Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Adem (a.s.) Hayatı

 

I. Peygamberlere Gönderilen Kitaplar Ve Sahifeler

 

Allah Teâlâ,
peygamberlerden dördüne birer kitap gönder­miştir. Musa’ya (a.s.) Tevrat’ı, Davud’a
(a.s.) Zebur’u, İsa’ya (a.s.) İncil’i ve son peygamber olan Hz. Muhammed’e
(s.a.v.) Kur’ân-ı Kerim’i indirmiştir. Bu büyük kitapların yanında, dört peygam­bere
de, hacim olarak daha küçük kitaplar demek olan suhuf/sahifeler verilmiştir.
Kendilerine suhuf gönderilen pey­gamberler ve sahifelerinin hacimleri ise
şöyledir: Hz.Âdem’e 10 sahife; Hz. Şît’e 50 sahife; Hz. İdris’e 30 sahife; Hz.
İbrahim’e 10 sahife. Bunlar, toplam olarak 100 sahife tutmaktadır. [79]

 

İ. Kur’ân-I Kerim Peygamberlerden Bâzıları Hakkııjda Bilgi
Vermiştir

 

Kur’ân-ı Kerim’de,
peygamberlerden bâzılarının tanıtıldığı, diğerleri hakkında ise bilgi
verilmediği açıklanmaktadır:

“(Ey Muhammedi)
Şüphesiz ki biz, senden önce birçok pey­gamber gönderdik. Onlardan bir kısmını
sana anlattık, bir kısmını da anlatmadık…”[80]

Bâzı rivayetlerde, az
önce geçtiği gibi, peygamberlerin top­lam sayısının 124 bin olduğu ifâde
edilmiştir. Kur’ân-ı Kerim,, onlardan sadece 25’i hakkında bilgi vermiştir.
Buna göre, Kur’ân’da isimleri geçmeyen peygamberlere icmali/toplu iman,
isimleri geçenlerin[81]
peygamberliğine ise tafsîlî iman gerekir. Kur’ân’da isimleri geçen peygamberler
şunlardır:

Âdem, îdris, Nuh?
Salih, Hûd, Şuayb, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Musa, Harun,
Dâvud, Süleyman, İlyas, Elyesa, Eyyûb, Zülkifl, Yunus, Zekeriya, Yahya, İsa,
Muhammed (a.s.).

Bu peygamberlerden
onsekizinin ismi, En’am suresinin 84-86.âyetlerinde toplu olarak geçmektedir:

“Biz, İbrahim’e,
İshak’ı ve Ya’kub’u bahşettik. Ve hepsim doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh’u
ve soyundan olan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyûb’u, Yusufu, Musa’yı ve Harun’u da
doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilikte bulunanları böyle mükâ­fatlandırırız.
Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da hidâyete erdirdik. Hepsi de sâlih
kullanmızdandı. İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’u da hidâyete erdirdik. Hepsini de
âlemlere üstün kıldık.”

Bu âyetlerde isimleri
sayılanların ve diğer yedi peygambe­rin isimleri, çeşitli âyetlerde müteaddit
defalar zikredilmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de
isimleri geçen Üzeyir[82]
Lokman[83], ve
Zülkarneyn[84] ile Hz. Musa’nın birlikte
yolculuk yaptığı ve kendisinden önemli şeyler öğrendiği sâlih kulun[85]-ki,
hadislerde bu şahsın Hızır (a.s.) olduğu bildirilmiştir- peygamber
olup-olmadık-ları hususunda ise ihtilaf vardır. Müfessir ve tarihçiler arasında
Hz. Üzeyir’in peygamber olduğu görüşü oldukça yay­gındır. Buna dayanarak
eserimizde onu da tanıttık. [86]

 

K. Peygamberlerin Müşterek Dini İslamdır

 

Bütün peygamberlerin
müşterek dini olan İslâm, Allah’ın birliği ve peygamberliğin umumîliği
temelleri üzerine oturmuş­tur. Bu din, Hz. Âdem, Hz. Musa, Hz. İsa ve gelmiş
geçmiş bütün peygamberlerin ümmetlerine getirmiş oldukları dindir. Kur’ân-ı
Kerim, bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:

“Allah’ın
dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde ne varsa, hepsi, ister
istemez, O’na teslim olmuştur. Ve yine O’na döneceklerdir.

Ey Muhammedi De ki:
Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına
indirilene; Rableri tara­fından Musa’ya, isa’ya ve bütün peygamberlere
verilenlere iman ettik. Onlar arasında bir ayırım yapmayız. Biz, Allah’a teslim
olan müslümanlanz,[87]

Bütün peygamberler,
kavimlerine kendilerinin Allah’a tes­lim olan müslümanlar olduklarını
açıklamışlardır. Nuh (a.s.), bu hususta şöyle demiştir:

“Eğer davetimden
yüz çevirirseniz, zâten ben sizden bunun karşılığında bir ücret istemedim.
Benim mükâfatım ancak Allah katındandır. Ben (sâdece O’nun emirlerine itaat
eden) Müslüman­lardan olmakla emrolundum.[88]

Bu bayrağı
taşıyanlardan Hz.İbrahim ve torunu Hz. Yakub nakkmda da şöyle denilmektedir:

“Kendini
bilmezlerden başka kim İbrahim’in dininden yüz çevirir? And olsun ki, dünyada
onu önder seçtik, şüphesiz O, ahirette de iyilerdendir. Rabbi ona, ‘Müslüman oV
buyurduğunda, ‘Alemlerin rabbine teslim oldum.’ demişti, ibrahim, bunu oğullarına
vasiyet etti. Yakub da, , ‘Evlâtlarım! Bakın Allah, size en saf ve temiz inana
bahşetti; Öyleyse siz de ancak O’na teslim olmuş müslümanlar olarak can verin!’
dedi. Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O zaman oğullarına,
‘Benden sonra neye tapacaksınız?’ diye sormuştu; Onlar da, ‘Senin rabbine ve
atala­rın İbrahim, ismail, İshak’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz,
bizler O’na teslim olmuş müslümürilanz.’ demişlerdi.[89]

Bu hakikat, Hz. Yusuf
tarafından da şöyle ifade edilmiştir: “Ey Rabbim! Sen bana bir parça mülk
verdin ve bana düşle­rin yorumunu Öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı!
Dünyada da, âhirette de benim yârim sensin! Beni Müslüman olarak öldür ve beni
iyilere kat!”[90]

Hz. İsa ve havarileri
de aynı şeyi söylemişlerdi: “İsa insanların inkârlarını hissedince, ‘Allah
uğrunda yar­dımcılarım kimlerdir?’ dedi. Havariler, ‘Biz Allah’ın dininin yar­dımcılarıyız.
Allah’a inandık, müslüman olduğumuza şahid ol. Rabbimiz! Senin indirdiğine
inandık, Peygambere uyduk; bizi şa­hit olanlarla beraber yaz.’ diye cevap
verdiler.[91]

Bu kervanın son
temsilcisi Sevgili Peygamberimiz, Hz. Â-dem’den kendisine kadar, bütün
peygamberlerin aynı din üzere olduklarını şöyle ifade etmiştir:

“Dünya ve
âhirette îsa b. Meryem’e en yakın olan benim, Zî-ra bütün peygamberler
birbirlerinin kardeşi gibidirler. Sanki bir babadan ve ayn ayn annelerden
doğmuşlardır. Onların dinlen de birdir ve aynıdır.[92]

Cenab-i Hak, önceki
peygamberlerden, sonra gelecek pey­gamberlere ve yine özellikle son peygamber
olan Hz. Muham-med’e (s.a.v.) iman ve yardım hususunda kesin bir söz alıyordu.

Buna göre
peygamberler, kendilerinden sonra gelecek peygam­berleri kavimlerine
müjdelerler ve o peygamberlerin zamanına yetişecek olanlara onlara iman
etmelerini emrederlerdi. Nitekim, Rasülullah (s.a.v) zamanında yaşayan Yahûdî
ve Hıristiyanlarla ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:

“Bir zaman Allah,
peygamberlerden, ‘Ben size Kitap ve hik­met verdikten sonra nezdinizdeküeri
tasdik eden bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz.’
diye ke­sin söz almış, ‘İkrar edip buna dair ahdimi üzerinize aldınız mı?’
dediğimde, onlar ‘İkrar ettik.’ demişlerdi. Allah da: ‘Şahit olun, ben de
sizlerle birlikte şahitlerdenim.’ demişti.[93]

Görüldüğü gibi,
Peygamberimiz hakkında, önceki peygam­berlere verilen kitaplarda da bigi
bulunuyordu. Bütün peygam­berler, zamanına ulaştıkları takdirde, ona iman ve
yardım sözü vermişlerdi. Bu sorumluluk onların ümmetlerini de bağlıyordu.
Âyette geçen “size bir peygamber geldiğinde” ifadesinin doğrudan muhatabı
ise, Hz. Peygamber’in muasırı olan yahüdîler ve hıristiyanlardı.[94]

Dolayısıyla
Rasülullah’m {s.a.v.) hem ismi hem de sıfatlan, Tevrat ve İncil’de mevcuttu. Ne
var ki, Yahüdî ve Hıristiyan din adamları, Peygamberimiz hakkındaki bilgileri,
üzerlerinde iste­dikleri şekilde kalem oynattıkları bu kitaplardan çıkarmaya ça­lıştılar.
Ancak onların bu ihanetlerine rağmen yine de eldeki Tev­rat ve İncil
nüshalarında, Hz. Peygamber’i rahat bir şekilde ta­nımaya yetecek ölçüde bilgi
kalmış bulunmaktadır. Bu kitaplar üzerinde yapılan araştırmalar,
Peygamberimiz’e dair isim ve sı­fatları ve onunla ilgili bilgileri açık bir
şekilde ortaya çıkarmış­tır.[95]

Ehl-i Kitab din
adamlan, bu bilgileri sayesindedir ki, bir âyette haber verildiği gibi, Peygamberimizi
Yüce Allah’ın ifadesiyle öz oğullarını tanıdıkları kadar kesin bir şekilde
tanıyorlardı. Ancak buna rağmen, kıskançlık başta olmak üzere çeşitli sebep­ler
yüzünden, onlardan çok azı ona İman etti:

“Kendilerine
kitap verdiğimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar), pey­gamberi, oğullarını tanıdıkları
gibi tanırlar. Onlar, nefislerini hüs­rana uğratanlardır; onlar iman etmezler.[96]

Peygamberlerin tebliğ
ettiği inanç esasları arasında hiç bir fark yoktur. Hz. Âdem ile son peygamber
Hz. Muhammed (s.a.v.)’ in getirdiği İman esasları aynıdır. Bu esaslar, diğer
bir ifâdeyle îmanın şartları, bilindiği gibi, Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, peygamberlerine, âhirete ve kadere inanmaktır. Peygamberlere
gönderilen dinlerde bu iman esasları aynı kalırken, diğer dînî hükümler ve
hukuka bağlı konularda ise kemâle doğru giden değişiklikler olmuştur.

Önceki dinler,
insanlar tarafından tahrif edilmiş, gerek i-man esasları gerekse dînî hükümler
ve hukuk kuralları büyük ölçüde değiştirilmiştir. Yüce Allah, gönderdiği
dinlerin tahrif e-dilmesinden sonra yeni peygamberler göndererek mesajını yeni­den
insanlığa ulaştırmıştır. Bu durum son peygambere kadar böyle devam etmiştir.
Onların sonuncuları olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gönderilen son
din İslâm ise, eski din mensuplarının yapmış oldukları her türlü tahrifatı,
ilâve ettikleri uydurma hüküm ve hurafeleri bertaraf etmiş, tevhid akidesini
sapık fikirlerden temizlemiş ve aslî haline getirmiştir. Tek hak din olan Yüce
İslâm dinini en mütekâmil haliyle ve cihanşümul bir şekilde ortaya koymuştur. Dolayısıyla,
bundan sonra İslâm’a girmek bütün insanlık için bir mecburiyet olmuştur. Yüce
Allah katında yegâne geçerli din, tek kurtuluş yolu budur:

“Kim, îslâm’dan
başka bir din ararsa, onun dini asla kabul edilmeyecektir. O kimse, âhirette de
hüsrana uğrayanlardan ola­caktır.[97]
İnsanlığa gönderilen son ilâhî din olarak İslâmiyet, her türlü tahrifattan ve
noksanlıklardan korunmuştur. Hem de Kı­yamete kadar sürecek bu koruma, doğrudan
onu gönderen Allah Teâlâ tarafından garanti edilmiştir:

“Kur’ân’ı biz indirdik,
şüphesiz ki, onun koruyucusu da biziz.[98]

“Şüphesiz ki,
Kur’ân kendilerine gelince onu inkâr edenler mutlaka cezalandırılacaktır.
Şüphesiz o Kur’ân, aziz bir kitaptır. Ona ne önünden, ne de arkasından bâtıl
söz sokulabilir. O, hik­met sahibi ve ham.de lâyık olan Allah tarafından
indirilmiştir.[99]

İlgili Makaleler