Fiili

  • Muzari Fiili Nasbeden Edatlar En Len Key İzen

     FİİLİ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLAR

    Aşağıdaki edatlardan birisi fiil-i muzârinin başına gelirse muzâri fiilin sonunu nasbeder (fetha yapar). Cemi müennes nunları hariç (ن) nunlarını düşürür. Bu edatlar şunlardır:      

    أَنْ  – لَنْ – كَىْ – إِذَنْ – حَتَّى- لِ – اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ

    muzari fiili nasb eden edatlar

    1)  أَنْ mek, mak: Muzâri fiili nasbederek masdara çevirir. Mâzî fiilin de önüne gelir, ancak mebni olduğu için sonuna tesir edemez. En çok kullanılan nasb edatıdır.

    أُرِيدُ أَنْ أَكْتُبَ دَرْسِي.

    Dersimi yazmak istiyorum.

    تُرِيدُ أَنْ تَشْرَبَ الشَّايَ.

    Çay içmek istiyorsun.

    تُرِيدِينَ أَنْ تَذْهَبِي إلى الْبَيْتِ.

    Eve gitmek istiyorsun.

    نُرِيدُ أَنْ نَفْهَمَ الْقرْآنَ.

    Kur’ân’ı anlamak istiyoruz.

    أَنْ تَصْبِروُا خَيْرٌ لَكُمْ.

    Sabretmeniz sizin için hayırlıdır.

    2) لَنْ asla …meyecek, mayacak (te’kîd-i nefy-i istikbal): Daha önce de gördüğümüz gibi muzâri fiilin manasını olumsuz istikbale çevirir:

    لَنْ أَذْهَبَ مَعَكَ إلى الْبَيْتِ.

    Seninle asla eve gitmeyeceğim.

    إِنِّي لَنْ أَرْكَبَ الْحِماَرَ.

    Gerçekten ben eşeğe hiç binmeyeceğim.

    3)كَيْ    …mek için, ..mak için: Sebep bildirir. Daha çok aynı manada  لِكَيْ olarak kullanılır ve sadece muzâri fiilin önüne gelir:

    أَقْرَأُ دَرْسيِ كَيْ أَحْفَظَ.

    Dersimi ezberlemek için okuyorum.

    يَجْتَهِدُ التَّلاَمِيذُ لِكَيْ يَنْجَحُوا.

    Öğrenciler başarmak için çalışıyor.

    Burada mesela birinci cümlede (أَقْرَأُ دَرْسيِ) temel cümle, (كَيْ أَحْفَظَ) ise yan cümleciktir.

    4)لِ    …mek için, ..mak için, ..sın diye: (Lâmu’t-ta’lîl) كَيْ gibi sebep bildirir. Aynı manada (لِأَنْ) şeklinde açıkça yazılmış halde de gelebilir. Lâmu’t-ta’lîl’den sonra (أَنْ) gelmediği takdirde bu fiilin mukadder yani gizli (أَنْ) ile nasbedilmiş olduğuna hükmedilir:

     

    شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِأَنْ يَفْهَمَ. = شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِيَفْهَمَ.

    Anlaması için dersi açıkladım.

    ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِأَنْ يَشْتَهِرَ. = ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِيَشْتَهِرَ

    Sanatçı meşhur olmak için başkente gitti

    ذَهَبْتُ إِلَيْهاَ لِأَنْ آخُذَ الْكِتاَبَ.

    Oraya (ona) kitap almak için gittim.

    لِ den önce olumsuz “كاَنَ” veya türevlerinden biri geçerse olumsuzluğu kuvvetlendirir ve “lâmü’l-cuhûd” (inkar lâmı) adını alır. Olumsuz  كاَنَ”nin haberinin başındaki muzari fiili nasbeder:

    ماَ كاَنَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ.

    Allah onlara asla zulmedecek değildir (Tevbe, 70).

    وَماَ كاَنَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ.

    Allah size gaybı da bildirecek (muttali kılacak) değildir.

    لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً.

    Şüphesiz Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir (Nisâ, 168).
         

    5)   = إِذاً إِذَنْ öyleyse, o zaman, o halde: Daha çok istikbal ifade eden cümlelere bazan de şart edatlarına cevap olarak gelir. إذَنْ in muzâri fiili nasbetmesi için cevap cümlesinin ve muzâri fiilin hemen başında olması gerekir.

    أَناَ أَقْرَأُ كَثِيراً. إِذَنْ تَنْجَحَ.

    Ben çok okuyorum. Öyleyse başarırsın.

    سَأَكْتُبُ واَجِبِي لِلْغَدِ . إذَنْ نَذْهَبَ إلى الْبَيْتِ.

    Yarın için ödevimi yazacağım. O halde eve gideriz.

    أَناَ أَجْتَهِدُ الْعَرَبِيَّةَ كَثِيراً . إِذاً تَفْهَمَ الْقُرْآنَ.

    Ben Arapça’yı çok çalışıyorum. O halde Kur’ân’ı anlayacaksın (anlarsın) .

    *Eğer muzâri fiilden sonra gelirse nasbetmez:

    أَناَ أَذْهَبُ إِذَنْ.

    Öyleyse ben giderim.

    Muzâri fiilsiz veya fiilsiz cümlelerde de kullanılır:

    إِذاً هَذاَ هُوَ لَصَحِيحٌ.

    O halde o doğrudur.

    6) حَتَّى….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için

    أَكَلَ الْأَطْفاَلُ حَتَّى شَبِعُوا.

    Çocuklar doyuncaya kadar yedi.

    رَكِبْتُ السَّياَّرَةَ حَتَّى أَحْضُرَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً.

    Arabaya bindim ta ki okula erken varayım (geleyim) .

    قَرَأْتُ الدَّرْسَ كَثِيراً حَتَّى أَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    İmtihanda başarmak için (başarayım diye) dersi çok okudum.

    رَجَعْتُ إِلَى مَنْزِلِي مُبَكِّراً حَتَّى أَسْتَقْبِلَ ضُيُوفِي.

    Misafirlerimi (karşılamak için) karşılayayım diye erkenden evime döndüm.

    7) اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ : Fâ-i Sebebiyye: Atıf harfidir. Bu harfle, cümlenin ilk kısmı sonraki kısmın oluşmasına sebep olur. Birincisi gerçekleşirse ikinci kısım da gerçekleşir. Fâ-i sebebiyye’nin muzâri fiili gizli (أَنْ)le nasbetmesi için kendinden önce ya nefî (olumsuz) veya taleb (emir, nehiy, soru, temenni) gelmelidir:

     

    لاَ أَعْرِفُ بَيْتَهُ فَأَزُورَهُ.

    Evini bilmiyorum ki ziyaret edeyim.

    أُدْرُسُوا دُرُوسَكُمْ فَتَنْجَحُوا فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    Derslerinize çalışın ki imtihanda başarılı olasınız.
     

    لَمْ يُسْأَلْ فَيُجِيبَ.

    Sorulmadı ki cevap versin.
           

    Genel Cümle Örnekleri

    1- مَسَحْتُ السَّبُّورَةَ كَيْ يَكْتُبَ عَلَيْهاَ الْمُدَرِّسُ – إِعْمَلْ كَىْ تَخْدُمَ الْوَطَنَ .

    2- سَأَجْتَهِدُ دُرُوسِي . إِذَنْ تَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ- إِذَنْ يَضْعُفَ بَصَرُكَ.

    3- اَلْوَقْتُ كَالسَّيْفِ إِنْ لَمْ تَقْطَعْهُ قَطَعَكَ – أُريِدُ أَنْ أَقْرَاَ بَعْضَ الْكُتُبِ.

    4- يُريِدُ بَشيِرُ أَنْ يَكوُنَ طَبيِباً لِيُساَعِدَ الْمَرْضىَ فيِ بَلَدِهِ.

    5- تُحِبُّ فاَطِمَةُ أَنْ تَكوُنَ مُهَنْدِسَةً – تُفَضِّلُ عاَئِشَةُ أَنْ تَكوُنَ مُدَرِّسَةً – تُفَضِّلُ زَيْنَبُ أَنْ تَكوُنَ مُمَرِّضَةً – يُفَضِّلُ أَحْمَدُ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً – يَتَمَنيَّ خاَلِدٌ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً أَيْضاً.

    6- ذَهَبَتِ الْأُمُّ إِلَى السوُّقِ بالسَّياَّرَةِ لِتَشْتَرِيَ الْمَلاَبِسَ – هَلْ تَسْمَحُ ياَ واَلِدِي أَنْ آخُذَ الْمَصْرُوفَ؟

    7- إِنَّهُ لاَ يَخْرُجُ إِلَيْناَ حَتَّى يَرْتَفِعَ النَّهاَرُ – تُرِيدُ فاَطِمَةُ أَنْ تَسْتَذْكِرَ دُرُوسَهاَ.

    8- حَتَّى مَتَى إِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ ؟  إِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ حَتَّى وَصَلَ.

    9- ذَهَبَ أَحْمَدُ إِلَى الْمَسْجِدِ لِيُصَلِّيَ فيِ جَماَعَةٍ وَ يَدْرُسَ الْقُرْآنَ وَالْحَديِثَ وَلِيُقاَبِلَ أَصْدِقاَئَهُ.

    10- طَلَبَ الْأَوْلاَدُ مِنْ واَلِدِهِمْ أَنْ يأْخُذَهُمْ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

    11- كَيْفَ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ ؟ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ طَوِيلاً.

    Tercüme:

    1- Öğretmenin üzerine yazması için tahtayı sildim. Vatana hizmet etmek için çalış.

    2- Derslerimi çalışacağım. O halde imtihanda başarırsın. Öyleyse gözün zayıflar.

    3- Vakit kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser. Birkaç kitap okumak istiyorum.

    4- Beşir memleketindeki hastalara yardım etmek için doktor olmak istiyor.

    5- Fatıma mühendis olmayı istiyor (seviyor). Aişe öğretmen olmayı tercih ediyor. Zeynep hemşire olmayı tercih ediyor. Ahmed mühendis olmayı tercih ediyor. Halit de mühendis olmayı temenni ediyor.

    6- Anne elbiseleri satın almak için arabayla çarşıya gitti. Ey babacığım harçlık almama müsaade ediyor musun?

    7- Gerçekten o gün yükselinceye kadar bize çıkmaz. Fatıma derslerini müzakere etmek istiyor.

    8- Ne zamana kadar anne oğlunu bekledi? Anne oğlunu gelinceye kadar bekledi.

    9- Ahmet cemaat (halinde) namaz kılmak, Kur’ân ve hadis okumak ve arkadaşlarıyla buluşmak için mescide gitti.

    10- Çocuklar babalarından kendilerini başkente götürmesini istedi.

    11- Kız öğrenciler hikayeyi nasıl okudular? Kız öğrenciler hikayeyi uzun (süre) okudular.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    FİİL-İ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLARLA İLGİLİ AYETLER

    1- …وَإِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتَّى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ .

    (5/MÂİDE, 22). (Onlar şu cevabı dediler: ) …onlar oradan çıkmadıkça (ordan çıkana kadar) biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.

    giren

    دَاخِلٌ

    2- إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً ماَ بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا …

    (2/BAKARA 26). Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde herhangi bir şeyi misal getirmekten çekinmez. ..

    sivri sinek

    بَعُوضَةٌ

    misal vermek

    ضَرَبَ  يَضْرِبُ مَثَلاً

    çekinmek, utanmak

    إِسْتَحْيَى  يَسْتَحْيِي  إِسْتِحْياَءً

    3- أَ يَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى .

    (75/KIYAME 36). İnsan, (kendisinin) başıboş bırakılacağını mı sanır!

    mühmel, başıboş, cezasız

    سُدًى

    4- قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ 

    (12/YÛSUF 13). (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. (Siz ondan habersizken) onu bir kurdun yemesinden korkarım.

    korktu

    خاَفَ يَخَافُ

    götürdü

    ذَهَبَ  يَذْهَبُ  بِ

    5- قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ 

    (6/EN’ÂM 65). De ki: “O (Allah) size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe … gücü yeter.”

    gönderdi

    بَعَثَ يَبْعَثُ

    ayak, bacak

    رِجْلٌ ج اَلْأَرْجُلُ

    güç sahibi, güç yetirici, kadir

    الْقَادِرُ

    6- أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .

    (36/YÂSÎN, 60). “Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” diye emretmedim mi?

    açık, apaçık

    مُبِينٌ

    düşman

    عَدُوٌّ

    tapmak, ibadet etmek

    عَبَدَ يَعْبُدُ

    emretmek, ahdetmek

    عَهِدَ  يَعْهَدُ

    tapmayın diye. İleride ayrıntılı olarak işleneceği üzere (أَنْ) in burada görüldüğü gibi masdar olarak bir işlevi daha vardır. Emir ya da burada olduğu gibi olumsuz emrin (nehyi hazır) başına geldiği takdirde “ …diye“ manası verir. Bu durumda (أَنْ)e harfu tefsir denir.

    أَنْ لاَ تَعْبُدُوا

                     

    7- يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ

    (5/MÂİDE, 37). Ateşten çıkmak isterler, (fakat onlar oradan çıkacak değillerdir.)

    istedi

    أَراَدَ  يُرِيدُ  إِراَدَةً

    8- أَ يَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ .

    (90/BELED, 5). (İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

    bir kimse

    أَحَدٌ

    güç yetirmek, gücü yetmek, ölçüp biçmek, ayarlamak

    قَدِرَ  يَقْدِرَ  قَدْراً

    9- كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا {20/33} وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا .

    (20/TA HA, 33-34). (Böylece) seni bol bol tesbih etmemiz ve çok zikretmemiz için (tesbih edelim, zikredelim diye)…

    tesbih (takdis ve tenzih) etmek. Burada (نَذْكُرَ) fiili de atıf vâvıyla (كَيْ) edatı sebebiyle mansûb olmuştur.

    سَبَّحَ يُسَبِّحَ تَسْبِيحاً

    10- إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلاَلٍ مُبِينٍ .

    (36/YÂSÎN, 24). “(İşte) gerçekten o zaman ben apaçık bir sapıklığın içinde olurum.”

    sapıklık[10]

    ضَلاَلٌ

    11- وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ .

    (15/HİCR, 99). Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!.

    ölüm

    الْيَقِينُ

    geldi

    أَتَى يَأْتِي إِتْياَناً

    12- … فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ بَيْنَنَا 

    (7/A’RÂF, 87). ..Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin.

    13- …وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ …

    (2/BAKARA, 102). ..( Halbuki o iki melek): “Biz ancak imtihan (için gönderildik, sakın yanlış inanıp da) kâfir olma” demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezler(di).

    deneme, imtihan. Buradaki (مِنْ) harfi ceri zâiddir.

    فِتْنَةٌ

    14- وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْأَرْضِ يَنْبُوعًا .

    (17/İSRÂ, 90). Onlar: “Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.” dediler.

    pınar, çay, menba, kaynak

    اَلْيَنْبُوعُ ج اَلْيَناَبِيعُ

    fışkırtmak

    فَجَرَ يَفْجُرُ فَجْراً

    15- … فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي 

    (12/YÛSUF, 80)… Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım…

    ayrılmak

    بَرِحَ  يبْرَحُ

    16- … وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ 

    (10/YUNUS, 109)…Allah hükmedinceye kadar sabret.

    17- مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى .

    (20/TAHA, 2). Biz, Kur’ân’ı sana, güçlük çekmen için indirmedik .

    bedbaht (kötü halli) olmak, mesut olmamak, tasalanmak

    شَقِيَ يَِشْقَى شَقاَوَةً

    18- … جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا

    (10/YUNUS, 5). (O ki) Güneşi bir ışık, ayı da bir nur kıldı.

    nur, aydınlatan, nura ileten

    نُورٌ

    ışık

    ضِيَاءٌ

    19-  ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلاَئِفَ فِي الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِهِم لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ .

    (10/YUNUS, 14). Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).

    halife, yerine geçen, halef olan

    اَلْخَلِيفَةُ ج خَلاَئِفُ

    20- … جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا …

    (10/YUNUS, 67). (O Allah ki;) size içinde sükunete ulaşmanız için geceyi, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık olarak yarattı.

    sükunete ulaşmak, sakin olmak, huzur bulmak, istirahata çekilmek

    سَكَنَ  يَسْكُنُ سُكُوناً

    aydınlatıcı, aydınlık

    مُبْصِرٌ

    gündüz

    اَلنَّهَارُ

           

    21- … خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا …

    (7/A’RÂF, 189). ..( O ki,) Sizi bir tek candan (Âdem’den) yarattı, ondan da yanında huzur bulması için eşini (Havva’yı) yarattı.

    22- قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا 

    (19/MERYEM, 21). (Melek: ) Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir ayet (delil) ve kendimizden bir rahmet kılacağız..

    kolay, basit

    هَيِّنٌ

    23- … فاَغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ ….. مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {5/6}

    (5/MÂİDE, 6). (Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman) yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın….   Allah size herhangi bir güçlük kılmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki siz şükredersiniz.

     

    el

    يَدٌ ج أَيْدِي

    yıkamak

    غَسَلَ يَغْسِلُ غُسْلاً

     

    yüz

    اَلْوَجْهُ ج وُجُوهٌ

    silmek

    مَسَحَ  يَمْسَحُ  مَسْحاً 

     

    dirsek

    اَلْمِرْفَقُ ج الْمَرَافِقُ

    temizlemek

    طَهَّرَ  يُطَهِّرُ تَطْهِيراً   

     

    baş

    رأْسٌ ج رُؤُوسٌ

    şükretmek

    شَكَرَ يَشْكُرُ شُكْراً

    topuk (ayette tesniye)

    الْكَعْبُ

    güçlük

    حَرَجٌ

    belki, umulur ki (edat)

    لَعَلَّ

    tamamladı

    أَتَمَّ يُتِمُّ

             

    24- … فَلاَ                   تَدْخُلُوهَا            حَتَّى              يُؤْذَنَ                  لَكُمْ …

    Câr mecrûr   F. muzâri meçhûl mansûb

             Nâibu fâil mahallen merfû

    Nasb harfi F. muz. meczûm

    (و) fâil, (هَا) mef’ûl

     Nehyi Hazır

    (لاَ) cezm ve nefy harfi

    (24/NÛR, 28). … size izin verilinceye kadar oraya girmeyin…

     

  • Muzari Fiil’i Cezmeden Edatlar Arapça Dersleri

     İKİ FİİL-İ MUZÂRİYİ CEZMEDEN ŞART EDATLARI

    Bilindiği gibi cezm fiili mâzîye değil, yalnız fiil-i muzâriye mahsustur. Aşağıdaki edatlar iki muzâri fiil almış cümlenin başına gelirlerse iki muzâri fiilin de son harekelerini cezm yaparlar ve şart bildirirler. Bunlara şart edatları da denir. Şart edatının yeraldığı cümleden sonra aynı cümlenin içinde bir de cevap cümlesi bulunur. Bu edatların bulunduğu birinci bölüme fi’lü’ş-şart, ikinci bölüme de cevabu’ş-şart denir. Cümle örnekleriyle birlikte bu edatlar şunlardır:

    MUZARİ FİİLİ CEZM EDEN EDATLAR

    إنْ
    …se, …sa    

    إنْ تَقْرَأْ تَفْهَمْ.

    Okursan anlarsın.  

    إنْ يَكْتُبْ درْسَهُ آخُذْ إلَيْهِ زَهْرَةً.

    Dersini yazarsa ona bir çiçek alırım.  

     

    إِنْ تَعْجَلْ تَنْدَمْ.

    Acele edersen pişman olursun.  
    مَنْ
    kim …se, ..sa    

    مَنْ يَقْرَأْ كَثِيراً يَنْجَحْ.

    Kim çok okursa başarır.

    مَنْ يَكْتُبْ دَرْسَهُ أذْهَبْ مَعَهُ إلى الحَدِيقةِ.

    Kim dersini yazarsa onunla bahçeye giderim.

    مَنْ صَبَرَ ظَفَرَ.

    Kim sabrederse zafer kazanır (Hadis).

    مَنْ يَصْبِرْ يَظْفَرْ.

    Kim sabrederse zafer kazanır.
    مَا
    ne …se, …sa    

    ماَ تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ.

    Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir.

     

    مَا يَكْتُبْ مِنْ دَرْسِهِ يَفْهَمْهُ جَيِّداً.

    Dersinden ne yazarsa onu iyi anlar.

     
    مَهْمَا
    her ne…se, ..sa    

    مَهْماَ تَفْعَلْ أَفْعَلْ.

    Her ne yaparsan onu yaparım.  

    مَهْمَا تَكْتُبْ مِنْ دَرْسِكَ أَكْتُبْ أَنَا أَيْضاً.

    Dersinden her ne yazarsan ben de yazarım.  
    أيُّ
    hangisini, neyi, kimi ..se, …sa
     
     

    أَياًّ تَحْتَرِمْ أَحْتَرِمْ.

    Kimi sayarsan sayarım.  
     

    أَياًّ تَكْتُبْ أَكْتُبْ.

    Neyi, hangisini yazarsan yazarım.  
    أَيُّمَا
    kimi, hangisini …se, …sa  
     

    أَيُّمَا تَكْتُبْ إلى الْوَرَقَةِ أَقرَأْهُ.

    Kağıda kimi yazarsan onu okurum.  
    أَيْنَمَا – أَيْنَ
    her nerede, nereye  …se    

    أَيْنَمَا تَجْلِسُوا نَجْلِسْ هُنَاكَ.

    Her nerede oturursanız orada otururuz.  

    تَذْهَبْ أَصْحَبْكَ.  أَيْنَماَ  (أَيْنَ)

    Nereye gitsen sana arkadaşlık ederim.  
    حَيْثُمَا
    her nereye ..se    

    حَيْثُمَا يَنْزِلِ الْمَطَرُ لاَ يُذْهَبْ هُناَكَ.

    Nereye yağmur yağarsa oraya gidilmez.

     

     

    حَيْثُمَا تَذْهَبْنَ أَحْضُرْ هُنَاكَ.

    Her nereye giderseniz oraya gelirim.  
    أَنَّي

    her nereye, her nasıl …se

       

    أَنَّي تَذْهَبْ أَذْهَبْ.

    Nereye (her nasıl) gidersen giderim.  

    أَنَّى تَكْتُبْ أَكْتُبْ.

    Nasıl yazarsan ben (de öyle) yazarım.  
     
    إذْمَا  –   إِذاَماَ
    her ne zaman …se    
     

    إِذْماَ تَذْهَبوُا نَذْهَبْ.

    Her ne zaman giderseniz gideriz.  
     

    إذاَمَا تَكْتُبْ تَحْفَظْ.

    Her ne zaman yazarsan ezberlersin.  
     

    مَتَى

    her ne zaman …sa    
     

    مَتَى تَكْذِبْ يُعْلَمْ.

    Ne zaman yalan söylersen bilinir.  
     

    مَتَى تكْتُبْ أقْرَأْ.

    Her ne zaman yazarsan okurum.  
     
    كَيْفَماَ
    her nasıl …se    
     

    تَضْرِبْ  يَضْرِبْ. كَيْفَماَ

    Nasıl vurursan öyle vurur.  
     

    كَيْفَماَ تَتَكَلَّمْ أَتَكَلَّمْ[4].   

    Sen nasıl konuşursan öyle konuşurum.  
                                     

    *Görüldüğü gibi şart edatları fiil-i muzâriyi cezm yapar. Fakat her zaman şart ifade etmek için mutlaka muzâri fiil kullanılmayabilir. Mahallen meczûm olarak mâzî fiil de şart cümlesi olarak gelebilir[5]. Ancak mâzî fiil mebni olduğu için şart manası dışında fiilin sonunda herhangi bir değişiklik olmaz. Tercümede şart ve cevap cümlesi mâzî olsa da gene muzâri gibi tercüme yapılır:

    إِنْ كَتَبْتَ إِلَيَّ كَتَبْتُ إِلَيْكَ.

    Bana yazarsan sana yazarım.

    مَنْ قَرَأَ فَهِمَ.

    Kim okursa anlar.

    إذْماَ تَتَكَلَّمْ فَلاَ تَكْذِبْ.

    Konuşursan yalan söyleme (Emir cümlesinin cevabının başında  فَ gelir)

     

    *Aynı şekilde cevap cümlesi de mâzî ve muzâri ile başlayan fiil cümlesi olduğu gibi emir, nefy, nehy, soru ve gelecek zaman ifade eden fiillerle de gelir. Bazen isim cümlesi olarak da gelebilir:

    مَنْ يَطْلُبِ الْعِلْمَ لِلْخَيْرِ فَهُوَ مُجاَهِدٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.

    Kim hayır için ilim isterse o Allah yolunda mücahiddir.

    مَنْ يَكْثُرْ مُزاَحُهُ فَهَلْ يَنْجَحُ فِي عَمَلِهِ؟

    Kimin şakası çoğalırsa işinde başarılı olur mu?

    أَنَّى تَعْمَلْ فَهُناَكَ السَّعاَدَةُ.

    Her nerede çalışırsan saadet oradadır.

    *Cevap cümlesinin başı فَ nin yanısıra سَ ، سَوْفَ ، قَدْ  edatlarından biriyle başlarsa ve cevap fiili ماَ – لَنْ[6]  ile menfi olursa veya cevabın başında إِنَّماَ (ancak) bulunursa cevabın muzârisi cezm olmaz:

    إِنْ تَذْهَبْ فَسَتَنْدَمُ.

    Gidersen akabinde pişman olacaksın.

    مَنْ يَفْعَلْ شَراًّ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ.

    Kim kötülük yaparsa kendine zulmetmiş olur.

    مَنْ يَقْتَصِدْ[7] فَماَ يَفْتَقِرُ[8].

    İktisad eden fakir olmaz.

    إِنْ تَكْذِبْ فَلَنْ يُصَدِّقَكَ[9] الناَّسُ.

    Yalan söylersen insanlar sana asla inanmayacak.

    إِنْ نُخْطِئْ[10] فَإِنَّماَ خُلِقْناَ بَشَراً.

    Hata işlersek ancak beşer olarak yaratılmamızdandır.

    Not: Cümlenin sonunda gelen (وَ إِنْ) .. se bile, ..sa bile şeklinde tercüme edilir. Cevabı da olmaz:

    إِذْهَبْ إِلَى واَلِدِكَ وَ إِنْ وَبَّحَكَ[11].    Seni azarlasa bile babana git.

    * Taleb (Emir, nehiy, soru) cümlesinden sonra cevap cümlesi varsa ve önünde (وَ) ve (فَ) bulunmazsa cevap cümlesinin muzâri fiili de ona uyumlu olarak meczûm gelir:

    . (أُدْرُسْ إِنْ تَنْجَحْ ) أُدْرُسْ تَنْجَحْ

    Çalış ki başarasın (Emir) .

    هَلْ تَسْمَعُ أُخْبِرْكَ.

    Dinler misin? Sana haber vereyim[12]. (Soru)  

    لاَ تَلْعَبْ بِالناَّرِ تَحْتَرِقْ (لاَ تَلْعَبْ بِالناَّرِ  إِنْ تَحْتَرِقْ ) .

    Ateşle oynama! Yanarsın[13]. (Nehy)

    *En çok kullanılan şart edatlarıإِنْ  مَنْ  ve ماَ  edatlarıdır. Diğerleri bunlar kadar kullanılmaz. Zamanla, ilerleyen konularda yer alan cümlelerle birlikte konu daha da perçinleşeceğinden  endişe edilmemelidir. 

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    FİİL-İ MUZARİYİ CEZMEDEN EDATLAR İLE İLGİLİ AYETLER

    1- …وَ مَنْ       يَكْفُرْ      بِالْإِيمَانِ    فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ  وَ   هُوَ     فِي الآخِرَةِ    مِنَ الْخَاسِرِينَ.

    Haber

    câr-mecrûr

    Mübtedâ

       Fâil       Fiil

    câr-mecrûr

    Fiil

    Şart ismi
         

    Cevâbu’ş-şart

    Filu’ş-Şart

    Fâili müstetir (هُوَ)

    Mübtedâ (mahallen merfû)
         

    Haber (mahallen merfû)

     
                   

    (5/MÂİDE 5). …. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı inkar ederse (kabul etmezse) onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.

    nankörlük etmek, imandan çıkmak, Allah’a itaat ve şeriatıyla amel hususunda gerekeni yapmamak

    كَفَرَ  يَكْفُرُ  كُفْراً

    zarara, ziyana uğrayan

    الْخَاسِرُ

    boşa çıkmak, neticesiz olmak

    حَبِطَ  يَحْبَطُ حَبْطاً

           

    2- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ .

    (47/MUHAMMED 7). (Ey iman edenler!) Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit tutar (kaydırmaz).

    kimseler

    اَلَّذِينَ

    iman etti

    آمَنَ يُؤْمِنُ إِيماَتاً

    ey iman eden kimseler (اَلَّذِينَ) kimseler (fiilin geriye dönülerek ..en, an diye tercüme edilerek bağlandığı ism-i mevsûl konusu yakında işlenecektir. Şimdilik Kur’ân’da çok geçtiği için kalıb olarak ezberleyiniz.)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا

    ayak

    قَدَمٌ ج أَقْدَامٌ

    sabit tutmak, sebat ve istikrarı mucip iş yapmak

    ثَبَّتَ يُثَبِّتُ تَثْبِيتاً

               

    3- وَإِنْ عَزَمُوا الطَّلاَقَ فَإِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ .

    (2/BAKARA  227). Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse muhakkak ki, Allah işitir ve bilir.

    عَزَمَ  يَعْزِمُ  عَزْماً

    azmetmek, ciddi karar vermek

    اَلطَّلاَقُ

    talak, boşanma

     

     

     

     

    4- …وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ .

    (5/MÂİDE 42)…. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.

    أَعْرَضَ  يُعْرِضُ  إِعْراَضاً عَنْ

    yüz çevirmek
    (Burada olduğu gibi mezîd fiillerin de fiil olmaları dolayısıyla aynı kurala tabi olduğunu unutmayınız. Cevab cümlesindeki fiilin başına (لَنْ) gelmesi dolayısıyla cemi müennes nûnu düşmüştür.  Sonuna zamir alacağı zaman cemi vâvının elifi de düşer.)

    ضَرَّ يَضُرُّ ضَراًّ

    zarar vermek, ziyana sokmak

    حَكَمَ  يَحْكُمُ  حُكْماً

    hükmetmek, fasletmek, hüküm vermek

    اَلْمُقْسِطُ

    adaletli davranan, adil olan

    أَحَبَّ  يُحِبُّ

    sevdi

    اَلْقِسْطُ

    adalet
                 

    5- …مَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ .

    (24/NÛR, 40).  …Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.

    نُورٌ

    nur, ışık, hidayet, hakka götüren deliller

    مَا لَهُ..

    onun yok

    6- قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ .

    (7/A’RÂF 23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.

    رَبَّنَا

    (ey) Rabbimiz!

    كاَنَ يَكُونُ

    oldu

    7- مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ .

    (45/CÂSİYE 15). Kim iyi iş yaparsa kendisi içindir (faydası kendinedir), kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

    صَالِحٌ

    salih olmak, doğru olmak, iyi iş, salih amel

    أَسَاءَ  يُسِيءُ  إِساَءَةً

    kötülük işlemek, ameli ifsad etmek

    رَجَعَ  يَرْجِعُ رَجْعاً

    iade etmek, döndürmek (ayette: dönderilmek)

    8- … الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ

    (18/KEHF, 29). (Ve de ki) Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise kim dilerse iman etsin, kim dilerse inkâr etsin…

    آمَنَ يُؤْمِنُ إِيماناً

    İman etti

    9- … سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ .

    (6/EN’ÂM, 54). (Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki:) Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek (cahillikle) bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, (bilsin ki) Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    سُوءٌ

    kötülük, fenalık

    جَهَالَةٌ

    cahillik, taşkınlık, akılsızlık

    تَابَ  يَتُوبُ  تَوْبَةً

    masiyetten dönmek, tevbe etmek

    أَصْلَحَ يُصْلِحُ إِصْلاَحاً

    ıslah etmek, düzeltmek (aralarını bulmak), anlaştırmak

    10- َالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    (7/A’RÂF 8). O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    ثَقُلَ يَثْقُلُ ثِقَلاً

    ağır gelmek, ağır basmak, racih gelmek

    اَلْوَزْنُ

    tartma, tartı, ölçü

    اَلْمُفْلِحُ

    felaha eren

    اَلْمِيزاَنُ ج اَلْمَوَازِينُ

    tartılar, teraziler
             

    11- وَمَنْ كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى … .

    (17/İSRÂ 72). Kim burda (dünyada Allah’ın çağrısına) kör olursa ahirette de kördür…

    أَعْمَى

    kör

    12- … وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ .

    (27/NEML  40). … Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur, kim nankörlük ederse (bilsin ki), Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.

    غَنِيٌّ

    zengin

    إِنَّمَا

    ancak

    كَرِيمٌ

    ikram eden, nimet veren

    13- مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ .

    (30/RÛM, 44). Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlarlar.

    مَهَدَ  يَمْهَدُ  مَهْداً

    hazırlamak

    14- … وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ .

    (2/BAKARA 273. …Hayırdan her ne yaparsanız muhakkak Allah onu bilir.

    أَنْفَقَ  يُنْفِقُ  إِنْفاَقاً

    harcamak

    15- … وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ …

    (2/BAKARA, 197). …Hayırdan her ne yaparsanız Allah onu bilir.

    16- … وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ …

    (2/BAKARA, 272). …Hayırdan her ne harcarsanız kendiniz içindir 

    17- … مَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ …

    (34/SEBE, 47). (De ki:) Ben sizden ne ücret istemişsem, o sizindir. (Ücretim yalnız Allah’a aittir…)

    اَلْأَجْرُ

    ecir, ücret, mükafat

    18- بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .

    (2/BAKARA, 81). Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennem ashabıdır. Onlar orada devamlı kalırlar.

    اَلْخَطِيئَةُ ج اَلْخَطاَياَ

    kasdi işlenen suç, günah

    أَحَاطَ  يُحيِطُ  إِحاَطَةً

    kuşattı

    خَالِدٌ

    bekası devam eden, kalıcı olan

    أَصْحَابُ النَّارِ

    ateşin ashabı (cehennemlik)
                 

    19- … وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ.

    (2/BAKARA, 121). … Onu kimler inkâr ederse, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.

    اَلْخَاسِرُ

    zarara uğrayan, yazık eden

    20- فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ .

    (2/BAKARA, 152). (Allah buyurdu ki:)  Öyle ise siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin.

    zikretti, andı

    ذَكَرَ يَذْكُرُ

     
    (Emrin cevabı olan cevap cümlesindeki muzâri fiilin harekesi görüldüğü gibi sakin (cezimli) olmuştur (لاَ تَكْفُرُونِ) ise nehyi  hazırdır. Nûnu’l vikayenin altındaki esre de düşen mütekellim ya’sının işaretidir.)

     

     

    Muzari Fiili Cezm Eden Edatlar

    Haysüma Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri حَيْثُمَا

      ( حَيْثُمَا )  şart ismidir, zamme üzere mebnidir. Şart fiilinin mefulün bihi olmak üzere mahallen mensubtur. “ma” izafetten men edici olan zaid bir harftir. Cümlede “her nerede” mânasını verir ve içinde “Hiç bir kimse, asla tek başına kalamaz. Kendisi görmese de, sürekli olarak gözetlenmektedir.” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci…

    Eyyü Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri أَىُّ

    Âvamil,158 ( أَىُّ عَالِمٍ يَتَكَبَّرْ يُبْغِضْهُ اللهُ ) “Hangi alim kibirlenirse, o alime Ellah Teala buğz eder.” ( أَىُّ ) ismi, cümlede “hangi” mânasını verir ve içinde “kendini devamlı olarak kontrol et, yeterince tanımadığından ilim bile isteme,” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez)…

    Enna أَنَّى Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Âvamil,157 ( أَنَّى تُذْنِبْ يَعْلَمْكَ اللهُ ) “Her nerede günah işlersen Ellah Teala seni bilir.” ( أَنَّى ) ismi, cümlede “hangi yerde” mânasını verir ve içinde “aklınızdan geçenlerden sorumlusunuz, kalbinizi tutkularından kurtarmadan ihlaslı hizmet/ibadet edemezsiniz, İHLAS: Ellah Teala’dan başkasının bilemiyeceği kalbin amelidir.” ifadeleri saklıdır. Çünki akıl ve kalb, hayırların ve günahların mutfakları gibidir. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”,…

    Meta مَتَى Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,155 ( مَتَى تَحْسُدْ تَهْلِكْ ) “Ne zaman hased edersen, helak olursun.” ( مَتَى ) ismi, cümlede “hangi zamanda” mânasını verir ve içinde “buluğdan sonra, mükellef iken” ifadeleri saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 1) ( مَتَى ) şart ismidir ve sükun üzere…

    Eyne أَيْنَ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    ( أَيْنَ ) ismi, cümlede “her nerede” mânasını verir ve içinde “evrenin neresinde” ifadesi saklıdır. İki cümleyi cezm eden ve şart ifade eden mekan zarfıdır. Birincisine “fi’lü’ş-şart”, ikincisine “cevabu’ş-şart (ceza)” denir. Şartın, cezası (karşılığı) olduğu için irabdan mahalli yoktur. Fi’lü’ş-şart ve cevabu’ş-şart oluşan cümleye “şart cümlesi” denir. Şart cümlesinde “Birincisi gerçekleşirse, ikincisi biz-zaruri (ister-istemez) gerçekleşir.” anlamı saklıdır. Ayrıca (…

    Men مَنْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    edatlarından olur. (2) İsm-i mevsûl olur. (3) Akıllılar hakkında soru edatı olur. İki fiili cezm eden şart edatı (ismi) olması, sadece akıllılar içindir. Bu tür kullanışlarda (Kim + Fiil + ise) veya (Yap_an kimse)” anlamını verir. Örnek 78/39 : ( ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا ) “İşte o gerçek gündür. O halde dileyen (kimse) Rabbine dönen bir…

    Mehma مَهْمَا Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri مَهْمَا

    Âvamil,146 ( مَهْمَا تَفْعَلْ تُسْئَلْ مِنْهُ ) “Hangi şeyi yaparsan, o şeyden sorulursun.” ( مَهْمَا ) ismi, cümlede “şey” mânasını verir ve içinde “hayırdan veya şerden, az olsun veya çok olsun, kıyamet gününde hesab verirsin ifadesi saklıdır. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 1)…

    İzama Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,164 ( إِذَامَا تَعْمَلْ بِعِلْمِكَ تَكُنْ خَيْرَ النَّاسِ ) “Ne zaman ilminle amel edersen, NÂS’ın en hayırlısı olursun.” ( إِذَا ) ismi, cümlede “ne zaman” mânasını verir ve içinde “ön şartlar yerine getirildiğinde” ifadesi saklıdır. Çünkü bir Hadis-i Şerifte mealen: “Tövbe etti ama; (1) ilim öğrenmeye kalkışmadı, (2) ibadeti fazlalaşmadı, (3) akrabası ondan razı olmadı, (4) süslenmesi değişmedi, (5) arkadaşlarını…

    İzma Arapça Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri إِذْمَا

    Âvamil,162 ( إِذْمَا تَتُبْ تُقْبَلْ تَوْبَتُكَ ) “Ne zaman tövbe edersen, senin tövben kabul olunur.” ( إِذْمَا ) ismi, cümlede “ne zaman” mânasını verir ve içinde “ön şartlar yerine getirildiğinde” ifadesi saklıdır. Çünkü bir Hadis-i Şerifte mealen: “Tövbe etti ama; (1) ilim öğrenmeye kalkışmadı, (2) ibadeti fazlalaşmadı, (3) akrabası ondan razı olmadı, (4) süslenmesi değişmedi, (5) arkadaşlarını değiştirmedi, (6) teheccüde…

    Ma Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri مَا

    ( مَا ) ismi iki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza (cevab)” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. 2/106 : ( … مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا ) “Biz bir ayetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut benzerini getiririz …” İ’râbı :…

    En إِنْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

        ( إِنْ ) harfi, şart ve ceza (karşılığı) içindir. İki fiili cezm eder. Birinci fiile “şart”, ikinci fiile “ceza” denir. Yani, birinci fiil işlenir ise, ikinci fiil de biz-zaruri (ister-istemez) meydana gelir. Şöyle de söylenebilir : Şart fiili kesbî’dir ve niçin ile ilgilidir.. Ceza fiili ise, vehbî’dir ve neden ile ilgilidir. Ayrıca ; NİÇİN ? sorusunun cevabı, zamirle ilgilidir. NEDEN…

    Li لِ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

    Âvamil,141 ( لِيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً ) “Salih bir amelle, amel etsin.” ( لِ ) Emir lâm’ı bir işin yapılmasının talebi içindir. Emrin muhatabı olan “inanan her insan” ifadesi, cümlede saklıdır. Tek bir fiili cezm eder. 1) ( يَعْمَلْ ) muzari fiili, ( لِ )  harfi ile lafzan meczumdur. Fâili, gaibe raci olan tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 2) ( عَمَلاً )…

    Lemma لَمَّا Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Tek bir muzari fiili cezm eden ( لَمَّا ) olarak görev yapar. Muzarinin mânasını maziye çevirir ve onu nefy eder. Olumsuzluğun başladığı zamandan, konuşulan zamana kadar olan süreyi kapsar. Önüne şart edatı gelemez. Örnek : ( لَمَّا يَنْفَعْ عُمْرِى ) “Ömrüm, fayda vermedi.” Terkibindeki ( يَنْفَعْ ) muzari fiili, ( لَمَّا )  harfi ile lafzan meczumdur. ( عُمْرِى ) fâil…

    Lem لَمْ Muzariyi Cezm Eden Edatlar Arapça Gramer Dersleri

      Âvamil,137 ( لَمْ يَلِدْ وَ لَمْ يُولَدْ ) “(Ellah Teala, başkasını) doğurmadı ve (Ellah Teala, başkansından) doğrulmadı.” Tek bir fiili cezm eder. 1) ( يَلِدْ ) muzari fiili, ( لَمْ )  harfi ile lafzan meczumdur. Fâili, Ellah Lafzına raci olan tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 2) ( يُولَدْ ) meçhul-muzari fiili, ( لَمْ )  harfi ile lafzan meczumdur. Naibi fâili,…