Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Davud Aleyhisselâm

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Peygamber
Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
    Başa Dön

 

Yüce Allah; Dâvûd Aleyhisselâma
saltanat verdiği gibi, Hikmet (Peygamberlikle, vermiş[54],
kendisinde hükümdarlıkla Peygamberliği birleştirmiş[55],
kendisine, se­mavî kitablardan Zebur’u indirmiştir. [56]

Dâvûd Aleyhisselâm; İsrail
oğullarına kral olduğu zaman, kılık değiştirip ken­disini belirsiz ederek halk
arasına karışmayı ve kendisinin icrâât ve gidişatı hak­kında soruşturma yapmayı
âdet edinmişti. [57]

Çarşıda, pazarda[58],
gördüğü kimsenin, hemen yanına varır: Ona:

“Dâvûd hakkında ne
dersin?” diye sorar, o da, onu öever ve hayırlı olduğunu söylerdi. [59]

Kendisi hakkında soruşturma yapıp
ta, ibâdette, gidişatta ve adalette hayırlı olduğunu övmeyen bir kimse yoktu. [60]

Dâvûd Aleyhisselâm; böyle, her
karşılaşıp sorduğu kimselerden:

“O, kendisi için de, ümmeti
için de, Allah’ın, yaratıklarının hayırlısıdır!” ceva­bını aldığı[61]
günlerden bir günde idi ki[62], Yüce
Allah insan suretine koyduğu bir Meleği, onunla karşılaştırdı. [63]

Dâvûd Aleyhisselâm, onu, görünce[64],
âdeti vechile[65],
başkalarına sora gel­diği gibi[66],
kendisini, ona da, sordu. [67]:

“Şu kral Dâvûd hakkında ne
dersin?” dedi. [68]

Melek insan:

“O, ne iyi adamdır! [69]
Kendisi ve ümmeti için, insanların hayırlısıdır! [70]

Ne olurdu, kendisinde olan bir şey
de, olmasaydı[71],
Kâmil olurdu!” dedi. [72]

Dâvûd Aleyhisselâm, buna hayret ve merak
ederek[73]:

“Ey Allanın kulu! [74]
Nedir o şey?” diye sordu. [75]

Melek insan:

“Dâvûd[76],
Beytülmal’dan[77],
Müslümanların malından[78],
yiyor[79],
rızıklanıyor[80] ev
Halkına da, yediriyor. [81]

Ne olurdu o, Ev halkına,
Beytülmaldan yedirmeseydi! [82]

Keşke, kendisi, elinin emeğinden
yeseydi, faziletlerini, tamamlardı!” dedi. [83]

Bu, Dâvûd Aleyhisselâmı[84]
uyarmağa yetti. [85]

Yüce Allah’a:

“Ey Allâhım! Rızkın, en
güzeli, hangisidir?” diye sordu.

“Ey Dâvûd! Elinin
emeğidir!” buyuruldu. [86]

Dâvûd Aleyhisselâm, hemen geri
döndü. [87]

Kendisini ve Ev halkını[88],
Beytülmal’a muhtaç etmeksizin[89],
elinin emeğiyle geçindirecek[90] bir
geçim yolu ihsan etmesini[91], bir
sanat[92]
öğretmesini[93] ve
onu, kendisine kolaylaştırmasını[94] Yüce
Allâh’dan diledi. [95]

Yüce Allah da, ona, demiri, hamur
gibi yumuşatacak bir kudret ihsan etti. [96]

Demir; ateşe sokulmaksızın, çekiçle
vurulmaksızın, Dâvûd Aleyhisselâmın elin­de mum, hamur ve çamur gibi olur,
Dâvûd Aleyhisselâm, onu, istediği şekle koyardı. [97]

Yüce Allah, ona, zırh gömlek yapma
sanatını da, öğretti. [98] Bu,
Yüce Allah’ın, onun için seçtiği bir sanattı. [99] O,
böylece, zırh gömlek yapıcısı oldu. [100]

Dâvûd Aleyhisselâm, zırh gömlek
yapanların ilki olduğu gibi[101],
onu, giyen­lerin de, ilki idi. [102]

Ondan önce, zırh, gömlek halinde
değil, levha halinde yapılır ve kullanılırdı. [103]

Dâvûd Aleyhisselâm, zırh gömlek
yapmağa koyuldu. [104]

Lukman Hakîm, hiç zırh gömlek
görmemişti. [105]

Dâvûd Aleyhisselâmı, zırh gömlek
yaparken görünce[106],
teaccüb etti. [107]

Bunun, ne olduğunu, bilmediği için,
Dâvûd Aleyhisselâma sorup öğrenmeğe isteklendi ise de, Dâvûd Aleyhisseiâmın onu
örüp boşalmasına kadar susmayı tercih etti, [108]
Hikmeti, onu, ona sormasına engel oldu. [109]

Ne ona, ne yaptığını sordu, ne de
o, haber verdi.[110]

Dâvûd Aleyhisselâm, kalkıp zırh
gömleği, sırtına giyindi ve:

“Savaş eri için, ne güzel bir
gömlektir!” dedi.

Lukman Hakîm, onunla, ne yapılmak
istendildiğini, öğrenince[111]:

“Susmak, Hikmettir!

Fakat, susanı, pek azdır!”
dedi. [112]

Dâvûd Aleyhisselâm; her gün, Bir
zırh gömlek yapar[113],
yaptığı[114] her
zırhı, dört bine satar[115],
bundan, hem kendisinin, hem ev halkının geçimini sağlar, hem de, yoksullara ve
züğürtlere tasaddukta bulunurdu. [116]

Rivayete göre: kazancının üçte
birini, hemen fakirlere tasadduk eder, üçte biri ile kendisine ve Ev halkına
yetecek geçimlik satın alır, üçte birini ise, başka bir Zırh yapıncaya ve bir
günden o bir güne kadar tasadduk etmek üzre, yanında tutardı. [117]

Dâvûd Aleyhisseiâmın, hurma
yaprağından yaptığı zenbili çarşıya gönderip sat­tırarak onun parasıyla
geçindiği de, rivayet edilir. [118]

Peygamberimiz Aleyhisseiâmın da,
açıkladıkları gibi: Dâvûd Aleyhisselâm: “Kendi elinin emeğinden başkasını,
yemezdi.” [119]
Dâvûd Aleyhisselâm; zamanını, üçe ayırmış:

Bir gününü, halk arasında hüküm
vermeğe,

Bir gününü, tenhâya çekilip Rabbına
ibâdet etmeye,

Bir gününü, kadınlarıyla meşgul
olmaya tahsis etmişti. [120]

Diğer rivayete göre: Zamanını,
dörde ayırmış:

Bir gününü, kadınlarile meşgul
olmaya,

Bir gününü, ibâdete,

Bir gününü, İsrail oğulları
arasında hüküm vermeğe tahsis etmişti.

Dördüncü günde ise, İsrail
oğullarına hatırlatmada, uyarmada bulunur, onlar da, ona, hatırlatmada,
uyarmada bulunurlar’[121], o,
onları, ağlatır, onlar da, onu, ağlatırlardı. [122]

Dâvûd Aleyhisselâm; her gecenin
yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı.

Gecenin altıda birinde yine uyurdu. [123]

Kendisi, insanların en çok
ibadetlisi idi. [124]

Yüce Allah, ibâdet için, ona büyük
güc ihsan etmişti[125]

Dâvûd Aleyhisselâm; Allâha ibâdet
için, en faziletli vakitleri araştırırdı.

Nitekim bir gün, Cebrail
Aleyhisselâma:

“Ey Cebrail! Hangi gece,
efdaldir?” diye sormuş, Cebrail Aleyhisselâm da:

“Ey Dâvûd! Seher vaktinde
Arş’ın titreyişinden başkasını, bilmiyorum!” demişti. [126]

Dâvûd Aleyhisselâm; bir gün oruç
tutar, bir gün, iftar eder’[127],
yılın yarısını, oruçlu geçirirdi. [128]

Çok mütevazı’ idi.

Mescidlere girer, göz ucuyla,
İsrail oğullarının halkalandıkları yere bakar, yan­larına varıp oturur ve:

“Miskîn, miskinlerin
aralarında yakışır!” derdi. [129]
Dâvûd Aleyhisselâm, çok ağlardı. [130]‘

 Yere kapanıp o kadar ağlardı ki[131]
otlar, yeşerirdi…

Yüce Allah:

“Ey Dâvûd! [132]
Ne istiyorsun[133]

Malını, çocuklarını[134],
ömrünü[135],
saltanatını[136]
artırmamı mı istiyorsun?” di­ye Vahy etti. [137]

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Yâ Rabb! Beni, yarlığa!”
demiş[138] ve
yarlıganmıştı. [139]

Dâvûd Aleyhisselâm:

“İlâhî Ben, Sana, nasıl
hakkıyle şükredebilirim ki: Senin nimetin olmadıkça, Sana, şükretmeye de, güc
yetiremem!” dedi.

Yüce Allah, ona:

“Ey Dâvûd! Sana gelen nimetin,
benden olduğunu, biliyorsun değil mi? buyurdu.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Evet yâ Rab!” dedi.

Yüce Allah:

“Ben, bunu, senin tarafından
şükür olarak kabul ettim!” buyurdu. [140]

Dâvûd Aleyhisselâm:

“İlâhî! Saçımın her teli, iki
dil olup bütün zaman boyunca gece ve gündüz, Se­ni, Teşbih ve Takdis etselerdi,
yine, Senin nimet hakkını ödeyemezdim dedi. [141]

Dâvûd Aleyhisselâm; insanların en
çok sabırlısı, en çok uluslusu, öfkesini en çok yeneni idi. [142]

 

Dâvûd Aleyhisselâmın Mescidi
Aksâ’yı Yaptırmağa Teşebbüs Edişi:
    Başa Dön

 

Dâvûd Aleyhisselâmın zamanında,
israil oğulları, öldürücü bir Taun hastalığı­na yakalanmışlardı.

Dâvûd Aleyhisselâm, İsrail
oğullarını Beytülmakdis’te bir yere götürmüş[143]
Sahra’nın yerinde durup Taunu, onlardan kaldırmasını, onların kabullendikleri
üç gün kütle halinde ölme cezasından afvedilmelerini orada Allah’dan dilemiş,
Allah da, onun duasını kabul ederek onlardan ölümü[144]
ve Tâûnu kaldırmıştı. [145]

Dâvûd Aleyhisselâm, o sırada,
Meleklerin ellerindeki sıyırılmış kılıçlarını, kınla­rına sokarak Sahra’dan,
semâya, altun merdivenden yükseldiklerini görmüş[146],
İsrail oğullarına:

“Yüce Allah, size ihsan ve
merhamet etti. Ona, şükrünüzü, yenileyiniz! demişti.

İsrail oğulları:

“Ne yapmamızı, bize
emredersin?” diye sordular.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Allah’ın, size merhamet
ettiği şu Kaya’nın üzerini, Mescid edinmenizi, emre­diyorum! [147]

Çünkü, orası, Mescid edinilmeğe
lâyık bir yerdir. [148]

Onun içinde siz ve sizden
sonrakiler, Allah’ı zikirden uzak kalmayacaklardır” dedi.

Bunun üzerine, orada bir Mescid
yapmak istedikleri zaman, yanlarına iyi halli, fakir bir adam gelip İsrail
oğullarına:

“Benim, bu yerin içinde bir
yerim vardır ki, benim, ona ihtiyacım var!

Beni, hakkımdan men etmeniz, size
helal olmaz!” dedi. İsrail oğulları: “Ey kişi!

İsrail oğullarından, şu Kaya
üzerinde senin hakkın gibi hakkı olmayan bir kim­se yoktur!

Sen, insanların en pintisi olma ve
bu hususta, bizi sıkıntıya sokma!” dediler. Fakit adam:

“Ben, hakkımı, biliyorum.

Siz ise, hakkınızı,
bilmiyorsunuz!” dedi.

İsrail oğulları:

“Rızan ile, gönlünden koparak
vermezsen, biz, onu, senden zorla alırız!” dediler.

Fakir adam:

“Siz buna, Allâhın hükmünde,
Davud’un hükmünde bir dayanak buldunuz mu?” dedi.

Durum, Dâvûd Aleyhisselâma haber
verildi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Onu, razı ediniz!” dedi.

İsrail oğulları:

“Ey Allâhın Peygamberi! Orayı,
ondan, kaça satın alalım?” diye sordular.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Onu, yüz koyuna satın
alınız!” dedi.

Fakir adam:

“Ey Allâhın Peygamberi! Bana,
biraz artır!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Onu, yüz sığıra, satın
alınız!” dedi.

Fakir adam:

“Biraz daha artır!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Onu, yüz deveye satın
alınız!” dedi.

Fakir adam:

“Ey Allâhın Peygamberi! Biraz
daha artır!

Sen, bunu, Allah için satın
alıyorsun.

Allah ise, Kerîm’dir, pinti değildir!”
dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Haydi, sen de, bir şey söyle,
bu hususta bir hüküm ver!” dedi.

Fakir adam:

“Hakkımı, bir zeytun, bir
hurma ve bir üzüm bahçesi karşılığında satın    ” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Olur!” dedi.

Fakir adam:

“Onu, sen, Yüce Allah için
satın al, pintilik etme!” dedi.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Sen, dilediğini, iste!”
dedi.

Fakir adam:

“Sen, Allah katında benden
daha şereflisindir.

Onun karşısında, oğluma, yüksek bir
duvar yaptır ve onu, altunla, istersen, gü­müşle doldur!” dedi.

Dâvûd Almeyhisselâm:

Bu, kolaydır!” dedi.

Fakir adam, İsrail oğullarına
dönüp:

“Bu, o muhlis
tevbekârdır!” dedikten sonra, Dâvûd Aleyhisselâma:

“Ey Allanın Peygamberi!
Allah’ın, benim bir tek günahımı bağışlaması, bana, bağışlanacak her şeyden
daha sevgilidir..” dedi. [149]

Mescid-i Aksa arsası hakkındaki
başka bir rivayette, fakir adam yerine, bir genç gösterilir ve hâdise, şöyle
anlatılır:

Dâvûd Aleyhisselâm, arsa sahibi
gencin yanına varıp:

“Ben, burada, oğluma, Allah
rızası için bir Mâbed yapmakla emrolundum!” der.

Genç:

“Allah, sana, burayı, benim
rızam olmaksızın, almanı da, emretti mi?” diye sorar.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Hayır!” der.

Yüce Allah, Dâvûd Aleyhisselâma:

“Yer yüzünün hazinelerini,
senin emrine verdim. Onu, razı et!” diye Vahy eder.

Bunun üzerine, Dâvûd Aleyhisselâm,
gencin yanına gidip:

“Seni, razı etmek için
emrolundum.

Sana, bu yerin için, bir Kantar
altun!” der.

Genç:

“Kabul ettim ey Dâvûd!

Fakat, sorarım sana: bu yer mi daha
hayırlı ve kıymetlidir? Yoksa, bir Kantar altun mu?” der.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Hayır! Senin yerin daha
hayırlı ve kıymetlidir!” diye cevap verir.

Genç:

“Öyle ise, beni, razı
et!” der.

Dâvûd Aleyhisselâm:

“Sana, üç Kantar!” der.

Fakat, genç, artırıldıkça;

“Beni, razı et!” demeye
devam eder.

Dâvûd Aleyhisselâm, dokuz Kantara
kadar yükseltir.

Yeri satın aldıktan sonra,
Mescid’in inşasına başlar, Duvarların örülmesi bittiği sırada, üçte ikisi
yıkılır. [150]

Dâvûd Aleyhisselâm, Mescidin
yapımını tamamlayamadan vefat etmiş ve ta­mamlamasını, oğlu Süleyman
Aleyhisselâma vasiyet etmiştir. [151]

İlgili Makaleler