Yıl: 2012

  • Yardımcı Fiil Olarak Kane كاَنَ Arapça Dersleri

     

    YARDIMCI FİİL OLARAK KÂNE (كاَنَ)

    Türkçe’de …idi, …mıştı ile biten fiiller Arapça’daكَانَ  (oldu, idi) yardımcı fiili ile mâzî fiili yanyana getirmekle yapılır. Türkçe’de …yordu ile biten fiillerكَانَ fiili ile muzâri fiili yanyana getirmekle gerçekleşir. Fiilleri bu tarzdaki geçmiş zamana göre söylemeye hikâye denir.

    كَانَ يَكْتُبُ

    yazıyordu

    كَانَ كَتَبَ

    yazdıydı yazmıştı

    Diğer fiillerle birlikte kullanacağımız için önce yardımcı fiil olan  (كَانَ) … idi, oldu fiilinin çekimini yapalım:

    Mâzî Çekim Tablosu

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    كَانُوا

    كَانَا

    كَانَ

    Gâib

    (Onlar) idiler

    (İkisi) idiler

    (O) idi, oldu

     

    كُنَّ

    كَانَتَا

    كَانَتْ

    Gâibe
             

     

    كُنْتُمْ

    كُنْتُمَا

    كُنْتَ

    Muhatap

    (Sizler) idiniz

    (Siz) idiniz

    (Sen) idin

     

    كُنْتُنَّ

    كُنْتُماَ

    كُنْتِ

    Muhâtaba

     

    كُنَّا

    كُنَّا

    كُنْتُ

    Mütekellim

    (Biz) idik

    (İkimiz) idik

    (Ben) idim

     

    F كَانَ   fiilinin muzâri çekiminde orta harf (يَكُونُ )  zamme olduğundan gâibe cemi müennes de ötre olarak (كُنَّ şeklinde) bağlanır. Çünkü Arapça kaideye göre illet harfleri dediğimiz uzatan  و ي ا  den sonra cezim getirilmez. İllet harfi atılarak yanındaki harfe cezm konur. Fiilin geriye kalanındaki zamirler, gâibe cemi müennesteki değişiklikten sonra aynen ilave edilir(كُنْتَ)    gibi.

    FŞayet orta harfi illetli olan mâzî fiilin muzârisi, (orta harfinde) esre ya da üstün harekeli ise; mâzîdeki gâibe cemi müennes  nûnuna  esre ile bağlanır[1]. Özet olarak;

    Orta harfi illetli (ecvef) fiillerin muzârisi üç şekilde gelir. Örnekler:

    1- (كاَنَ) benzeri muzâri orta harfi zamme olanlar:

    يَصُومُ

    صاَمَ oruç tuttu

    يَقُولُ

    قالَ dedi, söyledi

    Bu fiillerin de mâzî ve muzâri çekimi (كاَنَ يَكُونُ) gibidir. Muzâri orta harfi zamme olduğundan gâibe cemi müennes nûnundan itibâren mâzîde zamme ile bağlanıp illet harflerini düşürürler:

    يَقُولُ  يَقُولاَنِ  يَقُولُونَ

     

    قَالَ   قَالاَ    قَالُوا

    تَقُولُ  تَقُولاَنِ  يَقُلْنَ

     

    قَالَتْ  قَالَتَا   قُلْنَ

    تَقُولُ  تَقولاَنِ  تَقُولُونَ

     

    قُلْتَ  قُلْتُمَا   قُلْتُمْ

    تَقُولِينَ  تَقُولاَنِ  تَقُلْنَ

     

    قُلْتِ  قُلْتُمَا   قُلْتُنَّ

    أَقُولُ   نَقُولُ   نَقُولُ

     

    قُلْتُ  قُلْنَا    قُلْنَا

    2- Muzâri orta harfi üstün olanlar:

    يَناَمُ

    ناَمَ

    uyudu

    يَخَافُ

    خَافَ

    korktu

    Bu fiillerin muzâri orta harfi üstün olduğu için gâibe cemi müennes nûnundan itibâren mâzîde esre ile bağlanırlar:

    يَخَافُ  يَخَافانِ  يَخَافُونَ

    خَافَ  خَافَا  خَافُوا

    تَخَافُ  تَخَافَانِ   يَخَفْنَ

    خَافَتْ  خَافَتا خِفْنَ

    تَخَافُ…

    خِفْتَ..

    3- Muzâri orta harfi esre olanlar:

    يَبِيعُ

    باَعَ

    sattı

    يَسيِرُ

    ساَرَ

    yürüdü

     

    Bu fiillerin de muzâri orta harfi esre olduğu için gâibe cemi müennes nûnundan itibâren mâzîde esre ile bağlanırlar:

    يَبِيعُ   يَبِيعَانِ   يَبِيعُونَ

    بَاعَ    بَاعَا    بَاعُوا

    تَبِيعُ   تَبِيعَانِ  يَبِعْنَ

    بَاعَتْ   باَعَتَا     بِعْنَ

    تَبِيعُ…

    بِعْتَ…

    (كاَنَ) yi tanıtmak için zorunlu olarak kısaca açıklama verdiğimiz bu orta harfi illetli fiillerin mâzîsinin muzâri orta harfine göre cemi müennes nûnu’ndan itibaren çekime girdiği unutulmamalıdır:

    سِرْنَ

    (o bayanlar) yürüdüler

    سِرْتَ

    (sen) yürüdün

    خِفْنَ

    (o bayanlar) korktular

    خِفْتُ

    (ben) korktum

     كَانَyardımcı fiili ile kurulan birleşik fiillerin çekim tablosu aşağıdaki gibidir:

    Mâzî Hikaye: كَانَ كَتَبَ   yazdıydı, yazmıştı

     

    Çekim Tablosu

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     
     

    كَانُوا كَتَبُوا

    كَانَا كَتَبَا

    كَانَ كَتَبَ

    Gâib
     

    (Onlar) yazdıydı

    (O ikisi) yazdıydı

    (O) yazdıydı

     
     

    كُنَّ كَتَبْنَ

    كَانَتَا كَتَبَتَا

    كَانَتْ كَتَبَتْ

    Gâibe
     

     

     

    كُنْتُمْ كَتَبْتُمْ

    كُنْتُمَا كَتَبْتُمَا

    كُنْتَ كَتَبْتَ

    Muhatap

    (Sizler) yazdıydınız

    (Siz ikiniz) yazdıydınız

    (Sen) yazdıydın

     
     

    كُنْتُنَّ كَتَبْتُنَّ

    كُنْتُما كَتَبْتُمَا

    كُنْتِ كَتَبْتِ

    Muhâtaba
       
     

    كُنَّا كَتَبْنَا

    كُنَّا كَتَبْنَا

    كُنْتُ كَتَبْتُ

    Mütekellim
     

    (Bizler) yazdıydık

    (İkimiz) yazdıydık

    (Ben) yazdıydım

     

                     

    Muzâri Hikaye:  كَانَ يَكْتُبُ  yazıyordu

     

    Çekim Tablosu

     
     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

     
     

    كَانُوا يَكْتُبُونَ

    كَانَا يَكْتُبَانِ

    كَانَ يَكْتُبُ

    Gâib  
     

    (Onlar) yazıyordular

    (O ikisi) yazıyordu

    (O ) yazıyordu

       
     

    كُنَّ يَكْتُبْنَ

    كَانَتَا تَكْتُبَانِ

    كَانَتْ تَكْتُبُ

    Gâibe  
         
     

    كُنْتُمْ تَكْتُبونَ

    كُنْتُمَا تَكْتُبَانِ

    كُنْتَ تَكْتُبُ

    Muhatap  

    (Sizler) yazıyordunuz

    (İkiniz) yazıyordunuz

    (Sen) yazıyordun

     
     

    كُنْتُنَّ تَكْتُبْنَ

    كُنْتُمَا تَكْتُبَانِ

    كُنْتِ تَكْتُبِينَ

    Muhâtaba  
         
     

    كُنَّا نَكْتُبُ

    كُنَّا نَكْتُبُ

    كُنْتُ أَكْتُبُ

    Mütekellim  
     

    Bizler yazıyorduk

    İkimiz yazıyorduk

    (Ben) yazıyordum

       
                       

     

    Olumsuz şekli:

    مَا كَانَ كَتَبَ

    yazmadıydı, yazmamıştı

    مَا كَانَ يَكْتُبُ

    yazmıyordu

    Gelecek zamanın hikayesi:

    كَانَ سَيَكْتُبُ

    yazacaktı

    كُنَّا سَنَكْتُبُ

    yazacaktık

    كَانُوا سَيَكْتُبُونَ

    yazacaktılar

    كُنَّا سَنُكْتَبُ

    yazılacaktık

    Gelecek zamanın hikayesinin olumsuzu:

    كُنْتُ لاَ أَكْتُبُ

    yazmayacaktım

    كُنْتَ لاَ تَكْتُبُ

    yazmayacaktın

    لَنْ أَكتُبَ

    hiç yazmayacağım

    كُنْتُ لَنْ أَكْتُبَ

    hiç yazmayacaktım

    F  كَانَ   fiiline قَدْ (gerçekten, hakikaten) eklenirse manayı kuvvetlendirir:

    كَانُوا قَدْ كَتَبوُا

    gerçekten yazdıydılar, cidden yazmıştılar

     كاَنَile ifade edilen hikayeli fiillerin başına إنْ şart  edatı getirilebilir. Fakat araya   كَانَ   girdiğinde muzâri fiilin sonu cezimli olmaz.  Şart cümlesinin başına nevâsihtan (inne ve kardeşleri, kâne ve kardeşleri gibi) birisi gelirse şart edatı cezmetmez.

    إنْ كَانَ كَتَبَ

    yazdıysa,yazmışsa

    إنْ كَانَ يَكْتُبُ

    yazıyor idiyse

    إنْ كَانُوا كَتَبُوا

    yazdıysalar,yazmışlarsa

    إنْ كَانُوا يَكْتُبُونَ

    yazıyor idiyseler

    Olumsuzu:                     إنْ كَانَ مَا كَتَبَ   yazmadıysa, yazmamışsa

    إنْ كَانَ لاَ يَكْتُبُ

    yazmıyor idiyse

    F   كَانَ kullanıldığı zaman gelecek zamanın hikayesi şartlı yapılabilir:

    إنْ كَانَ سَيَكْتُبُ

    yazacak idiyse

    إنْ كَانُوا سَيَكْتُبوُنَ

    yazacak idiyseler

     

     

    Olumsuzu:

    إنْ كَانَ لاَ يَكْتُبُ

    yazmayacak idiyse

    إنْ كَانَ لَنْ يَكْتُبَ

    asla yazmayacak idiyse

    إنْ كَانَ مَا كَتَبَ

    yazmadıysa, yazmamışsa

    إنْ كَانَ لَمْ  يَكْتُبْ

    yazmadıysa, yazmamışsa

    Cümle Örnekleri:

    1- كاَنَ صَديِقيِ يَجْلِسُ وَسَطَ حَديِقَةِ الْمَدْرَسَةِ.

    2- كاَنَ التَّلاَميِذُ يَرْكَبوُنَ حاَفِلَةً سَريِعَةً.

    3- سَتَكوُنُ الصَّلاةُ فِي الْمُصَلَّى – سَيَكوُنُ الْمُدَرِّسُ فيِ الصَّفِّ .

    4- إنْ كَانَ عمِّي رَجَعَ مِنَ السُّوقِ لاَ أَذْهَبُ إليْكُمْ.

    5- إنْ كَانَ أَخُوكَ لَمْ يَرْجِعْ مِنَ الْمَدِينَةِ فَاكْتُبْ إِلَيَّ رِسَالَةً (فَاكْتُبْ = فَ +  اُكْتُبْ).

    6- إنْ كَانَ مَا كَتَبَ أَبِي رِساَلةً إلى عَمِّي فَسَأَكْتُبُ.

    7- إنْ كَانَ ذَهَبَ أبِي إلى المَدْرَسَةِ لاَ أَذْهَبُ.

    Tercüme:

    1- Arkadaşım okulun bahçesinin ortasında oturuyordu.

    2- Öğrenciler hızlı bir otobüse biniyorlardı.

    3- Namaz musallâda (namaz kılınan büyük yer) olacak. Öğretmen sınıfta olacak.

    4- Amcam çarşıdan dönmüşse size gitmem.

    5- Kardeşin şehirden dönmediyse hemen bana bir mektup yaz.

    6- Babam amcama bir mektup yazmadı idiyse hemen yazacağım.

    7- Babam okula gitmişse ben gitmem.

  • Esmaül Hamse Arapça Dersleri

     

    FÜ, EHUN, ZÜ HAMÜN, EBUN  

    ESMÂÜL-HAMSE

    Arapça’da Esmâ’ü’l-Hamse denen ve tamlama kalıbında kullanıldığında alışılmamış bir şekil değişikliğine uğrayan 5 isim vardır. Bu beş isim şunlardır:

    حَمٌ  (kayınpeder) أَبٌ (baba) أَخٌ   (erkek kardeş) ذُو  (sahip) فُو (ağız)

    Bu isimler mütekellim yâ’sı (ي) dışındaki zamirle birleştikleri takdirde (vâv: (و  ile merfû, (elif: ا )  ile mansûb ve (yâ harfi: ي) ile mecrûr olurlar. Yâni bu isimlerden birinin fâil ya da mübtedâ veya nâib-i fâil olması durumunda son harfinin merfû (ötre) olması gerekirse zamirle birleşmeden önce sonunda vâv bulunur (أَخُوكَ  أَبوُكَ gibi). Mef’ûl gibi mansûb (fethalı) olması gerekirse zamirle birleşmeden önce sonunda elif bulunur (أَخَاكَ  أَبَاكَ gibi). Harf-i cer’den sonra gelmeleri gibi esre olmaları gereken durumda ise sonunda yâ bulunur (مِنْ أَبِيكَ  –  مِنْ أَخِيكَ  gibi)

    (Mecrûr Hali)

         (Mansûb Hali) (Merfû Hali)  

    أَبِي

    أَباَ

    أَبُو

    أَبٌ

    (baba)

    أَخِي

    أَخاَ

    أَخُو

    أَخٌ

    (kardeş)

    حَمِي

    حَماَ

    حَمُو

    حَمٌ

    (kayınpeder)

    ذِي

    ذاَ

    ذُو

    ذُو

    (sahip)

    فِي

    فاَ

    فُو

    فُو

    (ağız)

                                                    Cümle Örnekleri

    حَضَرَ أَبُوكَ.

    Baban geldi.

    اِغْسِلْ فاَكَ قَبْلَ الْأَكْلِ وَ بَعْدَهُ.

    Yemekten önce ve sonra ağzını yıka.

    اَلْمُؤْمِنُ مِرْآةُ أَخِيهِ.

    Mü’min (mü’min) kardeşinin aynasıdır.

    أَناَ مِثْلُ أَخِيكَ.

    Ben senin kardeşin gibiyim.

    عَرَفْتُ الْخَبَرَ مِنْ حَمِيكَ.

    Haberi kayınpederinden öğrendim.

    هَلْ ذَهَبْتَ لِلْحَجِّ مَعَ أَبِيكَ ؟

    Hac için babanla birlikte mi gittin?

    لاَ ماَ ذَهَبْتُ لِلْحَجِّ مَعَ أَبِي.

    Hayır hac için babamla birlikte gitmedim.

    شَكَرْتُ أَخاَكَ كَثِيراً.

    Kardeşine çok teşekkür ettim.

    كَمْ ساَعَةً يَناَمُ أَخُوكَ فِي اللَّيْلِ ؟

    Kardeşin gecede kaç saat uyur?

    جاَءَ أَخوُكَ الْمُخْلِصُ.

    İhlaslı kardeşin geldi.

    أَخوُ أَبيِ هُوَ عَميِّ.

    Babamın kardeşi amcamdır.

    ماَذاَ يَقُولُ أَبُوكُمْ لِأَخِيكُمْ ؟

    Babanız kardeşinize ne diyor?

    أَرْسَلَ الْوَلَداَنِ رِساَلَةً إِلَى أَبِيهِماَ.

    İki çocuk babalarına mektup gönderdi.

    كَنَّى الرَّسُولُ أَباَ بَكْرٍ بِالصِّدِّيقِ.

    Peygamber Ebûbekir’i “Sıddîk” (lakabı) ile künyelendirdi.

    كَذَبَ أَحْمَدُ هَذِهِ اللَّيْلَةَ عَلَى أَبِيهِ مَرَّتَيْنِ.

    Ahmet bu gece babasına iki defa yalan söyledi.

    تَذْهَبُ أُخْتُكَ إلى بَيْتِهاَ مَعَ خَالَتِكَ.

    Kızkardeşin evine teyzenle gidiyor.

    سَيَحْضُرُ حَمُوهُ لِزِياَرَتِهِ فِي الْأُسْبُوعِ الْقاَدِمِ.

    Kayınpederi gelecek hafta onun ziyaretine gelecek.

    *Bu beş isimden حَمٌ – أَبٌ – أَخٌ  tamlama kalıbında olmadıklarında normal kurallı isimler gibidir:

    اَلْأَبُ يَرْجِعُ إِلَى بَيْتِهِ مِنَ السُّوقِ.

    Baba çarşıdan evine dönüyor.

    يَحْتَرِمُ الْأَبْناَءُ الْأَبَ.

    Çocuklar (oğullar) babaya saygı gösterir.

    حَمُوكَ أَبٌ لَكَ.

    Kayın pederin senin babandır.

     

     

     

    * ذُو  (sahip olan) sadece tamlama yapısının ilk elemanı olan muzâf olarak görev yapar ve belirsiz (nekre) şekli de yoktur. Zamirlerle kullanılmaz.

    إِنَّكَ ذُو عَقْلٍ.

    Gerçekten sen akıllısın.

    اَلْكَرِيمُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الناَّسِ.

    Kerim insanlara karşı fazilet (iyilik) sahibidir.

    Bu beş isimden biri olan ve Kur’ân’da çok geçen ذُو isminin çekimi şöyledir:

    (Mecrûr Hali)

    (Mansûb Hali) (Merfû Hali)  

    ذِي

    ذاَ

    ذُو

    (Müfred-Müzekker)

    ذاَتِ

    ذاَتَ

    ذاَتُ

    (Müfred-Müennes)

    ذَوَيْ

    ذَوَيْ

    ذَواَ

    (Müsennâ-Müzekker)

    ذَواَتَيْ

    ذَواَتَيْ

    ذَواَتاَ

    (Müsennâ- Müennes)

    ذَوِي

    ذَوِي

    ذَوُو

    (Cem-Müzekker)

    ذَواَتِ

    ذَواَتِ

    ذَواَتُ

    (Cem-Müennes)

    أُولِي

    أُولِي

    أُولُو

    (Cem-Müzekker)

    أُولاَتِ

    أُولاَتِ

    أُولاَتُ

    (Cem-Müennes)
               

    * أَبٌ ve  أَخٌkelimelerinin tesniyelerinin merfû hali (أَبَواَنِ) (ana-baba) (أَخَواَنِ) (iki kardeş); mansûb ve mecrûr hali (أَبَوَيْنِ) (أَخَوَيْنِ) şeklinde gelir:

    كَمْ أَخاً لَكَ ؟ لِي أَخَواَنِ اثْناَنِ.

    Kaç kardeşin var? İki kardeşim var.

    يَحْتَرِمُ الْأَبْناَءُ الْأَبَوَيْنِ.

    Çocuklar ana babalarına saygı gösterir.

    يَنْصُرُناَ أَبَواَناَ.

    Ana babamız bize yardım ediyor.

    فِيمَنْ فَكَّرَ الْأَبَواَنِ ؟ فَكَّرَ الْأَبَواَنِ فِي ابْنِهِماَ الْمَرِيضِ.

    Ana baba kim hakkında düşündü? Ana baba hasta oğulları hakkında düşündü.

    هَلْ ساَعَدَ الْأَبَواَنِ ابْنَهُماَ فِي عَمَلِ الْواَجِبِ ؟

    Ana-baba oğullarına ödevin yapımında yardımcı oldu mu?

    لاَ ، اَلْأَبَواَنِ لَمْ يُساَعِداَ ابْنَهُماَ  فِي عَمَلِ الْواَجِبِ.

    Hayır, ana baba oğullarına ödevin yapımında yardımcı olmadı.

    &&&&&&&&&&

     

    ESMÂU’L-HAMSE İLE İLGİLİ AYETLER

    1- تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ .

    (111/MESED, 1). Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.

    helak etmek, zarar etmek

    تَبَّ يَتِبُّ تَباًّ

    kurusun, mahvolsun anlamında tabirdir. Kinaye olarak helak ve hasarla bedduadır. Çünkü eller tutma ve iş görme aletidir.

    تَبَّتْ

    2- مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا .

    (33/AHZÂB, 40). Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat (o), Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    bitirmek, mühürlemek, damga basmak

    خَتَمَ يَخْتِمُ خَتْماً

    peygamberlerin sonuncusu (kendisiyle peygamberliğin mühürlenmiş ve gelişiyle nübüvvetin tamamlanmış olması kastedilmektedir).

    خَاتَمَ النَّبِيِّينَ

    3- … قَالَتَا لاَ نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ .

    (28/KASAS, 23). …(Hayvanlarını sulayamayan iki kadın Mûsa’ya )dediler: Çobanlar (sulayıp) çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır.

    çoban

    اَلرَّاعِي ج رِعاَءٌ

    sulamak, içirmek

    سَقَى يَسْقِي سَقْياً

    dönmek, döndürmek, geri çekmek

    أَصْدَرَ يُصْدِرُ إِصْداَراً

    4-…وَلاَ يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا أَ يُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ …

    (49/HUCURÂT, 12)….Bazınız bazınızı arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz…

    gıybet etmek, (arkadan atıp tutmak, arkadan gıyaben çekiştirmek)

    اِغْتاَبَ يَغْتاَبُ اِغْتِياَباً

    arkadan çekiştirmesin (nehyi gâib)

    لاَ يَغْتَبْ

    sevdi

    أَحَبَّ يُحِبُّ

    çirkin görmek, hoşlanmamak

    كَرِهَ يَكْرَهُ كَرْهاً

           

    5- وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ …

    (46/AHKÂF, 21). Ad (kavmin)in kardeşini (Hûd’u) an. Zira o, Ahkaf (bölgesin)deki kavmini uyardı….

    uyarmak

    أَنْذَرَ يُنْذِرُ إِنْذاَراً

    eğri, büğrü, uzun yahut yuvarlak kumlu arazi (Ayette: Âd kavminin oturduğu kumlu bölgenin adı)

    اَلْحِقْفُ ج أَحْقَافٌ

    6- ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَى وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ .

    (23/MÜ’MİNÛN, 45). Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir delille Mûsâ ve kardeşi Harun’u gönderdik.

    7- هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ .

    (89/FECR, 5). Bunlarda akıl sahibi için elbette birer yemin (değeri) vardır.

    yemin

    قَسَمٌ

    akıl

    اَلْحِجْرُ

    8- ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ .

    (85/BURÛC, 15). Şerefli Arş’ın sahibidir.

    çok şerefli, büyük kerem sahibi (Allah’ın isimlerindendir)

    اَلْمَجِيدُ

    9- لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ … سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا .

    (65/TALAK, 7). İmkân sahibi olan, (nafakayı) gücünün yettiğinden (imkânlarına göre) harcasın (versin)…. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

    harcamak (Bu harcama cümledeki yerine göre, zekat verme, yardımda bulunma sadaka verme manalarını ifade eder.)

    أَنْفَقَ يُنْفِقُ إِنْفاَقاً

    varlık, bolluk, imkan

    سَعَةٌ

    10- … وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ .

    (62/CUMA, 4). … Allah büyük lütuf sahibidir.

    11- وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ .

    (55/RAHMÂN, 12). Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler (vardır.)

    tane (cins isim)

    اَلْحَبَّةُ ج اَلْحَبُّ

    hoş kokulu, rızık

    اَلرَّيْحَانُ

    yaprak, ekin sapı

    اَلْعَصْفُ

    12- وَيَبْقَى     وَجْهُ      رَبِّكَ        ذُو      الْجَلاَلِ     وَالْإِكْرَامِ .

    M a’tuf Atıf Muz. ileyh Sıfat Muz.ileyh Fâil Fiil-i Muz.
        Muz.   Muzâf  
            Mevsûf  

    (55/RAHMÂN, 27). (Ancak) azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.

    baki olmak, devam etmek, fani olmamak

    بَقِيَ يَبْقَى بَقاَءً

    azamet, büyüklük

    الْجَلاَلُ

    13- تَبَارَكَ   اسْمُ           رَبِّكَ      ذِي    الْجَلاَلِ     وَالْإِكْرَامِ .

       Ma’tuf    Atıf

    Muz. ileyh

    Sıfat Muz. ileyh Fâil Fiil-i Mâzî
        Muzâf Muzâf-muz.ileyh. Muzâf  
        Mevsûf    

    (55/RAHMÂN, 78). Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.

    تَبَارَكَ

    mukaddes ve münezzeh olmak, (hissi yahut manevi) hayrı bol olmak, şanı yüce olmak.

     14- وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَشْكُرُونَ .

    (27/NEML, 73). Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat onların (insanların) çoğu şükretmezler.

    15- … وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انتِقَامٍ .

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 4)…. Allah güçlü ve intikam sahibidir.

    16- يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ .

    (90/BELED, 15).Yakınlığı olan bir yetime…

    yakınlık, akrabalık

    مَقْرَبَةٌ

    17- … إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ .

    (41/FUSSİLET, 43). …Gerçek şu ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.

    18- أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ .

    (90/BELED, 14).Veya açlık gününde yemek yedirmektir,

    yemek yedirmek, doyurmak

    إِطْعَامٌ

        açlık

    مَسْغَبَةٌ

    açlıkla geçirilen günde

    فيِ يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ

    19- وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ.

    (89/FECR, 10).Kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun’a..

    kazık  (kızdığı kimseleri kazıklara bağlayarak işkence ettiği için bu adı almıştır)

    اَلْوَتِدُ ج الْأَوْتَادُ

    20- إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ¯ ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ .

    (81/TEKVÎR, 19, 20). (O elçi) güçlü, Arş’ın sahibi (Allah’ın) katında çok itibarlı değerli bir elçinin sözüdür.

    kadri yüce, yüksek mevki sahibi, çok itibarlı

    مَكِينٌ

    21- يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ¯ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ ¯ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ .

    (80/ABESE, 34, 35, 36). İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden (arkadaşından) ve çocuklarından kaçar.

        kaçmak

    فَرَّ يَفِرُّ فِراَراً

    22- فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ …

    (46/AHKÂF, 35). O halde (Resûlum), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret…

    azim sahibi (büyük peygamberler)

    أُولُوا الْعَزْمِ

    gibi

    كَمَا

  • İsmi Meful Arapça Dersleri

     

    İSM-İ MEF’ÛL

    Kendisine iş yapılanı bildiren, fiilden etkilenen isimdir.  Türkçe’deki edilgen sıfat-fiil karşılığıdır. Nasıl ism-i fâil malum muzâri fiil gibi kullanılıyorsa ism-i mef’ûl de mâzî meçhûl gibi tercüme edilir. Yapılışı şöyledir:

    Üç harfli fiilin başına م harfi üstünlü olarak eklenir ve fiilin birinci harfi cezimlenir.  Fiilin ikinci ve üçüncü harfi arasına ötreli (و) harfi ilave olur.

    قَتَلَ

    öldürdü →

    مَقْتُولٌ

    öldürülen, öldürülmüş

    ضَرَبَ

    dövdü →

    مَضْرُوبٌ

    dövülen, dövülmüş

    شَرِبَ

    içti →

    مَشْرُوبٌ

    içilen, içilmiş

    جَرَحَ

    yaraladı →

    مَجْرُوحٌ

    yaralanan, yaralanmış

    كَتَبَ

    yazdı →

    مَكْتُوبٌ

    yazılan, yazılmış

    فَتَحَ

    açtı →

    مَفْتُوحٌ

    açılan, açık, açılmış

    İsm-i Mef’ûlun şahıslara göre çekimi[1]:

    مَكَاتِيبُ

    مَكْتُوبُونَ

    مَكْتُوبَانِ

    مَكْتوُبٌ

    Müzekker

    Cem-i Mükesser

     

     

     

     

     

    مَكْتُوبَاتٌ

    مَكْتُوبَتَانِ

    مَكْتُوبَةٌ

    Müennes

     

    yazılmışlar

    ikisi yazılmış

    yazılmış

     

    *İsm-i mef’ûl cümle içinde çeşitli şekillerde gelebilir. Tamamen bir sıfat gibi veya sıfat anlamında kullanıldığı gibi, haber olarak da gelir.

    Cümle Örnekleri:

    شَيْءٌ مَخْلُوقٌ.

    Yaratılmış bir şey (sıfat) .

    اَلْباَبُ الْمَفْتُوحُ.

    Açık kapı (sıfat) .

    اَلْباَبُ مَفْتُوحٌ.

    Kapı açıktır (haber) .

    (فُهِمَ الدَّرْسُ).

    اَلدَّرْسُ مَفْهُومٌ

    Ders anlaşılmıştır.

    (نُصِرَ الْحَقُّ) .

    اَلْحَقُّ مَنْصُورٌ

    Hak (doğru gerçek) yardım edilendir.

    (يُعْبَدُ اللَّهُ بِالْحَقِّ) .

    اَللَّهُ مَعْبُودٌ بِالْحَقِّ

    Allah hak(kı) ile ibadet edilendir.

    صُنِعَتِ السَّياَّرَةُ فِي الْياَباَنِ.

    Araba Japonya’da yapıldı.

    اَلسَّياَّرَةُ مَصْنُوعَةٌ فِي الْياَباَنِ.

    Araba Japonya’da yapılmıştır.

    التاَّئِبُ ذُنُوبُهُ مَغْفُورَةٌ (غُفِرَتْ ذُنُوبُ التاَّئِبِ) .

    Tevbe edenin günahları bağışlanmıştır.

    أَخيِ مَسْؤُولٌ الْآنَ عَنْ عاَئِلَةٍ كَبيِرَةٍ.

    Kardeşim şu anda büyük bir aileden mes’uldür.

    أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولٌ.

    Allah’ın emri yapılmıştır.

    اَلرَّجُلُ مَلْعُونٌ.

    Adam lanetlidir.

     

     

    *İsm-i mef’ûl kalıplaşmış isim olarak da kullanılır:

    اَلْمَلْعُونُونَ

    lanetlenmişler “beddualılar”

    اَلْمَذْكُورُ

    zikredilmiş olan “mezkur”

    اَلْمَطْلُوبُ

    istenmiş olan “matlûb”

    اَلْمَعْرُوفُ

    bilinen, “iyilik”

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    SAYILAR, İSM-İ FÂİL, MÜBALAĞALI İSM-İ FÂİL VE İSM-İ MEF’ÛL İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ …

    (2/BAKARA, 233). Emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler…

    emzirmek

    أَرْضَعَ يُرْضِعُ إِرْضاَعاً

    anne

    اَلْوَالِدَةُ ج اَلْوَالِدَاتُ

    ikmal etmek tamamlamak

    أَتَمَّ  يُتِمُّ  إِتْماَماً

    sene (ayette tesniye)

    اَلْحَوْلُ

    emzirme, emme

    اَلرَّضَاعَةُ

    tam (ayette tesniye)

    كَامِلٌ

               

    2- سَيَقُولُونَ ثَلاَثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ …

    (18/KEHF, 22). (Eshabı Kehf hakkında insanların kimi:) “(Onlar) üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler; yine: “Beş kişidir; altıncıları köpekleridir” diyecekler…

    3- أُبَلِّغُكُمْ رِسَالاَتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ .

    (7/A’RÂF, 68). Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.

    öğütçü, nasihatçi

    نَاصِحٌ

    tebliğ etmek, eriştirmek

    بَلَّغَ  يُبَلِّغُ تَبْلِيغاً

    elçiye verilip gönderilen risalet (elçinin vazifesi)

    اَلرِّساَلَةُ ج اَلرِّسَالاَتُ

    4- إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّموَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً .

    (33/AHZÂB, 72). Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

    çekinmek, sakınmak

    أَشْفَقَ يُشْفِقُ إِشْفاَقاً

    arzetti, teklif etti

    عَرَضَ يَعْرِضُ عَرْضاً

    emanet (ayette: Allah’ın mükelleflere tevdi ettiği ve riayet ve eda edilmesini emrettiği tekliflerdir.

    اَلْأَمَانَةُ

    imtina etmek, razı olmamak, diretmek, dayatmak

    أَبَى يَأْبَى إِبَاءً إِبَاءَةً

    (Ayette: Semaların ve arzın yaradılışları itibariyle emaneti yüklenmeye istidatları olmayışı, emaneti ifa etmekten çekinmeleri, yüklenmekten imtina etmeleridir.)

    5- … إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلاَ شَفِيعٍ …

    (40/MÜ’MİN, 18). (Yaklaşan gün hususunda onları uyar!) Çünkü o gün kalpler gamla dolu olarak gırtlaklara dayanır (veya o zaman onlar gamlı ve tasalı olup kalpleri gırtlaklarına dayanır). Zalimlerin ne dostu ne de (sözü dinlenir) şefaatçisi vardır.

    çünkü, zira/hani, bir zamanlar

    إِذْ

    boğaz, gırtlak

    اَلْحَنْجَرَةُ ج اَلْحَنَاجِرُ

    (öfkesini) yenen, gamlı, gamla dolu

    اَلْكَاظِمُ

    şefaatçi

    شَفِيعٌ

    sıcak dost

    حَمِيمٌ

             

    6- …وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ .

    (22/HACC, 71). … Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.

    yardımcı.   

    نَصِيرٌ

    [(مَا) isim cümlesinin başında “yok, değil” manasında nefy harfidir. (لِلظَّالِمِينَ) câr-mecrûr olarak mahallen merfû haber mukaddem, (مِنْ) zâid harfi cerdir. (نَصِيرٍ) ise lafzen mecrûr mahallen merfû mübtedâ muahhardır.] 

    7- … وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ .

    (40/MÜ’MİN, 44). …. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir.

    çok iyi gören 

    بَصِيرٌ

    havale etmek, ısmarlamak, bırakmak

    فَوَّضَ  يُفَوِّضُ  تَفْوِيضاً

    8- … وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ .

    (40/MÜ’MİN, 45). …Firavun’un kavmini kötü azap kuşatıverdi.

    aile

    آلُ

    kuşatmak, sarmak

    حَاقَ يَحيِقُ بِ

    Firavun’un ailesi, Firavun’un kavmi

    آلُ فِرْعَوْنَ

    فِرْعَوْنَ kelimesi gayr-i munsarif bir kelime olması sebebiyle esre yerine üstün almıştır.

    9- … إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ .

    (7/A’RÂF, 167). … Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

    hızlı, çabuk, çabuk veren

    سَرِيعٌ

    ceza

    اَلْعِقَابُ

    10- … إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ .

    (49/HUCURÂT, 12). …Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.

    11- مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ.

    (41/FUSSİLET, 46). Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.

    12- وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ .

    (26/ŞUARÂ, 175). Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

     

     

     

    13- كَلاَّ إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ .

    (83/MUTAFFİFİN, 15). Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) menedilmişlerdir.

    mahcub, menedilmiş, örtülmüş

    اَلْمَحْجُوبُ

    (Ayette: Temsili manada olup onların büyüklerin yanına girmekten menedilmiş kimseler gibi alçaltılacakları, ayrıca onların mestur (perdelenmişler) olarak Rablerini göremeyeceği anlatılmaktadır.)
  • Gayrı Munsarıf İsimler Arapça Dersleri

     GAYRU’L-MUNSARİF

    Gayr-i munsarif şu iki durum müstesnâ, sonuna kesre ve tenvin almayan isimdir[1]:

    a) Başına harf-i tarif gelmesi

    b) Muzâf olma durumu

    Gayr-i münsarifler kesre yerine fetha ile mecrûr olur. Tenvin yerine tenvinsiz hareke durumunu alırlar. Bilindiği gibi başına harf-i tarif almayan kelime nekre kabul edilir. 

    نَفْتَحُ الْأَبْواَبَ بِمَفاَتِيحَ.

    Kapıları anahtarlarla açarız. (Nekre olduğu için esre ve tenvin almamış ) .

    نَفْتَحُ الْأَبْواَبَ بِالْمَفاَتِيحِ.

    Kapıları anahtarlarla açarız.  (Harf-i tarifle ma’rife olduğu için esre almış) .

    تَعَلَّمْناَ فِي مَداَرِسَ.

    Okullarda öğrendik (Nekre olduğu için esre ve tenvin almamış)

    تَعَلَّمْناَ فِي هَذِهِ الْمَداَرِسِ.

    Bu okullarda öğrendik (Harf-i tarifle marife olduğu için esre almış) .

    تَعَلَّمْناَ فِي مَداَرِسِ إِزْمِيرَ.

    İzmir’in okullarında öğrendik  (Muzâf olmakla marife olduğu için esre almış) .

    ذَهَبْناَ إِلَى مَكَّةَ الْمُكَرَّمَةِ.

    Mekke-i Mükerreme’ye gittik (Mevsûf[2]).

    شاَهَدْناَ نِيُويُورْكَ.

    Newyork’u gördük.

    ذَهَبْناَ إِلَى نِيُويُورْكَ.

    Newyork’a gittik.

    شاَهَدْتُ وَلَداً عَطْشاَنَ.

    Susuz bir çocuk gördüm.

    تَقاَبَلْتُ مَعَ جُنْدٍ مَثْنَى.

    Askerlerle ikişer ikişer görüştüm.
         

    Görüldüğü gibi gayr-i munsarif olan bu isimler ya özel isimdir, ya sıfattır, ya da normal isimdir:

    I) ÖZEL İSİM (ALEM) OLANLAR

    Özel isimler içinde şu gruba girenler gayr-i munsariftir ve hiçbir şekilde esre almazlar:

    1-Yabancı dilden arabçaya giren özel isimler:

    أَنْقَرَةُ

    إِسْماَعِيلُ

    هاَرُونُ

    إِسْراَئِيلُ

    آدَمُ

    لَنْدَنُ

    رَمْسِيسُ

    يَعْقُوبُ

    إِبْراَهِيمُ

    بَرْلِينُ

     

     Not: İkinci harfi sukûn (cezm ya da uzatma) olan üç harfli alemler bu kaideden hariçtir ve tenvin ya da esre alabilir[3]:

    نُوحٌ

    لُوطٌ

    هِنْدٌ

    مِصْرٌ

    هُودٌ

    2-Müennes Özel isimler: Bu isimlerin sonunda müenneslik alameti olsun olmasın değişmez. Ayrıca sonunda müenneslik alâmeti bulunan erkek isimleri de gayr-i munsariftir. İnsan, hayvan, şehir ve ülkelere verilen isimler de müennes kabul edilir.

    طَلْحَةُ

    مُعاَوِيَةُ

    عاَئِشَةُ

    سُعاَدُ

    مَكَّةُ

    حَمْزَةُ

    عُرْوَةُ

    زَيْنَبُ

    دِمَشْقُ

    دُنْياَ

    3-Sonunda elif-nûn (ـَانُ) bulunan özel isimler:

    سُفْياَنُ

    مَرْواَنُ

    سَلْماَنُ

    شَعْباَنُ

    رَمَضاَنُ

    عُثْماَنُ

    4- Fiil vezninde olan özel isimler:

    أَحْمَدُ

    (muzâri)

    شَمَّرَ

    mâzî

    يَزِيدُ

    muzâri

    إِثْمِدُ

    emir

    يَحْيَى

    muzâri

    5- فُعَلُ veznindeki özel isimler:

    عُمَرُ

    زُحَلُ

    زُفَرُ

    مُضَرُ

    هُبَلُ

    6- Mezcî terkib denen kaynaşmış iki kelime:

    بَعْلَبَكُّ

    حَضْرَمَوْتُ

    (مَوْتُ)(حَضْرَ)

    نِيُويُورْكَ

    (يُورْكَ)(نِيُو)

    Not: (وَيْهِ ) ile biten isimler gayr-i munsarif değil kesre üzere mebnidir.

    سِيبَوَيْهِ خاَلَوَيْهِ

    II) SIFAT OLANLAR

    1- (أَفْعَلُ) veznindeki sıfatı müşebbehe ve ism-i tafdiller[4]:

    أَحْمَرُ

    أَصْفَرُ

    أَكْبَرُ

    أَجْمَلُ

    أَبْكَمُ[5]

    kırmızı

    sarı

    daha büyük

    daha güzel

    dilsiz

     

     2- (فَعْلاَنُ) vezninde olanlar[6]:

    جَوْعاَنُ

    aç

    سَكْراَنُ

    sarhoş

    3- Birden 10’a kadar olan üleştirme sayıları:

    رُباَعُ – مَرْبَعُ

    dörder

    عُشَارُ – مَعْشَرُ

    onar

    سُباَعُ- مَسْبَعُ

    yedişer

    III) İSİM OLANLAR

    1- Sonunda elif-i memdûde (اء) olan isimler. Bu aynı zamanda müenneslik alâmetidir[7].

    أَوْلِياَءُ

    veliler

    حَمْراَءُ

    kırmızı

    أَشِقاَّءُ

    kardeşler

    أَطِباَّءُ

    doktorlar

    عُلَماَءُ

    alimler

    صَحْراَءُ

    çöl

    2- Sonunda elif-i maksûre (ى) bulunan isimler: Bu da müenneslik alâmetidir.

    صُغْرَى

    daha küçük

    بُشْرَى

    müjde

    حُبْلَى

    hamile

    كُبْرَى

    daha büyük

    ذِكْرَى

    hatıra, öğüt

    حُسْنَى

    en güzel
                 

    3- Müntehe’l-cumû vezninden olan isimler. Yani, kelimenin ikinci harfinden sonra elif, eliften sonra iki veya üç harf bulunan cemi isimler. En meşhur kalıbları şunlardır:

    فَعاَعِلُ

    فَعاَئِلُ

    فَواَعِلُ

    فَعاَعِيلُ

    مَفاَعِلُ

    مَفاَعِيلُ

    Bu sigalarda kullanılan en meşhur isimler de şunlardır:

    مَداَرِسُ

    مَساَجِدُ

    مَصاَبِيحُ

    مَفاَتِيحُ

    مَعاَبِدُ

    مَساَكِينُ

    okullar

    mescidler

    lambalar

    anahtarlar

    tapınaklar

    miskinler

    Not: Müntehe’l-cumû vezninden gelmelerine ve cemî olmalarına rağmen sonlarında kapalı tâ (tâ-i merbûta) bulunan bazı isimler gayr-i munsarif olmazlar, yani tenvin ve kesre alırlar. Mefâil ve benzeri çoğul kalıbının silinen yâ harfi yerine isimlerin sonuna tâ-i merbûta eklenir:

    أَساَتِيذُ – أَساَتِذَةٌ

    öğretmenler, hocalar

    زَناَدِيقُ – زَناَدِقَةٌ

    zındıklar  
     

    سَلَّمْتُ عَلَى أَساَتِذَةٍ.

    Hocalara selâm verdim.
     

    تَكَلَّمْتُ مَعَ تَلاَمِذَةٍ.

    Öğrencilerle konuştum.
                 

    Genel Cümle Örnekleri:

    كَتَبَ أَحْمَدُ.

    Ahmet yazdı.  

    رَأَيْناَ أَحْمَدَ.

    Ahmed’i gördük.  

    سَلَّمْناَ عَلَى أَحْمَدَ.

    Ahmed’e selâm verdik.  

    أَنْتُمْ أَغْنِياَءُ[8].

    Sizler zenginlersiniz.  

    هُمْ فُقَراَءُ.

    Onlar fakirdirler.

     

    صَلَّيْناَ فِي الْمَساَجِدِ.

    Mescidlerde namaz kıldık.  

    رَضِىَ اللَّهُ عَنْ عُثْماَنَ.

    Allah Osman’dan razı olsun (razı oldu)[9] .  

    فِي مِصْرَ مَداَرِسُ وَ مَساَجِدُ كَثِيرَةٌ.

    Mısır’da birçok okul ve mescid vardır.  

    حَمْزَةُ وَ عُبَيْدَةُ وَ طَلْحَةُ أَسْماَءُ الرِّجاَلِ.

    Hamza Ubeyde ve Talha erkek isimleridir.  

    لَقَدْ خَلَقْناَ الْإِنْساَنَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ.

    Andolsun ki insanı en güzel biçimde yarattık (Tîn, 4) .

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    GAYR-İ MUNSARIF İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَامْرَأَتُهُ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَاقَ وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَاقَ يَعْقُوبَ .

    (11/HÛD, 71). (İbrâhim (a.s.)’ın ) ayakta duran karısı (bu sözleri duyunca) güldü. O’na İshak’ı, İshak’ın ardından da Ya’kub’u müjdeledik.

    ayakta durmak, dikilmek

    قاَمَ يَقُومُ قَوْماً قِياَماً

    arkasından, ardından

    مِنْ وَرَاءِ

     
    müjdelemek

    بَشَّرَ يُبَشِّرُ تَبْشيِراً

    kadın

    اِمْرَأَةٌ ج نِساَءٌ

    ayakta duran, dikilen

    قَآئِمَةٌ

                       

    2- أَ لَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .

    (36/YÂSÎN, 60). Ey Adem oğulları! Size “şeytana tapmayın, Gerçek şu ki o sizin için apaçık bir düşmandır” diye ahd vermedim mi?

    (emir ve nehiy fiillerinin önünde) …diye

    أَنْ

    ahdetmek, emretmek

    عَهِدَ يَعْهَدُ عَهْداً

    düşman

    عَدُوٌّ 

    tapmak

    عَبَدَ يَعْبُدُ عِباَدَةً

               

    3- وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاطِينِ …

    (67/MÜLK, 5). Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın göğü kandillerle süsledik.  Bunları şeytanlar için taşlar kıldık…

    süslemek

    زَيَّنَ يُزَيِّنُ تَزْيِيناً

    kandil

    اَلْمِصْباَحُ ج  اَلْمَصَابِيحُ

    şeytan

    اَلشَّيْطاَنُ ج الشَّيَاطِينُ

    taş

    اَلرَّجْمُ ج اَلرُّجُومُ

    4- جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا …

    (98/BEYYİNE, 8). Onların Rableri katındaki karşılıkları, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir…

    onların Rableri katındaki karşılıkları (mübtedâ)

    جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ

    karşılık

    جَزَاءٌ

    Adn cennetleri (haber). (Geri kalan cümle de nekre kelimeyi açıklayan sıfat cümlesidir)

    جَنَّاتُ عَدْنٍ

    5- اِذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى .

    (79/NAZİAT, 17). Firavun’a git! Gerçekten o çok azdı.

     

     

    azmak

    طَغَى يَطْغَى طَغْياً

    6– إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلاَلٍ وَعُيُونٍ ، وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ .

    (77/MÜRSELAT, 41, 42). Gerçek şu ki, müttakîler, gölgeliklerde, pınar başlarında, canlarının çektiği şeylerden (çeşit çeşit) meyveler arasındadırlar.

    meyve

    اَلْفاَكِهَةُ ج اَلْفَوَاكِهُ

    canı çekmek, iştaha kapılmak

    اِشْتَهَى يَشْتَهِي

    gölgelik

    ظِلٌّ ج ظِلاَلٌ

    şeylerden

    مِمَّا (مِنْ+ماَ)

    7- مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ .

    (74/MÜDDESİR, 42). “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?”

    yakıcı ateş. (Cehennemin adlarından biri)

    سَقَرُ

    sokmak

    سَلَكَ يَسْلُكُ سَلْكاً فيِ

    8- وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ .

    (2/BAKARA, 34). Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı (böylece) kâfirlerden oldu.

    çekindi, yüz çevirmek

    أَبَى يَأْبَى

    hani, bir zamanlar

    إِذْ

    büyüklük taslamak

    اِسْتَكْبَرَ يَسْتَكْبِرُ

    secde etmek

    سَجَدَ يَسْجُدُ لِ

    hariç.  (إِلاَّ) edatından sonra gelen kelime, cümle olumlu ise üstün olur.

    إِلاَّ

             

    9- يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ…

    (2/BAKARA, 40). Ey İsrailoğulları! (Size verdiğim) nimetlerimi hatırlayın…

    nimet

    نِعْمَةٌ ج أَنْعُمٌ  نِعَمٌ

    tefekkürle birlikte hatıra getirmek

    ذَكَرَ يَذْكُرُ ذِكْراً

    10- مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ .

    (2/BAKARA, 98). Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikâil’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcıların düşmanıdır.

     

     

    11- …قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا …

    (7/A’RÂF, 53). … Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi bizim şefaatçılarımız var mı ki bize şefaat etsinler….

    şefaatçi

    شَفِيعٌ ج شُفَعَاءُ

    şefaat etmek

    شَفَعَ يَشْفَعُ شَفاَعَةً

    getirmek

    جَاءَ بِ

    12- سَلاَمٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ .

    (37/SAFFAT, 79). Bütün âlemler içinde Nuh’a selâm olsun. 

    13- كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ ، وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الأَيْكَةِ …

    (38/SÂD, 12-13). Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da (peygamberleri) yalanladılar…

    kazık

    اَلْوَتِدُ ج اَلْأَوْتَادُ

    kazıklar sahibi

    ذُو الْأَوْتَادِ

  • Sıfat Cümlesi Sıfat Mevsuf

     

    SIFAT CÜMLESİ

    Sıfatlar müfred (tek) bir kelime olarak geldiği gibi isim cümlesi, fiil cümlesi ve şibh-i cümleden[9] de oluşabilir. Nekre isimlerden sonra gelen cümleler ve şibh-i cümleler o kelimenin sıfatı olurlar[10] ve bu yan cümlecikler  yani isim ve fiil cümlesi olarak gelen sıfatlar tercüme edilirken ..en, ..an, ..dığı ile temel cümleye bağlanırlar. Şibh-i cümlelerden oluşan sıfatlar ise temel cümledeki mevsuflarına ..bulunan, …olan diye bağlanır. Sıfat cümlesinde sıfat cümlesini mevsûfa bağlayan, sıfatla mevsûf arasındaki bütün uygunluk şartlarını taşıyan bir zamir bulunur. Bazen bu zamir hazfedilmiş (kaldırılmış) ya da müstetir (gizli) olabilir[11].

    جاَءَ رَجُلٌ رَأَيْتُهُ.

    Gördüğüm adam geldi.

    رَأَيْتُ رَجُلاً جاَءَ.

    Gelen bir adam gördüm.

    Nekre isimleri niteleyen isimler, cümleler ve şibh-i cümleleri ayrı örnekler halinde işlememiz konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

    a) Sıfat İsim Cümlesi:

    مَكَّةُ مَدِينَةٌ تاَرِيخُهاَ قَدِيمٌ.

    Mekke, tarihi eski bir şehirdir.

    هَذاَ رَجُلٌ عَمُّهُ عاَلِمٌ.

    Bu, amcası alim bir adamdır.

    تَرَكَ الشاَّفِعِيُّ مُؤَلَّفاَتٍ نَفْعُهاَ عَظِيمٌ.

    Şâfiî, faydası büyük eserler bıraktı.

    اَلشاَّفِعِيُّ عاَلِمٌ مُؤَلَّفاَتُهُ كَثِيرَةٌ.

    Şâfiî, eserleri çok olan bir alimdir.

    هُوَ رَجُلٌ وَلَدُهُ عاَقِلٌ.

    O, çocuğu akıllı olan bir adamdır.

    b) Sıfat Fiil Cümlesi:

    بَشيِرُ مُسْلِمٌ يُصَلِّي وَ يَصوُمُ.

    Beşir namaz kılan ve oruç tutan bir müslümandır.

    رَأَيْتُ مُهَنْدِساً يَعْرِفُنِي.

    Beni tanıyan bir mühendis gördüm.

    رَأَيْتُ طِفْلَةً تَعْرِفُنِي.

    Beni tanıyan bir çocuk gördüm.

    قاَبَلْتُ مُهَنْدِساً يَعْرِفُنِي.

    Beni tanıyan bir mühendisle karşılaştım.

    سَمِعْتُ طِفْلَةً تُناَدِينِي[12].

    Beni çağıran bir çocuk işittim.

    قَدْ جاَءَ رَسُولٌ (مِنْكُمْ ) دَعاَناَ إِلَى الْإِسْلاَمِ.

    Sizden (içinizden) bizi İslâm’a çağıran bir elçi gelmiştir.

    شَكَرْتُ طَبِيباً يُعاَلِجُنِي[13].

    Beni tedavi eden doktora teşekkür ettim.

     

     

    أَسْرَعْتُ[14] إِلَى رَجُلٍ يَطْلُبُ الْمُساَعَدَةَ.

    Yardım isteyen adama koştum.

    c) Sıfat Şibh-i Cümle (Zarf ):

    نَظَرْتُ أََوْلاَداً تَحْتَ الشَّجَرَةِ.

    Ağacın altındaki çocuklara baktım.

    نَظَرْتَ قاَئِداً حَوْلَ الْمُعَسْكَرِ.

    Kampın etrafındaki komutana baktın.

    نَظَرْتِ طاَلِبَةً أَماَمَ الطاَّوِلَةِ.

    Masanın önündeki öğrenciye baktın.

    نَظَرْتِ طاَلِبَةً عِنْدَهاَ دَراَّجَةٌ.

    Yanında bisiklet bulunan öğrenciye baktın.

    رَأَيْتُ مُدَرِّساً خَلْفَ الصَّفِّ.

    Sınıfın arkasındaki öğretmeni gördüm.

    d) Sıfat Şibh-i Cümle (Câr-Mecrûr):

    شاَهَدْتُ طاَئِرَةً فِي الْجَوِّ.

    Havadaki uçağı gördüm.

    أَخَذْتُ وَرْدَةً عَلَى الطاَّوِلَةِ.

    Masanın üstündeki gülü  aldım.

    نَظَرْتِ صُورَةً عَلَى الْجِداَرِ.

    Duvarın üzerindeki resme baktın.

    هَلْ سَلَّمْتَ عَلَى رَجُلٍ فِي الناَّدِي  ؟

    Kulüpteki adama selâm verdin mi?

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    SIFAT TAMLAMASI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ .

    (26/ŞUARÂ, 125). (Bilin ki,) ben sizin için (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    2- وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ .

    (43/ZUHRUF, 15). Ama onlar, kullarından bir kısmını, O’nun bir cüzü kıldılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.

    azılı kafir, çok inatçı

    كَفُورٌ

    parça, bölüm, kısım, cüz  (Meleklere Allah’ın kızları dediler)

    جُزْءٌ

    3- أَ هُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ …

    (43/ZUHRUF, 32). Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. (Birbirlerine iş gördürmeleri için) kimini kiminin üstüne derecelerle yükselttik. …

    basamak, derece, yükseklik mertebesi

    دَرَجَةٌ

    paylaştırmak, bölüştürmek

    قَسَمَ يَقْسِمُ قَسْماً

     

     

     

     

    geçim kaynağı, geçimlik

    اَلْمَعِيشَةُ

    yükseltti, kaldırdı

    رَفَعَ يَرْفَعُ رَفْعاً

             

    4- … وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ .

    (9/TEVBE, 19). .. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

    hidayete erdirmek, yol göstermek, irşad etmek, iletmek, götürmek

    هَدَى يَهْدِي هَدْياً هِداَيَةً

    5- وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ …

    (9/TEVBE, 72). Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti…

    ırmak

    نَهْرٌ ج أَنْهاَرٌ

    vaat etmek, söz vermek

    وَعَدَ يَعِدُ وَعْداً

    yerleşme, sükûnet bulma

    اَلْعَدْنُ

    akmak, cereyan etmek

    جَرَى يَجْرِي جَرْياً

    ikamet, yerleşme yeri, mesken [(مَسَاكِنَ) kelimesi tenvin ve esre almayan gayr-i munsarif kelimelerdendir.]

    مَسْكَنٌ ج مَسَاكِنُ

    içerisinde sukunetin, tatmin olmanın ve rahatça yerleşmenin bulunduğu cennetler

    جَنَّاتُ عَدْنٍ

               

    6- … لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ .

    (7/A’RÂF, 16). (İblis dedi ki:) .. and içerim ki, ben (de onları saptırmak için) senin doğru yoluna oturacağım.

    oturmak, oturup kalmak, gözetlemek

    قَعَدَ يَقْعُدُ قُعُوداً

    (Ayette: Fiilin başındaki (لَ) te’kîd lâmı, fiilin sonundaki şeddeli nun (نَّ) te’kîd nûnudur. Şeddeli nundan (نَّ) önceki muzâri fiilin son harekesinin müfrette üstün, cemide ötre olduğunu hatırlayınız.) 
    dosdoğru

    اَلْمُسْتَقِيمُ

    (eğri büğrü yahut kıvrımlı olmayan doğru ve düzgün) yol

    اَلصِّرَاطُ

             

    7- وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَباَتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ …

    (7/A’RÂF, 58). Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar..

    iyi, güzel

    اَلطَّيِّبُ

    bitki

    نَباَتٌ

    8- …قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ.

    (6/EN’ÂM, 130). (Cin ve insan topluluğu derler ki:) “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına (dair) kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.

    aldatmak, kandırmak

    غَرَّ يَغُرُّ غُرُوراً

    9- وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ .

    (68/KALEM, 4). Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.

    seciye, karakter, huy, tabiat, ahlak

    اَلْخُلُقُ

     

     

    SIFAT CÜMLESİ İLE İLGİLİ AYETLER

    10- أَ… أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا …

    (7/A’RÂF, 195). …yoksa onların (taptıkları putların) kendisiyle görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var?…

    kulak

    اُذُنٌ ج آذَانٌ

    göz

    عَيْنٌ ج أَعْيُنٌ

    gördü (Başa gelen harf-i cerin “…nın var” manasına geldiğini hatırlayınız.)

    أَبْصَرَ يُبْصِرُ إِبْصاراً

             

    11- لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ .

    (80/ABESE, 37). O gün, her şahsın kendine yetip artacak bir işi (derdi) vardır.

    kişi, şahıs

    اِمْرِئٌ

    iş, husus

    شَأْنٌ

    meşgul etmek, kafi gelmek, oyalamak, zengin kılmak, müstağnî kılmak, ihtiyacını gidermek (ayette: meşgul etmek, kafi gelmek)

    أَغْنَى يُغْنِي إِغْناَءاً

    12- يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ .

    (9/TEVBE, 21). Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.

    sürekli, tükenmez

    مُقِيمٌ

    müjdelemek

    بَشَّرَ يُبَشِّرُ تَبْشِيراً

    razı olma, hoşnut olma, hoşnutluk (bolca sevap verme)

    رِضْوَانٌ

    13- فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ .

    (26/ŞUARÂ, 189). (Velhasıl) onu yalanladılar, bunun üzerine kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

    gölge, (ayette:) sıkıcı bunaltıcı hava

    اَلظِّلُّ ج أَظْلاَلٌ ظِلاَلٌ

    14- وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

    (26/ŞUARÂ, 192). Muhakkak ki o (Kur’ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

    indirmek (ayetteki masdar: indirme)

    نَزَّلَ يُنَزِّلُ تَنْزِيلاً

    15- وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَقَالَ إِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

    (43/ZUHRUF, 46). Andolsun biz Mûsâ’yı âyetlerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen (adam)larına göndermiştik de Mûsâ: “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim”, demişti.

  • Muzari Fiili Nasbeden Edatlar En Len Key İzen

     FİİLİ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLAR

    Aşağıdaki edatlardan birisi fiil-i muzârinin başına gelirse muzâri fiilin sonunu nasbeder (fetha yapar). Cemi müennes nunları hariç (ن) nunlarını düşürür. Bu edatlar şunlardır:      

    أَنْ  – لَنْ – كَىْ – إِذَنْ – حَتَّى- لِ – اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ

    muzari fiili nasb eden edatlar

    1)  أَنْ mek, mak: Muzâri fiili nasbederek masdara çevirir. Mâzî fiilin de önüne gelir, ancak mebni olduğu için sonuna tesir edemez. En çok kullanılan nasb edatıdır.

    أُرِيدُ أَنْ أَكْتُبَ دَرْسِي.

    Dersimi yazmak istiyorum.

    تُرِيدُ أَنْ تَشْرَبَ الشَّايَ.

    Çay içmek istiyorsun.

    تُرِيدِينَ أَنْ تَذْهَبِي إلى الْبَيْتِ.

    Eve gitmek istiyorsun.

    نُرِيدُ أَنْ نَفْهَمَ الْقرْآنَ.

    Kur’ân’ı anlamak istiyoruz.

    أَنْ تَصْبِروُا خَيْرٌ لَكُمْ.

    Sabretmeniz sizin için hayırlıdır.

    2) لَنْ asla …meyecek, mayacak (te’kîd-i nefy-i istikbal): Daha önce de gördüğümüz gibi muzâri fiilin manasını olumsuz istikbale çevirir:

    لَنْ أَذْهَبَ مَعَكَ إلى الْبَيْتِ.

    Seninle asla eve gitmeyeceğim.

    إِنِّي لَنْ أَرْكَبَ الْحِماَرَ.

    Gerçekten ben eşeğe hiç binmeyeceğim.

    3)كَيْ    …mek için, ..mak için: Sebep bildirir. Daha çok aynı manada  لِكَيْ olarak kullanılır ve sadece muzâri fiilin önüne gelir:

    أَقْرَأُ دَرْسيِ كَيْ أَحْفَظَ.

    Dersimi ezberlemek için okuyorum.

    يَجْتَهِدُ التَّلاَمِيذُ لِكَيْ يَنْجَحُوا.

    Öğrenciler başarmak için çalışıyor.

    Burada mesela birinci cümlede (أَقْرَأُ دَرْسيِ) temel cümle, (كَيْ أَحْفَظَ) ise yan cümleciktir.

    4)لِ    …mek için, ..mak için, ..sın diye: (Lâmu’t-ta’lîl) كَيْ gibi sebep bildirir. Aynı manada (لِأَنْ) şeklinde açıkça yazılmış halde de gelebilir. Lâmu’t-ta’lîl’den sonra (أَنْ) gelmediği takdirde bu fiilin mukadder yani gizli (أَنْ) ile nasbedilmiş olduğuna hükmedilir:

     

    شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِأَنْ يَفْهَمَ. = شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِيَفْهَمَ.

    Anlaması için dersi açıkladım.

    ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِأَنْ يَشْتَهِرَ. = ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِيَشْتَهِرَ

    Sanatçı meşhur olmak için başkente gitti

    ذَهَبْتُ إِلَيْهاَ لِأَنْ آخُذَ الْكِتاَبَ.

    Oraya (ona) kitap almak için gittim.

    * لِ den önce olumsuz “كاَنَ” veya türevlerinden biri geçerse olumsuzluğu kuvvetlendirir ve “lâmü’l-cuhûd” (inkar lâmı) adını alır. Olumsuz  “كاَنَ”nin haberinin başındaki muzari fiili nasbeder:

    ماَ كاَنَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ.

    Allah onlara asla zulmedecek değildir (Tevbe, 70).

    وَماَ كاَنَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ.

    Allah size gaybı da bildirecek (muttali kılacak) değildir.

    لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً.

    Şüphesiz Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir (Nisâ, 137).
         

    5)   = إِذاً إِذَنْ öyleyse, o zaman, o halde: Daha çok istikbal ifade eden cümlelere bazan de şart edatlarına cevap olarak gelir. إذَنْ in muzâri fiili nasbetmesi için cevap cümlesinin ve muzâri fiilin hemen başında olması gerekir.

    أَناَ أَقْرَأُ كَثِيراً. إِذَنْ تَنْجَحَ.

    Ben çok okuyorum. Öyleyse başarırsın.

    سَأَكْتُبُ واَجِبِي لِلْغَدِ . إذَنْ نَذْهَبَ إلى الْبَيْتِ.

    Yarın için ödevimi yazacağım. O halde eve gideriz.

    أَناَ أَجْتَهِدُ فِي الْعَرَبِيَّةِ كَثِيراً . إِذاً تَفْهَمَ الْقُرْآنَ.

    Ben Arapça’yı çok çalışıyorum. O halde Kur’ân’ı anlayacaksın (anlarsın) .

    *Eğer muzâri fiilden sonra gelirse nasbetmez:

    أَناَ أَذْهَبُ إِذَنْ.

    Öyleyse ben giderim.

    Muzâri fiilsiz veya fiilsiz cümlelerde de kullanılır:

    إِذاً هَذاَ صَحِيحٌ.

    O halde o doğrudur.

    6) حَتَّى….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için

    أَكَلَ الْأَطْفاَلُ حَتَّى شَبِعُوا.

    Çocuklar doyuncaya kadar yedi.

    رَكِبْتُ السَّياَّرَةَ حَتَّى أَحْضُرَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً.

    Arabaya bindim ta ki okula erken varayım (geleyim) .

    قَرَأْتُ الدَّرْسَ كَثِيراً حَتَّى أَنْجَحَ فِي الِامْتِحاَنِ.

    İmtihanda başarmak için (başarayım diye) dersi çok okudum.

    رَجَعْتُ إِلَى مَنْزِلِي مُبَكِّراً حَتَّى أَسْتَقْبِلَ ضُيُوفِي.

    Misafirlerimi (karşılamak için) karşılayayım diye erkenden evime döndüm.

    7) اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ : Fâ-i Sebebiyye: Atıf harfidir. Bu harfle, cümlenin ilk kısmı sonraki kısmın oluşmasına sebep olur. Birincisi gerçekleşirse ikinci kısım da gerçekleşir. Fâ-i sebebiyye’nin muzâri fiili gizli (أَنْ)le nasbetmesi için kendinden önce ya nefî (olumsuz) veya taleb (emir, nehiy, soru, temenni) gelmelidir:

     

    لاَ أَعْرِفُ بَيْتَهُ فَأَزُورَهُ.

    Evini bilmiyorum ki ziyaret edeyim.

    اُدْرُسُوا دُرُوسَكُمْ فَتَنْجَحُوا فِي الِامْتِحاَنِ.

    Derslerinize çalışın ki imtihanda başarılı olasınız.
     

    لَمْ يُسْأَلْ فَيُجِيبَ.

    Sorulmadı ki cevap versin.
           

    Genel Cümle Örnekleri

    1- مَسَحْتُ السَّبُّورَةَ كَيْ يَكْتُبَ عَلَيْهاَ الْمُدَرِّسُ – اِعْمَلْ كَىْ تَخْدُمَ الْوَطَنَ .

    2- سَأَجْتَهِدُ فِي دُرُوسِي . إِذَنْ تَنْجَحَ فِي الِامْتِحاَنِ- إِذَنْ يَضْعُفَ بَصَرُكَ.

    3- اَلْوَقْتُ كَالسَّيْفِ إِنْ لَمْ تَقْطَعْهُ قَطَعَكَ – أُريِدُ أَنْ أَقْرَأَ بَعْضَ الْكُتُبِ.

    4- يُريِدُ بَشيِرٌ أَنْ يَكوُنَ طَبيِباً لِيُساَعِدَ الْمَرْضىَ فيِ بَلَدِهِ.

    5- تُحِبُّ فاَطِمَةُ أَنْ تَكوُنَ مُهَنْدِسَةً – تُفَضِّلُ عاَئِشَةُ أَنْ تَكوُنَ مُدَرِّسَةً – تُفَضِّلُ زَيْنَبُ أَنْ تَكوُنَ مُمَرِّضَةً – يُفَضِّلُ أَحْمَدُ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً – يَتَمَنَّى خاَلِدٌ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً أَيْضاً.

    6- ذَهَبَتِ الْأُمُّ إِلَى السوُّقِ بالسَّياَّرَةِ لِتَشْتَرِيَ الْمَلاَبِسَ – هَلْ تَسْمَحُ ياَ واَلِدِي أَنْ آخُذَ الْمَصْرُوفَ؟

    7- إِنَّهُ لاَ يَخْرُجُ إِلَيْناَ حَتَّى يَرْتَفِعَ النَّهاَرُ – تُرِيدُ فاَطِمَةُ أَنْ تَسْتَذْكِرَ دُرُوسَهاَ.

    8- حَتَّى مَتَى اِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ ؟  اِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ حَتَّى وَصَلَ.

    9- ذَهَبَ أَحْمَدُ إِلَى الْمَسْجِدِ لِيُصَلِّيَ فيِ جَماَعَةٍ وَ يَدْرُسَ الْقُرْآنَ وَالْحَديِثَ وَلِيُقاَبِلَ أَصْدِقاَءَهُ.

    10- طَلَبَ الْأَوْلاَدُ مِنْ واَلِدِهِمْ أَنْ يأْخُذَهُمْ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

    11- كَيْفَ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ ؟ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ طَوِيلاً.

    Tercüme:

    1- Öğretmenin üzerine yazması için tahtayı sildim. Vatana hizmet etmek için çalış.

    2- Derslerimi çalışacağım. O halde imtihanda başarırsın. Öyleyse gözün zayıflar.

    3- Vakit kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser. Birkaç kitap okumak istiyorum.

    4- Beşir memleketindeki hastalara yardım etmek için doktor olmak istiyor.

    5- Fatıma mühendis olmayı istiyor (seviyor). Aişe öğretmen olmayı tercih ediyor. Zeynep hemşire olmayı tercih ediyor. Ahmed mühendis olmayı tercih ediyor. Halit de mühendis olmayı temenni ediyor.

    6- Anne elbiseleri satın almak için arabayla çarşıya gitti. Ey babacığım harçlık almama müsaade ediyor musun?

    7- Gerçekten o gün yükselinceye kadar bize çıkmaz. Fatıma derslerini müzakere etmek istiyor.

    8- Ne zamana kadar anne oğlunu bekledi? Anne oğlunu gelinceye kadar bekledi.

    9- Ahmet cemaat (halinde) namaz kılmak, Kur’ân ve hadis okumak ve arkadaşlarıyla buluşmak için mescide gitti.

    10- Çocuklar babalarından kendilerini başkente götürmesini istedi.

    11- Kız öğrenciler hikayeyi nasıl okudular? Kız öğrenciler hikayeyi uzun (süre) okudular.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    FİİL-İ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLARLA İLGİLİ AYETLER

    1- …وَإِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتَّى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ .

    (5/MÂİDE, 22). (Onlar şu cevabı dediler: ) …onlar oradan çıkmadıkça (ordan çıkana kadar) biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.

    giren

    دَاخِلٌ

    2- إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً ماَ بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا …

    (2/BAKARA 26). Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde herhangi bir şeyi misal getirmekten çekinmez. ..

    sivri sinek

    بَعُوضَةٌ

    misal vermek

    ضَرَبَ  يَضْرِبُ مَثَلاً

    çekinmek, utanmak

    اِسْتَحْيَا  يَسْتَحْيِي  اِسْتِحْياَءً

    3- أَ يَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى .

    (75/KIYAME 36). İnsan, (kendisinin) başıboş bırakılacağını mı sanır!

    mühmel, başıboş, cezasız

    سُدًى

    4- قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ …

    (12/YÛSUF 13). (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. (Siz ondan habersizken) onu bir kurdun yemesinden korkarım.

    korktu

    خاَفَ يَخَافُ

    götürdü

    ذَهَبَ  يَذْهَبُ  بِ

    5- قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ …

    (6/EN’ÂM 65). De ki: “O (Allah) size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe … gücü yeter.”

    gönderdi

    بَعَثَ يَبْعَثُ

    ayak, bacak

    رِجْلٌ ج اَلْأَرْجُلُ

    güç sahibi, güç yetirici, kadir

    الْقَادِرُ

    6- أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .

    (36/YÂSÎN, 60). “Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” diye emretmedim mi?

    açık, apaçık

    مُبِينٌ

    düşman

    عَدُوٌّ

    tapmak, ibadet etmek

    عَبَدَ يَعْبُدُ

    emretmek, ahdetmek

    عَهِدَ  يَعْهَدُ

    tapmayın diye. İleride ayrıntılı olarak işleneceği üzere (أَنْ) in burada görüldüğü gibi masdar olarak bir işlevi daha vardır. Emir ya da burada olduğu gibi olumsuz emrin (nehyi hazır) başına geldiği takdirde “ …diye“ manası verir. Bu durumda (أَنْ)e harfu tefsir denir.

    أَنْ لاَ تَعْبُدُوا

                     

    7- يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ…

    (5/MÂİDE, 37). Ateşten çıkmak isterler, (fakat onlar oradan çıkacak değillerdir.)

    istedi

    أَراَدَ  يُرِيدُ  إِراَدَةً

    8- أَ يَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ .

    (90/BELED, 5). (İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

    bir kimse

    أَحَدٌ

    güç yetirmek, gücü yetmek, ölçüp biçmek, ayarlamak

    قَدَرَ  يَقْدِرُ  قَدْراً

    9- كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا {20/33} وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا .

    (20/TA HA, 33-34). (Böylece) seni bol bol tesbih etmemiz ve çok zikretmemiz için (tesbih edelim, zikredelim diye)…

    tesbih (takdis ve tenzih) etmek. Burada (نَذْكُرَ) fiili de atıf vâvıyla (كَيْ) edatı sebebiyle mansûb olmuştur.

    سَبَّحَ يُسَبِّحُ تَسْبِيحاً

    10- إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلاَلٍ مُبِينٍ .

    (36/YÂSÎN, 24). “(İşte) gerçekten o zaman ben apaçık bir sapıklığın içinde olurum.”

    sapıklık[10]

    ضَلاَلٌ

    11- وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ .

    (15/HİCR, 99). Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!.

    ölüm

    الْيَقِينُ

    geldi

    أَتَى يَأْتِي إِتْياَناً

    12- … فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ بَيْنَنَا …

    (7/A’RÂF, 87). ..Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin.

    13- …وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ …

    (2/BAKARA, 102). ..( Halbuki o iki melek): “Biz ancak imtihan (için gönderildik, sakın yanlış inanıp da) kâfir olma” demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezler(di).

    deneme, imtihan. Buradaki (مِنْ) harfi ceri zâiddir.

    فِتْنَةٌ

    14- وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْأَرْضِ يَنْبُوعًا .

    (17/İSRÂ, 90). Onlar: “Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.” dediler.

    pınar, çay, menba, kaynak

    اَلْيَنْبُوعُ ج اَلْيَناَبِيعُ

    fışkırtmak

    فَجَرَ يَفْجُرُ فَجْراً

    15- … فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي …

    (12/YÛSUF, 80)… Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım…

    ayrılmak

    بَرِحَ  يبْرَحُ

    16- … وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ …

    (10/YUNUS, 109)…Allah hükmedinceye kadar sabret.

    17- مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى .

    (20/TAHA, 2). Biz, Kur’ân’ı sana, güçlük çekmen için indirmedik .

    bedbaht (kötü halli) olmak, mesut olmamak, tasalanmak

    شَقِيَ يَشْقَى شَقاَوَةً

    18- … جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا…

    (10/YUNUS, 5). (O ki) Güneşi bir ışık, ayı da bir nur kıldı.

    nur, aydınlatan, nura ileten

    نُورٌ

    ışık

    ضِيَاءٌ

    19-  ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلاَئِفَ فِي الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِهِم لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ .

    (10/YUNUS, 14). Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).

    halife, yerine geçen, halef olan

    اَلْخَلِيفَةُ ج خَلاَئِفُ

    20- … جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا …

    (10/YUNUS, 67). (O Allah ki;) size içinde sükunete ulaşmanız için geceyi, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık olarak yarattı.

    sükunete ulaşmak, sakin olmak, huzur bulmak, istirahata çekilmek

    سَكَنَ  يَسْكُنُ سُكُوناً

    aydınlatıcı, aydınlık

    مُبْصِرٌ

    gündüz

    اَلنَّهَارُ

           

    21- … خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا …

    (7/A’RÂF, 189). ..( O ki,) Sizi bir tek candan (Âdem’den) yarattı, ondan da yanında huzur bulması için eşini (Havva’yı) yarattı.

    22- قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا …

    (19/MERYEM, 21). (Melek: ) Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir ayet (delil) ve kendimizden bir rahmet kılacağız..

    kolay, basit

    هَيِّنٌ

    23- … فاَغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ ….. مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {5/6}

    (5/MÂİDE, 6). (Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman) yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın….   Allah size herhangi bir güçlük kılmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki siz şükredersiniz.

     

    el

    يَدٌ ج أَيْدِي

    yıkamak

    غَسَلَ يَغْسِلُ غُسْلاً

     

    yüz

    اَلْوَجْهُ ج وُجُوهٌ

    silmek

    مَسَحَ  يَمْسَحُ  مَسْحاً 

     

    dirsek

    اَلْمِرْفَقُ ج الْمَرَافِقُ

    temizlemek

    طَهَّرَ  يُطَهِّرُ تَطْهِيراً   

     

    baş

    رأْسٌ ج رُؤُوسٌ

    şükretmek

    شَكَرَ يَشْكُرُ شُكْراً

    topuk (ayette tesniye)

    الْكَعْبُ

    güçlük

    حَرَجٌ

    belki, umulur ki (edat)

    لَعَلَّ

    tamamladı

    أَتَمَّ يُتِمُّ

             

    24- … فَلاَ                   تَدْخُلُوهَا            حَتَّى              يُؤْذَنَ                  لَكُمْ …

    Câr mecrûr   F. muzâri meçhûl mansûb

             Nâibu fâil mahallen merfû

    Nasb harfi F. muz. meczûm

    (و) fâil, (هَا) mef’ûl

     Nehyi Hazır

    (لاَ) cezm ve nehiy harfi

    (24/NÛR, 28). … size izin verilinceye kadar oraya girmeyin…

     

  • Muzari Fiil’i Cezmeden Edatlar Arapça Dersleri

     İKİ FİİL-İ MUZÂRİYİ CEZMEDEN ŞART EDATLARI

    Bilindiği gibi cezm fiili mâzîye değil, yalnız fiil-i muzâriye mahsustur. Aşağıdaki edatlar iki muzâri fiil almış cümlenin başına gelirlerse iki muzâri fiilin de son harekelerini cezm yaparlar ve şart bildirirler. Bunlara şart edatları da denir. Şart edatının yeraldığı cümleden sonra aynı cümlenin içinde bir de cevap cümlesi bulunur. Bu edatların bulunduğu birinci bölüme fi’lü’ş-şart, ikinci bölüme de cevabu’ş-şart denir. Cümle örnekleriyle birlikte bu edatlar şunlardır:

    MUZARİ FİİLİ CEZM EDEN EDATLAR

    إنْ
    …se, …sa    

    إنْ تَقْرَأْ تَفْهَمْ.

    Okursan anlarsın.  

    إنْ يَكْتُبْ درْسَهُ آخُذْ إلَيْهِ زَهْرَةً.

    Dersini yazarsa ona bir çiçek alırım.  

     

    إِنْ تَعْجَلْ تَنْدَمْ.

    Acele edersen pişman olursun.  
    مَنْ
    kim …se, ..sa    

    مَنْ يَقْرَأْ كَثِيراً يَنْجَحْ.

    Kim çok okursa başarır.

    مَنْ يَكْتُبْ دَرْسَهُ أذْهَبْ مَعَهُ إلى الحَدِيقةِ.

    Kim dersini yazarsa onunla bahçeye giderim.

    مَنْ صَبَرَ ظَفِرَ.

    Kim sabrederse zafer kazanır (Hadis).

    مَنْ يَصْبِرْ يَظْفَرْ.

    Kim sabrederse zafer kazanır.
    مَا
    ne …se, …sa    

    ماَ تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ.

    Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir.

     

    مَا يَكْتُبْ مِنْ دَرْسِهِ يَفْهَمْهُ جَيِّداً.

    Dersinden ne yazarsa onu iyi anlar.

     
    مَهْمَا
    her ne…se, ..sa    

    مَهْماَ تَفْعَلْ أَفْعَلْ.

    Her ne yaparsan onu yaparım.  

    مَهْمَا تَكْتُبْ مِنْ دَرْسِكَ أَكْتُبْ أَنَا أَيْضاً.

    Dersinden her ne yazarsan ben de yazarım.  
    أيُّ
    hangisini, neyi, kimi ..se, …sa
     
     

    أَياًّ تَحْتَرِمْ أَحْتَرِمْ.

    Kimi sayarsan sayarım.  
     

    أَياًّ تَكْتُبْ أَكْتُبْ.

    Neyi, hangisini yazarsan yazarım.  
    أَيُّمَا
    kimi, hangisini …se, …sa  
     

    أَيَّمَا تَكْتُبْ إلى الْوَرَقَةِ أَقرَأْهُ.

    Kağıda neyi yazarsan onu okurum.  
    أَيْنَمَا – أَيْنَ
    her nerede, nereye  …se    

    أَيْنَمَا تَجْلِسُوا نَجْلِسْ هُنَاكَ.

    Her nerede oturursanız orada otururuz.  

    تَذْهَبْ أَصْحَبْكَ.  أَيْنَماَ  (أَيْنَ)

    Nereye gitsen sana arkadaşlık ederim.  
    حَيْثُمَا
    her nereye ..se    

    حَيْثُمَا يَنْزِلِ الْمَطَرُ لاَ يُذْهَبْ هُناَكَ.

    Nereye yağmur yağarsa oraya gidilmez.

     

     

    حَيْثُمَا تَذْهَبْنَ أَحْضُرْ هُنَاكَ.

    Her nereye giderseniz oraya gelirim.  
    أَنَّي

    her nereye, her nasıl …se

       

    أَنَّي تَذْهَبْ أَذْهَبْ.

    Nereye (her nasıl) gidersen giderim.  

    أَنَّى تَكْتُبْ أَكْتُبْ.

    Nasıl yazarsan ben (de öyle) yazarım.  
     
    إذْمَا  –   إِذاَماَ
    her ne zaman …se    
     

    إِذْماَ تَذْهَبوُا نَذْهَبْ.

    Her ne zaman giderseniz gideriz.  
     

    إذاَمَا تَكْتُبْ تَحْفَظْ.

    Her ne zaman yazarsan ezberlersin.  
     

    مَتَى

    her ne zaman …sa    
     

    مَتَى تَكْذِبْ يُعْلَمْ.

    Ne zaman yalan söylersen bilinir.  
     

    مَتَى تكْتُبْ أقْرَأْ.

    Her ne zaman yazarsan okurum.  
     
    كَيْفَماَ
    her nasıl …se    
     

    تَضْرِبْ  يَضْرِبْ. كَيْفَماَ

    Nasıl vurursan öyle vurur.  
     

    كَيْفَماَ تَتَكَلَّمْ أَتَكَلَّمْ[4].   

    Sen nasıl konuşursan öyle konuşurum.  
                                     

    *Görüldüğü gibi şart edatları fiil-i muzâriyi cezm yapar. Fakat her zaman şart ifade etmek için mutlaka muzâri fiil kullanılmayabilir. Mahallen meczûm olarak mâzî fiil de şart cümlesi olarak gelebilir[5]. Ancak mâzî fiil mebni olduğu için şart manası dışında fiilin sonunda herhangi bir değişiklik olmaz. Tercümede şart ve cevap cümlesi mâzî olsa da gene muzâri gibi tercüme yapılır:

    إِنْ كَتَبْتَ إِلَيَّ كَتَبْتُ إِلَيْكَ.

    Bana yazarsan sana yazarım.

    مَنْ قَرَأَ فَهِمَ.

    Kim okursa anlar.

    إذْماَ تَتَكَلَّمْ فَلاَ تَكْذِبْ.

    Konuşursan yalan söyleme (Emir cümlesinin cevabının başında  فَ gelir)

     

    *Aynı şekilde cevap cümlesi de mâzî ve muzâri ile başlayan fiil cümlesi olduğu gibi emir, nefy, nehy, soru ve gelecek zaman ifade eden fiillerle de gelir. Bazen isim cümlesi olarak da gelebilir:

    مَنْ يَطْلُبِ الْعِلْمَ لِلْخَيْرِ فَهُوَ مُجاَهِدٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.

    Kim hayır için ilim isterse o Allah yolunda mücahiddir.

    مَنْ يَكْثُرْ مُزاَحُهُ فَهَلْ يَنْجَحُ فِي عَمَلِهِ؟

    Kimin şakası çoğalırsa işinde başarılı olur mu?

    أَنَّى تَعْمَلْ فَهُناَكَ السَّعاَدَةُ.

    Her nerede çalışırsan saadet oradadır.

    *Cevap cümlesinin başı فَ nin yanısıra سَ ، سَوْفَ ، قَدْ  edatlarından biriyle başlarsa ve cevap fiili ماَ – لَنْ[6]  ile menfi olursa veya cevabın başında إِنَّماَ (ancak) bulunursa cevabın muzârisi cezm olmaz:

    إِنْ تَذْهَبْ فَسَتَنْدَمُ.

    Gidersen akabinde pişman olacaksın.

    مَنْ يَفْعَلْ شَراًّ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ.

    Kim kötülük yaparsa kendine zulmetmiş olur.

    مَنْ يَقْتَصِدْ[7] فَماَ يَفْتَقِرُ[8].

    İktisad eden fakir olmaz.

    إِنْ تَكْذِبْ فَلَنْ يُصَدِّقَكَ[9] الناَّسُ.

    Yalan söylersen insanlar sana asla inanmayacak.

    إِنْ نُخْطِئْ[10] فَإِنَّماَ خُلِقْناَ بَشَراً.

    Hata işlersek ancak beşer olarak yaratılmamızdandır.

    Not: Cümlenin sonunda gelen (وَ إِنْ) .. se bile, ..sa bile şeklinde tercüme edilir. Cevabı da olmaz:

    اِذْهَبْ إِلَى واَلِدِكَ وَ إِنْ وَبَّخَكَ[11].    Seni azarlasa bile babana git.

    * Taleb (Emir, nehiy, soru) cümlesinden sonra cevap cümlesi varsa ve önünde (وَ) ve (فَ) bulunmazsa cevap cümlesinin muzâri fiili de ona uyumlu olarak meczûm gelir:

    . (اُدْرُسْ إِنْ تَنْجَحْ ) اُدْرُسْ تَنْجَحْ

    Çalış ki başarasın (Emir) .

    هَلْ تَسْمَعُ أُخْبِرْكَ.

    Dinler misin? Sana haber vereyim[12]. (Soru)  

    لاَ تَلْعَبْ بِالناَّرِ تَحْتَرِقْ (لاَ تَلْعَبْ بِالناَّرِ  إِنْ تَحْتَرِقْ ) .

    Ateşle oynama! Yanarsın[13]. (Nehy)

    *En çok kullanılan şart edatlarıإِنْ  مَنْ  ve ماَ  edatlarıdır. Diğerleri bunlar kadar kullanılmaz. Zamanla, ilerleyen konularda yer alan cümlelerle birlikte konu daha da perçinleşeceğinden  endişe edilmemelidir. 

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    FİİL-İ MUZARİYİ CEZMEDEN EDATLAR İLE İLGİLİ AYETLER

    1- …وَ مَنْ       يَكْفُرْ      بِالْإِيمَانِ    فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ  وَ   هُوَ     فِي الآخِرَةِ    مِنَ الْخَاسِرِينَ.

    Haber

    câr-mecrûr

    Mübtedâ

       Fâil       Fiil

    câr-mecrûr

    Fiil

    Şart ismi
         

    Cevâbu’ş-şart

    Fi’lu’ş-Şart

    Fâili müstetir (هُوَ)

    Mübtedâ (mahallen merfû)
         

    Haber (mahallen merfû)

     
                   

    (5/MÂİDE 5). …. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı inkar ederse (kabul etmezse) onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.

    nankörlük etmek, imandan çıkmak, Allah’a itaat ve şeriatıyla amel hususunda gerekeni yapmamak

    كَفَرَ  يَكْفُرُ  كُفْراً

    zarara, ziyana uğrayan

    الْخَاسِرُ

    boşa çıkmak, neticesiz olmak

    حَبِطَ  يَحْبَطُ حَبْطاً

           

    2- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ .

    (47/MUHAMMED 7). (Ey iman edenler!) Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit tutar (kaydırmaz).

    kimseler

    اَلَّذِينَ

    iman etti

    آمَنَ يُؤْمِنُ إِيماَناً

    ey iman eden kimseler (اَلَّذِينَ) kimseler (fiilin geriye dönülerek ..en, an diye tercüme edilerek bağlandığı ism-i mevsûl konusu yakında işlenecektir. Şimdilik Kur’ân’da çok geçtiği için kalıb olarak ezberleyiniz.)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا

    ayak

    قَدَمٌ ج أَقْدَامٌ

    sabit tutmak, sebat ve istikrarı mucip iş yapmak

    ثَبَّتَ يُثَبِّتُ تَثْبِيتاً

               

    3- وَإِنْ عَزَمُوا الطَّلاَقَ فَإِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ .

    (2/BAKARA  227). Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse muhakkak ki, Allah işitir ve bilir.

    عَزَمَ  يَعْزِمُ  عَزْماً

    azmetmek, ciddi karar vermek

    اَلطَّلاَقُ

    talak, boşanma

     

     

     

     

    4- …وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ .

    (5/MÂİDE 42)…. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.

    أَعْرَضَ  يُعْرِضُ  إِعْراَضاً عَنْ

    yüz çevirmek
    (Burada olduğu gibi mezîd fiillerin de fiil olmaları dolayısıyla aynı kurala tabi olduğunu unutmayınız. Cevab cümlesindeki fiilin başına (لَنْ) gelmesi dolayısıyla cemi müzekkerin i‘râb nûnu düşmüştür.  Sonuna zamir alacağı zaman cemi vâvının elifi de düşer.)

    ضَرَّ يَضُرُّ ضَراًّ

    zarar vermek, ziyana sokmak

    حَكَمَ  يَحْكُمُ  حُكْماً

    hükmetmek, fasletmek, hüküm vermek

    اَلْمُقْسِطُ

    adaletli davranan, adil olan

    أَحَبَّ  يُحِبُّ

    sevdi

    اَلْقِسْطُ

    adalet
                 

    5- …مَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ .

    (24/NÛR, 40).  …Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

    نُورٌ

    nur, ışık, hidayet, hakka götüren deliller

    مَا لَهُ..

    onun yok

    6- قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ .

    (7/A’RÂF 23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.

    رَبَّنَا

    (ey) Rabbimiz!

    كاَنَ يَكُونُ

    oldu

    7- مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ .

    (45/CÂSİYE 15). Kim iyi iş yaparsa kendisi içindir (faydası kendinedir), kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

    صَالِحٌ

    salih olmak, doğru olmak, iyi iş, salih amel

    أَسَاءَ  يُسِيءُ  إِساَءَةً

    kötülük işlemek, ameli ifsad etmek

    رَجَعَ  يَرْجِعُ رَجْعاً

    iade etmek, döndürmek (ayette: dönderilmek)

    8- … الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ…

    (18/KEHF, 29). (Ve de ki) Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise kim dilerse iman etsin, kim dilerse inkâr etsin…

    آمَنَ يُؤْمِنُ إِيماناً

    İman etti

    9- … سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ .

    (6/EN’ÂM, 54). (Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki:) Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek (cahillikle) bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, (bilsin ki) Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    سُوءٌ

    kötülük, fenalık

    جَهَالَةٌ

    cahillik, taşkınlık, akılsızlık

    تَابَ  يَتُوبُ  تَوْبَةً

    masiyetten dönmek, tevbe etmek

    أَصْلَحَ يُصْلِحُ إِصْلاَحاً

    ıslah etmek, düzeltmek (aralarını bulmak), anlaştırmak

    10- وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    (7/A’RÂF 8). O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    ثَقُلَ يَثْقُلُ ثِقَلاً

    ağır gelmek, ağır basmak, racih gelmek

    اَلْوَزْنُ

    tartma, tartı, ölçü

    اَلْمُفْلِحُ

    felaha eren

    اَلْمِيزاَنُ ج اَلْمَوَازِينُ

    tartılar, teraziler
             

    11- وَمَنْ كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى … .

    (17/İSRÂ 72). Kim burda (dünyada Allah’ın çağrısına) kör olursa ahirette de kördür…

    أَعْمَى

    kör

    12- … وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ .

    (27/NEML  40). … Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur, kim nankörlük ederse (bilsin ki), Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.

    غَنِيٌّ

    zengin

    إِنَّمَا

    ancak

    كَرِيمٌ

    ikram eden, nimet veren

    13- مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ .

    (30/RÛM, 44). Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlarlar.

    مَهَدَ  يَمْهَدُ  مَهْداً

    hazırlamak

    14- … وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ .

    (2/BAKARA 273). …Hayırdan her ne harcarsanız muhakkak Allah onu bilir.

    أَنْفَقَ  يُنْفِقُ  إِنْفاَقاً

    harcamak

    15- … وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ …

    (2/BAKARA, 197). …Hayırdan her ne yaparsanız Allah onu bilir.

    16- … وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ …

    (2/BAKARA, 272). …Hayırdan her ne harcarsanız kendiniz içindir 

    17- … مَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ …

    (34/SEBE, 47). (De ki:) Ben sizden ne ücret istemişsem, o sizindir. (Ücretim yalnız Allah’a aittir…)

    اَلْأَجْرُ

    ecir, ücret, mükafat

    18- بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .

    (2/BAKARA, 81). Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennem ashabıdır. Onlar orada devamlı kalırlar.

    اَلْخَطِيئَةُ ج اَلْخَطاَياَ

    kasdi işlenen suç, günah

    أَحَاطَ  يُحيِطُ  إِحاَطَةً

    kuşattı

    خَالِدٌ

    bekası devam eden, kalıcı olan

    أَصْحَابُ النَّارِ

    ateşin ashabı (cehennemlik)
                 

    19- … وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ.

    (2/BAKARA, 121). … Onu kimler inkâr ederse, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.

    اَلْخَاسِرُ

    zarara uğrayan, yazık eden

    20- فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ .

    (2/BAKARA, 152). (Allah buyurdu ki:)  Öyle ise siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin.

    zikretti, andı

    ذَكَرَ يَذْكُرُ

     
    (Emrin cevabı olan cevap cümlesindeki muzâri fiilin harekesi görüldüğü gibi sakin (cezimli) olmuştur (لاَ تَكْفُرُونِ) ise nehyi  hazırdır. Nûnu’l vikayenin altındaki esre de düşen mütekellim ya’sının işaretidir.)

     

     

    Muzari Fiili Cezm Eden Edatlar

    Haysüma Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri حَيْثُمَا

      ( حَيْثُمَا )  şart ismidir, zamme üzere mebnidir. Şart fiilinin mef’ûlün fîhi (mekân zarfı) olmak üzere mahallen mansubtur. “ma” izafetten men edici olan zaid bir harftir. Cümlede “her nerede” mânasını verir ve içinde “Hiç bir kimse, asla tek başına kalamaz. Kendisi görmese de, sürekli olarak gözetlenmektedir.” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci…

    Eyyü Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri أَىُّ

    Âvamil,158 ( أَىُّ عَالِمٍ يَتَكَبَّرْ يُبْغِضْهُ اللهُ ) “Hangi alim kibirlenirse, o alime Ellah Teala buğz eder.” ( أَىُّ ) ismi, cümlede “hangi” mânasını verir ve içinde “kendini devamlı olarak kontrol et, yeterince tanımadığından ilim bile isteme,” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez)…

    Enna أَنَّى Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Âvamil,157 ( أَنَّى تُذْنِبْ يَعْلَمْكَ اللهُ ) “Her nerede günah işlersen Ellah Teala seni bilir.” ( أَنَّى ) ismi, cümlede “hangi yerde” mânasını verir ve içinde “aklınızdan geçenlerden sorumlusunuz, kalbinizi tutkularından kurtarmadan ihlaslı hizmet/ibadet edemezsiniz, İHLAS: Ellah Teala’dan başkasının bilemiyeceği kalbin amelidir.” ifadeleri saklıdır. Çünki akıl ve kalb, hayırların ve günahların mutfakları gibidir. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”,…

    Meta مَتَى Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,155 ( مَتَى تَحْسُدْ تَهْلِكْ ) “Ne zaman hased edersen, helak olursun.” ( مَتَى ) ismi, cümlede “hangi zamanda” mânasını verir ve içinde “buluğdan sonra, mükellef iken” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 1) ( مَتَى ) şart ismidir ve sükun üzere…

    Eyne أَيْنَ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    ( أَيْنَ ) ismi, cümlede “her nerede” mânasını verir ve içinde “evrenin neresinde” ifadesi saklıdır. İki cümleyi cezm eden ve şart ifade eden mekan zarfıdır. Birincisine “fi’lü’ş-şart”, ikincisine “cevabu’ş-şart (ceza)” denir. Şartın, cezası (karşılığı) olduğu için irabdan mahalli yoktur. Fi’lü’ş-şart ve cevabu’ş-şart oluşan cümleye “şart cümlesi” denir. Şart cümlesinde “Birincisi gerçekleşirse, ikincisi biz-zaruri (ister-istemez) gerçekleşir.” anlamı saklıdır. Ayrıca (…

    Men مَنْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    edatlarından olur. (2) İsm-i mevsûl olur. (3) Akıllılar hakkında soru edatı olur. İki fiili cezm eden şart edatı (ismi) olması, sadece akıllılar içindir. Bu tür kullanışlarda (Kim + Fiil + ise) veya (Yap_an kimse)” anlamını verir. Örnek 78/39 : ( ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا ) “İşte o gerçek gündür. O halde dileyen (kimse) Rabbine dönen bir…

    Mehma مَهْمَا Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri مَهْمَا

    Âvamil,146 ( مَهْمَا تَفْعَلْ تُسْأَلْ مِنْهُ ) “Hangi şeyi yaparsan, o şeyden sorulursun.” ( مَهْمَا ) ismi, cümlede “şey” mânasını verir ve içinde “hayırdan veya şerden, az olsun veya çok olsun, kıyamet gününde hesab verirsin ifadesi saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 1)…

    İzama Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,164 ( إِذَامَا تَعْمَلْ بِعِلْمِكَ تَكُنْ خَيْرَ النَّاسِ ) “Ne zaman ilminle amel edersen, NÂS’ın en hayırlısı olursun.” ( إِذَا ) ismi, cümlede “ne zaman” mânasını verir ve içinde “ön şartlar yerine getirildiğinde” ifadesi saklıdır. Çünkü bir Hadis-i Şerifte mealen: “Tövbe etti ama; (1) ilim öğrenmeye kalkışmadı, (2) ibadeti fazlalaşmadı, (3) akrabası ondan razı olmadı, (4) süslenmesi değişmedi, (5) arkadaşlarını…

    İzma Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri إِذْمَا

    Âvamil,162 ( إِذْمَا تَتُبْ تُقْبَلْ تَوْبَتُكَ ) “Ne zaman tövbe edersen, senin tövben kabul olunur.” ( إِذْمَا ) ismi, cümlede “ne zaman” mânasını verir ve içinde “ön şartlar yerine getirildiğinde” ifadesi saklıdır. Çünkü bir Hadis-i Şerifte mealen: “Tövbe etti ama; (1) ilim öğrenmeye kalkışmadı, (2) ibadeti fazlalaşmadı, (3) akrabası ondan razı olmadı, (4) süslenmesi değişmedi, (5) arkadaşlarını değiştirmedi, (6) teheccüde…

    Ma Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri مَا

    ( مَا ) ismi iki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza (cevab)” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 2/106 : ( … مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا ) “Biz bir ayetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut benzerini getiririz …” İ’râbı :…

    En إِنْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

        ( إِنْ ) harfi, şart ve ceza (karşılığı) içindir. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. Şöyle de söylenebilir : Şart fiili kesbî’dir ve niçin ile ilgilidir.. Ceza fiili ise, vehbî’dir ve neden ile ilgilidir. Ayrıca ; NİÇİN ? sorusunun cevabı, zamirle ilgilidir. NEDEN…

    Li لِ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,141 ( لِيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً ) “Salih bir amelle, amel etsin.” ( لِ ) Emir lâm’ı bir işin yapılmasının talebi içindir. Emrin muhatabı olan “inanan her insan” ifadesi, cümlede saklıdır. Tek bir fiili cezm eder. 1) ( يَعْمَلْ ) muzari fiili, ( لِ )  harfi ile lafzan meczumdur. Fâili, gaibe raci olan tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 2) ( عَمَلاً )…

    Lemma لَمَّا Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Tek bir muzari fiili cezm eden ( لَمَّا ) olarak görev yapar. Muzarinin mânasını maziye çevirir ve onu nefy eder. Olumsuzluğun başladığı zamandan, konuşulan zamana kadar olan süreyi kapsar. Önüne şart edatı gelemez. Örnek : ( لَمَّا يَنْفَعْ عُمْرِى ) “Ömrüm, fayda vermedi.” Terkibindeki ( يَنْفَعْ ) muzari fiili, ( لَمَّا )  harfi ile lafzan meczumdur. ( عُمْرِى ) fâil…

    Lem لَمْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Âvamil,137 ( لَمْ يَلِدْ وَ لَمْ يُولَدْ ) “(Ellah Teala, başkasını) doğurmadı ve (Ellah Teala, başkasından) doğurulmadı.” Tek bir fiili cezm eder. 1) ( يَلِدْ ) muzari fiili, ( لَمْ )  harfi ile lafzan meczumdur. Fâili, Ellah Lafzına raci olan tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 2) ( يُولَدْ ) meçhul-muzari fiili, ( لَمْ )  harfi ile lafzan meczumdur. Naibi fâili,…

  • Şart Cümlesi

     

    ŞART CÜMLESİ

    Şimdiye kadar gördüğümüz cahd-ı mutlak edatı (لَمْ), cahd-ı müstağrak edatı (لَماَّ), lâmü’l-emr (لِ) ve nehiy (لاَ)sı önüne geldiği bir muzâri fiili cezmediyordu. Ancak bir de aynı cümlede bulunan bütün muzâri fiilleri cezmeden edatlar vardır. Bu edatların hepsi de şart edatıdır. Hepsinin tercümesinde ..se, ..sa ifadesiyle mana verilir. Arapça’da şart ifade etmek üzere en çok kullanılan edat إِنْ (..se, ..sa, ..ise) edatıdır.

    إِنْ كَتَبَ

    yazdıysa, yazarsa

    إِنْ يَكْتُبْ

    yazarsa, yazıyorsa

    إِنْ كَتَبُوا

    yazdılarsa,  yazarlarsa

    إِنْ يَكْتُبُوا

    yazarlarsa, yazıyorlarsa

    إِنْ harfi mâzî fiilin başına geldiğinde de aynen muzâri manası verir. إِنْ harfinin başında bulunduğu muzâri fiillerin hepsinin son harfleri cezimli olur. Yani şart edatı ile gelen muzâri fiile cevap teşkil eden cümlenin (cevabuş-şart) muzârisi de cezimli olur. Ne zaman fiil-i muzârinin müfredindeki son harfinin harekesi değişse (cezm olsa) gâibe ve muhâtaba cemi müennes nunları hariç sondaki  diğer nunlar düşer.

    Başına إنْ edatı gelen muzâri fiile, gelecek zamanı ifade eden سَ  ve سَوْفَ takıları getirilmez. Çünkü إِنْ  şart edatı mana bakımından gelecek zamanı da bildirir.

    إنْ  تَعْمَلْ تَنْجَحْ.

    Çalışırsan başarırsın.

    إِنْ تَكْذِبْ تَاْثَمْ.

    Yalan söylersen günaha girersin.

    En çok kullanılan  إِنْşart edatını giriş olmak üzere işlediğimiz iki fiil-i muzâriyi cezmeden diğer şart edatları şunlardır:

  • Tekid Lamı ve Tekid Nunu

    TE’KÎD LÂMI VE TE’KÎD NÛNU

    Menfî olmayan muzârilerin başına manayı kuvvetlendirmek ve pekiştirmek için getirilen fethalı (لَ) harfine te’kit lâmı denir.

    إِناَّ  لَنَنْصُرُ رُسُلَناَ..

    Şüphesiz biz peygamberlerimize muhakkak yardım ederiz (Mü’min, 51).

    Tekidi artırmak için sonuna bir de fethalı şeddeli nûn (نَّ) (te’kid nûnu) getirilir. Böylece duygu yönünden şiddetli/belağatı yüksek olan ifadelerde kullanılır:

    لَنَكْتُبَنَّ

    elbette (muhakkak, mutlaka) yazacağız.

    كَلاَّ لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ.

    Hayır! Andolsunki o mutlaka, Hutame’ye atılacaktır (Hümeze, 4).(meçhûl fiil).

     

    *Te’kit nunları eklendikleri muzârinin zamanını müstakbele (gelecek zamana) tahsis eder:

    لَيَقْرَأَنَّ

    elbette okuyacak

    لَيَنْجَحَنَّ

    mutlaka başaracak

    *Te’kit nûnu sonuna eklendiği müfred muzârinin son harfini fetha yapar. Cemi vâvı düşerek ötre, müfred muhâtaba yâ’sı düşerek yerine esre kalır. Cemi müennes nûnu hariç diğer tesniye ve ceme mahsus nunlar da te’kîd nûnu getirilince düşer. Cemi müennes nûnuyla te’kîd nûnu arasına bir elif getirilir:

    Muzâri’nin Şeddeli Te’kit Nûnu’yla Çekim Tablosu

     

    Müfred

    Tesniye

    Cem

    Gâib

    لَيَفْعَلَنَّ

    لَيَفْعَلاَنِّ

    لَيَفْعَلُنَّ

     

    Elbette o

    yapacak

    Elbette o ikisi yapacak

    Elbette onlar

    yapacak

    Gâibe

    لَتَفْعَلَنَّ

    لَتَفْعَلاَنِّ

    لَيَفْعَلْناَنِّ

             

     

    Muhâtab

    لَتَفْعَلَنَّ

    لَتَفْعَلاَنِّ

    لَتَفْعَلُنَّ

     

    Elbette sen

    yapacaksın

    Elbette ikiniz

    yapacaksınız

    Elbette sizler

    yapacaksınız

    Muhâtaba

    لَتَفْعَلِنَّ

    لَتَفْعَلاَنِّ

    لَتَفْعَلْناَنِّ

     

    Mütekellim

    لَأَفْعَلَنَّ

    لَنَفْعَلَنَّ

    لَنَفْعَلَنَّ

     

    Elbette ben

    yapacağım

    Elbette ikimiz

    yapacağız

    Elbette biz

    yapacağız

     

     

    Görüldüğü gibi te’kîd nûnu’nun harekesi müsennâ ve cemi müenneslerde “kesre” diğerlerinde fethadır. 2. şahıs müfred müennesdeki ve cemi müzekkerlerdeki uzun sesliler kısaltılır. Yani (ين) ve (وا)  kalkar. Cemi müenneslerde ise fiilin sonuna elif eklenir.

    *Te’kit lâmı tek başına bulunabilir; te’kit nûnu ise talep bildirmeyen muzâride [(إِمَّا)(..se, sa), لَ ] edatlarından biriyle birlikte bulunur; nehiy (لاَ) ve emir gibi talep bildiren fiillerde ise bunlar olmadan da gelir:

    فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ[8] فِي الْحَرْبِ…

    Eğer savaşta onları yakalarsan…(Enfal, 57)

    يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ[9] رُسُلٌ مِنْكُمْ…

    Ey Ademoğulları! Size kendi içinizden peygamberler gelirse… (A’râf, 35)

    … إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا[10]…

    Eğer o ikisinden (anne ve babandan) biri veya her ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa…(İsrâ, 23)

    * Nûnu te’kidli muzârinin başında لَ harfi kullanılırsa mutlak kararlılığı gösterir:

    لَأَقْتُلَنَّكَ !

    Seni (muhakkak) öldüreceğim!

    لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ.

    Sana kesinlikle inanacağız.

    …وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ.

    …muhakkak ki peygamberlere (de) soracağız (sorguya çekeceğiz)(A’râf, 6) .

      * لاَ ile kuvvetli bir olumsuz emir (nehiy) hali oluşturur:

    لاَ يَحْسَبَنَّ.

    sakın sanmasın!

    لاَ يَغُرَّنَّكُمُ[11] الشَّيْطاَنُ.

    Asla (hiçbirşekilde) şeytan sizi aldatmasın! 

    يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ[12] الشَّيْطَانُ…

    Ey Adem oğulları! Şeytan (ana-babanızı cennetten çıkardığı gibi).. sakın sizi de şaşırtmasın (A’râf, 27) .

     

    (Nûn-u Muhaffefe): (Te’kîd Nûnunun hafifletilmiş şekli): Muzâri fiillerin sonunda anlamı kuvvetlendirmek için şeddeli nun getirildiği gibi cezimli nun da getirilebilir. Tesniyelerde ve müennes çoğullarda kullanılmaz.

    لَيَقْرَأَنْ

    elbette okuyacak

    لَيَنْجَحَنْ

    mutlaka başaracak

     

                     

    Muzâri’nin Şeddesiz Te’kit Nûnu’yla Çekim Tablosu

     

     

    Müfred

     

    Tesniye

     

    Cem

    Gâib

    لَيَفْعَلَنْ

    ——

    لَيَفْعَلُنْ

     

    Elbette o

    yapacak

     

    Elbette onlar

    yapacak

    Gâibe

    لَتَفْعَلَنْ

    ——

    ——

     

    Muhâtab

    لَتَفْعَلَنْ

    ——

    لَتَفْعَلُنْ

     
     

    Elbette sen

    yapacaksın

     

    Elbette sizler

    yapacaksınız

    Muhâtaba

    لَتَفْعَلِنْ

    ——

    ——

     

     

    Mütekellim

    لَأَفْعَلَنْ

    ——

    لَنَفْعَلَنْ

     
       

    Elbette ben

    yapacağım

     

    Elbette biz

    yapacağız

               

    * Kur’ân’da bazen hafifletilmiş te’kit nûnu tenvin olarak gelir:

    لَيُسْجَنَنَّ وَ لَيَكُوناً (لَيَكُونَنْ) مِنَ الصاَّغِرِينَ.

    Şüphesiz ki o kesinlikle hapsedilecek ve muhakkak ki küçük düşenlerden olacak (12/Yûsuf, 32).

     

    كَلاَّ لَنَسْفَعاً (لَنَسْفَعَنْ) بِالناَّصِيَةِ.

     
     

    Asla (öyle değil), muhakkak ki onu alnından yakalayacağız (96/Alak, 15) .

     
     

    لَيَكُوناً[13] كَذَلِكَ.

    O elbette öyle olacak.  
           

    *Te’kitli muzâriler yerine göre gereklilik de ifade edecek şekilde tercüme edilir.

    لَتَفْعَلَنَّ كَذاَ

    Böyle yapmalısın.

     

    TE’KÎD NÛNUNA BİTİŞİK FİİL İLE İLGİLİ AYETLER

    1- ثُمَّ            لَتُسْأَلُنَّ          يَوْمَئِذٍ         عَنِ          النَّعِيمِ .

    Mecrûr isim H. cer Zarfu zaman F. muz. meçhûl

    Atıf harfi

          (لَ) Harfu Kasem (yemin harfi)

    (نَّ) te’kîd nûnu

    (102/TEKÂSÜR, 8) Sonra o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.

    2- كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ .

    (58/MÜCÂDELE, 21) Allah “Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz” diye yazmıştır.  Allah güçlüdür, üstündür.

    غَلَبَ  يَغْلِبُ غَلَباً   

    galib geldi, üstün geldi

    رَسُولٌ ج رُسُلٌ

    peygamber, elçi

    قَوِيٌّ

    kudret sahibi, güçlü

    عَزِيزٌ

    aziz, üstün, kuvvetli, güçlü
             

    3- لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ …

    (48/FETİH, 27) And olsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. (Allah dilerse) siz mutlaka (güven içinde) Mescid-i Harama gireceksiniz.

    صَدَقَ يَصْدُقُ صِدْقاً

    doğru söz söylemek, doğru olmak, doğru olduğunu bildirmek

    الرُّؤْيَا

    rüya.

     

    2. sayfaya geçiniz

    Tekid Lamı ve Tekid Nunu

    Manayı kuvvetlendirmek ve pekiştirmek için muzari fiillerin başına لَ harfi, muzari veya emir fiillerinin sonuna da نَّ (kuvvetli vurgular için) veya نْ (daha hafif vurgular için) harfleri getirilir.

    وَاللهِ لَأَنْشُرَنَّ الإِسْلامَ فِي بَلَدِي : Vallahi İslam’ı memleketimde yayacağım.

     

    Muzari Merfu Çekimi;

    يَكْتُبُنَّ

    يَكْتُبْنَانِّ

    تَكْتُبُنَّ

    تَكْتُبْنَانِّ

     

    يَكْتُبَانِّ

    تَكْتُبَانِّ

    تَكْتُبَانِّ

    تَكْتُبَانِّ

    نَكْتُبَنَّ

    يَكْتُبَنَّ

    تَكْتُبَنَّ

    تَكْتُبَنَّ

    تَكْتُبِنَّ

    أَكْتُبَنَّ

     

    Muzari Meczum Çekimi; Muzari merfu çekimi ile aynıdır.

    لا تَجْلِسَنَّ فِي هذا الكُرْسِيِّ فَإِنَّهُ مَكْسُورٌ : Bu sandalyeye oturma, o kırıktır.

    يَا إِخْوَانُ، لا تَخْرُجُنَّ مِنَ الفَصْلِ قَبْلَ السَّاعَةِ الوَاحِدَةِ : Kardeşlerim, saat birden önce sınıftan çıkmayın.

    يَا زَيْنَبُ، لا تَغْسِلِنَّ ثَوْبَكِ بِهذا الصَّابُونِ : Zeynep, elbiseni bu sabunla yıkama.

    يا أَخَوَاتُ، لا تَشْرَبْنَانِّ هذا المَاءَ : Kız kardeşler, bu sudan içmeyin.

     

    Emir fiilleri de yine aynı şekildedir;

    اُكْتُبْ  –>  اُكْتُبَنَّ

    اُكْتُبَا  –>  اُكْتُبَانِّ

    اُكتُبُوا  –>  اُكْتُبُنَّ

    اُكْتُبِي  –>  اُكْتُبِنَّ

    اُكْتُبْنَ  –>  اُكْتُبْنَانِّ

     

    Nâkıs fiillerin dönüşümünde ise illet harfleri geri gelir;

    اِمْشِ –> اِمْشِيَنَّ  ،  اُدْعُ –> اُدْعُوَنَّ  ،  تَنْسَ –> تَنْسَيَنَّ

     

     

    Hangi Durumlarda Kullanılır

    1) Aşağıdaki durumlarda kullanılması isteğe bağlıdır;

    – Emir cümlesinde,

    اِنْزِلَنَّ مِنَ السَّيَّارَةِ يَا وَلَدُ : Arabadan in çocuk.

    – Muzari fiil emir, yasaklama yada soru olarak bir talep belirtiyorsa,

    لا تَأْكُلَنَّ وأَنْتَ شَبْعَانُ : Tokken asla yemek yeme.

    2) Muzari fiil kasem cevabı ise kullanılması zorunludur;

    وَاللهِ لَأَحْفَظَنَّ القُرْآنَ الكَرِيمَ : Vallahi Kuran’ı Kerim’i ezberleyeceğim.

    Bu tür cümleler şu şartlara bağlıdır;

    – Olumlu olmalıdır,

    وَاللهِ لا أَخْرُجُ : Vallahi çıkmayacağım.

    – Fiil geleceği ifade etmelidir. Eğer şimdiki zamanı ifade ediyorsa sadece لَ harfi kullanılır,

    وَاللهِ لأُحِبُّكَ : Vallahi seni seviyorum.

    وَاللهِ لأُسَاعِدَنَّهُ : Vallahi ona yardım edeceğim.

    وَاللهِ لأُسَاعِدُهُ : Vallahi ona yardım ediyorum.

    – لَ harfi fiile eklenmelidir. Eğer bir kelimeye eklenirse ن kullanılmaz,

    وَاللهِ لإِلَى مَكَّةَ أَذْهَبُ : Vallahi Mekke’ye gideceğim.

    وَاللهِ لأَذْهَبَنَّ إِلَى مَكَّةَ

    وَاللهِ لسَوْفَ أَزُورُكَ : Vallahi seni ziyaret edeceğim.

    3) Şart eki olan إِمَّا ile birlikte büyük ihtimalle kullanılır.

    إِمَّا تَذْهَبَنَّ إِلى مَكَّةَ أَذْهَبْ مَعَكَ : Eğer Mekke’ye gidersen ben de seninle geleceğim.

     

     

  • Nehyi Hazır Arapça Dersleri

     NEHY-İ HÂZIR

    (MUHÂTAB EMRİN OLUMSUZU)

    Yapılışı: Muzârinin muhâtablarının başına لاَ getirilip sonunun cezim yapılmasıyla olur. Muhâtaba cemi müennes nûnu hariç diğerlerindeki ن lar düşer.

    لاَ تَكْتُبُوا

    لاَ تَكْتُبَا

    لاَ تَكْتُبْ

    Muhâtab

    لاَ تَكْتُبْنَ

    لاَ تَكْتُبَا

    لاَ تَكْتُبِي

    Muhâtaba

    (Sizler) yazmayın

    (İkiniz) yazmayın

    (Sen) yazma

     

    Meçhûlünde bir değişiklik yoktur:

    لاَ تُكْتَبوُا

    yazılmayın

    لاَ تُكْتَبْ

    yazılma

    Cümle Örnekleri:

     

    تَفْتَحُ الناَّفِذَةَ – لاَ تَفْتَحِ الناَّفِذَةَ.

    Pencereyi açıyorsun – Pencereyi açma.
     

    لاَ تَخْرُجْ مِنَ الْبَيْتِ فِي الْبَرْدِ.

    Soğukta evden çıkma.
     

    لاَ تَذْهَبْ قَبْلَ يَوْمَيْنِ.

    İki günden önce (iki güne kadar) gitme.
     

    لاَ تَجْلِسُوا هُناَكَ.

    Orada oturmayın.
     

    لاَ تَنْهَرْنَ الْفُقَراَءَ.

    Fakirleri azarlamayın.
     

    لاَ تَتْرُكِي صَدِيقَتَكِ وَحِيدَةً.

    Arkadaşını tek başına bırakma.
     

    لاَ تَطْرُدُوا الْأَوْلاَدَ مِنَ الْحَدِيقَةِ.

    Çocukları bahçeden kovmayın.
     

    لاَ تَقْطَفْنَ الْأَزْهاَرَ مِنْ فَضْلِكَ[6].

    Lütfen çiçekleri koparmayın.
     

    لاَ تُقْطَفِ الْأَزْهاَرُ.

    Çiçekler koparılmasın.

    لاَ تَكْسَلْ – لاَ تَغْضَبْ وَ لاَ تَيْأَسْ مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ.

    Tembellik yapma – Öfkelenme ve Allah’ın rahmetinden ümit kesme.

         

    NEHY-İ HÂZIR İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَ          لاَ               تَأْكُلُوا     أَمْوَالَكُمْ         بَيْنَكُمْ      بِالْبَاطِلِ …

    Câr-mecrûr

    Zarfu mekan

    Mef’ûl

    F. muzâri meczûm

    Nefy ve cezm  h.

    İsti’nâf harfi

    (2/BAKARA, 188). Mallarınızı, aranızda batıl (haksız sebepler) ile yemeyin…

    اَلْبَاطِلُ

    asılsız şey, batıl

     

     

    2- وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ …وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ …

    (7/A’RÂF, 19). (Allah buyurdu ki:) Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin.. (Ancak) bu ağaca yaklaşmayın…

    3- … قَدْ جَاءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ … وَلاَ تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ …

    (7/A’RÂF, 85). …Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. …  İnsanların eşyalarını eksik vermeyin…

    بَيِّنَةٌ

    açık delil, bürhan

    بَخَسَ يَبْخَسُ  بَخْساً 

    eksiltmek, hakkını vermemek, düşük fiyat vermek

    4- … لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .

    (39/ZÜMER, 53). Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    قَنِطَ  يَقْنَطُ قَنَطاً 

    ümit kesmek, ümitsiz olmak

    غَفَرَ  يَغْفِرُ مَغْفِرَةً

    bağışlamak

    اَلذَّنْبُ ج اَلذُّنُوبُ

    günah

    5- … وَاعْلَمُوا أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ .

    (9/TEVBE, 36). ..bilin ki Allah müttekîlerle (kötülükten sakınanlarla) beraberdir.

    6- … إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ …

    (9/TEVBE, 40). ..O bir zamanlar arkadaşına “Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi…

    إِذْ

    bir zamanlar

    صَاحِبٌ ج اَصْحاَبٌ

    arkadaş, sıkı dost

    أَنزَلَ  يُنْزِلُ  إِنْزاَلاً

    indirdi

    اَلسَّكِينَةُ

    sebat, kalbin mutmain olması
             

    7- فَقَالُوا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ .

    (10/YUNUS, 85). Onlar dediler ki: “Allah’a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme (konusu) kılma.

    تَوَكَّلَ  يَتَوَكَّلُ  تَوَكُّلاً

    tevekkül etmek, Allah’a dayanmak, işi Allah’a bırakmak

    اَلْفِتْنَةُ

    deneme, imtihan fitne, şaşırma

    8- … قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ …

    (11/HÛD, 84). … (Şuayb) Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için ondan başka Tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın.

    يَا قَوْمِ

    ey kavmim. (قَوْمِ) kelimesinin son harfinin harekesinin esre oluşu, düşen  “benim ..” manasındaki mütekellim ya’sına işaret eder.

    عَبَدَ  يَعْبُدُ

    kulluk etti, ibadet etti

    غَيْرُهُ

    …den başka, hariç, dışında

    مَا لَكُمْ مِنْ

    sizin için yoktur. Buradaki مَا harf-i nefy, مِنْ de zâid harf-i cerdir.

     

     

     

    نَقَصَ  يَنْقُصُ نَقْصاً

    eksiltmek, eksik bırakmak, düşük ölçmek

    اَلْمِكْيَالُ

    ölçek

    اَلْمِيزَانُ

    terazi, tartı
                 

    9- قَالَ لَهُمْ مُوسَى وَيْلَكُمْ لاَ تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا …

    (20/TÂHÂ, 61). Mûsâ onlara: “Yazık size! Allah hakkında yalan uydurmayın….” dedi.

    وَيْلٌ

    yazık, vah

    وَيْلَكُمْ

    yazık size!

    اِفْتَرَى يَفْتَرِي اِفْتِراَءاً

    uydurdu, iftira etti, düzdü

    10- وَلاَ تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ[7] .

    (51/ZARİYÂT, 51). Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O’nun tarafından (gelmiş) (açık) bir uyarıcıyım.

    آخَرَ

    başka,diğer

    نَذِيرٌ

    uyarıcı

    مُبِينٌ

    apaçık

     11- فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ .

    (93/DUHÂ, 9). Öyleyse yetime gelince (sakın) ezme.

    أَمَّا

    ….e gelince

    قَهَرَ  يَقْهَرُ  قَهْراً

    yenmek, ezmek, incitmek

    12-  وَأَمَّا السَّائِلَ فَلاَ  تَنْهَرْ .

    (93/DUHÂ, 10). (El açıp) isteyene gelince (de) sakın azarlama.

    اَلسَّائِلُ

    dilenen, isteyen

    نَهَرَ  يَنْهَرُ  نَهْراً

    azarlamak