2) Fiilî Sünnet (Fiili Hadis): Hadis Usulü Online Oku

44878


2) Fiilî Sünnet (Fiili Hadis):

 

Rasulullah’ın davranış ve fiili uygulamalarının
anlatımıdır. Hz. Peygamber’in namaz kılışını ve haccedişini örnek verebiliriz.
Allah elçisi şöyle buyurmuştur


“Ben namazı nasıl kılıyorsam, siz de öyle
kılın.”[1]


“Hac ile ilgili ibadetlerinizi benden alın.”[2]

Aişe (r.a.) demiştir ki: “Rasulullah (s.a.v.)
bir iş yaptığı zaman sağlam yapardı.”[3]

Yine Hz. Peygamber’in savaşlarda yapmış olduğu
işler de fiili sünnete girer.

[4]

Hz. Peygamber’in sözle veya fiille açıktan
gördüğü ya da duyduğu olayları susarak onaylamak suretiyle zımnen yaptığı
açıklamaların tümü diye tarif edilen sünnet; kavlı, fiilî ve takrirî olmak üzere
üç bölümde mütâla edilir.

Resulullah’ın bütün fiil ve hareket tarzları,
sözünü ettiğimiz bu üç ana esastan biri olan fiilî sünneti oluşturur. Bu çeşit
sünnetlerde ifade Hz. Peygamber’e değil de sahâbeden birine ait olur: “Kâne’n-Nebiyyü
sallallahu aleyhi ve sellem…” (Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle idi, şöyle şöyle
yapardı…); “Raeytü’n-Nebiyye sallallahu aleyhi ve sellem…” (Resulullah
(s.a.s.)’i şöyle şöyle yaparken gördüm…) şeklindeki ifade tarzları fiilî
sünnetin rivâyet usul ve kavramlarıdır.

Hz. Âişe’nin Resulullah’ın Şaban ayındaki nâfile
orucu ile ilgili açıklaması fiilî sünnete güzel bir örnektir:

O şöyle nakleder: “Rasulullah (s.a.s.) öylesine
oruç tutardı ki biz, daha artık iftar etmez derdik. Bir kere de iftar etti mi
biz artık daha oruca niyet etmez derdik”[5]

Fiilî sünnetler de diğer sünnetler gibi kısmen
yazılarak ama büyük bir kısmı hâfızadan hâfızaya ezberle nakledilerek tevâtür,
meşhur, âhâd tarikleriyle bize kadar ulaşan, hadis adı verilen sözlü ifadelerle
belgelenmiş ve bunlar hadis kitaplarında toplanmıştır. Fıkıhta Hanefilerden
Serahsi; Şâfiîlerden Ebû İshâk Şirâzî; Mâlikîlerden Kadı Abdulvehhâb;
Hanbelilerden Ebû Ya’lâ ve bütün Ehli Hadîs, şöyle der: Buhâri ve Müslim’in veya
ikisinden birinin Sahîh’lerine aldıkları hadisler şüphesiz Hz. Peygamber’e
aittir yani sübûtu kat’îdir. Sözü ve manası mütevâtir olan hadisin Sübûtu kesin;
meşhur ve âhâd olanların sübûtu ise zannîdir. Ayrıca delâlette açıklık ve
kapalılık, nakledenlerin cerh ve ta’dili çok önemli ikinci meseledir. Usulcüler
hadisleri senet ve metin yönleriyle tenkid ederler. Hadisleri, Hz. Peygamber’den
bize kadar bütün râvîleri zikredilenlere müsned; bir veya birkaç râvîsi eksik
olanları da mürsel diye nitelendirmişlerdir. Muhaddisler ise mürsel hadis
tabirinden tabiînin sahâbiyi atlayarak Hz. Peygamber’den rivâyet ettikleri
hadisi anlarlar.

Bir hadis müsned muttasıl olur, ravîleri de
gerekli şartları taşırsa o hadisle amel edilir. Zâhirîler ve Şâfiîler mürsel
hadislerle amel etmezler. Ancak Şâfiîler, İmam Şâfiî’nin belirttiği şartları
taşıyan mürsellerle amel ederler. Hanefi, Mâlikî ve Hanbeli hukukçuları ise
mürselle amel etmiş onu kıyasa tercih etmişlerdir. Hadisle amel edilen konunun
içeriği hakkında da haber-i vâhidin hüccet olduğu yerin yalnız fiil ve amelle
ilgili olan şer’î hükümler olduğu belirtilmiştir. Sahih hadisle amel etmek için
onun ayet ve mütevâtir sünnete muhalif olmaması, akla aykırı olmaması, ilk
râvînin fakih olması şartlan aranır. Bu son şart Hanefilere göredir.[6]

 



 




[1]

Buhârî, Ezân: 18; Edeb: 27; Âhad: 1.



[2]

Ahmed b. Hanbel, 3/318, 366;



[3]

Müslim, Müsafirin: 141.



[4]

Zekiyüddin Şa’ban, Usulül-Fıkh, Terc. İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s.
66; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/456; İsmail Lütfü Çakan,
Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları: 27.



[5]

Buhâri, Savm: 52, 53; Müslim, Sıyâm: 175, 179; Muvatta Sıyâm: 56.



[6]

İsmail Lütfi Çakan, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/191-192.