Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Adem (a.s.) Hayatı

 

F. Peygamberler Gaybı Bilemezler

 

Gaybı bilmek ve bildirmek
sâdece Allah’a mahsustur.[40] An­cak
Yüce Allah, peygamberlerine gaybe dâir bâzı konular hak­kında sınırlı bilgiler
vermiştir. Peygamberlerin gayb alemiyle ilgili olarak insanlara ulaştırdıkları
haberler, kendilerine verilen bu sınırlı bilgilerden ibarettir.

“Gaybı O (Allah)
bilir, gaybı kimseye göstermez. Ancak pey­gamber olarak seçtiği kimse, bu
hükmün dışındadır. Çünkü Allah, seçtiği peygamberin önüne ve ardına gözetleyid
koyar.[41]

Bir askerî sefer
esnasında Rasülullah(s.a.v.)’ın devesi kay­bolmuştu. Bunun üzerine bir münafık,
“Muhammed, peygamber olduğunu iddia ediyor; size gökten haberler veriyor;
ama kendi devesinin nerede olduğunu bilmiyor.” dedi. Durum kendisine
bildirilince, Sevgili Peygamberimiz, kendisinin doğrudan gaybı bilmesinin
mümkün olmadığım ve ancak Allah’ın haber verme­siyle bu hususta bazı şeyleri
öğrendiğini şöyle açıkladı:

“Andolsun ki ben,
(gayb ile ilgili olarak) Allah’ın bana bildirdiğinden başkasını bilemem.[42]  

 

G. Her Millete Peygamber Gönderilmiştir

 

Allah Teâlâ, insanları
hidâyete ulaştırmak için, çok sayıda peygamber göndermiştir. Doğru yoldan
sapanları tekrar tekrar hak yola çağırmak ve onları peygambersiz bırakmamak
suretiyle, onların Kıyamette küfürlerini savunmak için gösterebilecekleri
mazeretleri bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Kur’ân-i Kerim, bu hususu şöyle
açıklamaktadır:

“İnsanlar tek bir
ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uya­rıcı olarak peygamberleri gönderdi.
İnsanlar arasında, anlaşmaz­lığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için,
onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine
kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık­tan
dolayı dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah, izn-i üâhisiyle,
üzerinde ihtilafa düştükleri gerçekler hakkında iman edenlere doğru olanı
gösterdi. Allah, dilediğini doğru yola iletir.[43]

Bu âyetin ikinci
kısmından anlaşıldığı gibi insanlar, pey­gamberlerin vefatından bir süre sonra,
Allah tarafından onlara gönderilmiş olan ilâhî bilgileri tahrif ederek
dinlerini bozdular. Hak yoldan sapan bu insanlar, yeryüzünde bozgunculuğa başla­dılar.
Cenab-ı Hak ise, bu durumlarda onlara yeni peygamberler gönderdi ve böylece
insanların âhirette kendilerine peygamber gönderilmediği bahanesine
sığınmalarını geçersiz hâle getirdi:

“(Yerine göre)
müjdeleyici ve sakındıncı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların
peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah, izzet ve
hikmet sahibidir.[44]

“Eğer onlar,
işledikleri günahlar yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman, ‘Rabbimizl
Bize peygamber gönderseydin de, biz de senin âyetlerine uyup, müzminlerden
olsaydık ya!’ di­yecek olmasalardı, peygamber göndermezdik. [45]

Yaratılıştan günümüze
kadar, hiçbir toplumun peygamber­siz bırakılmadığı, Kur’ân-ı Kerim’de birkaç
defa vurgulanmıştır:

“Ey kitab ehli!
‘Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi.’ demeyesi-niz diye, peygamberlerin arasının
kesildiği bir devirde size gerçek­leri açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size
müjdeci ve uyarıcı geldi, Allah her şeye kadirdir.[46]

“Şüphesiz ki, her
ümmete, ‘yalnız Allah’a ibadet edin, her azdıncıdan kaçının,’ diyen bir
peygamber gönderdik. İçlerinden bir kısmını Allah doğru yola sevk etti. Diğer
bir kısmı ise sapıklığı hak etti. Ey insanlar! Yeryüzünde dolaşın,
peygamberlerini yalan­layan toplumların sonunun ne olduğuna bir bakın.[47]

“Biz,   bir peygamber göndermedikçe,   kimseye azap 
etmeyiz.[48]

“Şüphesiz her
ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberle­ri onlara geldiğinde aralarında
mutlaka adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.[49]

“Şüphesiz ki biz,
senden Önce nice peygamberleri kendi ka­vimlerine göndermişizdir.”[50]

“Sen ancak bir
uyarıcısın. Her ümmetin bir hidâyet rehberi, yol göstereni vardır.”[51]

“Sen sâdece bir
uyarıcısın. Biz seni hakikat ehli bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik;
çünkü hiçbir toplum yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelmiş olmasın.[52]

“Biz, her
peygamberi, kendisine gönderileni onlara açıkla­ması için kavminin diliyle gönderdik.[53]

Peygamberlik zinciri,
peygamberlerin sonuncusu/hâte-mü’n-nebiyyîn olup[54] âlemlere
rahmet olarak gönderilen,[55] Hz.
Muhammed (s.a.v.) ile tamamlanmıştır. O, son peygamber olarak bütün insanlığa
gönderilmiştir. Allah Teâlâ, ona hitaben şöyle buyurmuştur:

“Biz seni, ancak
bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı ola­rak gönderdik. Fakat insanların çoğu
bilmezler.”[56]

“Ey Muhammed, de
ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize gök­lerin ve yerin sahibi olan Allah’ın
elçisiyim.[57]

Rasülullah da
(s.a.v.), peygamberlerin sonuncusu olduğu­nu açıklarken şöyle demiştir:

“Benimle, benden
önce gönderilen peygamberlerin durumu, tıpkı bina yapan bir adamın durumu
gibidir. Şöyle ki, bu adam, bir bina yaptı, güzel yaptı, onu süsleyip
tamamladı. Yalnız köşele­rinden birinde bir kerpiçlik yer eksik kaldı. İnsanlar
binanın çev­resini dolaşmaya başladılar. Binayı çok beğendiler ama ‘keşke şu
kerpiç de yerinde olsaydı!’ dediler. İşte (yerine konmamış) o kerpiç benim. Ben,
peygamberlerin sonuncusuyum.[58]

Rasülullah (s.a.v.),
yine bütün insanlığın peygamberi ola­rak gönderildiğini açıklamış ve bu
vazifesini yerine getirmek için gerekli tedbirleri almış; zamanın
hükümdarlarına yazdığı mek­tuplarla, onları ve halklarını İslam’a davet
etmiştir. Nitekim o, bu hükümdarlara gönderdiği elçilere şöyle demişti:

“Ben bütün
insanlığa rahmet olarak gönderildim. Benim me­sajlarımı o hükümdarlara
ulaştırınız.”

İran kisrasına yazdığı
mektubun bir bölümünde şöyle di­yordu:

“Şüphesiz ben,
Allah’ın tüm insanlığa gönderdiği peygambe­riyim. Bütün insanları uyanp,
inanmayan kâfirlerin Allah’ın kor­kunç azabına uğrayacaklarını bildirmek için
gönderildim.”

“Bütün insanlığın
peygamberi olarak gönderildim, peygam­berlik müessesesi benimle
mühürlenmiştir.”[59]

Allah Teala, bütün
insanlığın peygamberi olan Rasülullah’i gönderdikten sonra, kurtuluşu ona ümmet
olmaya bağlamıştır. Onunla birlikte, önceki dinlerin tamamını geçersiz kılmış;
bun­dan itibaren insanlardan sâdece ona gönderdiği İslam Dini’ni kabul
edeceğini bildirmiştir. Bu konudaki iki âyetin tercümeleri şöyledir:

“Kim İslam’dan
başka bir din ararsa, bilsin ki bu din onun için kabul edilmeyecek ve o âhirette
kaybedenlerden olacaktır.[60]
“Allah katında yegâne makbul din İslam’dır.”[61] 

İlgili Makaleler