Hadis Usulü

Sahîh Ve Hasenle İlgili Altın Kaideler Hadis Usulü Online Oku

Derim ki: Sahîheyn’de yer alan hadîslerin en
sahîh oldukları kabûl edilse bile bu, muâraza durumunda iltifât edilmeyen bir
keyfiyettir. Tıpkı iki kişinin bir meselede karşılıklı olarak delîller ikâme
etmeleri gibi. Her ikisinin şâhidi de adûl olmasına rağmen birininki
diğerininkine nazaran daha dindâr, dahâ muttakî. Her iki tarafın şâhidleri şerî
adâlet ölçülerine dâhil olduktan sonra bu ikincinin beyyinesi şâhidlerindeki
mezkûr ziyâde vasıflardan dolayı öbürüne tercîh edilemez. Tercîh için hâricî
başka şeyler aranır.

Öyle ise, Sahîheyn’dekilerin en sahîh olması
veyâ Buhârî’dekilerin Müslim ve diğerlerine nazaran daha sahîh olması meselesi
icmalî olarak ve mecmûunu nazara aldığımız takdîrde doğrudur. Tafsîlî olarak tek
tek hadîsleri nazara aldığımız takdîrde doğru değildir. Bu husûs Tedrîb’de şu
şekilde tasrîh edilir.”

Bâzan mefûk (fâik ve üstün olmayan) bir habere
onu fâik kılan bir şey ârız olur. Meselâ Sahîheyn’in garîb bir hadîsi tahrîcde
ittifakları, Müslim veyâ bir başkasının meşhûr bir hadîsi veyâ senedi
esahhu’l-esânid vasfını alan bir hadîsi tahrîc etmeleri gibi. Bu hadîs daha
öncekini yaralayamaz. Çünkü bu, icmâl îtibâriyledir. Zerkeşî der ki: “Buradan şu
anlaşılıyor ki, Sahîhû’l-Buhârî’nin, Müslim ve diğerlerine tercîh edilmesinden
murâd bunun bir bütün olarak, diğerlerine bir bütün hâlinde tercîh edilmesidir,
yoksa birincide mevcut her bir hadîsin, diğerlerinde mevcût her bir hadîse
tercîh edilmesi şeklinde değildir”.

Yine Tedrîb’de geldiğine göre Hâkim şöyle der:
Sahîh hadîs on kısma ayrılır. Bunlardan beşi üzerinde ittifâk vardır, Buhârî ve
Müslim’in seçtikleri… Beşincisi eimmeden bir grubun babalarından ve
atalarından rivâyet ettikleri hadîsler olup, rivâyet ne babalarından ne de
dedelerinden tevâtür bulmayıp, kendilerinde bu dereceye ulaşan hadîsler. Şu
senetlerde olduğu gibi:

“Behz b. Hakim babasından, dedesinden; Amrubnu
Şuayb babasından, dedesinden; İyas b. Muaviye b. Kurre babasından, dedesinden”

Bunların ecdâdı Sahâbe, afâdı sikâttır. Bu gruba
girenler de kezâ kendileriyle ihticâc edilebilecek hadîslerdir. Sahîheyn
dışındaki imamların kitaplarına tahrîc edilmişlerdir.

Derim ki: Bu de kezâ Sahîheyn dışında da sahîh
hadîslerin varlığına sarîh bir delîldir.


6-

Suyûtî, Cem’ul-Cevâmî’in dibâcesinin el-Akvâl kısmında şöyle der: “Buhârî için
(Hı), Müslim için (Mim), İbnu Hibbân için (Ha, be), Hâkim’in Müstedrek’i için
(Kef), Ziyâu’l-Makdisî’nin “el-Muhtâre”si için (Dat), remizlerini koydum. Bu beş
kitapta yer alan hadîslerin hepsi sahîhtir. Herhangi bir hadîsi onlara nisbet
etmek aynı zamanda sahîh olduklarını ifâde etmek olur. Müstedrek’in tenkîd
edilmiş olan rivâyetleri bu kâideden hâriçtir. Zâten onlara ayrıca dikkat
çektim.

Mâlik’in Muvattâ’ında, İbnu Huzeyme’nin, Ebû
‘Avâne’nin ve İbnu’s-Seken’in Sahîh’lerinde, İbnu’l-Carûd’un el-Müntekâ’sında ve
Müstahrecât’da[8]
geçenler de böyledir. Onlara yapılan bir isnâd da sıhhat vasfını tazammun eder.
Müsnedü Ahmed’de yer alan bütün hadîsler makbûldür. Onlar arasında zayıf olanlar
hasene yakındır…” (Kenzu’l-Ummâl’den, özetle).

Tedrîbü’r-Râvî’de denilir ki: -Sahîh
meselelerinden- üçüncüsü: Sahîheyn üzerine tahrîc edilen kitaplar, İsmailî’nin,
Berkânî’nin, Ebu Ahmed el-Gıtrifî’nin, Ebû Abdillâh İbnu Ebî Zühl’ün, Ebû Bekr
İbnu Merdûye’nin Buhârî üzerine; Ebû ‘Avâne el-İsferânî’nin, Ebû Câfer İbnu
Hamdân’ın, Ebû Bekr Muhammed İbnu Recâ’en-Nisâbûrî’nin, Ebû Bekr el-Cevzakî’nin,
Ebû Hâmid eş-Şârekî’nin, Ebû’l-Velîd Hassân İbnu Muhammed el-Kureşî’nin, Ebû
‘İmrân Mûsâ İbnu’l-‘Abbâs el-Cüveynî’nin, Ebû Nasr et-Tûsî’nin, Ebû Sa’îd İbnu
Ebî Osmân el-Hîrî’nin Müslim üzerine, Ebû Nuaym el-İsbehâ’nî’nin, Ebu Abdillâh
İbnu’l-Ahrâm’ın, Ebu Zerri’l-Herevî’nin, Ebu Muhammed el-Hallâl’ın, Ebû Alî
el-Mâsercisyî’nin, Ebû Mesûd Süleymân İbnu İbrâhim el-İsbehânî’nin, Ebû Bekr
el-Yezdî’nin Buhârî ve Müslim’den her biri üzerine; Ebû Bekr İbnu Abdân
eş-Şirâzî’nin tek bir ciltte her ikisi üzerine müstahrecleri vardır.
Müstahreclerin iki faydası var: 1- Âli İsnâd, 2- Sahîhe ziyâde.
Zirâ müstahreclerde geçen ziyâdeler de sahîhtir, çünkü iki farklı isnâda
müsteniddir.

Yine Tedrîb’de şöyle denir: Hâfız Ebû Abdillâh
el-Hâkim, Müstedrek’inde Sahîheyn’in veya ikisinden birinin şartına uygun veyâ
onların şartlarına uymadığı halde sahîh olan zevâidi toplamıştır. Bâzan bu
kitâbına, nazarında sahîh olmayan hadîsleri de zaaflarına dikkati çekerek
kaydeder. Hâkim, tashîh husûsunda mütesâhil (gevşek)’dir. Zehebî, Müstedrek’ini
hülâsa eder ve birçok hadîsi zayıf ve münker bulur. Bunda geçen mevzû hadîsler
için de müstakil bir cüz tertîpler. Bu cüzde yüze yakın hadîs mevcuttur.
Hâkim’in tashîh ettiği bir hadîs hakkında diğer mûteber hadîsçiler nezdinde
sahîh veyâ zayıftır diye bir hükme rastlamazsak ve zâfını gerektiren bir illeti
zâhir olmazsa onun hasen olduğuna hükmederiz…” (özetle).

Derim ki: Zehebî bu husûsta bizi yeteri kadar
doyurmuştur. Onun ikrâr ettikleri sahîhtir. Sükût edip üzerine hüküm
yürütmedikleri İbnu Salâh’ın dediği gibi, hasendir.

Nesâî’nin Müctebâ’sı da sahîh olması kuvvetle
muhtemel olanlardandır. O, bütün ülkelerde okunan bir kitaptır. Nesâî’den
rivâyet eden Muhammed İbnu Mu’âviye el-Ahmer şunu nakleder: “Nesâî dedi ki:
“Kitâbu’s-Sünen”in tamamı sahîhtir, bâzıları ise mâlûldür. Ancak o bunların
illetini belirtmemiştir. Müctebâ diye bilinen müntehâbın hepsi sahîhtir.

Hâfız Ebû’l-Fazl, İbnu Hacer der ki: “Nesâî’nin
kitâbına, Ebû Âli en-Nîsâbûrî, Ebû Ahmed İbnu’Adiyy, Ebû’l-Hasan ed-Dârakutnî,
Ebû’Abdillâh el-Hâkim, İbnu Mende, ‘Abdü’l-Ganî İbnu’s-Saîd, Ebû Yâle el-Halîlî,
Ebû Alî İbnu’s-Seken, Ebû Bekri’l-Hatîb ve başkaları Sahîh ismini ıtlâk
ediyorlar.

Sindî de, “Nesâî” üzerine yaptığı Tâlîk’ında
şöyle der: “Hülâsa, sahîh ıtlâkı, en-Nesâiyyu’s-Sağîr içindir. Bu kitâp Şâi’
diye meşhûrdur. Bunda da  hasen hadîsler sahîh diye tesmiye edilmiştir. Zayıf
ise son derece nâdirdir ve eğer zikredildiği bâbda ondan başka rivâyet yoksa
hasen addolunur. Bu çeşit hadîsler musannıf ve Ebû Da’vud nazarında
re’yu’r-ricâlden daha kavîdir (Allâhu âlem).”


7-

Eğer hadîs muhtelefun fih ise, yânî bâzıları tashîh veya tahsîn etti, bâzıları
taz’îf etti ise bu hadîs hasendir. Muhtelefun fih olan yânî bâzılarınca tevsîk,
bâzılarınca da taz’îf edilmiş bulunan râvî de hasenu’l-hadîsdir, rivâyetleri
hasen addolunur.

Tedrîbur’Râvî’de denir ki: “(Tenbîh): Hasen
hadîs de, sahîh hadîs gibi muhtelif derecelere sâhiptir. Zehebî der ki: En üstün
mertebesi Bahzu’bnu Hakîm’in babasından, dedesinden; Amr İbnu Şuayb’ın
babasından, dedesinden; İbnu Ishâk’ın et-Teymî’den yaptığı rivâyettir.
Böylelerine sahîh denir, ancak sahîhin en düşük derecesindedirler. Bundan sonra
tahsîn veyâ zîf’i husûsunda ihtilâf edilenler gelir. Hâris İbnu Abdillah, Âsım
İbnu Damre, Haccâc İbnu Ertât ve benzerlerinin hadîsleri gibi.

Derim ki: Muhammed İbnu Ebî Leylâ, Hasan İbnu
Umâre Şüreyhu’l-Kâdî, Şehru’bnu Havşeb ve benzerleri gibi tevsîk ve tazîf
husûsunda haklarında ihtilâf edilenler. Bunlar çoktur. Zehebî’nin dediğine göre
-ki Zehebî nakd-i ricâl hususûnda tam ihtisâs sâhibi kimselerdendir[9].
“Bu mevzûnun âlimlerinden ikisinin zayıfın tevsîki ve sikanın taz’îfi üzerine
ittifak ettikleri görülmemiştir.[10]
Bu sebeple Nesâi’nin prensibi, terkedilmesi için âlimlerin üzerine ittifâk
etmediği ricâlden rivâyette bulunmaktı.” Sahâvî’nin Fethu’l-Muğîs’inden naklen
er-Ref’u ve’t-Tekmîl’de geçer. Münzirî, Terğîb’inin mukaddimesinde şöyle der:
“Derim ki: Eğer bir hadîsin isnâdındaki râviler sika ve aralarında da hakkında
ihtilâf edilen biri varsa onun isnâdı hasendir, yâhut müstakîmdir, yâhut Lâ
be’se bihi’dir (beis yok)”, keza haklarında ihtilâf edilen râvîlere tahsîs
ettiği bâbta da megâzî sâhibi Muhammed İbnu İshâk İbnu Yesâr’ın târihçesi
üzerine uzunca yazdıktan sonra şöyle der: “Hülâsa bu zât, hakkında ihtilâf
edilenlerdendir, hasenu’l-hadîsdir.”

Kays ‘İbnu Talk’ın babasından rivayet ettiği
hadis hakkında İbnu’l-Kattân’ın sözlerinden naklen Zeyle’î der ki: “Hadîs,
muhtelefun fih’tir. Hakkında hasen denmesi daha doğru olur, sahîh olduğuna
hükmedilemez (Allâhu âlem).” Yine burada İbnu Dakîku’l-Iyd’ın şu sözü
nakledilir: “Bu hadîs (yânî, “Kulalar baştandır.”) iki cihetten mâlûldür:
Biri Şehru’bnu Havşeb hakkındaki cerhedici söz, ikincisi ref’i hakkındaki
şüphedir. Fakat Şehr’i, Ahmed, Yahyâ, ‘İclî, Yâkub İbnu Şeybe tevsîk
etmişlerdir. Sinan İbnu Rebî’a’ya gelince Buhârî kendisinden tahrîcte bulundu.
O, telyîn edildi ise de İbnu’Adiyy hakkında: “O, bence Labe’s bihdir”. der. İbnu
Maîn de: “Kavî değildir, hadîsi bizce hasendir” der.

Ebû Dâvud hâşiyesinde “Ekilu zu’l-hey’ati
usratihim ille’l-hudud” hadîsinin altında şu ibâre vardır: “Bu hadîs, Hâfız
Sirâcü’d-Dîn el-Kazvînî’nin, Bağavî’nin el-Mesâbih’inden tenkîd ederek zayıf
hükmünü verdiği hadîslerden biridir. İbnu’Adiyy der ki: “Bu hadîs, bu senediyle
münkerdir, onu Abdülmelik’ten başkası rivayet etmemiştir. ” Münzirî de
“Abdülmelik zayıftır” der. Hâfız Selâhuddîn el-‘Alâî ise: Bu ‘Abdülmelik İbnu
Zeyd hakkında Nesâî: “Lâ be’s bihi” (Onda bir beis yok) der. Onu İbnu Hibbân da
tevsîk etmiştir, hadîsi inşâllah hasendir, bilhassa ondan Nesâî’nin yaptığı
tahrîcler. Çünkü o, kitabında ne münker, ne vâhî hadîsi ne de metrûk kimsenin
hadîsini tahrîc etmez.” der.

İlgili Makaleler