Yıl: 2014

  • Aşere-i Mübeşşere: Hadis Usulü Online Oku


    Aşere-i Mübeşşere
    :

     

    Hayatta iken Hz. Peygamber (s.a.s.)
    tarafından Cennet’le müjdelenen ashabın ileri gelenlerinden on kişi için
    kullanılan bir tabir.

    Kur’an-ı Kerîm’de bu hususta
    herhangi bir delil mevcut olmamakla birlikte, Rasulullah’ın sahîh hadisleriyle
    sabit olan bu ashabın Cennetlik oluşları, İslâm’ın genel prensipleri dahilinde
    gayet tabi bir olaydır. Aşere-i Mübeşşere tabirinin yanısıra “el-mubeşşirun
    bi’l-Cenneh” tabiri de bu sahabeler hakkında kullanılmıştır. Bu meşhur on sahabi
    şunlardır: Hz. Ebû Bekr (ö. 634), Hz. Ömer (ö. 643), Hz. Osman (ö. 655). Hz. Ali
    (ö. 660), Hz. Abdurrahman b. Avf (ö. 652), Hz. Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh (ö. 639),
    Hz. Talha b. Ubeydullah (ö. 656), Hz. Zubeyr b. Avvam (ö. 656), Hz. Sa’d b. Ebi
    Vakkâs (ö. 674), Hz. Said b. Zeyd (ö. 671).

    Bu büyük sahabilerin kendilerine
    has özellikleri vardır. Meselâ: Mekke’de ilk müslüman olan bu şahsiyetler Hz.
    Peygamber’e ve İslâm davasına büyük katkıları olan kişilerdir. Bu büyük
    sahabilerin hepsi İslâm devletinin müşriklere karşı giriştiği ilk büyük cihat
    hareketi olan Bedir gazvesinde bulundukları gibi, Hz. Peygamber’e, O’nu ve
    İslâm’ı sonuna kadar koruyacaklarına dair Hudeybiye gününde ağaç altında Bey’at
    etmişlerdir. İslâm akidesi için Allah yolunda en yakın akrabalarına karşı
    çarpışmaktan geri durmamışlardır. Hadis âlimlerinden bazıları eserlerine bu on
    sahabinin rivayet ettikleri hadîslerle başlamışlardır. Ayrıca sırf Aşere-i
    Mübeşşere’nin hayatlarını konu alan müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bunların
    faziletleri ve Rasulullah tarafından Cennet’le müjdelendikleri sahih hadis
    kaynak ve mecmualarında sabittir.
    [1]



     




    [1]

    Tirmizî, Menâkıb: 25; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/193; Şamil İslam
    Ansiklopedisi: 1/172.

  • Asr-ı Saâdet: Hadis Usulü Online Oku


    Asr-ı Saâdet
    :

     

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in dönemi.

    Peygamber Efendimiz’den itibaren İslâm Tarihi,
    Hz. Peygamber dönemi, Hulefâ-i Râşidûn, Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular,
    Osmanlılar gibi muhtelif dönemlere ayrılmıştır. İşte bu dönemlerin başında yer
    alan Hz. Peygamber dönemine müslüman âlimler “Asr-ı Saâdet” adını vermişlerdir.

    “Mutluluk Devri” manasını ifade eden bu terkip,
    gerçekten de o dönemin bir kelimeyle ifade edilmesini sağlayan isabetle seçilmiş
    bir terkiptir.

    Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.s.) döneminde
    bizzat O’nun rehberliği ve liderliğinde ashab-ı kirâm, İslâm’ın dînî-dünyevî
    bütün emirlerini anlamış, yaşamış ve yaşatmışlardı. Hz. Peygamber’in eğitiminden
    geçmiş olan ashab-ı kirâm, İslâm davasına gönülden bağlı idiler. Samimiyet ve
    ihlâs içerisinde yalnız bir Allah’a kul olmuşlar, O’nun Resûlüne gönül
    vermişlerdi. Ruhlarını, düşüncelerini, davranış ve yaşayışlarını Allah ve
    Rasulunun istediği şekilde şekillendirmişlerdi; Kitap ve Sünnet, onlara yön
    veriyordu. Bu sebeple de inandıkları ulvî davalarını her şeyin üstünde tutuyor;
    dinleri uğruna mallarını, hatta canlarını feda etmede zerre kadar tereddüt
    göstermiyorlardı.

    İşte bu anlayış ve yaşayışa sahip bulunan
    fertlerden oluşan İslâm toplumunda, tam bir birlik ve beraberlik, âhenk ve uyum,
    dayanışma ve yardımlaşma, kaynaşma ve aktivite hakimdi. Müslümanlar, idarî,
    siyasî, ictimaî, iktisadî, ilmî, askerî, adlî gibi çok muhtelif yönlerden
    olgunluğun zirvesinde idiler. Belki idarî müesseseler gelişmemişti, ama idarenin
    en mükemmeli veriliyordu. Henüz dünya imparatorlukları dize getirilmemişti
    müslümanlar dünyanın dört bir tarafına hâkimiyetlerini götürememişlerdi, ama
    bunun temelleri sağlam bir şekilde ve muvaffakiyetle atılmıştı. Müslümanların
    hayat standardı ve refah seviyesi pek yüksek değildi ama, zaten onlar müreffeh,
    mutantan ve lüks ve israfa yönelik bir hayatın arayıcıları değillerdi. Muhtelif
    ilimlere dair muntazam, sistemli eserler yazılmamıştı ama, ashab-ı kirâm, gerçek
    bilgiye yani vahye sahip çıkmış, ilmin önem ve değerini gayet iyi anlamışlardı.
    Henüz o dönemde devamlı silâh altında tutulan ve talim yaptırılan teçhizatlı
    ordular yoktu ama; İslâm cemiyetinin her bir ferdi, gözünü budaktan esirgemeyen
    ve şehidliği mertebelerin en yücesi bilen cesaret timsali mücahid bir kişiliğe
    sahipti. Adliye sarayları, mahkeme salonları, adliyeye dair diğer
    organizasyonlar henüz mevcut değildi ama; “Hırsızlık yapan, kızını Fâtıma da
    olsa elini keserdim.”
    diyen bir peygamberin tabîleri, adaletin eşsiz
    örneklerini sergilemişlerdi.

    Yani cemiyetin her köşesinde huzur, güven,
    emniyet, asayiş, nizam, intizam ve istikrar vardı. Bu dönem, daha sonraki
    müslüman nesillere örnek teşkîl eden mutluluk ve saâdet dönemiydi.

    Bundan dolayı da elbette ki bu dönem “Âsr-ı
    Saâdet” diye anılacaktı.
    [1]

     



     




    [1]

    Ahmet Önkal, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/171-172.

  • 7- Sahabelerle İlgili Literatür: Hadis Usulü Online Oku


    7- Sahabelerle İlgili Literatür:

     

    Sahabe neslini tanıtan hal tercümesi kitapları
    pek çoktur. Ancak bunlardan üç tanesi pek meşhur ve yaygındır. Şimdi bunları
    sırasıyla tanıyalım:


    1)

    İbn Abdilberr el-Kurtubi (463/1071)’nin “el-İstiab fi ma’rifeti’l-ashab”ı 3500
    kadar biyografiyi ihtiva eden bu eser, el-İsabe kenarında ve müstakillen
    basılmış bulunmaktadır.


    2)

    İbnu’l-Esir el-Cezeri (630/1233)’nin “Üsdü’l-ğabe fi ma’rifeti’s-sahabe” 8000
    kadar biyografiyi ihtiva eden bu değerli eserin son 7. cildi hanımlara tahsis
    edilmiştir.


    3)

    İbn Hacer el-Askalani (852/1448)’nin “el-İsabe fi temyizi’s-sahabe”si 12279
    biyografiyi tetkik eder. El-İsabe, konuya ait eserlerin en hacımlısı olması
    yanında farklı tertibi ile de dikkat çekmektedir. Kendisinden önceki iki eser
    gibi alfabetik olma genel özelliği içinde her harf için dört kısım düşünülmüş ve
    uygulanmıştır.


    a)

    Herhangi bir hadis ya da haberde sahabi olduğu açık ya da kapalı şekilde
    belirtilmiş olanlar, (Elif harfinden bu gruba girenler 1/13-93’dedir)


    b)

    Sahabe arasında zikredilen çocuklar. Bunlar, Hz. Peygamber vefat ettiğinde
    temyiz yaşının altında bulunmaktadırlar. Hz. Peygamberin onları görmüş olması
    ihtimalinden dolayı sahabiler arasında zikredilirler (bk. 1/93-99)


    c)

    Hem İslamdan önce hem de İslam döneminde yaşadıkları bilinen fakat Hz.
    Peygamberle görüşmemiş kimselerdir. Bunlara, “sahabi olduklarına bazı kitaplarda
    işaret edilenler” denebilir (bk. 1/99-117)


    d)

    Daha önceki biyografik eserlerde yanlışlıkla sahabi olarak zikredilenler (bk.
    117-136). Bu dördüncü gruba dair ilk çalışmayı İbn Hacer yapmıştır. O, bu
    noktayı özellikle vurgular.

    Sahabi biyografisi ile ilgili Türkçe’de bazı
    teşebbüsler olmuşsa da hiç biri tamamlanamamıştır.[1]
      



     




    [1]

    Mesela bk. H. Zihni, el-Hakaik “Zı” harfine kadar gelebilmiştir. Hersekli
    Mehmed Kamil’in “Metaliu’n-nucum”u da yarımdır. Asr-ı Saadet’in Ashab-ı
    Kiram bölümünde 200 küsür sahabi tanıtılmaktadır. Türkçe’de bir Ashab-ı
    Kiram (Hz. Peygamber’in Müslüman Çağdaşları) Ansiklopedisi’ne ihtiyaç
    bulunmaktadır; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi
    İlahiyat Fakültesi Yayınları: 86-87.

  • 6- En Son Vefat Eden Sahabe: Hadis Usulü Online Oku


    6- En Son Vefat Eden Sahabe
    :

     

    Ashab’tan en son hayatta kalan Ebu’t-Tufeyl Âmir
    İbnu Vâsile el-Leysî (radıyallahu anh)’dir. Vefat tarihi ihtilaflıdır: 100-110
    arasında değişmektedir. Kûfe’de yaşamış ise de Mekke’de vefat ettiği kabul
    edilmektedir. Medîne’de en son vefat eden hususunda ihtilaf edilmiştir: Sâib
    İbnu Yezîd veya Câbir İbnu Abdillah veya Sehl İbnu Sa’d veya Mahmud İbnu’r-Rebî
    (radıyallahu anhüm)’dir. Mekke’de en son ölenin Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu
    anh) olduğu da söylenmiştir. Basra’da Enes İbnu Mâlik (90-93 yıllarından
    birinde) veya Abdullah İbnu’l-Hâris (85-89); Kûfe’de Abdullah İbnu Ebî Evfa (86
    veya 88 yılında) veya Amr İbnu Hureys (95 veya 98 yılında); Şam’da Abdullah İbnu
    Busr Mâzinî (88); Dımeşk’te Vâsile İbnu Eska el-Leysî (85 veya 86); Cezîre’de
    Urs İbnu Umeyre el-Kindî; Filistin’de Kays İbnu Sa’d İbnu Ubâde (85); Yemame’de
    Hirmâs İbnu Ziyâd Bâhilî; Bâdiye’de Seleme İbnu’l-Ekva l64) en son vefat eden
    sahabe(radıyallahu anhüm ecmain)dir.[1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/535.

  • 4- Abadile (Abdullahlar): Hadis Usulü Online Oku


    4- Abadile (Abdullahlar
    ):

     

    Yukarıda ismi geçen âlim sahâbilerden bazılannın
    adı Abdullah olduğu için, onların Abâdile (Abdullahlar) diye ayrıca gruplanması
    eskiden beri âdet olmuştur. Bunlar: Abdullah İbnu Ömer, Abdullah İbnu Abbas,
    Abdullah İbnu’z-Zübeyr, Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs.

    Abdullah İbnu Mes’ud bunlar arasında
    zikredilmez. Çünkü öbürleri abâdile diye şöhrete erdikleri sırada Abdullah İbnu
    Mes’ud vefat etmiş bulunuyordu. Öbürleri, imamların kendilerine muhtaç olup
    müracaat edecekleri vakte kadar yaşadılar.

    Bunlar bir meselede görüş birliğine varınca: “Bu
    Abâdile’nin görüşüdür” denir. Bazıları İbnu Zübeyr’i buraya dahil etmez.

    Ashab arasında 220-300 kadar başka Abdullah’lar
    da mevcuttur ancak Abâdile denince onlar kastedilmez.[1]

    Adları Abdullah olan fakîh ve muhaddis dört
    sahâbî. Abâdile, Abdullah kelimesinin çoğulu olup “Abdullahlar” anlamına
    gelmektedir. Ashâb içinde iki yüz kadar Abdullah adında sahâbî bulunduğu halde
    Abâdile denilince fıkıh ve hadîs’te Abdullah adını taşıyan üç veya dört sahâbî
    kasdedilmiş ve bunlar bu isimle şöhret bulmuşlardır. Bunlar; Abdullah İbn Abbâs
    (ö. 65/687-688), Abdullah İbn Ömer (ö. 74/693), Abdullah İbn Amr (ö. 65/687-688)
    ve Abdullah İbn Zübeyr (ö. 73/692)’dir (r.anhum). İslâm âlimlerinden bazıları
    Abdullah İbn Zübeyr yerine Abdullah İbn Mes’ud (ö. 32/652-653)’u Abâdile’den
    kabul etmektedirler. Fakat İbn Mes’ud’un Abâdile’den olmadığı kanaati daha
    yaygındır.[2]

    Bu büyük sahabîler İslâm fıkhına olan
    vukûfiyetleri ve verdikleri fetvalarla meşhurdurlar. Bu sahâbîler Hz. Peygamber
    (s.a.s.) devrinin genç, dinamik, gayretli, ilim ve ibâdete son derece düşkün
    kimseleriydi. Bu Abdullahlar, Cenâb-ı Allah’ın bir lûtfu olarak Rasûlullah’tan
    sonra uzun müddet yaşamış ve diğer büyük sahâbilerden de öğrendiklerini
    kendilerinden sonra gelen nesillere öğretmişlerdir. Abâdile herhangi bir İslâmî
    problemin çözümünde aynı görüşü belirtmiş ve aynı paralelde ictihâd etmişlerse
    onların bu görüşüne “Abâdile’nin görüşü” denir. Bu tabir fıkıh usûlünde
    yerleşmiş bir tabirdir.[3]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/534.



    [2]

    Tecrîd-i Sarîh Tercümesi: I/27.



    [3]

    Ahmed Ağırakça, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/2

  • 5- Sahabelerin Sayısı: Hadis Usulü Online Oku


    5- Sahabelerin Sayısı:

     

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat ettiği
    zaman hayatta olan Sahâbelerin miktarı hususunda bazı tahminler yürütülmüştür.
    Bunlar arasında epeyce bir fark gözükmektedir. Sözgelimi Ebu Zür’ati’r-Râzi, o
    sıralarda Mekke-Medine havâlisinde 114 bin müslüman bulunduğunu söyler. Ali
    İbnu’l.-Medînî yüzbinden fazla der. er-Râfi’î 30 bin kadar Medine ve 30 bin
    kadar da Arap kabilelerinde olmak üzere toplam 60 bin kadar müslüman bulunduğunu
    kaydeder. Sahâbe hayatlarını incelemek üzere te’lif edilen kitaplârda ismen
    zikredilenler onbini bulmaz. Bunların en hacimlisi olan el-İsabe’de İbnu Hacer
    12.293 adet tercüme verir ise de bunlardan bir bölümü, kitabın el-Kısmu’r-Râbî
    bölümlerinde kaydedilen ve sahabe sayılmayan şahıslardır, bir kısmı da Künâ
    bölümünde, ismi göstermek üzere mükerreren kaydedilen şahıslardır. Şu halde
    ismen bilinen sahabeler onbin civarında kalmaktadır.[1]

    Sahabilerin sayısını kesin olarak belirtmeye
    imkan yoktur. 40-120 bin arasında değişen rakamlar kitaplarda yer almaktadır.
    Ashabın biyografisine tahsis edilmiş eserlerde ise, 10-12 bin sahabi
    tanıtılmaktadır. Hicretin bir veya ikinci yılında bizzat Hz. Peygamber’in
    emriyle yapılmış ilk nüfus sayımı dışında, bilhassa son yıllarda
    gerçekleştirilmiş herhangi bir nüfus sayımından bahsedilmemektedir. Bu sebeple
    istatistiğe dayalı dayalı rakam vermek imkanı yoktur.[2]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/534-535.



    [2]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 86.

  • 3. Âlim Sahabeler: Hadis Usulü Online Oku


    3. Âlim Sahabeler
    :

     

    Ashâb’tan bazıları ilimleriyle meşhur olmuştur.
    Bunlardan bir kısmı Kur’an-ı Kerîm’i, Sünnet’i, fıkhı, câhiliye edebiyatını,
    ensâbı, eyyâmu’l-Arab denen târihi iyi bilen kimselerdîr. Bilhassa fetvaları ve
    Kur’an’la ilgili açıklamalarıyla tanınmışlardır. Kendisinden en ziyade fetva
    rivâyet edilen kimse İbnu Abbâs’tır. Sonra Hz. Ömer, Hz. Ali, Ubey İbnu Ka’b,
    Zeyd İbnu Sâbit, Ebu’d-Derda, İbnu Mes’ud, İbnu Ömer, Hz. Aişe (radıyallahu
    anhüm ecmaîn) gelir. Mesruk şöyle der: “Sahâbe’nin ilmi altı kişide
    toplanmıştır: Ömer, Ali, Ubey, Zeyd, Ebu’d-Derdâ, İbnu Mes’ûd. sonra bu altının
    ilmi de Hz. Ali ve Abdullah İbnu Mes’ud’da toplanmıştır”. Irâkî: “Hz. Ali ile
    İbnu Mes’ûd hususî gayretle, öbürlerinin ilmini de kendi ilimlerine
    katmışlardır” diyerek, Mesrûk’un sözünü açıklığa kavuşturur.

    Bunlardan sonra şu yirmi kişi gelir:

    Hz. Ebu Bekr, Hz. Osman, Ebu Mûsa, Muâz İbnu
    Cebel, Sa’d İbnu Ebi Vakkâs, Ebu Hüreyre, Enes, Abdulah İbnu Amr İbni’l-Âs,
    Selmân, Câbir, Ebu Saîd, Talha, ez-Zübeyr, Abdurrahmân İbnu Avf, İmrân İbnu
    Husayn, Ebu Bekre, Ubâdetu’bnu’s-Sâmit, Muâviye, İbnu’z-Zübeyr, Ümmü Seleme Hz.
    (radıyallahu anhüm ecmaîn).

    Suyutî, Tedrîb’de ilk gruba girenlerin
    fetvalarından birer iri cild teşkîl etmenin mümkün olduğunu, ikinci
    grubtakilerden birer cüz (küçük çapta risâle) teşkil etmenin mümkün olduğunu
    belirtir.[1]



     




    [1]

    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/533-534.

  • Hadis Rivayeti ve Sahabiler Hadis Usulü Online Oku


    Hadis Rivayeti ve Sahabiler:

     

    Tebliğ görevi ve fazileti yanında “bile bile
    Rasulullah’a yalan isnad etmenin cehennemdeki yerine hazırlanmak” anlamına
    geldiği gerçeği ashab-ı kiram’da “ihtiyatlı davranıp kesin kanaat edinmedikçe
    hadis rivayet etmemeyi (tesebbüt)” prensip haline getirmiştir. Buna halifelerin
    meseleyi takibi, sahabilerin birbirlerini kontrolleri, şüphelendikleri konularda
    onu en iyi bilene götürmeyi alışkanlık haline getirmiş olmalarını da ilave etmek
    gerekmektedir. Ashab-ı kiram’da Hz. Peygamber’in hadislerini bellemek ve yaşamak
    için ne derece ciddi ve samimi bir istek varsa, O’ndan bir bilgi nakletmekte de
    o derece bir titizlik görülmektedir. Bu titizliktir ki, onlardan kimilerini bir
    aylık yolu teperek bildikleri hadisleri tekid etmeye veya bilmediklerini
    öğrenmeye sevketmiş, “rihle” denen ilim yolculuklarını, ilk kaynağından ilim
    alma usulünü başlatmalarına vesile teşkil etmiştir. Bütün bu gayretlerin
    temelinde yatan dini hamiyeti, dine hizmet ve sağlam bilgi edinme niyet ve
    disiplinini görmekteyiz.

    [1]
     
            



     




    [1]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 84.

  • Sahabelerin Değişik Sayıda Hadis Rivayet Etmesine Etki Eden Sebepler Hadis Usulü Online Oku


    Sahabelerin Değişik Sayıda Hadis Rivayet
    Etmesine Etki Eden Sebepler:

     

    Sahabilerin değişik sayıda hadis rivayet etmiş
    olmalarının pek tabii olarak muhtelif sebepleri bulunmaktadır. Bu sebepleri
    sıralamaya geçmeden önce şu noktanın öncelikle bilinmesi gerekmektedir.
    Sahabelerin sünnet bilgisi, rivayet ettikleri hadis sayısıyla ölçülemez. Çünkü
    hadis rivayeti konusuna etki eden bir çok sebep bulunmaktadır. Bazılarını
    şöylece sıralayabiliriz:


    1)

    Ashabın hepsi aynı anda müslüman olmamışlardır.


    2)
    Hz.
    Peygamber’i bir iki kere görüp yurduna dönen bedevi müslümanlar olduğu gibi,
    O’ndan hemen hiç ayrılmayanlar da vardı.


    3)

    Ashabın bir çoğu iş-güç sahibi idiler. İşlerinde çalışıyorlardı. Kimileri de
    karın tokluğuna Hz. Peygamber’in meclisinde bulunuyor, adeta yatılı okul
    öğrencileri gibi bütün vakitlerini Mescidde geçiriyorlardı.


    4)

    Kimileri hadisleri yazıyor, kimileri ise ezberlemekle yetiniyordu.


    5)

    Bazı sahabiler hakkında Hz. Peygamber ilim-irfan sahibi olması için dua etmişti.


    6)

    Sahabelerin vefat tarihleri de farklıydı. Kimileri daha Hz. Peygamber
    hayattayken vefat etmiş kimisi Hz. Peygamberden hemen sonraki yıllarda, kimileri
    de uzun yıllar sonra vefat etmişlerdi.


    7)
    Hz.
    Peygamberden sonra sahabeler değişik ülkelere dağılmışlardı. Bazıları da
    Mekke-Medine gibi İslam’ın merkezlerinde kalmışlardı.


    8)

    Herkesin ilim öğrenmek ve öğretmekteki kabiliyeti aynı değildir. Bu da rivayet
    sayısına tesir etmektedir.


    9)

    Bazı sahabiler bildiklerini ancak ihtiyaç halinde ve ihtiyacı karşılayacak
    miktarda söylemekle yetinirlerdi.


    10)

    Ayrıca her sahabinin rivayet ettiği her hadisin, hadis kitaplarına intikal
    ettiği de mutlak olarak söylenemez.


    11)

    Kimileri de yönetimin çeşitli kademelerinde görev aldıkları için meşgaleleri
    gereği hadis rivayetine fazla vakit bulamamışlardır.

    Bütün bu tabii sebepleri görmezden gelerek,
    büyük sahabelerin daha fazla hadis rivayet etmiş olmaları gerektiği
    varsayımından hareketle, genç sahabilerden bazılarının fazla hadis rivayet etmiş
    olmasını şüphe ve tereddütle karşılamak doğru değildir. Hele böyle bir oluşumu
    “hadis uydurduğu” şeklinde yorumlamaya hiç imkan yoktur.

    Rivayet sayıları ne olursa olsun sahabiler derin
    bir sorumluluk duygusu, ilmi titizlik ve dini dikkat içinde olmuşlardır. O
    neslin özellikleri kavranmadan, bugünlerin anlayışıyla hüküm vermeye kalkışmak
    asla bilimsel bir davranış olamaz.

    Ehli sünnetçe, sahabilerin hadis rivayetinde
    udul kabul edilerek tenkid dışı tutulmalarının gerekçeleri de budur. Unutma ve
    yanılma cinsinden önüne geçilmez insani haller dışında, sahabilerin sonraki
    nesillerde görüldüğü gibi yalancılık vs. cerh sebeplerinden uzak kaldıkları
    kesindir. Aslında şiiler, ehl-i beyte mensup olanları hadis rivayetinde adil
    kabul ederler. Diğerleri için böyle bir adalet vasfı düşünmezler.[1] 



     




    [1]

    İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
    Yayınları: 84-86.

  • B) Az Rivayet Eden Sahabeler (Mukillûn): Hadis Usulü Online Oku


    b) Az Rivayet Eden Sahabeler (Mukillûn)
    :

     

    Binden az hadis rivayet eden sahabîler.

    Sahabe, Hadis ve Sünnet bilgisi yönünden farklı
    olduğu gibi, kendilerinden rivayet edilen hadislerin azlığı ve çokluğu
    bakımından da aralarında fark vardır. Daha sonraki asırlarda, takriben beş ve
    altıncı asırlarda Sahabilerden nakledilen hadislerin yekünü tesbit edilmeye
    çalışılmış, rivayetleri binden çok olanlara “Müksirûn”; rivayeti binden az
    olanlara da “Mükillûn” (az rivayet edenler) denilmiştir. Fakat böyle bir tasnif
    ve tesbit, sahabenin hadis bilgisini tam olarak yansıtmada kesin bir ölçü
    değildir. Toplam sayıları tahminen yüz binin üzerinde olan sahabeden ancak
    bin-binbeşyüz kadarından hadis rivayet edilmiştir. Hadis rivayeti Hz. Peygamber
    (s.a.s)’in vefatından sonra başladığı, zamanla arttığı ve her sahabinin, çok
    çetin bir iş olan sağlam bir hadis bilgisi, kuvvetli bir hafıza, bilinen
    hadisleri ifade, güç ve yeteneği… gibi rivayet şartlarını taşıyamaması,
    bazılarının Rasûlullah (s.a.s)’ı bir-iki defa görüp memleketlerine dönmüş
    olması, bazılarının O’ndan (s.a.s) önce vefat etmiş bulunması gibi sebeplerle,
    hadis rivayet edenlerin toplam sayısı bin civarında kalmıştır.

    Bu sahabilerin yedisinden rivayet edilen
    hadisler binin üzerinde, bunların dışında kalanlardan rivayet edilenler ise,
    binin altındadır. Mukillûndan olan dokuz yüz civarındaki sahabiden rivayet
    edilen hadis, kişi başına 25 veya daha az sayıdadır. Mukillûnden sayılan bazı
    sahabiler ve rivayet ettikleri hadis sayıları şöyledir: Abdullah İbn Mesud:
    Sekizyüz kırk sekiz hadis; Abdullah b. Amr, yediyüz hadis; Hz. Ömer ve Hz. Ali,
    beşyüzer hadis; Ümmü Seleme, üçyüz yetmiş sekiz hadis; Hz. Osman, yüz kırkaltı
    hadis; Hz. Ebu Bekir, yüzkırk iki hadis…

    Rasûlullah (s.a.s) ile çok daha uzun süre sohbet
    ve beraberliği olan pek çok Sahabe, hatta Sahabenin en ileri gelenleri; Hz. Ebu
    Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali başta olmak üzere, Cennet’le müjdelenmiş
    on sahabi Abdullah İbn Mesud, Abdullah İbn Amr, Hz. Aişe dışındaki zevcât-ı
    tâhirat… vb. mukillûn arasında sayılmaktadır. Sünnet bilgisi hayli zengin olan
    bu sahabilerden daha fazla hadis rivayet edilememesinin sebepleri şunlar
    olabilir: Yanlış veya hatalı rivayet ederek Rasûlullah (s.a.s)’a iftira etme
    durumuna düşebilirim endişesiyle pek çok sahabi, kesin olarak bilmedikleri
    hadisleri rivayet etmemişler veya ancak çok mecbur olduklarında ihtiyaç duyulan
    kadar rivayet etmişlerdir. Bazı sahabiler Hz. Peygamber (s.a.s) hayattayken veya
    O’ndan az bir zaman sonra vefat ettikleri için rivayetleri hiç olmamış[1]
    veya az olmuştur. Rasûlullah (s.a.s)’dan sonra bazı Sahabiler devlet idaresi ve
    cihadla daha fazla ilgilendiği için rivayete fazla zaman ayıramamışlardır. Hz.
    Peygamber (s.a.s)’den sonra bazıları, Mekke, Medine… gibi ilim merkezlerinde
    kalırken, bazıları daha ücra yerlere yerleşmişler, böylece buralarda bulunan
    sahabilerden yapılan rivayetler azalmıştır. Ashab içinde en çok hadis rivayet
    eden Ebu Hüreyre’nin, kendisinden daha fazla hadis bildiğini ikrar ettiği tek
    sahabi olan Abdullah b. Amr, Mısır’a yerleştiği için kendisinden daha fazla
    rivayet edilememiştir. Her sahabinin hadisleri belleme ve rivayet etmede fıtrî
    kabiliyeti aynı değildi. Bu farklılık da rivayete etki etmiştir. Sahabeden
    rivayet edilen hadislerin hepsi güvenilir hadis kaynaklarına ulaşmamıştır.[2]



     




    [1]

    Meselâ Hz. Hatice.



    [2]

    Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/276.