Süleyman Aleyhisselâm
SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM
Süleyman
Aleyhisselamın Soyu:
Süleyman
Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Süleyman
Aleyhisselâmın Kral Ve Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
Süleyman
Aleyhisselâmın Kudüs’ü Ve Mescid-i Aksâ’yı Yaptırışı:
Mescid-İ Aksa
Ve Sahranın Başlarına Gelenler:
Süleyman
Aleyhisselâmın Saltanat Ve Fütuhatı:
Süleyman
Aleyhisselâmın Hacca Gidişi, Sebe’ Kraliçesini Müslüman Ve Mağ-Rib Beldelerini
Fethedişi:
Kur’ân-ı
Kerimin Süleyman Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:
Süleyman
Aleyhisselâmın Vefatı:
Süleyman
Aleyhisselâmın Kabri:
Süleyman Aleyhisselamın Soyu: Başa Dön
Dâvûd b.İşa Aleyhisselâmın oğlu
olan Süleyman Aleyhiselâmın da, soyu, Ye-hûza b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim
Aleyhisselâmlara dayanır.[1]
Süleyman Aleyhisselâmın Şekil Ve
Şemaili: Başa Dön
Süleyman Aleyhisselâm; uzun boylu[2]
Beyaz tenli,
İri vücudlu,
Nurlu[3]
ve güzel[4] yüzlü[5],
Büyük gözlü[6],
Çok saçlı idi. [7]
Beyaz elbise giyerdi. [8]
Süleyman Aleyhisselâmın Kral Ve
Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri: Başa Dön
Süleyman Aleyhisselâma; Babası
Dâvûd Aleyhisselâmın vefatından sonra, krallıkla birlikte, Peygamberlik de,
verildi. [9]
Başka bir deyişle:
Babasının Peygamberliğine,
krallığına[10],
Hikmetine ve İlmine[11] vâris
oldu. [12]
Süleyman Aleyhisselâm; krallıkta ve
Kadılıkta, Babasından üstündü. Babası ise, Allâha ibâdette, oğlundan daha
ileride idi. [13]
Gerek Dâvûd ve gerek Süleyman
Aleyhisselâmların krallıkları, Keyhusrev b.Syavş’ün asrında idi. [14]
Süleyman Aleyhisselâm, daha on bir
yaşında bir çocuk olduğu halde[15], akıl
ve ilmin çokluğundan dolayı, Babası, bir çok işlerinde[16]
onunla istişarede bulunurdu. [17]
Bir gece, bir davar sahibi,
davarını, üzüm bağı (ekin) yanında yayarken, davar, sahibinin haberi olmadan[18],
girdiği üzüm bağındaki üzüm salkımlarını yemiş, ha-rab etmişti. [19]
Ertesi günü, sabahleyin, bağ (ekin)
sahibi ile davar sahibi, Dâvûd Aleyhisselâ-mın huzuruna çıktılar.
Bağ (ekin) sahibi:
“Bu kişi, davarını, geceleyin
boşlayıp bağımın (ekinimin) içine düşürdü. Bağımdan (ekinimden) hiç bir şey
bırakmayıp hepsini yok etti!” dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm da, davarların,
bağ (ekin) sahibine verilmesine hükmetti[20]:
“Git! Davarlar,
senindir!” dedi, davarları, bağ (ekin) sahibine verdi.
Bunlar; Dâvûd Aleyhisselâmın, o
zaman, on bir yaşında bulunan oğlu Süleyman Aleyhisselâma rastladılar.
Süleyman Aleyhisselâm, onlara:
“Aranızda, nasıl hüküm
verdi?” diye sordu.
Dâvûd Aleyhisselâmın verdiği hükmü,
ona, haber verdiler. [21]
Süleyman Aleyhisselâm:
“Taraflar hakkında, bundan
başkası, daha mülayim ve uygundu. [22]
İşinizi, ben, üzerime alsaydım,
bundan başka türlü hüküm verirdim!” dedi.
Onun, bu sözünü, Dâvûd Aleyhisselâma
haber verdiler.
Dâvûd Aleyhisselâm, Süleyman
Aleyhisselâmı çağırıp ona:
“Sen, onlar arasında, bundan
başka, nasıl hüküm verirdin? [23]
Peygamberlik ve Babalık hakkı için,
daha mülayim ve uygun olanı, bana haber ver!” dedi. [24]
Süleyman Aleyhisselâm:
“Ey Allah’ın Peygamberi! Bu
hususta, bundan başka, hüküm verilebilir.” dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
“Ne gibi?” diye sordu. [25]
Süleyman Aleyhisselâm:
“Davarları; kuzularından,
yünlerinden -vesâir menfeatlarından- yararlanması için, bağ (ekin) sahibine
teslim edersin!
Davar sahibi de, bağın (ekinin)
eski mâmur haline gelinceye ve sahibine teslim edilinceye kadar, İslah ve
imarına çalışır, sonra, davarları, sahibine iade eder!” dedi. [26]
Dâvûd Aleyhisselâm:
“Hüküm, senin verdiğin
hükümdür!” dedi, ve buna göre, hüküm verdi. [27]
(Dâvûd Aleyhisselâmın devrinde) iki
kadın, yanlarında kendilerinin iki oğlan çocukları bulunduğu halde, yolda
giderlerken, kurt gelerek onlardan, birinin (büyük kadının) çocuğunu, hemen
kapıp gider.
Bunun üzerine, (çocuğunu, kurt
kapan büyük) kadın, eşi (küçük) kadına:
“Kurt, senin, çocuğunu,
götürdü!” der.
Öbür kadın:
“Hayır! Kurt, senin çocuğunu,
götürdü!” der.
Nihayet, bu iki kadın,
muhakemelerini, Dâvûd Aleyhisselâma arz ederler.
O da, (kurtun kaptığı çocuğun,
küçük kadına), sağ kalan çocuğun da, büyük kadına aid olduğuna hükmeder.
Bunlar, muhakemeden çıkıp Dâvûd
Aleyhisselâmın oğlu Süleyman Aleyhisselâma giderler, Dâvûd Aleyhisselâmın
verdiği hükmü haber verirler.
Süleyman Aleyhisselâm:
“Haydi, bana, bir bıçak
getiriniz de, çocuğu, bunların arasında ikiye ayırayım!” deyince, küçük
kadın:
“Aman, öyle yapma! Allah, sana
rahmet etsin! Bu çocuk, o kadınındır!” der.
Bunun üzerine, Süleyman
Aleyhisselâm, çocuğun, küçük kadına âid olduğuna hükmeder. [28]
Yüce Allah; Dâvûd Aleyhisselâma:
“Ey Dâvûd! Allah’ın, senden
sonra, işe, Süleymanı memur kıldığını, kendisine beyan et!” diye Vahy
edince, Dâvûd Aleyhisselâm:
“İlâhî! Bana lütufkâr olduğun
gibi, Süleymana da, lutufkâr ol!” diye niyazda bulundu.
Yüce Allah; Dâvûd Aleyhisselâma:
“Süleymana de ki: o, bana, senin
kul olduğu gibi, kul olsun da, ben de, ona, sana lutufkâr olduğum gibi,
lutufkâr olayım!” diye vahy etti.
Dâvûd Aleyhisselâm, vefat ettiği
zaman, Yüce Allah, Süleyman Aleyhisselâma: “Hacetini, benden dile!”
diye Vahy buyurdu. Süleyman Aleyhisselâm:
“Benim kalbimi de, Babamın
kalbi gibi, Sana karşı haşyet ve muhabbet taşır kılmanı dilerim!” diyerek
niyazda bulundu.
Yüce Allah; onun kalbini, dilediği
gibi, Allâha karşı haşyet ve muhabbet taşır kıld. [29]
Süleyman Aleyhisselâm; kral
oluşundan, vefatına kadar, Yüce Allah’a karşı hu-şûundan dolayı, başını semâya
kaldırmamıştır. [30] Son
derece mütevazı (alçak gönüllü) idi. Miskîn (son derece fakir)lerin yanlarına
varır, onlarla oturur: “Miskîn, miskînle oturur.” derdi. [31]
Hurma yaprağından Zenbil örüp satar[32],
elinin emeği ile geçinir[33], arpa
ekmeği yerdi. [34]
Her ayın başında altı gün,
ortasında üç gün, sonunda da, üç gün oruç tutardı. [35]
Süleyman Aleyhisselâm:
“Biz; yaşamanın, yumuşak
olanını da, sert olanını da, denedik.
Onlardan, aşağı olanını, yeterli
bulduk. [36]
İnsanlara verilmeyen şeyler, bize
verildi. İnsanlara verilmeyen ilimler, bize verildi. Fakat, şu üç kelimeden:
Öfke ve sükûnet halinde, Hilm (usluluk)den, Yoksulluk ve bolluk hâlinde,
tutumluluktan,
Gizlide ve açıkta, Allah
korkusundan daha üstün bir şey bulamadık!” demiştir. Süleyman
Aleyhisselâmın, oğluna da:
“Ey oğulcuğum! Miskinlikle
birlikte günah işlemek, ne kadar kötüdür! Hidâyetten sonra, dalâlete düşmek, ne
kadar kötüdür! Kişinin, Rabb’ine ibadet edip dururken, ibâdeti bırakması ise,
bundan daha kötüdür!” dediği de, rivayet edilir. [37]
Süleyman Aleyhisselâmın Kudüs’ü Ve
Mescid-i Aksâ’yı Yaptırışı: Başa Dön
Mescid-i Aksa; Peygamberimiz
Aleyhisselâmın, Mîrac gecesinde uğramış olduğu[38],
İlya = Beytülmakdis Mescididir. [39]
Eshab-ı kiramdan Ebû Hüreyre,
Mescid-i Aksâ’ya[40] İiya
Mescidi veya Bey-tülmakdis Mescid’i[41]
Eshâb-ı kiramdan Ebû Saîd’ülhudrî
de: Beytülmakdis Mescidi der[42]
Dâvûd Aleyhisselâm, vefat edeceği
sırada, Beytülmakdis Mescidini tamamlamasını, Süleyman Aleyhisselâma vasiyyet
etmişti. [43]
Süleyman Aleyhisselâm; Kudüs
şehrinin çevresine, enli, uzun, beyaz taşlarla hisar yaptırdıktan sonra[44],
Hükümdarlığının dördüncü yılında Beytülmakdis’in yapısına başladı[45]
ki, bu, Yüce Allâhın; çevresini mübarek kıldığını bildirdiği Mescid-i Aksa idi. [46]
Eshab-ı kiramdan Ebû Zerr’ülgıfârî
der ki:
(Yâ Resûlallâh! Yer yüzünde ilk
kurulan Mescid, hangisidir?) diye sordum.
Resûlullah Aleyhisselâm:
(Mescid-i Haram’dır!) buyurdu.
(Sonra, hangisidir) diye sordum.
(Mescid-i Aksâ’dır!) buyurdu.
(Bunların arasında ne kadar zaman
vardır?) diye sordum.
(Kırk yıldır?
Nerede namaz vakti gelirse,
namazını, orada kıl! Orası da, bir mesciddir!) bu-yurdu.” [47]
Bu Hadîs-i şerifin şerhinde,
yetkili ilim adamları; ne İbrahim Aleyhisselâmın, Kabe’nin, ne de, Süleyman
Aleyhisselâmın, Mescid-i Aksa’nın ilk yapıcısı olmadığı, ancak, nice
asırlardan sonra, bunların, yenileyicileri oldukları, Hadîs-i şerif-de geçen
kırk yıllık zamandan maksadın da, İbrahim Aleyhisselâm ile Mescid-i Aksa’nın
yenileyicileri arasında bulunan Yâkub Aleyhisselâm arasında geçen zaman olduğu
açıklanmıştır.
Filvaki,; Kabe, ilk defa Melekler
tarafından yapıldığı, sonra, Âdem Aleyhisselâm, sonra, Âdem Aleyhisselâmın
oğulları… en sonra da, İbrahim Aleyhisselâm tarafından yenilendiği gibi,
Mescid-i Aksa’da, ilk defa Âdem Aleyhisselâm veya Melekler tarafından yapılmış,
sonra, Sâm b.Nuh Aleyhisselâm, sonra, Yâkub, sonra, Dâvûd ve Süleyman
Aleyhisselâmlar tarafından yenilenmiştir.[48]
Süleyman Aleyhisselâm; Mescid-i
Aksa için, yerdeki mâdenlerden altun, gümüş ve yakut; denizden de, türlü inciler
çıkarttırdı.
Sonra, ustalar hazırlattı.
Kestirdiği türlü taşları, ustalara
yontturdu.[49]
Çam ve servi ağaçları getirtti. [50]
Ağaçlardan, biçilen tahtaları, sıra
sıra dizdirdi.
Toplanan cevherleri, düzelttirdi ve
süsletti. [51]
Mescid’in duvarlarını, beyaz, sarı
ve yeşil taşlarla ördürdü,
Direğini, hâlis, billur taştan
yaptırdı.
Tavanını, duvarlarını, inciler,
yakutlarla, türlü kıymetli cevherlerle süsletti.
Mescid’in tabanına Fîrûzec
(Safirus) denilen kıymetli taşlar döşetti.
O zaman, yer yüzünde, bu mâbedden
daha süslüsü, daha güzeli ve parlağı yoktu.
Bu Mescid; gecenin karanlığını,
dolunay gibi aydınlatırdı. [52]
İnsanlar, onun bir benzerini
görmemişlerdi. [53]
Mûsâ Aleyhisselâmdan kalan
Tâbût’ussekîne’yi de bu Beyt’ülmakdis’e koydurdu. [54]
Mescid’in köşelerinden bir köşesine
de, Abanus bir Asa dikilmişti.
Bu Asa’ya, Peygamberlerin soyundan
gelen çocuklardan birisi, dokunsa, ona, hiç bir zarar vermezdi.
Fakat, onlardan başkası, dokunsa,
eli, yanardı. [55]
Süleyman Aleyhisselâm, Mescid’in
yapı işinden boşaldığı zaman[56],
Sahra’-nın üzerine bir kurban götürüp kesti ve:
“Ey Allâhım! Bana, bu mülk’ü
saltanatı, Sen, bağışladın!
Üzerimdeki ihsan, Sendendir!
Sen, beni, yer yüzüne Halîfen
yaptın!
Hamd, sana mahsustur.
Ey Allâhım! Bu Mescid’e giren kimse
hakkında, benim, Senden dileğim şudur:
Buraya girip içinde halisane iki
rekât namaz kılan kimse, anasından doğduğu gündeki gibi günahından çıkıp
arınsın!
Buraya giren günahkâr, günahına
tevbe etsin. Korkuya kapılanı, emniyete, güvenliğe kavuştur! Hasta olana, şifâ
ver! Kıtlığa uğrayana, bolluk ve zenginlik ihsan et!
Duamı kabul buyurup dileklerimi
ihsan ettiğin zaman, Kurban’ımın kabulünü, onun alâmeti kıl!” diyerek düa
etti.
Bunun üzerine, gökten bir ateş
indi. Şarkla garp arasını kapladı. Sonra, boynunu uzatıp,kurbanı yüklenerek
göğe yükseltti.
Süleyman Aleyhisselâm, bundan
sonra, İsrail oğullarının bilginlerini, Me.^’d-de topladı. Onlara, Mescid’in
Allah için yapıldığını bildirdi. [57]
O günü de, Bayram edindi. [58]
Yeryüzünde, o günki Bayramdan daha
büyük ve yemesi, içmesi, o günkünden daha bol bir Bayram edinilmemişti.
Binlerce deve, sığır ve davar boğazlanmış[59] buna,
on dört gün devam edilmişti. [60]
Süleyman Aleyhisselâm;
Beytülmakdis’in, Mescid-i Aksa’nın yapımını tamamladıktan sonra, kendisi için
de, bir Beyt (Mâbed) yapmıştı ki, bu da, Kamame kilisesi diye anılagelen ve
Hıristiyanlarca Kuduste Ulu Kilise sayılan kilisedir. [61]