Hz. Peygamber (a.s.)’İn İnsanlık Hali
7.2.2. Hz. Nuh’un
İnsanlık Hali
“Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yakınımdadır demiyorum.
Gaybı da bilmem. Bir melek olduğumu da söylemiyorum. Gözlerinizin hor gördüğü
mü’min kimseler hakkında, Allah onlara hiçbir hayır vermez de diyemem. Onların
içlerindekini en iyi bilen Allah’tır. Ben bunları söylersem şüphesiz zâlimlerden
olurum’ dedi”. (Hûd; 31)
Burada, peygamberlerin insan oluşuna itiraz edenlere iyi bir
cevap verilmiştir. Hz. Nuh (a.s.)’un bir insan oluşuna hayret edenlere
deniliyor ki, kendisi elbette bir insandı. Hz. Nuh, itiraz edenlere diyor ki,
“ben insandan başka bir şey olduğumu iddia etmedim ki siz benden daha fazla bir
şey bekliyorsunuz. Ben gerçekten bir insanım. İddia ettiğim şey sadece Allah’ın
bana bilgi ve hidayet vermesidir.”
“Beni Allah ıslâh etmem ve doğru yol göstermem için
görevlendirmiştir. Bunun için beni istediğiniz gibi imtihan edebilirsiniz.
Fakat beni denemenizin yolları çok gariptir. Siz benden gaybın haberlerini
istiyorsunuz. Bazen bana öyle sorular soruyorsunuz ki benim İnsanlar gibi yiyip
içmeme itiraz ediyorsunuz. Bana söyler misiniz, ben hiç melek olduğumu iddia
ettim mi? Akide, iman, iyi ahlâk ve medeniyet hakkında size bilgi ve pratik
eğitim vermeye gelen bir kişiden ancak onun ihtisâs sahası hakkında sorular
sorabilirsiniz. Ama siz “falanca adamın ineğinin yavrusu erkek mi olacak yoksa
dişi mi olacak” diye soruyorsunuz. Sanki insanların iman ve ahlâkının, ineğin
erkek veya dişi yavru doğurmasıyla bir ilgisi var gibi!’
“Kavminden küfreden bir cemaat; ‘Bu ancak sizin gibi bir
insandır. Sizin üzerinize üstünlük kurmak isliyor. Eğer Allah dileseydi melekler
indirilirdi. Biz evvelki alalarımız zamanından böyle bir şey işitmedik. O,
herhalde kendisinde cinnet olan bir kimsedir. Bir müddet O’nu gözetleyiniz
dediler”. (Mü’minûn; 24-25)
Doğru yoldan sapmış olan hemen hemen bütün İnsanlar, bir insanın
peygamber olamayacağı görüşünü paylaşırlar. Bu sebepten dolayıdır ki, Kur’ân-ı
Kerim sık sık bu cahil fikri tekzip etmiş, bütün peygamberlerin insan olduğunu
ve insanların hidayeti için insanlara ihtiyaç duyulduğunu kuvvetle ifade
etmiştir:
“Bunun üzerine kavminden kâfir olan bir cemaat, ‘Biz seni bizim
gibi bir insan olarak görüyoruz. Ve sana tâbi olanları bizim basit ve en aşağı
tabakalarımızdan görüyoruz. Sizin bizim üzerimize bir üstünlüğünüzü görmüyoruz.
Bilâkis sizi yalancılar zannediyoruz”. (Hûd; 2)
Gördüğünüz gibi, bu itiraz aynen Mekkeli kâfirlerin ileri
sürdüğü itirazdır. Mekke’liler de aynı şekilde, Hz. Muhammed(a.s.)’in tıpkı
kendileri gibi, olağan bir insan olduğuna, yiyip içtiğine, uyuyup kalktığına ve
aile sahibi olduğuna itiraz ederlerdi.
“Sizden bir adama, Rabbiniz tarafından sizi azaptan sakındırmak
(inzar) için nübüvvet gelmesine taaccüb mü edersiniz? Ondan sakının ki, rahmet
olunasınız” (A’râf; 63)
7.2.3. Hz. Hûd
(a.s.) da İnsandı
“Dünya hayatında kendilerine nimet verdiğimiz halde, küfredip
ahirete kavuşmayı yalanlayan o peygamberin kavminden ileri gelen bir güruh,
‘bu, âncak sizin gibi bir beşerdir. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor” (Mü’minûn;
33)
“Eğer siz kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman
hüsrana itişenlerden olursunuz” (Mü’minûn; 34)
Kur’ân-ı Kerim’i tefsir edenlerden bazısı, yukarıdaki ayetlerden
Hz. Hûd’un kavminin ileri gelenlerinin bu sözleri aralarında söylediklerini
sanmışlardır. Ama biraz dikkat edildiğinde, bu sözlerin halka söylendiği ortaya
çıkar. Mesele şuydu. Hz. Hûd (a.s.)’un ümmetinin hâkim sınıfı ve eşrafı,
kitlelerin, Allah’ın peygamberinin çekici kişiliğine ve etkileyici
konuşmalarına kendilerini kaptıracaklarını ve böylece sahip bulundukları maddi
ve manevî menfaatlerden vazgeçmeleri gerekeceğini tahmin edince halkı yanıltmaya
ve kandırmaya çalıştılar. Onlar halka şöyle diyordu: “Arkadaşlar, siz neyin
peşine koşuyorsunuz? Peygamberlik, diye bir şey yoktur. Bu adam sadece maddi
ikbal ve iktidar peşindedir. Amacına ulaşmak için de böyle şeyler uydurmuştur.
Arkadaşlar, biraz düşünün; bu adamın sizden nesi üstündür? Bu tıpkı sizin gibi
etten, kemikten yapılmıştır. Sizin yediğinizi yer, sizin içtiğinizi içer. Farklı
olan tarafı nedir? Hiç… O zaman bu neden sizden daha büyük olsun, neden size
emirler versin?” Bütün bu konuşmaların ortak bir yanı vardı. Bütün yöneticiler
Allah’ın kullarına hükmetmeyi, onlar üzerinde egemenlik kurmayı sadece
kendilerinin bir hakkı sayıyorlardı. Kendilerinin insan olduğuna ve yeme, içme
ihtiyacını duyduğuna herhangi bir itirazları yoktu. Zira, hakimiyet ve liderlik
sıfatlarının sadece kendi haklan olduğunu sanıyorlardı. Bu hususta insan
ol-malan yadırganacak bir şey değildi. Ama bir peygamberin insan oluşuna
şiddetle karşıydılar. Çünkü, peygamberin sözünün geçmesiyle iktidarlarının
tehlikeye gireceğini düşünüyorlardı. Asıl korktukları şey, iktidarlarının bir
peygamber tarafından tehdit edilmesiydi.
“O, ‘ey kavmim, bende divanelik ve sefahat yoktur. Fakat ben
âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir peygamberim. Sizi inzar etmek için
sizden bir adama Rabbiniz tarafından nübüvvet gelmesi tuhafınıza mı gitti? Nuh
kavminden sonra sizi hükümdarlar yaptığını ve sizin halk arasında kuvvet ve
kudretinizi arttırdığını ve Allah’ın size olan nimetlerini düşünün ki, felâh
bulasınız’ dedi” (A’râf; 67,69)
“Onlar dedi ki, ‘eğer Rabbimiz isteseydi, melekleri gönderirdi.
Onun için, gönderildiğin sebebi kabul etmiyoruz” (Secde; 14)
7.2.4. Hz. Salih
ve Şuayb (a.s.)’ın İnsanlık Hâlleri
“Onlar ‘Sen büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir beşersin.
Eğer sözünde doğru isen, bize bir Mu’cize getir’ dediler” (Şuarâ; 153-154)
“Onlar: ‘Muhakkak sen büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir
beşersin. Biz seni yalancılardan zannediyoruz” (Şuarâ; 185-186)
7.2.5. Hz. Musa
ile Harun (a.s.)’un Beşeriyeti
Fir’avn ve onun yandaşları, Hz. Musa ile Hz. Harun (a.s.)
hakkında şunları söylüyorlardı:
“Kavimleri bize hizmet ve kulluk eden, bizim gibi iki beşere
iman nu edecekmişiz’ dediler” (Mü’minûn; 47)
7.2.6. Bütün
Peygamberler Beşer (İnsan) dir
“Peygamberleri onlara: ‘Evet biz de sizin gibi insanız. Lâkin
Allah kullarından dilediğine (peygamberlik nimetini) ihsan eder’ dedi” (İbrahim;
11)
Bu ayette, Allah’ın peygamberleri demek istiyorlar ki, “şüphesiz
biz insanız. Ama Cenab-ı Allah bize Hak ilmini ve kâmil basireti ihsan
etmiştir. Bunda herhangi bir marifetimiz yoktur. Bu Allah vergisi bir şeydir.
Allah, kullarından kimleri isterse peygamberliğe getirebilir. Bize gelen ilahî
bilgilerin tümünü ne size aktarabiliriz ne de onlara göz yumabiliriz.”
“Onlar da: ‘Siz de bizim gibi insansınız. Bizi babalarımızın
ibadet ettiği şeyden çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse, bize apaçık bir hüccet
getirin”. (İbrahim; 10)
Burada, peygamberlere karşı olan, daha doğrusu, onların insanlık
halini bir türlü kabul etmeyenlerin zihniyeti bir kerre daha ortaya konmuştur.
Bu adamlara göre, kendileri gibi insan olan, yediklerinden yiyen, içtiklerinden
içen, uyuyan, kalkan, çoluk çocuklara karışmış olan, açlık duyan, susayan,
hasta olan, acı ve sevinç duyan, kısacası her beşerî zaafa sahip olan, buna
karşılık, fevkalâde bir tarafı olmayan bir kişi peygamber olamazdı. Allah ile
kelâm ettiği düşünülemezdi, meleklerin ona gelmesi imkânsızdı!
7.3. HZ. PEYGAMBER (A.S.) DE BİR
İNSANDI
Mekke kâfirleri, Hazreti Muhammed (a.s.)’in, bir insan olduğu
için peygamber olamayacağını ileri sürüyorlardı:
“Ve kâfirler: ‘Bu nasıl peygamber? Yemek yiyor ve çarşıda
geziyor” (Furkan; 7)
“Zalimler aralarında gizli meşveret edip: ‘Bu da sizin gibi bir
insan değil midir. Artık göz göre göre sihre inanıyor musunuz?’ derler” (Enbiya;
3)
Kur’ân-ı Kerim, Mekke kâfirlerinin bu cahil fikrini reddederek
diyor ki, bu yeni bir düşünce değildi. Bu cehâlet eskiden de süregelmişti. Eski
çağlarda da bütün cahil İnsanlar, bir insanın peygamber olamayacağını, bir
peygamberin de insan olamayacağını düşünürlerdi. Ümmetinin ileri gelenleri O’nun
peygamberliğini inkâr ederken Hz. Nuh (a.’s.)’a aynı şekilde konuşmuşlardı:
“Kavminden küfreden bir cemaat ‘bu, ancak sizin gibi bir
insandır. Sizin üzerinize üstünlük kurmak isliyor. Eğer Allah dileseydi melekler
indirirdi. Biz evvelki atalarımız zamanından böyle bir şey işitmedik” (Mü’minun;
24)
Ad kavmi de aynı şeyi Hz. Hûd (a.s.) için demişti:
“Bu âncak sizin gibi bir beşerdir. Yediğinizden yiyor,
içtiğinizden içiyor. Eğer siz kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman
hüsrana
düşenlerden olursunuz” (Mü’minun; 33-34)
“İçimizden her beşere (insana) tabi mi olalım?” (Kamer; 24)
Sadece bunlar değil, diğer milletler de kendi peygamberleri
hakkında aynı tavrı takınmışlardı. Kâfirler, “siz de bizim gibi insansınız” diye
peygamberleri tanımaktan kaçınıyor, peygamberler de kendilerine şu cevabı
veriyorlardı:
“Evet biz de sizin gibi insanız. Lâkin, Allah, kullarından
dilediğine (peygamberlik nimetini) ihsan eder” (İbrahim; 11)