Hadis Usulü

Sahîh Ve Hasenle İlgili Altın Kaideler Hadis Usulü Online Oku

Muhakkik İbnu’l-Hümâm Feth’de der ki:
“Dârakutnî, ‘Ubeydullâh ‘İbnu ‘Abdillâh o da İbnu ‘Abbas’dan şunu tahrîc eder:

“İnnema harreme rasulallahi sallallahu
aleyhi ve selleme mine’l-meyteti lahmiha feimme’l-celde ve’ş-şi’ra ve’s-sufe
fela be’se bihi” ve bunu Abdü’l-Cebbâr İbnu Müslim’in zâfı sebebiyle ta’lîl
eder. O, memnû’dur. İbnu Hibbân ise onu sikalar arasında zikreder. Her hâl ü
kârda hadîs, hasen mertebesinden aşağı düşmez.

Suyûtî, Ta’akkubât’da Hz. Ayşe’den merfû olarak
gelen “(içerisinde Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh)’in bulunduğu bir cemâata
ondan başkasının imâmlık yapması câiz değildir)”
hadisi hakkında, İbnu
Cevzî’yi -ki bu hadîsi, senedinde kendisiyle ihticâc edilmez dediği İsa İbnu
Meymûn ve metrûk dediği Ahmed İbnu Beşîr bulundukları için tâlîl etmiştir-
reddetmek için şunları söyler: “Bu hadîsi Tirmizi tahric etmiştir. Ahmed İbnu
Beşir’le Buhârî ihticâcda bulunmuştur ve ulemânın çoğunluğu da onu tevsîk
etmiştir. Dârakutnî der ki: “Zayıftır, hadîsiyle i’tibâr edilir”. İsa’ya
gelince, hakkında Hammâd: “Sikadır” der. Bir seferinde Yahyâ onun için “Lâ be’s
bihi” (onda bir beis yok) demiştir. Bu ikisinden başkası ona taz’îf ederler,
fakat kizble ithâm etmezler. Mezkûr hadîs hasen’dir”.

Hâfız, Tehzîbü’t-Tehzîb’de Kâtibu’l-Leys
‘Abdullah İbnu’s-Sâlih’in tarihçesi meyanında şöyle der: İbnu’l-Kattân onun için
“sadûkdur, rivayet ettiği hadîslerin derecesini düşürecek hiç bir menfî vasıf,
hakkında isbât edilemez. Ancak ne var ki muhtelefun fihdir, hadîsi de hasendir”
demiştir.

Derim ki: Bu ibârelerin hepsi daha önce de
tekrar ettiğimiz şu hükmümüzün doğruluğuna bir delîl teşkîl eder: “Eğer râvi
muhtelefun fih ise kendisi hasenu’l-hadîsdir. Eğer sözü fazla uzatmış olmaktan
endîşe etmeseydim meseleyi tafsîl ederek başka nakillerde de bulunurdum. Ricâl,
ilel, ve mevzûât üzerine yazılan taakkûbât kitaplarını mütâlaa eden kimse bu
beyân ettiğimiz esas hakkında asla şüpheye düşmez.


8-

Hasen hadîs, kuvvetçe sahîhden mâdûn olmasına rağmen, ihticâcda onun gibidir. Bu
sebeple bir gurup âlim onu sahîh nevine dâhil ettiler: Hâkim, İbnu Hibbân, İbnu
Huzeyme gibi. Böyleleri bu nevdeki hadîslerin sıhhatı mübeyyen ve kesin olanlara
nazaran dûn mertebede olduklarını da söylemekten geri durmazlar. Bu ifâde
Tedrîbu’r-Râvî’de mevcuttur. Hâfız İbnu Hacer Şerhu’n-Nuhbe’de şöyle der:
“Hasen’den olan bu kısım kendisiyle ihticâcta sahîhe iştirâk eder, onun dûnunda
olsa da. Kezâ bir kısım farklı derecelere ayrılmakta da sahîhin müşâbihidir.”


9-

Hasen li-zâtihi olan bir hadîs, birden fazla vecihle rivâyet edilmiş ise, bu
öteki vecih tek de olsa kuvvetlenerek hasen derecesinden sahîh derecesine
yükselir. Bu kaide de Tedrîb’de ifâde edilmiş ve Şerhu’n-Nuhbe’de sarahâte
kavuşturulmuştur.


10-

Zayıf bir hadîs, başka tarîklerden de rivâyet edilmişse ve bu öteki tarîk tek de
olsa bunlar berâberce hasen derecesine yükselir ve kendisiyle ihticâc
edilebilir.[11]

Yine Tedrîbu’r-Râvî’de şöyle denmektedir:
“Münferid olma halinde kendileri bir hüccet teşkîl etmeyecek olan iki tarîki
olan hadîsle ihticâc etmede bir garâbet yoktur. “Müsned bir vecihle rivâyet
edilen mürsel de veya kendi şartına uygun bir başka mürselin de ona muvâfakatı
durumlarında olduğu gibi ki bunu bilâhare îzâh edeceğiz.

Yine Tedrîb’de şöyle denir: “Keza, eğer hadîsin
za’fı irsâl veya tedlîs veyâ meçhûl ricâlin senedde yer etmesi gibi sebeplerden
ileri geliyorsa, bir başka vecihle gelmiş olmakla zaaf kalkar, fakat hasen
li-zâtihinin dûnunda kalır.”

Şerhu’n-Nuhbe’de de şöyle der: “Seyyi’ü’l-Hıfz
olan birisi îtibâr etmeye elverişli mûteber birisine tâbî kılınınca, mûteber
onun fevkinde veya mislinde olmalıdır, dûnunda değil. Durumu temyîz edilemeyen
muhtelit, mestûr, mürsel isnâd, içerisinden hazfedilen kısmı bilinmeyen müdelles
vs. bütün bunların hadîsleri kendilerinin dûnunda olmayan bir başka vecihle
rivâyet edilince hadîsleri hasen olur, fakat hasen li-zâtihi değil. Onun böyle
tavsîf edilmesi ister mütâbi ister mütâba’in her iki tarafa da itibâr
edilmesiyledir. Çünkü onlardan her birinin rivâyetleri hem doğru ve hem de
yanlış olabilir, iki ihtimâl de birbirine eşittir. Haklarında îtibâr’da
bulunulanlardan (mûteberûn) biri cânibinden olanlardan birine muvafık düşen bir
rivâyet vâkî olduğu takdîrde mezkûr iki ihtimâlden biri üstün gelir ve bu,
hadîsin mahfûz olduğuna delalet eder, tevakkuf derecesinden kabûl derecesine
yükselir Allâhu âlem.

Mâ sebete bi’s-Sünne’de Hâfız Irâkî’den naklen
şöyle denir: “Beyhakî’nin sözünün zâhirine göre, muharremin onuncu günüyle
ilgili olan tevessün hadîsi İbnu Hibbân’dan başkasının reyince hasendir. Çünkü
o, bunu birçok Sahâbeden farklı tariklerde merfû olarak rivayet eder ve ilâveten
der ki: “Bu isnâdlar gerçi zayıftırlar, ancak birbirlerine zammedilince kuvvet
hâsıl olur. İbnu Teymiyye bunu inkârla “tevessün hadîsinde Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm)’den rivayet edilenlerden hepsi bildiğin sebebe binâen
bâtıldır” der. Ahmed’in sözü de aynı: “O, sahîh değildir” -yani li-zâtihî sahîh
değil- Buradaki değildir sözü onun hasen li-gayrihi olmasını nefyetmez. Hasen
li-gayrihi ile ihticâc edilir. Bu husûs hadîs ilminde açıktır.” (Irâkî’nin
sözü).

Muhakkik Feth’de der ki: “Bu kadar çok tarîkden
gelen hadîsler, zayıf bile olsalar metinleri hasen olur. Nasıl olmasın ki, onlar
içerisinde zâten hasenden daha aşağı dereceye düşmeyecek olanlar var.” Yine aynı
kitapta şu ifadeye rastlanır: “Bu sayıca fazla tarîkler ondan fazla Sahâbeden
gelmektedir. Bunlardan her biri zayıf olsaydı bile, hepsi berâber mütâlaa
edildikte hüccet olma durumları sabit olurdu. Kaldı ki bir kısmı hasen
mertebesinden aşağı düşmüyor..”

Tedrîbu’r-Râvî’de şöyle denir: “Ravînin fısk
veya kizbinden dolayı zayıf olan hadise kendisi değerinde bir başka hadîsin
muvâfakat etmesinin değeri yoktur, çünkü böyle bir zaaf kuvvetlidir ve sebebi
kolayca izâle olamayacak cinstendir. Ancak tarîklerin mecmûu ile münker veya
asılsız olmaktan kurtulur. Bu hususu Şeyhu’l-İslâm, yani Hâfız İbnu Hacer
açıklar ve der ki: “Bâzan tarîkler sayıca artar ve hadîsi mestûr ve seyyiul hıfz
mertebesine yükseltir. O şekilde ki eğer onun için, içerisinde muhtemel yakın
bir zaaf varsa bunlar tümüyle hasen derecesine yükselirler.

Allâme muhaddis Şarânî -ki Hâfız Suyûtî’nin
talebesidir- el-Mîzân’da şöyle der: “Muhaddislerin cumhur’u, tarîklerin çoğalma
durumunda zayıf hadisle ihticâc ettiler ve onu bazan sahîh’e, bazan da hasen’e
ilhâk ettiler. Zayıfın bu nev’ine, Beyhakî’nin es-Sünenü’l-Kübrâ’sında
rastlanır. Bu kitap, imamların ve onların ashabı olan âlimlerin sözleriyle
ihticâc için te’lif edilmiştir. Çünkü bir imam ve onun mukallidlerinden birinin
bir sözüne delil teşkil edecek sahih veya hasen bir hadis bulmazsa falanca
falanca tarîkden bir zayıf hadis rivayet eder ve bununla iktifa ederek der ki:
“Bu tarîkler birbirlerini takviye ederler”.


11-

Ebu Dâvud’un herhangi bir mütâlaa yürüterek derecesini beyan etmediği hadîsler.
Bunlar da kendileriyle ihticaca elverişlidirler.[12]

Münzirî, et-Tergîb’in mukaddimesinde şöyle der:
“Ebu Dâvud’a nisbet ettiğim ve hakkında beyanda bulunmadığım her hadis, Ebu
Davud’un da dediği gibi hasen mertebesinden aşağı düşmez. Bazan da Sahîheyn’in
veya ikisinden birinin şartına muvafık düşer.

Allame Şevkânî, Neylü’l-Evtâr’ında der ki: “Daha
önce de zikrettiğimiz üzere, hadîs imamlarından bir kısmı, Ebu Dâvud’un meskut
geçtiği hadîslerin ihticâc’a sâlih olduğunu beyan etmişlerdir.

Tedrîbü’r-Râvî’de denir ki: Hasen olduğu
zannedilenlerden kezâ Sünenü Ebî Dâvud vardır. Kendisinden gelen rivayete göre
o, Sünen’inde sahîh hadîsi, sahîhe benzeyeni, sahîhe yakın olanı zikretmiş,
içerisinde vehnu şedîd olanları da ayrıca belirtmiştir. Haklarında hiçbir şey
söylemedikleri de sâlihtir.

” Münzirî, Ebû Dâvud’da geçen
“Namazda kul sağa sola bakınmadıkça
Allah ona yaklaşmaya devam eder, bakındığı vakit ondan yüz çevirir”

hadîsi için şu bilgiyi verir: “Senedinde yer alan Ebu’l-Ahvâs’ın ismi
bilinmiyor. Zührî’den başkası ondan rivayette bulunmadı. Yahyâ İbnu Ma’în
“ehemmiyetsizdir” demiştir. El-Kerâbîsî: “âlimler nezdinde metîn değildir”
demiştir. Nevevî, el-Hülâsa’da: “O, hakkında câhil olunan kimsedir, fakat
hadîsini Ebû Dâvud taz’îf etmemiştir, binâenaleyh nezdinde hasendir” der
(Zeyleî’den naklen).


12-

Hafız İbnu Hacer’in Fethu’l-Bârî’de zikrettiği ve hakkında sükût ettiği
el-Ehâdisu’z-Zâide. Bunlar onun nezdinde sahîh veya hasendir. Nitekim bunu
mukaddemesinde şöyle tasrîh eder: “Sonra, ikinci olarak, bu hadis hakkında ona
müteallik tetümmât (ekler) ve ziyâdâttan metne ve isnâda âit fevâid, gâmız olanı
açıklama, semâ husûsunda tedlîsde bulunanı tasrîh, daha önce ihtilât etmiş bir
şeyhten hadîs derleyen kimsenin mütebâatı kaabilinden bir kısım sahîh maksadları
tahrîc ederim. Bu tahrîclerimin her birisi başlıca mesânid, cevâmi, müstahrecât,
eczâ ve fevâid mecmualarındandır. Tahrîcte bulunduğum hadîsler sahîh veya hasen
hadîs şartlarına uyar..”.Şevkânî, Neylü’l-Evtâr’da Havle Bintü Hakîm’in rivâyet
ettiği

O, Nebi sallallahu aleyhi veselleme şunu sordu:
‘Bir kadın rüyasında ekeğin gördüğünü görürse’ hadisi hakkında der ki: “Hâfız
İbnu Hacer, bunu el-Feth’de zikreder ve fakat üzerine hiç konuşmaz.” Keza Yâle
İbnu Umeyye’nin rivayet ettiği Rasulullah bir adamı açıktan guslederken gördü.
hadîsi hakkında da şunu söyler: Bezzâr bunun benzerini İbnu Abbâs’tan uzun
olarak tahrîc eder. Bunu Hâfız İbnu Hacer el-Feth’de zikreder fakat üzerine
konuşmaz”. Burada Hâfız İbnu Hacer’in el-Feth’de zikredip üzerine konuşmadığı
hadîsin sıhhat ve hüsnüne delîl mevcuttur Allâhu âlem.

Derim ki: Kezâ Hâfız İbnu Hacer’in
et-Telhîsu’l-Habîr’inde zikredilen hadîslerdeki sükûtu da onların sıhhat veya
hüsnüne delîldir. Çünkü Şevkânî merhûm, Hâfız İbnu Hacer’in el-Feth’deki
sükûtuyla ihticâc ettiği gibi bazan da et-Telhîs’deki sükûtuyla ihticâc
etmektedir. Neylü’l-Evtâr’a bir göz atmakla bu husûs derhal anlaşılır.


13-

Ulemânın: “Bu bâbta bundan daha sahîh hadîs yoktur” sözü, o hadîsin sıhhatını
gerektirmez.” Bundan maksad, bu babda onun diğer rivayetlere nazaran en sahîh
olduğunu ifade etmektir. Alimler bu sözden umumiyetle bu manayı kastederler
(el-Cevheru’n-Nakiyyu’dan).

Derim ki: Bunun zayıf olması caizdir, ancak
diğerlerinden daha iyidir. Fakat mevzû olması asla caiz değildir.[13]

İlgili Makaleler