Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Davud Aleyhisselâm

 

Kur’ân-ı Kerimin Dâvûd Aleyhisselâm
Hakkındaki Açıklaması :
    Başa Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâm hakkında
Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Derken (İsrail oğulları)
Allanın izniyle, onları (düşmanlarını) bozguna uğrattılar.

Dâvud da, Câlût’u, öldürdü.

Allah da, ona, saltanat ve Hikmeti
(Peygamberliği) verdi ve daha dilemekte ol­duğundan da, bazı şeyler öğretti.

Eğer, Allah; insanların bir
kısmını, bir kısmıyla önleyip savmasaydı, yer (yüzü) muhakkak, fesada uğrardı.

Fakat, Allah, âlemlere karşı, büyük
fazi (ve inayet) sahibidir.” [152]

“…..And olsun ki: biz,
Peygamberlerin kimini, kiminden üstün kılmışızdır.

Davud’a da, Zebur verdik.’[153]

“İsrail oğullarından olup ta,
küfredenlere, Davud’un da, Meryem oğlu İsânın da, diliyle lanet olunmuştur.

Bunun sebebi: isyan etmeleri ve
ifrata sapmaları idi.

Onlar, işledikleri her hangi
fenalıktan birini vazgeçirmeğe çalışmazlardı.

Gerçekten, yapmakta devam ettikleri
(o hal) ne kötü idi!” [154]

“Davud’u ve Süleyman’ı da,
(an!)

Hani onlar, ekin (bağ meselesi)
hakkında hüküm veriyorlardı.

Hani, kavmin davarı (geceleyin)
çobansız olarak ekinin (bağın) içinde yayılmış (zarar yapmış)tı.

Onların (verdikleri) hükmün biz
Şâhidleri idik.

Biz, o(nun fetvası)nı, hemen
Süleymana anlatmıştık.

(Zâten) biz, her birine hükm ve
İlim vermiştik.

Dağları ve kuşları, Dâvûd ile
birlikte Teşbih etmek üzre râm etmiştik. (Bütün) bunları, yapanlar, biz idik.

Biz, ona, sizin için, sizi,
muharebenin şiddetinden korumak için, giyecek (Zırh) sanatını öğrettik.

Şimdi, siz (bundan dolayı)
şükredenler misiniz?” [155]

And olsun ki: biz, Davud’a ve
Süleyman’a İlim vermişizdir.

(Bundan dolayı) onlar:

“Bizi, Mü’min kullarının bir
çoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun! dediler.

Süleyman, Davud’a, Mirasçı oldu.

“Ey insanlar! Bize, kuşların
dili öğretildi.

Bize, her şeyden verildi.

Şüphesiz ki: bu, apaçık bir
üstünlüğün ta kendisidir” dedi. [156]

“And olsun ki: biz, Dâvûda
tarafımızdan bir imtiyaz vermişizdir.

(Dağlara): Ey dağlar! Onunla
birlikte Teşbih ediniz! (dedik)

Kuşlara da (bunu, emrettik).

Ona, demiri de (mum gibi)
yumuşattık.

“(Bütün bedeni örtecek) uzun
Zırhlar, yap! (Onları) dokumada intizamı gözet!” diye (emrettik)

(Ey Dâvûd Hanedanı!) iyi amel (ve
hareketlerde bulununuz!

Çünkü, hakikat, ben, ne yaparsanız,
gören’im!” [157]

“(Ey Resulüm!) Onlar, ne
derlerse, sabret!

Kulumuzu, o kuvvet sahibi Davud’u,
hatırla!

Çünki, o, dâima, (Allâhın rızasına)
dönen bir (Zat) idi.

Gerçekten, biz, dağları (kendisine)
müsahhar kıldık ki, bunlar, akşamleyin ve kuş­luk vakti, onunla birlikte
durmayıp Teşbih ederlerdi.

(Her yandan, ona doğru) toplanıp
gelen kuşları da, kendisine râm ettik.

(Gerek o dağlardan, gerek bu
kuşlardan) her biri (itâatla ona) dönücü idi.

Ona, mülkünü de, kuvvetlendirdik.

Ona, Hikmet ve Fasl-ı hitab verdik.

Sana, o davacıların haberi geldi
mi?

Hani, onlar, duvardan Mescide
tırmanmışlardı.

O vakit, Davud’un karşısına
girivermişlerdi de, o, bunlardan, telaşa düşmüştü.

Korkma! (biz) iki dâvâcı(yız)

Birimiz, öteki(nin hakkı)na tecavüz
etti.

Şimdi, sen, aramızda adaletle
hükmet, aşın gitme!

Bizi, doğru yolun ortasına
çıkar” dediler.

(Onlardan biri):

Şu, benim kardeşimdir. Onun, doksan
dokuz dişi koyunu var.

Benim ise, bir tek dişi koyunum
var.

Böyle iken, o: onu, bana ver! dedi.

Mücadelede beni yendi.

(Dâvûd):

And olsun ki: o, senin dişi
koyununu, kendi dişi koyunlarına (katmak) istemesiy­le, sana, zulm etmiştir.

Gerçekten, (Mallarını, birbirine)
katıp karıştıran (ortak)ların çoğu, mutlaka birbi­rine haksızlık edendir.

İman edip te, güzel güzel amel (ve
hareketlerde bulunanlar müstesna!

“Fakat, bunlar da, ne kadar
azdır” dedi.

Dâvûd, sandı ki, biz, kendisine,
mutlaka bir azab hazırladık.

Bunun üzerine, o, Rabb’ından setr
(ve himaye) edilmesini istedi.[158]

Rükû ile yere kapandı.[159]

(Allâha) döndü.

Biz de, onu, Salih (bir Zat olarak
intihab) ettik.

Nezdimizde onun muhakkak bir
yakınlığı ve bir akıbet güzelliği vardır.

Ey Dâvûd! Biz, seni yeryüzünde
Halîfe yaptık.

O halde, insanlar arasında hak (ve
adâlet)le hükm et!

(Hükmünde) hevâ (ve hissiyatına)
tâbi olma ki, bu, seni, Allah yolundan saptırır.

Çünkü, Allah yolundan sapanlar (yok
mu?) hisab gününü unuttukları için, onla­ra, pek çetin bir azab vardır. [160]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Vefatı:    Başa
Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâm, son
zamanlarında, bir gün Yüce Allah’a:

“Yâ Rab! Ömrüm uzadı, yaşım,
büyüdü. Bacaklarım, zayıfladı!” diyerek halini arz etmişti.

Yüce Allah, ona:

“Ey Dâvud! Ne iyidir o kişi
için ki, ömrü, uzamış, ve ameli, güzel olmuştur!” diye Vahy buyurdu. [161]

Dâvûd Aleyhisselâmın hastalığı
şiddetlenip ağırlaşınca, oğlu Süleyman Aley-hisselâma:

“Sen, İlâh’ın olan Rabb’ın
tavsiyelerine göre amel ve hareket et!

O’nun, Mûsâ b.İmran’a indirmiş
olduğu Tevrat’taki Mîsakları, Ahidleri ve Tav­siyeleri, koru!” dedi. [162]

Dâvûd Aleyhisselâm, ailesi hakkında
son derece kıskançtı.

Dışarıya çıktığı zaman, kapılar,
kilitlenir, kendisi, dönünceye kadar, ailesinin yanına, hiç kimse giremezdi.

Kendisi, yine, bir gün, dışarı
çıkmış, kapılar kilitlenmişti.

Zevcelerinden birisi, evin kapısını
açıp ta, evin ortasında bir adamın dikilip dur­duğunu görünce, kendi kendine:

“Evde, bir kimse var!?

Ev, kilitli olduğu halde, bu adam,
eve, nereden girdi?!

Vallahi, Dâvûd, bize, bağırır,
çağırır, azab eder!” dedi.

Tam o sırada, Dâvûd Aleyhisselâm
da, gelip adamın, evin ortasında ayakta dikildiğini görünce[163]
ona :

“Seni, bu eve, bu vakitte,
izinsiz olarak kim soktu?! dedi[164] ve:

“Sen, kimsin?” diye
sordu.

Adam:

“Ben, öyle bir kimseyim ki:
krallardan  korkmam ve hiç bir şey de, benden imtina’ edemez, korunamaz! [165]

Ben, kralların yanlarına, izinsiz
girerim!” dedi. [166]
Dâvûd Aleyhisselâm:

“Öyle ise, sen[167],
Vallahi, [168] Ölüm Meleğisin!” dedi. [169]

Adam:

“Evet!” dedi. [170]

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Hoş geldin Allah’ın
emriyle!” dedi. [171]

“Sen, dâvetci olarak mı?
Yoksa, ölüm haberi getirici olarak mı geldin?” diye sordu.

Ölüm Meleği:

“Ölüm haberi getirici olarak
geldim!” deyince Dâvûd Aleyhisselâm:

“Bundan önce[172],
ölüme hazırlanmam için, bana, haber göndersen olmaz mı idi?” dedi.

Ölüm Meleği:

“Ben, sana[173],
kaç kereler[174], pek
çok kereler[175]
haber göndermişimdir. [176]

Sen, uyanmadın!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Senin, bana gönderdiğin[177]
Elçin, kimdi?” diye sordu. [178]

Ölüm Meleği:

“Ey Dâvûd! [179]
Baban[180] İşa[181],
nerede? [182]

Annen, nerede[183]

Kardeşin[184],
nerede?’[185]

Komşun[186],
nerede? [187]

Tanıdıkların[188],
filan, filan[189]
neredeler?” diye sordu. [190]

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Onların hepsi[191],
öldüler!” dedi. [192]

Ölüm Meleği:

“Bilemedin mi ki[193]:
onlar, sana:

Sen de, muhakkak, onlar gibi, öleceksin!”
diyen[194],
sana, ölüm nöbetini teb­liğ eden[195],
benim birer Elçilerimdi!” dedi. [196]

Dâvûd Aleyhisselâm, Mihrabından
inerken, Ölüm Meleği, onun yanına varmış bulunuyordu.

Dâvûd Aleyhisselâm, ona:

“Beni, bırak ta, ya aşağı
ineyim, ya da, yukarı çıkayım!” dedi. Ölüm Meleği:

“Ey Allanın Nebîsi! Yıllar,
aylar, yiyecek ve içecekler tükendi artık!” dedi. Dâvûd Aleyhisselâm,
hemen Mihrabın basamaklarından bir basamağın üzerin­de secdeye kapandı.

Ölüm Meleği, onun ruhunu secdede
iken, kabzetti.

Dâvûd Aleyhisselâmın vefat ettiği
gün, cumartesi günü idi. [197]

Dâvûd Aleyhisselâm, o zaman, yüz
yaşında idi. [198]

Dâvûd Aleyhisselâm, yıkanıp
kefenlendikten sonra -Süleyman Aleyhisselâmın emriyle- kuşlar, Dâvûd
Aleyhisselâmın cesedini, kanadlarıyla gölgelediler. [199]

Dâvûd Aleyhisselâmın on dokuz oğlu
vardı. Hükümdarlığa, Hikmetine ve bilgi­sine ve Peygamberliğine, oğullarından,
yalnız Süleyman Aleyhisselâm vâris oldu. [200]

Ona ve gönderilen bütün
Peygamberlere Selâm olsun![201]

İlgili Makaleler