Peygamberler Tarihi Sabuni

Hz. Süleyman (A.S)

                                      

Hz.
SÜLEYMAN (A.S)

Hz.
Süleyman (a,s)’ın Kur’an’da Zikredilmesi:

Hz.
Süleyman (a.s)’in Soyu:

Hz.Süleymân
(a.s)’ın (Adaletli) Hüküm Vermesi:

Hz.
Süleyman (a.s)’m Beytü’l-Makdisi Yaptırması:

Yüce
Allah’ın Hz. Süleyman (a.s)’a Verdiği Nimetler:

Hz.
Süleyman (a.s)’ın, Sebe’ Kraliçesi Belki s İle Olan Kıssası:

Hz.
Süleyman (a.s)’ın İmtihan Edilmesi:

Hz.
Süleyman (a.s)’m Ölümü:

 

Hz. SÜLEYMAN
(A.S)

 

“Cinlerden,
insanlardan ve kuşlardan oluşmuş orduları Süleyman’ın hizmetine toplandı; hepsi
bir arada (onun tara­fından) düzenli olarak sevk ediliyordu.” (Nemi:
27/17)

 

Hz. Süleyman (a,s)’ın Kur’an’da Zikredilmesi:

 

Hz. Süleyman (a.s)’ın
ismi, Kur’ân-ı Kerîm’de; Bakara, Nisa, En’âm, Enbiyâ, Nemi, Sebe’ ve Sâd Surelerinin
16 ye­rinde geçmektedir.[1]

Hz. Süleyman (a.s),
İsrail oğulları peygamberlerindendir. Allah, ona, peygamberlik ve hükümdarlık
vermiştir. Bu iki . özellik kendisinde de babası Hz. Dâvud (a.s)’da da
bulunuyor­du.

Hükümranlığı ve ülkesi
geniş, saltanatı güçlü idi. Allah, ondan sonra hiç kimseye bu kadar büyük
saltanat vermemiştir. Çünkü Allah, Hz. Süleyman (a.s)’in (bununla ilgili
yaptığı) duayı kabul edip ondan sonra hiçbir kimseye vermediği bu bü­yük
hükümranlık ve saltanatı Sâdece ona vermiştir. Nitekim Yüce Allah, bu olayı
şöyle anlatmaktadır:

“Süleyman:
‘Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir
hükümranlık ver. Şüphesiz Sen, daima bağışta bulunansın ‘ dedi. Bunun üzerine
Biz de, (ona;) istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve
dalgıçlık yapan şeytanları ve demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun
emrine verdik. ‘İşte Bizim bağışımız budur, ister ver, ister tut hesapsızdır’
dedik. [2]

 

Hz. Süleyman (a.s)’in Soyu:

 

Hz. Süleyman (a.s)’m
soyu; Süleyman b. Dâvud b. İşâ b. Uveyd. şeklinde olup Hz. Ya’kûb’un oğlu
Yehûzâ’nm soyun­dan gelmektedir.

Sonuç olarak ise,
soyu, Hz. İbrahim (a.s)’a dayanmaktadır.

Ehli kitap, Hz.
Süleyman (a.s)’m soyunu uzunca bir şekil­de nakledip onun, “büyük bir
hikmet sahibi bir kimse olduğu­nu” söylerler. İşte bundan dolayıdır ki,
ona, “Süleyman Hakîm” derler. Kesinlikle “Peygamber”
lakabını takmazlar.[3]

 

Hz.Süleymân (a.s)’ın (Adaletli) Hüküm Vermesi:

 

Hz. Dâvud (a.s), oğlu
Süleyman’a; kendisinin yerine hü­kümdar olmasını vasiyet etti.

Hz. Dâvud (a.s)
ölünce, Hz. Süleyman (a.s) 12 yaşında hükümdar oldu.

İbnü’1-Esîr ise,
“el-Kânıil” adlı eserinde; Hz. Süleyman (a.s)’in, 13 yaşındayken
hükümdarlığa geçtiğini kaydetmektedir.[4]

Hz. Süleyman (a.s);
yaşının küçük olmasına rağmen üstün akıl ve zeka sahibi birisi idi.
Organizasyonu ve yönelimi güzeldi. Çünkü Allah, ona, daha küçükken bile hüküm
verme ve güzel yargılama kabiliyeti vermişti. Kur’ân-ı Kerîm, onun bu üstün
özellik ve zekasının bir kısmından bahsetmektedir. Bu olay, babası Hz. Davud’a
bir fetva sorulması sırasında gerçek­leşmiştir. Bu olay hakkında; babası başka
bir şekilde ve Hz. Süleyman ise bir başka şekilde cevap verdi. Fakat Hz. Süley­man’ın
cevabı, hakkı daha iyi ihtiva ediyor ve doğruya daha yakın idi. Yüce Allah bu
konu ile ilgili olarak şöyle buyurmak­tadır:

“Bir zaman Dâvud
ve Süleyman, bir ekin konusunda hü­küm veriyorlardı: Bir grup insanın koyun
sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekin (tarlasının) içine dağılıp
(ekine) zarar vermişti. Biz, onların (bu konuda verdikleri) hükmü gö­rüp
bilmekte idik. (Fetvayı) bu (şekilde vermeyi) Süleyman’a Biz bildirdik. Çünkü
Biz, Davud’a ve Süleyman’a, hüküm (peygamberlik, hükümdarlık) ve ilim
verdik.”

Yüce Allah’ın,
“(Fetvayı) bu (şekilde vermeyi) Süley­man’a Biz bildirdik” ifadesi;
Süleyman’ın verdiği hükmün, daha doğru olduğunu gösterir.

“Çünkü Biz,
Davud’a ve Süleyman’a, ‘hüküm’ (adaletli hüküm verme kabiliyeti = hükümranlık)
ve ‘ilim’ verdik[5] ifa­desi ise; onların her
ikisinin de, Allah tarafından bahşedilmiş hüküm ve ilim sahibi olduklarını
gösterir.

Tefsirciler, bu olayı
detaylı bir şekilde şöyle anlatmakta­dırlar: Bir adamın koyunları bir gece
vakti bir kavmin ekin tar­lasına girip orada bulunan ekinleri yemişler ve
ekinleri yok etmişler. Davalı taraf, Süleyman’ında orada olduğu bir sırada
Dâvud peygambere gelip olayı olduğu gibi ona anlatmışlar. Bunun üzerine Dâvud
Peygamber, koyunları, geceleyin telef edilen ekinin yerine tarla sahibine
verilmesine karar verdi. O

sırada 11 yaşında olan
Süleyman Peygamber bu kararın dışın­da şöyle bir karar belirtmiş:

“Koyunları, ekin
sahibine ver. Onların sütlerinden, yavru­larından ve yünlerinden
faydalansınlar. Ekin tarlasını da, ko­yun sahibine ver. Eski haline gelinceye
kadar onu ıslah edip düzeltsin.[6]

Bu karar, her iki
taraf içinde daha iyi idi. Çünkü bunun sonucunda; koyun sahibi, koyunlarına
sahip olacak ve tarla sahibi de, tarlasına sahip olacaktı.

Yine Hz. Süleyman’ın
hüküm ve karar vermedeki görüşü­nün doğruluğu ile ilgili Buhârî ile Müslim’de,
Resulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

“(Dâvud Peygamber
döneminde) iki kadın vardı. Bunların iki de oğlu vardı. Bir kurt gelerek
birinin oğlunu götürdü. Bü­yük olan kadın, küçük olana:

– ‘Kurt senin çocuğunu
götürdü’ dedi. Küçük olan kadın ise:

–  ‘Hayır, senin oğlunu götürdü’ dedi.
Aralarında anlaşa­mayınca, Dâvud peygambere başvurdular. Dâvud Peygamber,
çocuğun büyük kadına ait olduğuna karar verdi.[7] Bunun
üze­rine bu iki kadın, (daha iyi bir sonuç almak için) Süleyman peygamberin
yanına gittiler. Süleyman Peygamber (onların davalarını dinledikten sonra):

–  ‘Bana bir bıçak getirin, çocuğu ikiye bölüp
aranızda bö­lüştüreceğim’ dedi. Küçük olan kadın:

–  ‘Yapma. Allah aşkına, çocuk onun olsun’ dedi.

Bunun üzerine Süleyman
Peygamber, çocuğu, küçük ka­dına verdi.[8]

Bu olay, doğru ve hile
yolunu ortaya çıkarmadaki açık üs­lubu göstermektedir:

Hz. Dâvud (a.s), büyük
kadının delili, küçüğünkinden da­ha güçlü olduğu için büyük kadın lehine karar
vermişti. Çünkü büyük kadın, kendi açısından hakkı açığa çıkarmada bazı ka­nıtları
olduğunu ortaya çıkarıyor. Hz. Süleyman (a.s) ise hak sahibini ortaya çıkarmada
mükemmel bir yöntem tutuyor. Çünkü bu iki kadın, olayı (çözüme kavuşturması
için) Hz. Sü­leyman’a geldiklerinde, onlara:

“Bana bir bıçak
getirin, çocuğu ikiye bölüp aranızda bö­lüştüreceğim1′ demişti. Bunun üzerine
büyük kadın, gafletin­den ve aptallığından susmuştu. Küçük kadın ise annelik
şefka­tinden ve merhametinden dolayı hiç düşünmeden:

“Yapma. Allah
aşkına, çocuk onun olsun” demişti. Bunun üzerine Hz. Süleyman, çocuğun
onun olduğu üe ilgili olumlu kanaat elde edip çocuk hakkındaki hükmü küçük
kadın lehine vermişti. Çünkü Hz. Süleyman, kadının çocuğa olan şefkati
sebebiyle çocuğun kadına ait olduğunu anlayıp küçük kadın lehine karar
vermişti.[9]

 

Hz. Süleyman (a.s)’m Beytü’l-Makdisi Yaptırması:

 

Hz. Süleyman (a.s),
babası Hz. Davud’un vasiyetini yerine getirmek için, hükümdarlığının dördüncü
yılında Beytü’l-Makdisi inşa etmeye başladı.[10] Bu
hususta çok mal harcadı.

Binayı yedi yılda
bitirdi. Kudüs şehrinin etrafına surlar yaptır­dı.

Rivayet edildiğine
göre; “Süleyman Peygamber, Beytü’l-Makdis’i inşa etme işini bitirince,
Yüce Allah’tan üç şey iste­di. Bunların ikisini ona verdi. Bunlar:

1. (Allah’tan,)
kendi hükmü gibi doğru ve isabetli) hüküm verebileceği bir güç istedi. Allah’ta,
bunu yalnızca ona verdi.

2. (Yine
Allah’tan,) kendisinden sonra hiçbir kimseye na­sip olmayacak bir hükümranlık
vermesini istedi. Allah’ta, bu­nu yalnızca ona verdi.

3.  Mescidin yapımını tamamladıktan sonra
mescidine ge­lip de sadece namaz kılmak için hareket eden bir kulu, anne­sinden
yeni doğmuş gibi günahsız olarak oradan çıkarmasını istedi. (Fakat Allah, bunu,
ona vermedi.)”[11]

îbn Kesîr, bu rivayeti
aktardıktan sonra şöyle der:

“(Peygamber
Efendimiz:} ‘İşte Cenab-ı Allah’ın, bunu bize vermiş olacağını ümit ederiz’
buyurdu.”

Hz. Süleyman (a.s)
Beytü’l-Makdis’in inşaatını bitirince, “hükümdarlık sarayını” yaptı.

Tarihçiler derki: Hz.
Süleyman (a.s), bu hükümdarlık sa­rayını 13 yılda tamamladı. Ayrıca
“kurban kesme yeri” yaptır­dı. Çünkü Hz. Süleyman (a.s), “onarım
ve bayındırlık” işlerine çok büyük önem verirdi. (Bunun yanı sıra birde,)
“deniz filo­suna” sahipti.

Tarihçiler derki: Hz.
Süleyman (a.s), Hindistan’dan kendi­sine altın, gümüş ve ticaret eşyası getiren
“bir gemiye” sahipti. Savaş için “at” besleyip hazırlamaya
da özel bir titizlik göste­riyordu. Onun şeriatında kadınların sayısı ile
ilgili bir sınırla­ma olmadığından ipekli sırmalı çok sayıda hanımı vardı.

Resulullah (s.a.v)’in
bu konu ile ilgili olarak şöyle buyur­duğu rivayet edilmiştir:

“Dâvud oğlu
Süleyman şöyle dedi: Ben bu gece 100 ha­nımımla ilişkide bulunacağım. Onlardan
her biri, bir erkek ço­cuk doğuracaktır. O çocuklar, Allah yolunda kılıçla
cihad ede­ceklerdir. Fakat bunu söylerken ‘inşallah’ demedi. O gece 100
hammıyla ilişkide bulundu. Onlardan hiç biri çocuk doğurma­dı. Sadece
içlerinden birisi, yarım bir insan doğurdu.”

Resulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: “Eğer ‘inşallah’ deseydi, hanımlarından her biri, Allah
yolunda kılıçla savaşacak bir er­kek çocuk doğururdu.[12]

 

Yüce Allah’ın Hz. Süleyman (a.s)’a Verdiği
Nimetler:

 

Cenab-ı Allah, Hz.
Süleyman (a.s)’a, büyük nimetler ve meziyetler sundu. Bunu da, onu, büyüklüğe
ve şerefliliğe bir ad olması için ve yüce bir hükümdar görüntüsü vermek için
yapmıştı. Çünkü Yüce Allah, ona, büyük imkanlar bahşetmek suretiyle ona dünya
ve ahiret üstünlükleri sağlamıştır. İşte Yü­ce Allah’ın, Hz. Süleyman (a.s)’a
bahşettiği bazı nimetler şun­lardır:

İlgili Makaleler