ilm علم “ilm” ج ulûm علوم
    “ilimler”, deyn دين “borç” ج düyûn ديون “borçlar”, melik ملك “hükümdar” ج
    mülûk ملوك “hükümdarlar”, fenn فن “bilim, bilgi” ج fünûn فنون “fenler,
    bilimler”, akl عقل “akl” ج ukūl عقول “akıllar” vs.

    Fu’ul فعل vezni:
    كتاب kitâb “kitap” ج كتب kütüb “kitaplar”, رسول resûl “elçi” ج رسل rusül
    “elçiler”, طريق tarîk “yol” ج طرق turuk “yollar”, سفينه sefîne “gemi” ج
    سفن süfün “gemiler” vs.
    Bu vezni, okuyuşta fu’ûl فعول vezniyle karıştırmayınız.

    Fu’al فعل vezni:
    امت ümmet ج امم ümem “ümmetler”, دولت devlet ج دول düvel “devletler”,
    صورت sûret ج صور suver “resimler, suretler” vs.

    Fi’al فعل vezni:
    نعمت ni’met ج نعم ni’am “nimetler”, محنت mihnet ج محن mihen “mihnetler”,
    ملت millet ج ملل milel “milletler”, حكمت hikmet ج حكم hikem
    “hikmetler” vs.
    Fu’ul, fu’al ve fi’al vezinlerinin Osmanlı alfabesinde aynı şekilde yazıldığına
    dikkat ediniz. Metinleri doğru okumak ve anlamlandırmak için bu yapıların
    arasındaki fark da bilinmelidir.

    Fi’âl فعال vezni:
    جبل cebel “dağ” ج جبال cibâl “dağlar”, رجل racül “adam” ج رجال ricâl
    “adamlar”, بلده belde ج بلاد bilâd “beldeler”, عبد abd “kul” ج عباد ibâd”kullar”, كبير kebîr “büyük” ج كبار kibâr “büyükler”, عظيم azîm “büyük,
    ulu” ج عظام izâm “büyükler, ulular” vs.

    Fu”âl فعال vezni:
    Fâ’il فاعل veznindeki bazı kelimelerin çokluğu bu vezinde olur:
    حاكم hâkim ج حكام hükkâm “hâkimler”, كاتب kâtib ج كتاب küttâb
    “kâtipler”, تاجر tâcir ج تجار tüccâr “tâcirler”, طالب tâlib ج طلاب tullâb
    “tâlipler, öğrenciler”, كافر kâfir ج كفار küffâr “kâfirler” vs.

    Fa’ale فعلة vezni:
    فاعل fâ’il veznindeki birçok kelimenin çokluğu bu vezinde olur:
    طالب tâlib “öğrenci” ج طلبه talebe “öğrenciler” ; عاجز âciz “güçsüz” ج عجزه
    aceze “güçsüzler”; جاهل câhil ج جهله cehele “câhiller”; ظالم zâlim ج ظلمه
    zaleme “zâlimler”; تابع tâbi’ “bağlı” ج تبعه tebe’a “bağlılar, uyruklar” vs.
    Fu’alâ فعلاء vezni:

    Fâ’il فاعل ve fa’îl فعيل veznindeki bazı kelimelerin çokluğu bu vezinde gelir.
    Veznin sonundaki hemze genellikle yazılmaz:
    عالم âlim ج علما ulemâ “âlimler” , شاعر şâir ج شعرا şu’arâ “şairler”, فاضل fâzıl
    ج فضلا fuzalâ “fazıllar, erdemliler”, جاهل câhil ج جهلا cühelâ “câhiller”, سفير
    sefîr “elçi” ج سفرا süferâ “elçiler”, فقير fakîr ج فقرا fukarâ “fakirler”, وزير
    vezîr ج وزرا vüzerâ “vezirler”, شهيد şehîd ج شهدا şühedâ “şehitler” vs.

    Fe’â’il فعائل vezni:
    صحيفه sahîfe “sayfa” ج صحائف sahâ’if “sayfalar”, رساله risâle ج رسائل resâ’il
    “risâleler”, حقيقت hakîkat ج حقائق hakā’ik “hakikatler”, فضيلت fazîlet ج
    فضائل fazâ’il “faziletler, erdemler”, عقيده akîde “inanç” ج عقائد akā’id
    “inançlar”, لطيفه “latîfe” ج لطائف letâ’if “latifeler, şakalar”, وظيفه vazîfe ج
    وظائف vazâ’if “vazifeler, ödevler”, نتيجه netîce ج نتائج netâ’ic “neticeler,
    sonuçlar” vs.

    Fevâ’il فواعل vezni:
    جامع câmi’ ج جوامع cevâmi’ “câmiler”, حادثه hâdise ج حوادث havâdis
    “hadiseler”, قاعده kā’ide ج قواعد kavâ’id “kaideler”, عالم âlem ج عوالم avâlim
    “âlemler”, شاهد şâhid ج شواهد şevâhid “şahitler”, ساحل sâhil ج سواحل sevâhil
    “sâhiller”, تابع tâbi’ ج توابع tevâbi’ “tâbi olanlar, uyruklar” vs.

    Fevâ’îl فواعيل vezni:
    قانون kānûn ج قوانين kavânîn “kanunlar”, تاريخ târîh ج تواريخ tevârîh “tarihler”,
    خاقان hâkān ج خواقين havâkîn “hakanlar” vs.

    Efâ’il افاعل vezni:
    Daha çok ef’al افعل veznindeki kelimelerin çokluğunu yapmak için kullanılır:
    اكبر ekber “en büyük” ج اكابر ekâbir “büyükler, ulular”, اعظم a’zam “en yüce”
    ج اعاظم e’āzım “yüceler, ulular”, ارذل erzel “pek rezil” ج اراذل erâzil
    “reziller, alçaklar”, اقرب akreb “en yakın” ج اقارب ekārib “en yakınlar” vs.

    Efâ’îl افاعيل vezni:
    اقليم iklîm “ülke, diyar” ج اقاليم ekālîm “ülkeler”, حديث hadîs ج احاديث
    ehâdîs “hadisler”, استاذ üstâz “üstâd” ج اساتيذ esâtîz “ustalar” vs.

    Ef’ilâ افعلاء vezni:
    Fa’îl فعيل vezninin nâkısı fa’î şeklini alır. Bu tür kelimelerin çokluğu ef’ilâ
    افعلاء veznindedir (Osmanlı Türkçesinde sondaki hemzeler düşürülür): نبى
    nebî “peygamber” ج انبيا enbiyâ “peygamberler”, ولى velî ج اوليا evliyâ
    “velîler”, ذكى zekî ج اذكيا ezkiyâ “zekiler” vs.

    Ef’ile افعلة vezni:
    جواب cevâb ج اجوبه ecvibe “cevaplar”, زمان zamân ج ازمنه ezmine “zamanlar”,
    سلاح silâh ج اسلحه esliha “silahlar”, لسان lisân ج السنه elsine “lisanlar,
    diller”, متاع metâ’ ج امتعه emti’a “metalar, mallar” vs.

    Mefâ’il مفاعل vezni:
    مفعل mef’al, مفعلة mef’alet, مفعل mef’il, مفعلة mef’ilet veznindeki kelimelerin
    çokluğu bu vezinde yapılır:
    مكتب mekteb ج مكاتب mekâtib “mektepler, okullar”, مذهب mezheb ج
    مذاهب mezâhib “mezhepler, görüşler”, مقصد maksad ج مقاصد mekāsıd
    “maksatlar”, مصرف masraf ج مصارف mesârif “masraflar”, مجلس meclis ج
    مجالس mecâlis “meclisler”, منْزل menzil ج منازل menâzil “menziller”, مدرسه
    medrese ج مدارس medâris “medreseler”, معرفت ma’rifet ج معارف me’ârif,
    منفعت menfa’at ج منافع menâfi’ “menfaatler” vs.

    Mefâ’îl مفاعيل vezni:
    مفعول mef’ûl , مفعل mef’al ve مفعال mif’âl veznindeki kimi kelimelerin çokluğu
    bu vezinde yapılır:
    مجنون mecnûn ج مجانين mecânîn “mecnunlar, deliler”, مكتوب mektûb ج مكاتيب
    mekâtîb “mektuplar”, مفتاح miftâh “anahtar” ج مفاتيح mefâtîh “anahtarlar” vs.

    Tefâ’îl تفاعيل vezni:
    Bilhassa tef’îl تفعيل veznindeki pek çok kelimenin çokluğu bu vezinde gelir:
    تصوير tasvîr ج تصاوير tesâvîr “tasvirler, resimler”, تركيب terkîb ج تراكيب
    terâkîb “terkibler”, تكليف teklîf ج تكاليف tekâlîf “yükümlülükler” vs.

    Ef’ul افعل vezni:
    نجم necm “yıldız” ج انجم encüm “yıldızlar”, نفس nefs ج انفس enfüs “nefsler,
    ruhlar” vs.
    Bazı kelimelerin birden fazla vezinde çokluk yapıldıkları görülür. Vezinler
    kimi zaman anlam farklılığına sebep olurken kimi zaman anlamda bir değişme
    olmaz.
    طالب tâlib “isteyen, öğrenci” ج طلبه talebe ~ طلاب tullâb “öğrenciler” ; كافر
    kâfir ج كفره kefere ~ كفار küffâr “kâfirler” örnekleri birbiri yerine kullanılabilirken
    نفس nefs “ruh, can” ج انفس enfüs ~ نفوس nüfûs “ruhlar, canlar”
    her zaman birbirinin yerine kullanılamaz.

    Cümle örnekleri:

    فَهِمَ التَّلَامِيذُ الدُّرُوسَ.

    Öğrenciler dersleri anladı.

    عَلَّمَ الرَّجُلُ أَبْنَاءَهُ.

    Adam oğullarına öğretti.

    ذَهَبَ الْأَنْبِيَاءُ.

    Peygamberler gitti.

    اِنْتَظَرْتُ الرِّجَالَ فِي الْمَطَارِ.

    Adamları hava alanında bekledim.

    خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ.

    Allah gökleri ve yeri yarattı.

    اَلْآبَاءُ كَتَبُوا رَسَائِلَهُمْ.

    Babalar mektuplarını yazdılar.

    اَلْمُدَرِّبُونَ أَحْضَرُوا الْمَلَابِسَ.

    Antrenörler elbiseleri getirdiler.

    مَنْ أَصْدِقَاؤُكَ فِي الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okuldaki arkadaşların kimlerdir?

    مَنْ أَصْدِقَاؤُكَ فِي الْحَيِّ ؟

    Mahalledeki arkadaşların kimlerdir?

    سَافَرَ الْوَلَدَانِ أَمْسِ.

    İki çocuk dün yolculuk yaptı.

    كَيْفَ وَصَلَ الْحُجَّاجُ إِلَى السُّعُودِيَّةِ ؟

    Hacılar Suudi (Arabistan)a nasıl vardılar?

    وَصَلَ الْحُجَّاجُ إِلَى السُّعُودِيَّةِ بِالْحَافِلَاتِ وَالسَّيَّارَاتِ وَالسُّفُنِ.

    Hacılar Suudi (Arabistan)a otobüslerle arabalarla ve gemilerle vardılar.

    مَاذَا أَخَذَ الْحُجَّاجُ مَعَهُمْ فِي سَفَرِهِمْ؟

    Hacılar yolculuklarında beraberlerine ne aldılar?

    هَذَا الْمَالُ صَدَقَةٌ مِنِّي لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ[3].

    Bu mal fakirler ve yoksullar için benden sadakadır.

    اَلْمُدَرِّسُ سَأَلَ التَّلَامِيذَ عَنْ مُسْتَقْبَلِهِمْ.

    Öğretmen öğrencilere gelecekleri hakkında sordu.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    1- وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ.

     
    (36/YÂSÎN, 34). Biz orda (yeryüzünde) hurmadan ve üzüm bağlarından (oluşan) bahçeler yaptık ve (yine) orada pınarlar fışkırttık.  

    جَعَلَ

    kıldı, yaptı

    جَنَّةٌ ج جَنَّاتٌ

    ağaçlı bahçe, bahçeler, cennet  

    نَخِيلٌ

    hurma

    عِنَبٌ ج أَعْنَابٌ

    üzüm, üzüm bağı  

    فَجَّرَ

    fışkırttı, kaynattı

    اَلْعَيْنُ ج  اَلْعُيُونُ

    pınar, su pınarı  

    2- وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ …

     
    (36/YÂSÎN, 39). Aya (birtakım) yörüngeler (menziller) tayin ettik.  

    اَلْقَمَرُ

    ay. (Burada الْقَمَرَ kelimesi önemi vurgulamak için öne geçmiş mef’ûldür).  

    قَدَّرَ

    takdir etti, tayin etti, ölçüp biçti. (Mef’ûl, fiilden önce geldiğinde, fiilde ona dönen bir zamir bulunur).  

    مَنْزِلٌ ج مَنَازِلُ

    menzil, yörünge.  

    3- هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ …

     
    (36/YÂSÎN, 56). Kendileri (onlar) ve eşleri gölgelerde tahtlar üzerinde…  

    زَوْجٌ ج أَزْوَاجٌ

    eş, zevce

    ظِلٌّ ج ظِلَالٌ

    gölge, gölgelik  

    أَرِيكَةٌ ج اَلْأَرَائِكُ

    koltuk, taht, yatak, divan, üzerine oturulan her çeşit eşya  

    4- …خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ…

     
    (67/MÜLK, 2).  …ölümü ve hayatı yarattı..  

    الْمَوْتُ

    ölüm

    خَلَقَ

    yarattı

     

    5- وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ.

     
    (23/MÜ’MİNÛN, 12). Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp, çıkarılmış) bir özden yarattık.  
       

    لَقَدْ

    Andolsun, gerçekten, hakikaten. (Baştaki lâm yemin ifade eder. قَدْ  ise mâzî fiilin önünde tahkik (pekiştirme), kuvvetlendirme görevi yapar.  

    سُلَالَةٌ

    öz, hülasa, süzme, döl, nutfe

    طِينٌ

    çamur  

    6- …أَنْشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ…

     
    (67/MÜLK, 23). (O ki), sizi yarattı, size (işitecek) kulak, (görecek) gözler ve (hissedecek) gönüller verdi.  

    أَنْشَأَ

    yarattı, inşa etti

    اَلسَّمْعُ

    kulak  

    اَلْبَصَرُ ج اَلْأَبْصَارُ

    göz

    اَلْفُؤَادُ ج اَلْأَفْئِدَةُ

    gönül  

    7- …إِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ ..

     
    (67/MÜLK, 26). (De ki:) İlim ancak Allah’ın katındadır, (yanındadır), ben ancak bir uyarıcıyım.  

    إِنَّمَا

    ancak, yalnız, (hasr edatı)

    عِنْدَ اللَّهِ

    Allah’ın katında (yanında)

    نَذِيرٌ

    uyarıcı

    8- وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجاً.

     
    (78/NEBE, 8). Sizi çift çift (çiftler olarak) yarattık.  

    أَزْوَاجٌ

    eşler, çiftler

     

     

     

    9- وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاً.

     
    (78/NEBE, 9). Uykunuzu bir dinlenme yaptık.  

    اَلسُّبَاتُ

    istirahat rahatlık, sükûnet, ölüm

    نَوْمٌ

    uyku  

    10- وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاساً.

     
    (78/NEBE, 10). Geceyi bir örtü yaptık.  

    لِبَاسٌ

    elbise, örtü

    جَعَلَ

    kıldı, yaptı, yarattı  

    11- وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاً.

     
    (78/NEBE, 11). Gündüzü bir geçim kaynağı kıldık.  

    مَعَاشٌ

    geçim kaynağı, geçim sağlama vakti  

    12- وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعاً شِدَاداً.

     
    (78/NEBE, 12). Ve üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.  

    بَنَى

    bina etti, yaptı

    سَبْعٌ

    yedi

    شِدَادٌ

    sağlam  

    13- وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ.

     
    (2/BAKARA, 255). Onun (Allah’ın) kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır.  

    وَسِعَ

    içine aldı, kapladı, (sardı, kuşattı)  

    كُرْسِيٌّ

    taht, sandalye, koltuk, kürsü

    اَلسَّمَاءُ ج اَلسَّمَاوَاتُ

    gök  

    14- اَلرَّحْمَنُ . عَلَّمَ الْقُرْآنَ . خَلَقَ الْإِنْسَانَ . عَلَّمَهُ الْبَيَانَ.

     
    (55/RAHMÂN, 1, 2, 3, 4). Çok merhametli (Allah) Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona açıklamayı öğretti.  

    اَلرَّحْمَنُ

    çok merhametli (Yalnız Allah’a ıtlak edilir)  

    عَلَّمَ

    öğretti

    الْبَيَانَ

    konuşmak, düşünceleri dile getirmek  

    15- وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ

     
    (55/RAHMÂN, 7). Göğü (Allah) yükseltti ve mîzanı (dengeyi) o koydu.  

    اَلسَّمَاءُ

    gök. (Semâi müennes olan bu kelime burada öne geçmiş mef’ûldür. Kendinden sonra gelen fiilde ona dönen bir zamir vardır).  

    رَفَعَ

    yükseltti, kaldırdı

    وَضَعَ

    koydu, hüküm koydu  

    اَلْمِيزَانَ

    ölçü, denge, tartı  

    16- وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ.

     
    (55/RAHMÂN, 10). Yeri mahlûkat için koydu (yarattı).  

    اَلْأَرْضُ

    arz, dünya, yer, toprak

    اَلْأَنَامُ

    halk, mahlûkât  

    17- كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 29). Her gün O (Allah) bir iştedir.  

    كُلَّ يَوْمٍ

    her gün. (كُلَّ den sonra gelen ismin esre olduğunu hatırlayınız.)  

    شَأْنٌ

    iş, hal, durum (ehemmiyetli ve büyük işler için kullanılır)  

    18- كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ.

     
    (26/ŞUARÂ, 123). Ad (milleti)[4] peygamberleri yalanladı.  

    اَلْمُرْسَلُ

    peygamber, elçi  

    19- كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ.

     
    (26/ŞUARÂ, 141). Semud (milleti de) peygamberleri yalanladı.  

    20- فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ.

     
    (26/ŞUARÂ, 157). Akabinde onu (mucize deveyi) kestiler, arkasından pişman oldular.  

    عَقَرَ

    kesti

    أَصْبَحَ

    oldu

    نَادِمٌ

    pişman  

    21- قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ.

     
    (26/ŞUARÂ, 185). Sen ancak büyülenmişlerdensin dediler.  

    اَلْمُسَحَّرُ

    büyülenmiş

    إِنَّمَا

    ancak  

     

     

     

       

    22- فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفاً وَمَثَلاً لِلْآخِرِينَ.

     
    (43/ZUHRUF, 56). Onları sonrakiler için bir geçmiş ve (ibret için) bir örnek kıldık.  

    سَلَفٌ

    geçmiş

    مَثَلٌ

    misal, örnek

    اَلْآخِرِينَ

    sonrakiler  

    23- ثُمَّ أَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ.

     
    (9/TEVBE, 26). Sonra Allah Resûlü ve müminler üzerine sekînetini (sukûnet ve huzur duygusunu) indirdi.  

    24- إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ.

     
    (49/HUCURAT, 10). Mü’minler ancak kardeştirler.  

    أَخٌ ج إِخْوَةٌ

    kardeş  

    25- إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ.

     
    (36/YÂSÎN, 3). Sen şüphesiz peygamberlerdensin.  

    26- إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ.

     
    (36/YÂSÎN, 13). Hani onlara (şehir halkına) peygamberler gelmişlerdi.  

    إِذْ

    hani, bir zamanlar

     

    27- … غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ.

     
    (36/YÂSÎN, 27). Rabbim(in) beni bağışladı(ğını) ve beni ikram edilenlerden kıldı(ğını)[5] (keşke bilselerdi)…  

    غَفَرَ لِ

    bağışladı

    الْمُكْرَمُ

    ikram edilen

     

    28- وَآيَةٌ[6] لَهُمُ اللَّيْلُ … فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ.

     
    (36/YÂSÎN, 37). Gece de onlar için bir işarettir.. Birden onlar karanlıklara gömülmüşlerdir.  

    مُظْلِمٌ

    karanlıkta kalan

     

     

     

    فَإِذَا هُمْ

    bir de bakmışsın onlar. [(إِذَا) yanında zamirle yer aldığı zaman izâ fücâiyye dediğimiz “bir de bakmışsın,  birden, ansızın” manasını verir, (فَإِذَا هُوَ) bir de bakmışsın o, (فَإِذَا هُمْ) bir de bakmışsın onlar gibi] .   

    29- قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا  … وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ.

     
    (36/YÂSÎN, 52). (İşte o zaman) “Eyvah! Yazıklar olsun bize, kabrimizden bizi kim kaldırdı? .. (Demek) peygamberler doğru söylediler” derler.  
     

     

     

    يَا وَيْلَنَا

    eyvah, yazıklar olsun bize (tabir)

    مَرْقَدٌ

    yatılan yer, mezar  

    بَعَثَ

    diriltti, kaldırdı

    صَدَقَ

    doğru söyledi  

    30- هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ.

     
    (7/A’RÂF, 42). Onlar (inanıp iyi işler yapanlar) orada (cennette) ebedîdirler.

    خَالِدٌ

    ebedî

     

     

    31- وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ.

     
    (6/EN’ÂM, 1). Karanlıkları ve aydınlığı yarattı.  

     

     

    قَدِيرٌ. شَيْءٍ كُلِّ عَلَى اللَّهُ       وَ نَذِيرٌ

    وَ

    بَشِيرٌ

    جَاءَكُمْ

    32-..فَقَدْ

     
    Haber

    Câr-mecrûr

    Mübtedâ

    İsti’naf Ma’tûf Harfu Atıf      Fâil

    Fiil+Mef’ûl

    (فَ) Atıf harfi
     

     

           (başlangıç) harfi      (قَدْ)Tahkik (te’kîd) harfi
                                       

    (5/MÂİDE, 19). Muhakkak ki size bir müjdeleyici ve bir uyarıcı gelmiştir. Allah herşeye kâdirdir.

    قَدِيرٌ

    kâdir, gücü yeten

    بَشِيرٌ

    müjdeleyici

    نَذِيرٌ

    uyarıcı

     

  • Cemi Müennes Salim Arapça Dersleri

     

     CEMİ MÜENNES SÂLİM

    a) Müennes bir ismin çoğul ve merfû olması gereken durumda müfred ismin sonuna  ـَاتُ (ـَاتٌ) getirilerek çoğul yapılır. Eğer ismin sonunda tâ-i te’nis (müennes tâ’sı) varsa kalkar.

    اَلْخَالَةُ

    teyze

    اَلْخاَلاَتُ

    teyzeler (marife)

    اَلْمُعَلِّمَةُ

    bayan öğretmen

    اَلْمُعَلِّمَاتُ

    öğretmenler

    اَلْمُسلِمَةُ

    müslüman

    اَلْمُسْلِماَتُ

    müslüman (bayanlar)

    اَلْمُؤْمِنَةُ

    mümin (bayan)

    اَلْمُؤْمِناَتُ

    mümin (bayanlar)

    مَجَلَّةٌ

    dergi

    مَجَلاَّتٌ

    dergiler (nekre)
             

    Cümle Örnekleri:

    جَاءَتِ الْمُعَلِّمَاتُ إِلىَ الْمَدْرَسَةِ.

    Bayan öğretmenler okula geldi.

    أَناَ مُؤْمِنَةٌ.

    Ben mü’minim.

     

    هُنَّ مُؤْمِناَتٌ.

    Onlar mü’minlerdir.

    أَنْتُنَّ مُؤْمِناَتٌ.

    Sizler mü’minlersiniz.

    أَنْتُنَّ  طاَلِباَتٌ.

    Sizler öğrencilersiniz.

    حَضَرَتِ الطاَّلِباَتُ.

    Öğrenciler geldi (müe).

    اَلْبَناَتُ مُساَفِراَتٌ.

    Kızlar yolcudur.

    ذَهَبَتِ التِّلْمِيذاَتُ.

    Öğrenciler gitti.

    جَلَسَتِ الطِّفْلاَتُ.

    Kız çocuklar oturdu.

    اَلْبَناَتُ أَكَلْنَ السَّمَكَ.

    Kızlar balığı yedi.

    b) Müennes bir ismin çoğulunun mansûb (üstünlü) ya da mecrûr (esreli) olması gereken durumda müfred ismin sonuna  ـَاتِ (ـَاتٍ)  getirilerek çoğul yapılır. Yani mansûb ve mecrûr halleri aynıdır. Yanılarak mansûb durumunda üstün hareke konmamalıdır:

      خَالَةٌ den

    خَالاَتٍ

     

    اَلْمُسْلِمَةُ den

    اَلْمُسْلِمَاتِ

    اَلْمُعَلِّمَةُ den

    اَلْمُعَلِّمَاتِ

     

    المُؤْمِنَةُ den

    الْمُؤْمِنَاتِ

     

    ذَهَبْنَا إلىَ الْمَدْرَسَةِ مَعَ الْمُعَلِّمَاتِ.

    Okula bayan öğretmenlerle gittik.

    شاَهَدْتُ الْمُعَلِّمَاتِ في الْمَدْرَسَةِ.

    Öğretmenleri okulda gördüm.

    مَتَى قَرَأَ عاَدِلٌ الْكُتُبَ والْمَجَلاَّتِ؟

    Adil kitap ve dergileri ne zaman okudu?

    قَرَأَ عاَدِلٌ الْكُتُبَ والْمَجَلاَّتِ لَيْلاً.

    Adil kitap ve dergileri geceleyin okudu.

    F  Bu şekildeki cemilerde cemi ismin şekli düzenli olduğu ve değişmediği için sâlim denmiştir.

    فَحَصَ الطَّبِيبُ الْمَرِيضاَتِ.

    Doktor, bayan hastaları muayene etti.

    فَحَصَ الطَّبيِبُ التِّلْميِذاَتِ.

    Doktor, kız öğrencileri muayene etti.

    فَحَصَتِ الطَّبيِبَةُ التِّلْميِذاَتِ.

    (Bayan) doktor, kız öğrencileri muayene etti.

    نَصَحَتِ الْمُعَلِّمَةُ التِّلْمِيذاَتِ.

    (Bayan) öğretmen kız öğrencilere nasihat etti.

    اَلْمُمَرِّضَةُ بَدَأَتْ عَمَلَهاَ فِي نَشاَطٍ.

    Hemşire işine neşe içinde başladı.

    اَلْمُمَرِّضاَتُ بَدَأْنَ عَمَلَهُنَّ فِي نَشاَطٍ.

    Hemşireler işlerine neşe içinde başladılar.

    اَلرَّجُلُ وَ ابْنُهُ حَمَلاَ الْخَضْرَواَتِ.

    Adam ve oğlu yeşillikleri (sebzeleri) taşıdılar.

    اَلْمُدَرِّسَةُ شَكَرَتِ الطاَّلِباَتِ.

    Öğretmen öğrencilere teşekkür etti.

    مَنْ أَرْسَلَ الْحَقاَئِبَ إِلَى الْمَطاَرِ ؟

    Çantaları hava alanına kim gönderdi?

    اَلْمُساَفِراَتُ.

    (Bayan)Yolcular.

    ماَذاَ أَرْسَلْنَ ؟ أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ.

    Ne gönderdiler? Çantaları gönderdiler.

    مَتَى أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ ؟

    Çantaları ne zaman gönderdiler?

    أَرْسَلْنَهاَ بَعْدَ ساَعَتَيْنِ.

    Onları iki saat sonra gönderdiler.

    إِلَى أَيْنَ أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ ؟

    Çantaları nereye gönderdiler?

    أَرْسَلْنَهاَ إِلَى الْمَطاَرِ.

    Onları hava alanına gönderdiler.

    هُنَّ مُمَرِّضاَتٌ.

    Onlar hemşiredirler.

    ساَفَرَتِ الْمُدَرِّساَتُ فِي الْعُطْلَةِ.

    (Bayan) öğretmenler tatilde yolculuk yaptı.

    نَحْنُ مَشْهُوراَتٌ.

    Bizler meşhuruz.

    هُنَّ مُدَرِّساَتٌ.

    Onlar öğretmendirler.

    أَنْتُنَّ مَرِيضاَتٌ.

    Sizler hastasınız.

    جَلَسَ الْمُهَنْدِسُونَ أَماَمَ الْعِماَراَتِ.

    Mühendisler apartmanların önünde oturdular.

    وَقَفَتِ الْمُعَلِّمَةُ بَيْنَ التِّلْمِيذاَتِ.

    Öğretmen öğrencilerin arasında durdu.

    وَصَلَ الْعُماَّلُ بِالدَّراَّجاَتِ.

    İşçiler bisikletlerle geldiler.

    قاَلَ الْمُديِرُ : اَلْمُدَرِّساَتُ وَالتِّلْميِذاَتُ ذَهَبْنَ إِلَى الْحَديِقَةِ بالسَّياَّراَتِ.

    Müdür (şöyle) dedi: Öğretmenler ve öğrenciler bahçeye arabalarla gittiler.

  • Cemi Müzekker Salim Arapça Dersleri

      İSİMLERİN CEMİ (ÇOĞUL) HALİ

    İsimlerin cemi  (çoğul) hali üç türlüdür:

    1) Cemi Müzekker Sâlim (müzekker için)

    2) Cemi Müennes Sâlim (müennes için)

    3) Cemi Mükesser (düzensiz çoğullar için)

    1) CEMİ MÜZEKKER SÂLİM

    a) Müzekker bir ismin fâil ya da mübtedâ haber gibi merfû (ötre) olması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonuna (ُونَ-) takısı eklenir. Kelimenin başında harf-i tarif olursa o kelime marife, olmazsa nekredir.

    اَلْمُعَلِّمُ

    öğretmen

    اَلْمُعَلِّموُنَ

    öğretmenler (ma’rife)

    اَلْمُؤْمِنُ

    mü’min

    مُؤْمِنوُنَ

    müminler (nekre)

    جَاءَ الْمُعَلِّمُونَ إلىَ الْمَدْرَسَةِ.

    Öğretmenler okula geldi.

    Mef’ûl b. gayr-i sarih       Fâil          Fiil

     

    اَلْمُدَرِّسوُنَ      شَرِبوُا      الشَّايَ    .

    Öğretmenler çay içti.

                                                         Mef’ûl b.      Fiil              Mübtedâ                 

                                                          Haber (fiil cümlesi)          

    اَلصَّائِمُ صاَبِرٌ.

    Oruçlu sabırlıdır.

    هُمْ مَشْغُولُونَ.

    Onlar meşguldür.

    اَلصَّائِمُونَ صاَبِرُونَ.

    Oruçlular sabırlıdır.

    أَنْتُمْ سَرِيعُونَ.

    Siz hızlısınız.

    اَلْمُهَنْدِسُونَ كَثِيرُونَ.

    Mühendisler çoktur.

    نَحْنُ مَسْؤُولُونَ.

    Bizler mesulüz.

    وَصَلَ الْمُشْرِفُونَ.

    Yöneticiler geldi.

     

     

                     

    صَلَّى الْمُسْلِمُونَ.

    Müslümanlar namaz kıldı.

    وَصَلَ الْمُساَفِرُونَ أَمْسِ.

    Yolcular dün geldi.

    فَتَحَ الْمُسْلِمُونَ مَكَّةَ وَ دَخَلُوهاَ.

    Müslümanlar Mekke’yi fethettiler ve oraya girdiler.

    مَتَى أَرْسَلَ الصَّحَفِيُّونَ الْخِطاَباَتِ ؟

    Gazeteciler mektupları ne zaman gönderdiler?

    أَرْسَلُوهاَ بَعْدَ أُسْبُوعَيْنِ.

    Onları iki hafta sonra gönderdiler.

    رَجَعَ الْمُهَنْدِسُونَ إِلَى الْمَكْتَبِ بِالْحاَفِلَةِ.

    Mühendisler büroya otobüsle döndü.

    اَلْأَطْفاَلُ مَسْرُورُونَ بِالْعِيدِ.

    Çocuklar bayram (dolayısıyla) sevinçlidir.

    اَلصاَّئِمُونَ حَوْلَ الْماَئِدَةِ.

    Oruçlular sofranın etrafındadır.

    صَلَّى الْمُدَرِّسُونَ الْعَصْرَ فِي الْمَسْجِدِ.

    Öğretmenler ikindiyi mescidde kıldı.

    اِنْتَظَرَ الْمُساَفِرُونَ فِي الْمَسْجِدِ.

    Yolcular mescidde bekledi.

    اَلْمُهَنْدِسُونَ ساَفَرُوا أَمْسِ.

    Mühendisler dün yolculuk yaptı.

    b) Müzekker bir ismin mecrûr (esreli) veya mansûb (üstün) okunması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonu esre yapılarak (يِنَ) takısı eklenir. Yani mansûb ve mecrûr halleri aynıdır:

    اَلْمُؤْمِنِينَ

    müminler

    اَلْمُعَلِّمِينَ

    öğretmenler (marife)

    اَلصَّائِمِينَ

    oruçlular

    مُسْلِميِنَ

    müslümanlar (nekre)

    شَاهَدْتُ الْمُعَلِّمِينَ فِي الْمَدْرَسَةِ.

    Okulda öğretmenleri gördüm.

    صَلَّيْتُ  فِي الْمَسجِدِ[2]  مَعَ الْمُسْلِمِينَ.

    Camide müslümanlarla beraber namaz kıldım.

    شَكَرَ عاَدِلٌ الْمُدَرِّسِينَ.

    Adil öğretmenlere teşekkür etti.

    فَرَضَ اللَّهُ الصَّلاَةَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ.

    Allah namazı müslümanlara farz kıldı.

    شَكَرَ الْقاَئِدُ الْمُجاَهِدِينَ.

    Komutan savaşçılara teşekkür etti.

    اِسْتَقْبَلَ الْمُدِيرُ الْمُدَرِّسِينَ.

    Müdür öğretmenleri karşıladı.

    شاَهَدَ الطُّلاَّبُ اللاَّعِبِينَ فِي الناَّدِي.

    Öğrenciler oyuncuları kulüpte gördü.

     

     

     

    Ek anlatım: Cemi Müzekker Salim

     

     
    Öğretmenler (Muallimûne)

     

     
    مُعَلِّمُونَ

     

     
     
    Öğretmen (Muallim)

     

     
    مُعَلِّمٌ

     

     
    Öğretmenler (Muderrisûne)

     

     
    مُدَرِّسُونَ 

     

     
     
    Öğretmen (Muderris)

     

     
    مُدَرِّسٌ 

     

     
    Mühendisler (Muhendisûne)

     

     
    مُهَنْدِسُونَ 

     

     
     
    Mühendis (Muhendis)

     

     
    مُهَنْدِسٌ 

     

     
    Müslümanlar (Muslimûne)

     

     
    مُسْلِمُونَ 

     

     
     
    Müslüman (Muslim)

     

     
    مُسْلِمٌ 

     

     
    İman edenler (Mu’minûne)

     

     
    مُؤمِنُونَ 

     

     
     
    İman eden (Mu’min)

     

     
    مُؤمِنٌ 

     

     
    Müşrikler (Muşrikûne)

     

     
    مُشْرِكُونَ 

     

     
     
    Müşrik (Muşrik)

     

     
    مُشْرِك 

     

     
    Kâfirler (Kâfirûne)

     

     
    كَافِرُونَ 

     

     
     
    Kâfir (Kâfir)

     

     
    كَافِرٌ 

     

     
    İyi insanlar (Sâlihûne)

     

     
    صَالِحُونَ 

     

     
     
    İyi insan (Sâlih)

     

     
    صَالِح 

     

     
    Zulmedenler (Zâlimûne)

     

     
    ظَالِمُونَ 

     

     
     
    Zulmeden (Zâlim)

     

     
    ظَالِم 

     

     
    Memurlar (Muvazzafûne)

     

     
    مُوَظَّفُونَ 

     

     
     
    Memur (Muvazzaf)

     

     
    مُوَظَّف 

     

     
    Aşçılar (Tabbâhûne)

     

     
    طَبَّاخُونَ 

     

     
     
    Aşçı (Tabbâh)

     

     
    طَبَّاخ 

     

     
    Müdürler (Mudîrûne)

     

     
    مُدِيرُونَ

     

     
     
    Müdür (Mudîr)

     

     
    مُدِير

     

     
    Sanatçılar (Fennânûne)

     

     
    فَنَّانُونَ 

     

     
     
    Sanatçı (Fennân)

     

     
    فَنَّان 

     

     
    Mısırlılar (Mısriyyûne)

     

     
    مِصْرِيُّونَ

     

     
     
    Mısırlı erkek (Mısriyy)

     

     
    مِصْرِيّ

     

     
    Iraklılar (Irâkiyyûne)

     

     
    عِرَاقِـيُّونَ 

     

     
     
    Iraklı erkek (Irâkiyy)

     

     
    عِرَاقِيّ 

     

    KURALSIZ ERİL ÇOĞULLAR
     
    Bazı eril isimler üstteki kurala uymazlar. Kelimelerin tekilinin şekli değiştirilerek çoğul hale gelir. Sözlüğe bakarak öğrenilir.
     
     
     
    Profesörler (Esâtize)
     
    أَسَاتِذة 
     
     
    Profesör (Ustâz)
     
    أُسْتَاذ
     
    Öğrenciler (Tullâb)
     
    طُلَّاب 
     
     
    Öğrenci (Tâlib)
     
    طَالِب 
     
    Öğrenciler (Telâmîz)
     
    تَلَامِيذ 
     
     
    Öğrenci (Tilmîz)
     
    تِلْمِيذ 
     
    Oğlanlar (Evlâd)
     
    أَوْلَاد 
     
     
    Oğlan çocuk (Veled)
     
    وَلَد 
     
    Doktorlar (Etibbâ’)
     
    أَطِبَّاء 
     
     
    Doktor (Tabîb)
     
    طَبِيب
     
    İmamlar (Eimme)
     
    أَئِمَّة 
     
     
    İmâm (İmâm)
     
    إِمَام
     
    Adamlar (Ricâl)
     
    رِجَال 
     
     
    Adam (Racul)
     
    رَجُل
     
    Bilginler (Ulemâ’)
     
    عُلَمَاءُ
     
     
    Bilgin (Âlim)
     
    عَالِم
     
    Bakanlar (Vuzerâ’)
     
    وُزَرَاءُ 
     
     
    Bakan (Vezîr)
     
    وَزِير 
     
    Başkanlar (Ruesâ’)
     
    رُؤسَاء
     
     
    Başkan (Reîs)
     
    رَئِيس
     
    Erkek torunlar (Ahfâd)
     
    أَحْفَاد
     
     
    Erkek torun (Hafîd)
     
    حَفِيد
     
    Bebekler, çocuklar (Etfâl)
     
    أَطْفَال
     
     
    Bebek, çocuk (Tıfl)
     
    طِفْل 
     
    Dedeler (Ecdâd)
     
    أَجْدَاد
     
     
    Dede (Cedd)
     
    جَدّ 
     
    Babalar (Âbâ’)
     
    آبَاء
     
     
    Baba (Eb)
     
    أَب 
     
    İşçiler (Ummâl)
     
    عُمَّال
     
     
    İşçi (Âmil)
     
    عَامِل 
     
    Hakemler (Hukkam)
     
    حُكَّام 
     
     
    Hakem (Hakem)
     
    حَكَم 
     
    A) Kurallı eril kelimeler, cümlede (ismin yalın halinde) ve özne olarak gelirse, 
    sonu (ûne) olarak biten şekli kullanılır.
     
    1. İsim cümlesinde kullanımı:
     
     
    Müslümanlar camidedir.
     
    El- muslimûne fi’l-mescid
     
    اَلْمُسْلِمُونَ فِي الْمَسْجِدِ 
     
    2. Fiil cümlesinde kullanımı:
     
     
    Müslümanlar gitti
     
    Zehebe’l-muslimûne
     
    ذَهَبَ الْمُسْلِمُونَ
     
     
    B) Bu kelimeler, cümlede (ismin -i, -e, -de, -den hali ve iyelik halinde) olarak kullanılacaksa üstteki şekilleri kullanılmaz.
     
    ( ون) (ûne) ekindeki (vav) harfi atılarak (uzatma ye’si) konur ve kelimenin sonu ( ين) (îne) olarak okunur.
     
     
    1. İsmin –i hali:
     
     
    Müslümanları gördüm.
     
    Raeytu’l-muslimîne
     
    رَأَيْتُ الْمُسْلِمِينَ
     
     
    2. İsmin –e hali:
     
     
    Müslümanlara baktım.
     
    Nazartu ile’l-muslimîne
     
    نَظَرْتُ إِلَى الْمُسْلِمِينَ
     
     
    3. İsmin –de hali:
     
     
    Müslümanlarda
     
    Fi’l-muslimîne
     
    فِي الْمُسْلِمِينَ
     
     
    4. İsmin –den hali:
     
     
    Müslümanlardan
     
    Mine’l-muslimîne
     
    مِنَ الْمُسْلِمِينَ
     
     
    5. İyelik hali (Arapça isim tamlamasında, soldaki kelime olunca)
     

     

     
    Müslümanların kitabı
     
    Kitâbu’l-muslimîne
                
    كِتَابُ الْمُسْلِمِينَ

     

     
     
     
    KELİMELERİN ÇOĞULLARINI SÖZLÜKTE BULMAK:
     
     
     
    Kurallı eril kelimelerin çoğulları sözlükte  ( ج  ــون  ) olarak gösterilir. Cim harfi (Çoğul:cemi جمع) kelimesini simgeler.
     
    Eğer kurala uymayan bir kelime ise, çoğulu parantez içinde ayrı bir kelime olarak verilir.
     
    Örnek:
     
     
     
     
    1. مُعَلِّم  kelimesi kurala uyan bir kelimedir. Yanına ( ج  ــون) konmuş. Yani bu kelimenin sonuna (ــون) ekleyip çoğul yaparız.
     
     مُعَلِّمُون(Muallimûne) Erkek hocalar (ilkokul hocaları)
     
     
    2.  مُدَرِّس  kelimesi kurala uyan bir kelimedir. Yanına ( ج  ــون  ) konmuş. Yani bu kelimenin sonuna (ــون) ekleyip çoğul yaparız.
     
     مُدَرِّسُون(Muderrisûne) Erkek hocalar
     
     
    3. أُسْتَاذkelimesi kurala uymayan bir kelimedir. Yanına (أَسَاتذة) konmuş. Yani bu kelimenin çoğuludur. (ـون)  ile çoğul yapılmaz.
     
    أَسَاتذة: (Esâtize) Öğretmenler, profesörler
  • İsimlerde Tesniye Arapça Dersleri

     

    I) İSİMLERDE TESNİYE

    Daha önce gördüğümüz gibi mâzî fiilleri tesniye yaparken (iki kişiye çevirirken) gâibte elif (اَ  ) muhatapta  (تمُاَ ) mütekellimde ise ناَ  getiriyorduk:

    كَتَبْناَ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبَتاَ

    كَتَباَ

     

    İsimlerin tesniye durumu ise fiillerinkinden başkadır:

     

    İsimlerin tesniye yapılmasında kaide:

    a) Fâil ya da mübteda haber gibi merfû (ötre) olması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonuna (آنِ-) takısı eklenir. Örnekler:

      اَلْبَيْتُ ev

    اَلْبَيْتاَنِ

    iki ev
     

    اَلْبِنْتُ

    kız

    اَلْبِنْتاَنِ

    iki kız
     

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    اَلْمَرْأَتاَنِ

    iki kadın
     

    خَالِدٌ

    Halit

    خاَلِداَنِ

    iki Halit
     

    اَلْاِبْنُ

    oğul

    اَلْاِبْناَنِ

    iki oğul
     

    اَلرَّجُلُ

    adam

    اَلرَّجُلاَنِ

    iki adam
     

    فَرَسٌ

    kısrak

    فَرَساَنِ

    iki kısrak
     

    حِصاَنٌ

    at

    حِصاَناَنِ

    iki at
     

    فَاطِمَةُ

    Fatma

    فاَطِمَتاَنِ

    iki Fatma
     

    وَلَدٌ

    çocuk

    وَلَداَنِ

    iki çocuk

    ذَهَبَ الْوَلَدانِ هُنَاكَ.

    İki çocuk oraya gitti.  

    اَلْوَلَداَنِ صَغِيرَانِ.

    İki çocuk küçüktür.  
                 

    Not: Kelimenin başında harf-i tarif olursa o kelime marife, olmazsa nekredir.

    هُماَ مُؤْمِناَنِ.

    O ikisi mü’mindir.

    أَنْتُماَ مُؤْمِناَنِ.

    İkiniz müminsiniz (müz).

    Haber  Mübtedâ

     

               Haber  Mübtedâ

     
               

    Genel Cümle Örnekleri:

     

    هُوَ مُؤْمِنٌ.

    O mü’mindir.

    أَنْتَ مُؤْمِنٌ.

    Sen mü’minsin (müz).
     

    هِيَ مُؤْمِنَةٌ.

    O mü’mindir (müe).

    أَنْتِ مُؤْمِنَةٌ.

    Sen mü’minsin (müe).
     

    هُماَ مُؤْمِنَتاَنِ.

    O ikisi mü’mindir.

    أَنْتُماَ مُؤْمِنَتاَنِ.

    İkiniz müminsiniz (müe).
     

    أَناَ مُؤْمِنٌ.

    Ben mü’minim.

    أَنْتُماَ طاَلِباَنِ.

    İkiniz öğrencisiniz.
     

    نَحْنُ مُؤْمِناَنِ.

    İkimiz mü’miniz.

    أَيْنَ الْقَلَماَنِ ؟

    İki kalem nerede?
     

    أَيْنَ التِّلْميِذاَنِ ؟

    İki öğrenci nerede?

    أَيْنَ السَّياَّرَتاَنِ؟

    İki araba nerdedir?
     

    أَيْنَ التِّلْميِذَتاَنِ ؟

    İki öğrenci nerede?  (müe)

    هُماَ مُساَفِراَنِ.

    O ikisi yolcudur.
     

    اَلْمُديِراَنِ جَديِداَنِ.

    İki müdür yenidir.

    اَلْحَقيِبَتاَنِ جَديِدَتاَنِ.

    İki çanta yenidir.
     

    هَذاَنِ كِتاَباَنِ.

    Bu iki kitaptır.

    وَصَلَتْ تِلْمِيذَتاَنِ أَمْسِ.

    İki öğrenci dün vardı (ulaştı).

    أَيْنَ الْوَلَدُ وَ واَلِدُهُ ؟

    Çocuk ve babası nerede?

    هُماَ فِي الصَّيْدَلِيَّةِ.

    O ikisi eczanededir.

    اَلتِّلْميِذاَنِ فَهِماَ الدَّرْسَ.

    İki öğrenci dersi anladı.

    فَهِمَ التِّلْميِذاَنِ الدَّرْسَ.

    İki öğrenci dersi anladı.
                         

    b) Tesniye ismin mecrûr (esreli) veya mansûb (üstün) okunması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonu üstün yapılarak (يْنِ- ) eklenir.

    اَلْبَيْتُ ev

    اَلْبَيْتَيْنِ

    iki ev

    اَلْبِنْتُ

    kız

    اَلْبِنْتَيْنِ

    iki kız

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    اَلْمَرْأَتَيْنِ

    iki kadın

    خَالِدٌ

    Halit

    خاَلِدَيْنِ

    iki Halit

    اَلْاِبْنُ

    oğul

    اَلْاِبْنَيْنِ

    iki oğul

    اَلرَّجُلُ

    adam

    اَلرَّجُلَيْنِ

    iki adam

    فَرَسٌ

    kısrak

    فَرَسَيْنِ

    iki kısrak

    حِصاَنٌ

    at

    حِصاَنَيْنِ

    iki at

    فَاطِمَةُ

    Fatma

    فاَطِمَتَيْنِ

    iki Fatma

     

    Cümle Örnekleri:

     

    كَتَبْتُ دَرْسِي بِقَلَمَيْنِ.

    Dersimi iki kalemle yazdım.
     

    شاَهَدْتُ الْوَلَدَيْنِ فِي السُّوقِ.

    İki çocuğu çarşıda gördüm.
     

    جَلَسَ الْوَلَدَانِ عَلَى الْكُرْسِيَّيْنِ.

    İki çocuk iki sandalyeye oturdular.
     

    أَخَذْتُ كِتاَباً مِنَ الرَّجُلَيْنِ.

    İki adamdan bir kitap aldım.
     

    وَجَدَ الْمَرْأَتَيْنِ.

    İki kadını buldu.
     

    قَرَأْتُ كِتاَبَيْنِ فيِ الشَّهْرِ.

    Ayda iki kitap okudum.
     

    ذَهَبْتُ  فيِ الشَّهْرِ اِلَى صَديِقَيْنِ.

    (Bir) Ayda iki arkadaşa gittim.
     

    حَضَرَ أَخِي قَبْلَ سَنَتَيْنِ.

    Kardeşim iki sene önce geldi.
     

    شَرَحَتِ الْأُسْتاَذَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Öğretmen iki dersi açıkladı.
     

    كَتَبَتْ فاَطِمَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Fatıma iki ders yazdı.
     

    شَكَرَتِ الْمُدِيرَةُ الطاَّلِبَتَيْنِ.

    Müdür iki öğrenciye teşekkür etti.
     

    أَخِي كَتَبَ رِساَلَتَيْنِ فِي الشَّهْرَيْنِ.

    Kardeşim iki ayda iki mektup yazdı.

    ذَهَبَتِ الْمُدِيرَةُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ الْمُدَرِّسَتَيْنِ.

    Müdür okula iki öğretmenle gitti.

         

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    İSİMLERİN TESNİYESİYLE İLGİLİ AYETLER

    1- مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كاَلْأَعْمىَ وَاْلأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّميِعِ.

     
    (11/HÛD 24). Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir.  

    اَلْمَثَلُ

    misal, örnek, durum

    كَ

    gibi

    اَلْفَرِيقُ

    grup, zümre

    اَلْأَعْمَى

    âma, kör. (Sonu illet harfi ile bittiği için esre almaz)  

    اْلأَصَمُّ

    sağır

    اَلْبَصِيرُ

    gören

    اَلسَّميِعُ

    işiten  

    2- وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ.

     
    (12/YÛSUF 36). Onunla birlikte zindana iki delikanlı (daha) girdi.  

    السِّجْنُ

    hapishane, zindan

    فَتَيَانِ

    iki genç, iki delikanlı

    اَلْفَتَى

    genç, delikanlı  

    3- وَمِنْ كُلِّ الثَّمَراَتِ جَعَلَ فِيهاَ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ.

     
    (13/RA’D 3). ( ..ki O) orada bütün meyvelerden çifter çifter yarattı. ..  

    اَلثَّمَراَتُ

    meyveler, ürünler

    زَوْجَيْنِ

    (iki) çift

    جَعَلَ

    yarattı, kıldı, yaptı  

    زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ

    çifter çifter

    كُلُّ

    her, bütün

    اِثْنَيْنِ

    iki  

    4- وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّليْلَ وَالنَّهاَر.

     
    (14/İBRÂHÎM 33). Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için boyun eğdirdi; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.  

    سَخَّرَ

    boyun eğdirdi, faydalı kıldı, istifadesine verdi  

    دَائِبٌ

    devamlı ve düzenli olan, istirahate çekilmeyen  

    5- وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ…

     
     

    (16/NAHL 76). Allah, (şu) iki kişiyi misal verir..

     

    ضَرَبَ مَثَلاً

    misal verdi  

    رَجُلٌ

    adam, kişi (Kur’ân’da durum anlatan birçok mevzu da mâzî fiil kullanılır, Türkçe’ye geniş zaman olarak tercüme edilir).  

    6- …هَذاَنِ خَصْماَنِ اخْتَصَمُوا فيِ رَبِّهِمْ …

     
    (22/HACC 19). Şu iki (gurup), Rabb’leri hakkında tartıştı (Şu iki grub Rabb’leri hakkında çekişen iki hasımdır.).  

    خَصْمٌ

    hasım, düşman

    اِخْتَصَمَ

    tartıştı, çekişti

    هَذاَنِ

    bu ikisi

    هَذاَ

    bu  

    7- إذْ أَرْسَلْناَ إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبوُهُماَ..

     
    (36/YÂSÎN 14). İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar…  

    إذْ

    işte o zaman, hani bir zamanlar (Mâzî fiilin önünde mişli geçmiş zaman ifadesini verir).  

    أَرْسَلَ إِلَى

    elçi gönderdi

    اِثْنَيْنِ

    iki

    كَذَّبَ

    yalanladı  

    8- وَ هَدَيْناَهُ النَّجْدَيْنِ.

     
    (90/BELED 10). Ona (insana) iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik.  

    هَدَي

    hidayet etti, yol gösterdi

    النَّجْدُ

    açık yol / yüksek yer  
                                                           
  • Atıf Edatları Arapça Dersleri

     

    ATIF: Atıf harfleri denen harflerle kelime veya cümleleri aynı hükme bağlamaya atıf denir. İleride müstakil konu başlığı altında işleyeceğimiz, ancak çok gerekli olduğu için ara ara kelimeler ve dipnotlarda işlediğimiz atıf bahsinden şimdilik şu kadarını öğrenmemiz yeterlidir:

    Atıf harflerinden önceki kelimeye ma’tûfun aleyh, sonraki kelime ya da cümleye de ma’tûf denir. Ma’tuf, i‘rabda ma’tuf’un aleyh’e tâbi olur (onun i‘rabını alır).

    نَجَحَتْ فاَطِمَةُ وَ أُخْتُهاَ.

    Fâtıma ve kardeşi başardı.

    Bu cümlede فاَطِمَةُ ma’tufun aleyh, وَ atıf harfi, أُخْتُهاَ da ma’tuf’dur (atfedilen).  أُخْتُ kelimesi  matufun aleyh olan فاَطِمَةُ kelimesinin merfû olması sebebiyle merfûdur. Atıf vâvı ma’tuf ile ma’tûfun aleyh’in aynı hükümde ortak olduğunu göstermiştir.

    Atıf harfleri 10 tanedir. Kelime ezberler gibi ezberleyebileceğimiz bu harflerin cümle içindeki kullanılışları şöyledir:

    وَ

    ve

    رَجَعَ الْيَوْمَ مُحَمَّدٌ وَ خاَلِدٌ.

    Muhammed ve  Hâlit bugün döndüler.

    فَ

    akabinde, hemen Ma’tufla ma’tûfun aleyh arasında zaman bakımından aralarında bir gecikme olmasa da tertip ve sıra gözetir.

     

    دَخَلَ الْمُدَرِّسُ فَوَقَفَ التَّلاَمِيذُ.

    Öğretmen girdi akabinde öğrenciler ayağa kalktı.

     

     

    دَخَلَ الْمَدْرَسَةَ عَلِيٌّ فَخاَلِدٌ.

    Ali sonra da Hâlid okula girdi.

    ثُمَّ

    sonra

    اَلرِّجاَلُ أَكَلُوا الطَّعاَمَ ثُمَّ شَرِبوُا الْقَهْوَةَ.

    Erkekler yemek yediler sonra kahve içtiler.

    أَوْ

    veya, ya da

    أَكَلَ بُرْتُقاَلاً أَوْ تُفاَّحاً.

    Portakal veya elma yedi.

     

     

    نَقَلَ الْخَبَرَ عَلِيٌّ أَوْ فَرِيدٌ.

    Haberi Ali ya da Ferid nakletti.

    أَمْ

    yoksa

    أَ تُفاَّحاً أَكَلْتَ أَمْ بُرْتُقاَلاً ؟

    Elma mı yoksa portakal mı yedin?

    إِمَّا

    ya… ya.…ya da, ister (vav ile tekrarlanarak kullanılır)

     

    كَتَبَ إِلَيْكُمْ إِمَّا حَسَنٌ وَ إِماَّ صاَلِحٌ.

    Size ya Hasan ya Salih yazdı.

    حَتَّى

    … bile, dahil

    أَكَلَ السَّمَكَةَ حَتَّى رَأْسَهاَ.

    Balığı başı da dahil (başını bile) yedi.

    لاَ

    değil, olmadı (nefy, olumsuzluk anlatır)

     

     

    خَليِلٌ كاَتِبٌ لاَ شاَعِرٌ.

    Halil yazardır şair değil.

    لَكِنْ

    fakat, bunun aksine

     

    ماَ جاَءَ السَّيِّدُ لَكِنْ خاَدِمُهُ.

    Bey gelmedi fakat hizmetçisi geldi.
     

    ماَ ذَبَحَ الْجَزاَّرُ الْبَقَرَةَ لَكِنْ شاَةً.

    Kasap sığır boğazlamadı fakat bir koyun boğazladı.

    بَلْ

    belki, bilakis, hayır, öyle değil..

     

    خَرَجَ مِنَ الِامْتِحاَنِ يُوسُفُ بَلْ عُثْماَنُ.

    İmtihandan Yusuf, hayır Osman çıktı.
                                 

     

     

  • Müstetir Zamir Arapça Gizli Zamir

     

    III) MÜSTETİR (GİZLİ ZAMİR)

    Telaffuzda ya da yazıda görülmeyip fiilde var olduğu düşünülen zamirdir. Mâzî fiilde müstetir yani örtülü (ya da gizli olan) zamir  هُوَve هِيَ   dir. Zira diğer siygalarda geçen fiillerin fâil zamirleri bizzat fiilde görülür:

    Örneğin; (Biz) yazdık  كَتَبْناَ  ve (Ben) yazdım كَتَبْتُ fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir. Ancak كَتَبَ  dendiğinde fiile birleşen herhangi bir zamir görülmemektedir. Telaffuzda yer almasa da burada fiilde var olduğu düşünülen zamir هُوَ  (o) dir. Aynı şekilde كَتَبَتْ   fiilinin sonundaki تْ fâil değil, fâilin müennes olduğunu gösteren alâmettir. Bu fiilde var olduğu düşünülen zamir هِيَ dir. Özet olarak; bütün mâzî fiillerin müfred müzekker gâib ve müfred müennes gâibelerinin fâilleri müstetir (gizli) olan  هُوَ ve هِيَ zamirleridir.

    وَجَدَ أُمَّهُ (Annesini buldu) cümlesinde fâil; kim buldu sorusunun cevabı olan ve fiilin altında gizli olduğu düşünülen هُوَ zamiridir.وَجَدَتْ أُمَّهاَ  (Annesini buldu) cümlesinde fâil; kim buldu sorusunun cevabı olan ve fiilin altında gizli olduğu düşünülen  هِيَzamiridir.

      

    Karşılaştırmalı Genel Cümle Örnekleri:

    إِياَّكُنَّ سَاَلَ الرَّجُلُ.

    Adam yalnız sizi sordu.  

    أَخَذْتُ الْفُلوُسَ مِنْ واَلِديِ.

    Paraları babamdan aldım.  

    هُنَّ عَرَفْنَ الْبَيْتَ.

    Onlar evi tanıdı.  

    نَحْنُ عَرَفْناَ الْمُديِرَ.

    Bizler müdürü tanıdık.  

    أَنْتُماَ حَمَلْتُماَ الْبُرْتُقاَلَ.

    İkiniz portakalı taşıdınız.  

    هُمْ أَكَلوُا الْحَلْوَى.

    Onlar tatlıyı yediler.  

    هُمْ فَهِموُا الْقِصَّةَ.

    Onlar hikayeyi anladılar.  

    ذَهَبَتْ عاَئِشَةُ إِلَى غُرْفَتِهاَ.

    Aişe odasına gitti.  

    نَحْنُ لَعِبْناَ مَعَهُمْ كُرَةَ السَّلَّةِ[.

    Biz onlarla basketbol oynadık.  

    أَنْتَ شَرِبْتَ الشاَّيَ مَعَ صَديِقيِ.

    Sen arkadaşımla çay içtin.  

    أَنْتِ كَتَبْتِ رِساَلَةً إِلَى عَمَّتِكِ.

    Sen halana bir mektup yazdın.  
     

    نَحْنُ كَتَبْناَ رِساَلَةً إِلَى مُدَرِّسَتِناَ.

    Biz öğretmenimize bir mektup yazdık.

    رَجَعَ أَحْمَدُ مَعَ أُخْتِهِ إِلَى الْبَيْتِ.

    Ahmet eve kız kardeşiyle döndü.  
     

    هِيَ ذَهَبَتْ إِلَى السوُّقِ مَعَ صَدِيقَتِهاَ.

    O çarşıya kız arkadaşıyla gitti.  

    أَنْتَ حَمَلْتَ دَفْتَراً.

    Sen bir defter taşıdın.  

    نَزَلَ أَحْمَدُ مِنَ الطاَّئِرَةِ وَحَمَلَ حَقيِبَتَهُ.

    Ahmet uçaktan indi ve çantasını yüklendi (taşıdı).

     

    أَيْنَ حَقيِبَتُهاَ ؟حَقيِبَتُهاَ فيِ الْغُرْفَةِ.

    Onun çantası nerede ? Onun çantası odadadır.

     

    أَناَ كَتَبْتُ لِأَخي. لِمَنْ كَتَبْتَ أَنْتَ ؟

    Ben kardeşim için (kardeşime) yazdım. Sen kime yazdın?

     

    هَلْ كَتَبَ الدَّرْسَ بالْقَلَمِ ؟ نَعَمْ ، كَتَبَ بِهِ.

    Dersi kalemle mi yazdı? Evet onunla yazdı.

     

     

     

    هُوَ كَتَبَ لَهُمُ الرَّساَئِلَ وَ هُمْ كَتَبوُا لَهُ أَيْضاً

    O, onlara mektuplar yazdı, onlar da ona yazdılar.

     
     

    إِياَّىَ أَمَرَ واَلِدِي.

    Babam yalnız bana emretti.  
     

    إِياَّهُ مَدَحَ الرَّئِيسُ.

    Başkan yalnız onu methetti.  
     

    ماَ اسْمُكَ ؟ اِسْميِ عاَدِلٌ.

    İsmin nedir? İsmim Adil’dir.  
     

    ماَ اسْمُكِ ؟ اِسْميِ زَيْنَبُ.

    İsmin nedir? İsmim Zeynep’tir.  
     

    مِنْ أيْنَ أَنْتَ ؟

    Sen neredensin? (Nerelisin)  
     

    أَناَ مِنْ إِزْميِر وَ أَنْتِ؟

    Ben İzmir’denim (İzmir’liyim. Ya) sen?  
     

    أَناَ مِنْ إِسْتَانْبُول.

    Ben İstanbul’danım.  
     

    ماَ جِنْسِيَّتُكَ ؟

    Milliyetin nedir?  
     

    جِنْسِيَّتيِ تُرْكِيَّة.

    Milliyetim Türk’tür.  
     

    لِماَذاَ أَخَذَ أَحْمَدُ كِتاَبيِ ؟

    Niçin Ahmet kitabımı aldı ?  
     

    رَأَيْتُكَ أَنْتَ.

    Seni seni gördüm.  
     

    ذَهَبْتُ أَناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Okula ben gittim (ben).  

    كَيْفَ حاَلُكَ ؟

    Nasılsın?  

    اَلْحَمْدُ لِلَّهِ أَناَ بِخَيْرٍ. وَ أَنْتَ ؟

    Elhamdülillah iyiyim. (Ya) sen?  

    شُكْراً جَزِيلاً. كَيْفَ أَوْلاَدُكَ ؟

    Çok teşekkür ederim. Çocukların nasıl?  

    هُمْ ذَهَبُوا إِلَى السُّوقِ مَعَ أُمِّهِمْ.

    Onlar anneleriyle çarşıya gittiler.  

    أَناَ شَرِبْتُ الشاَّىَ مَعَ صَديِقيِ.

    Ben arkadaşımla çay içtim.  

    كَيْفَ أَنْتِ الْآنَ ياَ أُمِّي؟

    Şimdi nasılsın ey anneciğim?  

    بِخَيْرٍ ياَ بِنْتيِ.

    İyiyim ey kızım.  

    أَناَ وَ أَنْتَ ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Ben ve sen okula gittik.  

      

       

    هُمْ وَ جِيراَنُهُمْ جَلَسُوا فِي الْحَدِيقَةِ.

    Onlar ve komşuları bahçede oturdular.  

    هُمْ حَفِظُوا الْقُرْآنَ.

    Onlar Kur’ân’ı ezberlediler.  

    أَناَ وَ صَدِيقَتِي رَجَعْناَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Ben ve arkadaşım okuldan döndük.  

    أَنْتُنَّ كَتَبْتُنَّ الدَّرْسَ.

    Siz dersi yazdınız.  

    هُمْ شاَهَدوُا الْمُباَراَةَ.

    Onlar maç seyrettiler.  

    هُنَّ أَكَلْنَ الْحَلْوَى.

    Onlar tatlıyı yediler.  

    أَنْتُمْ شَرِبْتُمُ الْعَصيِرَ.

    Sizler meyve suyu içtiniz.  

    أَنْتُماَ نَجَحْتُماَ فِي الْإمْتِحاَنِ.

    İkiniz imtihanda başardınız.  

    كَتَبَ خاَلِدٌ هَذِهِ الرِّساَلَةَ إِلَى صَديِقِهِ.

    Halit bu mektubu arkadaşına yazdı.  

    ذَهَبَ صاَدِقٌ مَعَ واَلِدِهِ إِلَى الْمَطْعَمِ.

    Sadık babasıyla lokantaya gitti.  

    أَكَلَ واَلِدُهُ طَعاَماً مِنَ الْمَطْعَمِ.

    Babası lokantadan yemek yedi.  

    أَكَلَ خاَلِدٌ الْفَطوُرَ مَعَ واَلِدِهِ وَ أَكَلَ الْغَداَءَ مَعَ واَلِدَتِهِ.

     

    Halit kahvaltıyı babasıyla yedi ve öğle yemeğini annesiyle yedi.

     
                   

    Not:فَ  harfi basit cümlelerin birbirine bağlanışında kullanılan harflerdendir: Ve, ardından, akabinde, bu sebeple, hemen manalarında tercüme edilir. Netice sebebe genellikle bu harfle bağlanır.

    سَقَطَ الرَّجُلُ فَذَهَبَ إِلَى الطَّبِيبِ.

    Adam düştü ve (bu sebeple) doktora gitti

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    1- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ عَلَقٍ.

     
                                                                                                                                 Mecrûr Câr     Mef’ûl      Fiil  
    (96/ALAK 2) (Allah) insanı bir alakdan yarattı.  

    اَلْعَلَقُ

    asılı duran şey, alaka, embriyo, kan pıhtısı

    خَلَقَ

    yarattı  

    2- مِنْ نُطْفَةٍ     خَلَقَهُ       فَقَدَّرَهُ.

     
                                                                                                               Mef’ûl Fiil          Mef’ûl Fiil       Mecrûr Câr  
    (80/ABESE 19) Bir nutfeden yarattı onu (insanı) ve akabinde takdir etti (şekil verdi)
     

    نُطْفَةٌ

    nutfe, sperma

    قَدَّرَ

    takdir etti, ölçtü  

    فَ…

    akabinde, bunun üzerine, bu sebeple, bunun için (harekeye tesiri yoktur).

     

     

    3- وَ ضَرَبَ   لَناَ   مَثَلاً وَ  نَسِيَ         خَلْقَهُ.

     
                                                                                                       Mef’ûl (isim tamlaması)       Fiil            Mef’ûl Mec.Câr  Fiil  
    (36/YÂSÎN 78) Bize bir misal verdi ve yaratılışını unuttu.  

    ضَرَبَ مَثَلاً

    misal verdi. ضَرَبَ fiili yalnız kullanıldığında vurmak, dövmek vs. manasındadır. Aynı cümlede مَثَلاً kelimesi de yer alırsa misal vermek anlamına gelir. Bu şekilde Arapça’da pek çok örnek vardır.  

    نَسِيَ

    unuttu. (Sonu illet harfleriyle gelen fiillerin çekimi daha sonra işlenecektir.)  

    خَلْقٌ

    yaratma, yaratılış, halk etme. (خَلَقَ) fiilinin masdarıdır. Arapça’da masdarlar isimdir, yani başlarına harf-i tarif veya sonlarına tenvin alırlar. Cümledeki fiillerin fâilleri müstetir (gizli) olup gâib fiilin mukâbili olan (هُوَ) zamiridir.  

    4- ماَ      وَدَّعَكَ    رَبُّكَ   وَ  ماَ   قَلَى.

     
                                                                                                                                     Fiil   Harfu nefy       Fâil     Mef’ûl-Fiil  Harfu nefy  
    (93/DUHÂ 3) Rabbin seni terketmedi ve darılmadı.  

    وَدَّعَ

    terketti, ayrıldı, yüzüstü bıraktı

    قَلَى

    darıldı, buğzetti  

    5- وَ وَجَدَكَ ضاَلاًّ فَهَدَى.

     
    (93/DUHÂ 7) Ve seni şaşırmış buldu bunun üzerine hidayet etti.  

    ضاَلٌّ

    hayrette kalan, şaşıran, şaşırmış

    هَدَى

    hidayet etti, yol gösterdi  

    6- وَ وَجَدَكَ عاَئِلاً فَأَغْنَى.

     
    (93/DUHÂ, 8) Seni yoksul buldu, bu sebeple zenginleştirdi.  

    عاَئِلٌ

    yoksul

    أَغْنَى

    zenginleştirdi  

    7- وَوَضَعْناَ عَنْكَ وِزْرَكَ.

     
    (94/İNŞİRAH, 2) Yükünü senden (hafifletip) kaldırdık.  

    وَضَعَ

    koydu, kaldırdı

    وِزْرٌ ج أَوْزاَرٌ

    ağır yük, vebal  

    8- وَ رَفَعْناَ لَكَ ذِكْرَكَ.

     
    (94/İNŞİRAH, 4) Ve senin için şanını (zikrini, anılmanı) yükselttik.  

    رَفَعَ

    kaldırdı, yükseltti

    ذِكْرٌ

    zikir, anma, anılma

    9- قاَلَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ.

     
    (26/ŞUARÂ, 117) (Nuh:) Rabbim dedi, gerçekten kavmim beni yalanladı.  
       
       

    قاَلَ

    dedi, söyledi

    إِنَّ

    gerçekten, muhakkak (te’kid edatı)  

    رَبِّ

    Rabbim (Sondaki esre (رَبِّي) kelimesindeki mütekellim ya (ي) sını temsil eden sembol kısaltmadır.  

    كَذَّبَ

    yalanladı, yalan isnad etti, inanmadı  

    نِ (كَذَّبُونِ)

    (ن) nûnu vikâye, (ن) harfinin altındaki esre  mütekellim yâ (ي) sının kısaltılmış halidir. (كَذَّبُوا) yalanladılar fiiline nûnu’l-vikâye ve mütekkelim yâ’sı birleşince cemî vavının elifi düşmüş ve (كَذَّبُونِ) olmuştur.  

    10- لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ …

     
    (36/YÂSÎN, 7).Onların çoğunun (ekseriyetinin) üzerine (azabla ilgili) söz hak oldu.  
     

    لَقَدْ

    gerçekten, hakikaten, and olsun (te’kid edatı)  
     

    الْقَوْلُ

    söz (azab sözü)

    أَكْثَرُ

    ekseriyet, çok, en çok, daha çok  
     

    حَقَّ

    hak oldu, gerçek oldu, hak etti
  • Olumsuz Mazi Fiil Arapça Dersleri

     

    OLUMSUZ MAZİ FİİL

          Öğrendiğimiz mâzî fiilin başına ماَ olumsuz takısı (harfu nefy) eklenirse mâzî fiilini olumsuzlaştırır.  Örnek:

    كَتَبْتُ

    yazdım مَا كَتَبْتُ yazmadım

    عَلِمُوا

    bildiler

    مَا عَلِمُوا

    bilmediler

    شَرِبْتُمْ

    içtiniz

    ماَ شَرِبْتُمْ

    içmediniz

    مَا نَصَرْتَ

    yardım etmedin مَا نَصَرْتُمْ yardım etmediniz

    مَا نَصَرْتُمَا

    ikiniz yardım etmediniz    

    ماَ فَتَحْتُمُ الْبَابَ.

    Kapıyı açmadınız.  

    ماَ ضَرَبْتَ الْحِصَانَ.

    Ata vurmadın.  

    ضَرَبْتَ الْحِصَانَ.

    Ata vurdun.  

    وَجَدْنَا الْقَلَمَ.

    Kalemi bulduk.  

    مَا وَجَدْنَا الْقَلَمَ.

    Kalemi bulmadık.  

    خاَلِدٌ ماَ كَتَبَ الرِّساَلَةَ.

    Halit mektubu yazmadı.  

    عاَدِلٌ ماَ قَرَأَ الصَّحيِفَةَ.

    Adil gazeteyi okumadı.  

    إِبْراَهيِمُ ماَ أَخَذَ الْقَلَمَ.

    İbrahim kalemi almadı.  

    خَديِجَةُ ماَ فَتَحَتِ الْكِتاَبَ.

    Hatice kitabı açmadı.  

    ماَ وَجَدْنَ الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı bulmadılar.  

    ماَ فَهِمْتُمُ الْقُرْآنَ.

    Kur’ân’ı anlamadınız.  

    هَلْ عَمِلْتِ الْواَجِبَ أَمْسِ؟

    Dün ödevi yaptın mı?  

    لاَ ، ماَ عَمِلْتُ الْواَجِبَ أَمْسِ.

    Hayır, dün ödevi yapmadım.  
               
  • Mazi Fiillerde Cemi-Çoğul Hali Arapça Dersleri

     

    MAZİ FİİLLERDE CEMİ (ÇOĞUL) HALİ

    Bir işi ikiden fazla kişi yaptığı zaman müzekker gâib için fiilin sonuna (ُوا) eklenip cemi müzekker gâib yapılmış olur. Örnekler:

    ضَرَبَ  den →

    ضَرَبُوا

    Onlar dövdüler

    شَرِبَ  den →

    شَرِبُوا

    Onlar içtiler

     den →عَلِمَ      

    عَلِمُوا

    Onlar bildiler

    أَكَلَ  den →

    أَكَلوُا

    Onlar yediler

    Cemi müennes gâibe‘de (yani o kadınlarda) fiilin son harfi cezimlenip -ْنَ eklenir:

    → أَكَلَ

    أَكَلْنَ

    (O bayanlar) yediler

    → عَلِمَ

    عَلِمْنَ

    bildiler

    → شَرِبَ

    شَرِبْنَ

    (O bayanlar) içtiler

    →كَتَبَ

    كَتَبْنَ

    yazdılar

    → وَجَدَ

    وَجَدْنَ

    (O bayanlar) buldular

    → ضَرَبَ

    ضَرَبْنَ

    vurdular

    Muhâtab çoğulda; fiilin sonundaki cezimden sonra müzekkerlerde تُمْ  müenneslerde تُنَّ    eklenir. Örnekler:

    Müennes

     

    Müzekker

    ضَرَبْتُنَّ

    dövdünüz

    ضَرَبْتُمْ

    عَلِمْتُنَّ

    bildiniz

    عَلِمْتُمْ

    أَكَلْتُنَّ

    yediniz

    أَكَلْتُمْ

    نَصَرْتُنَّ

    yardım ettiniz

    نَصَرْتُمْ

    وَجَدْتُنَّ

    buldunuz

    وَجَدْتُمْ

    دَخَلْتُنَّ

    girdiniz

    دَخَلْتُمْ

    Mütekellimin çoğulu: Birinci şahsın (ben’in) çoğulunda kaide, fiilin sonuna cezimden sonra tesniye için de cemi için de نَا   zamirinin eklenmesidir.  Erkek ve dişi için aynıdır.

     

     den →وَجَدَ

    وَجَدْنَا

    (Biz-İkimiz) bulduk  
     

     den →أَكَلَ

    أَكَلْنَا

    yedik  
     

     den → فَتَحَ

    فَتَحْنَا

    açtık  
     

     den → عَلِمَ

    عَلِمْنَا

    bildik  
     

     den → شَرِبَ

    شَرِبْناَ

    içtik  

    هَلْ فَتَحْتُمُ الْباَبَ ؟

    Kapıyı açtınız mı?

    هَلْ سَمِعْتُنَّ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiniz mi?

    نَعَمْ ، سَمِعْناَ الْخَبَرَ.

    Evet haberi işittik.
               

    Son iki  konuyu özetlersek fiillerin tesniye ve cemi halinin tablosu şöyledir:

    Cemi

    Tesniye

     

    كَتَبُوا

    كَتَبَا

    Gâib

    كَتَبْنَ

    كَتَبَتَا

    Gâibe

    كَتَبْتُمْ

    كَتَبْتُمَا

    Muhatap

    كَتَبْتُنَّ

    كَتَبْتُمَا

    Muhâtaba

    كَتَبْنَا

    كَتَبْنَا

    Mütekellim
             

    F Arapça cümle kuruluşunda fâil, fiilden sonraya kalırsa fiil daima tekil olur. Sadece fiilin müzekker mi yoksa müennes mi olduğu belirtilir. Yani, fâilin ortada geldiği gâib fiil cümlesinde; fâil bizzat cümlede yer aldığında söz konusu fâil, ister tesniye ister cemi olsun baştaki fiil daima tekil yani müfrettir.

    الْبِنْتاَنِ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (İki kız ata bindi).

    الْبَنَاتُ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (Kızlar ata bindi).

    İsim cümlesinde ise durum farklıdır:

    İsim cümlesinde fâil başa geldiğinde ortaya konulan fiil, fâilin durumuna göre ya tesniye ya da cemi olarak çekimli halde gelir.

    اَلْبِنْتاَنِ رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    (İki kız ata bindi).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   اَلْبَنَاتُ

    (Kızlar ata bindi).

    Fâil, tesniye ya da cemi olarak bizzat gâib cümlede yer almadığında ise başa gelen fiil çoğul olur:

    رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    İkisi ata bindi (müennes).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   

    Ata bindiler (müennes).

    كَتَبوُا الدَّرْسَ.

    Dersi yazdılar (müzekker).

     

     Mâzî fiillerle ilgili genel cümle örnekleri:

     

    لَبِسْناَ الْمَلاَبِسَ.

    Elbiseleri giydik.
     

    سَمِعْناَ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittik.
     

    عَلِمْتُمُ السُّؤاَلَ.

    Soruyu bildiniz (müz.).
     

    أَكَلْتُنَّ الْبُرْتُقاَلَ.

    Portakalı yediniz (müe.).
     

    فَتَحُوا الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtılar (müz.).
     

    فَتَحَ الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtı.
     

    قَرأْتُمْ قِصَّةً وَ لَعِبْتُمُ الْكُرَةَ.

    Bir kıssa okudunuz  ve top oynadınız.
     

    دَخَلْناَ الْمَطْبَخَ وَ عَمِلْناَ الْقَهْوَةَ.

    Mutfağa girdik ve kahve yaptık.
     

    عَمِلْتُنَّ الطَّعاَمَ الْيَوْمَ.

    Bugün yemeği yaptınız.
     

    هَلْ رَسَمْتَ الصُّورَةَ.

    Resmi çizdin mi? (müz.)
     

    نَعَمْ ، رَسَمْتُ الصُّورَةَ.

    Evet, resmi çizdim.
     

    وَجَدْتُمُ الْكِتاَبَ.

    Kitabı buldunuz (müz.).
     

    هَلْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiler mi?
     

    نَعَمْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ.

    Evet, haberi işittiler.
     

    هَلْ عَمِلُوا الْواَجِبَ ؟

    Ödevi yaptılar mı?
     

    لاَ ، قَرَأُوا الْكِتاَبَ.

    Hayır, kitap okudular.
     

    حَمَلْنَ الدَّفاَتِرَ.

    Defterleri taşıdılar.
     

    سَمِعْتُمُ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittiniz.

    عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ دَخَلْنَ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdiler.

    دَخَلَتْ عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdi.

    خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ دَخَلُوا الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdiler.

    دَخَلَ خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdi.

    اَلنِّساَءُ أَكَلْنَ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yediler.

    أَكَلَتِ النِّساَءُ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yedi.

    اَلرِّجاَلُ سَمِعُوا الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işittiler.

    سَمِعَ الرِّجاَلُ الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işitti.