Eyyub Aleyhisselâm
EYYUB
ALEYHİSSELÂM
Eyyûb
Aleyhisselâmın Soyu:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Yurdu, Serveti Ve Oğulları:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:
Eyyûb
Aleyhisselâmın İbtilâya Uğrayışı:
Eyyûb
Aleyhisselâmın İbtilâsı Şiddetlenince Yüce Allah’a Hamd’ü Senası:
Eyyûb
Aleyhisselâmı Üzen Konuşmalar:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Zevcesini Yanından Uzaklaştırışı:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Allâha Münâcâtı Ve İbtilâsının Kaldırılışı:
Leyya Hatunun
Telaşlanışı Ve Eyyûb Aleyhisselâmın Yanına Koşusu :
Buluttan Altın
Çekirgelerin Yağışı:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Zevcesi Hakkındaki Yeminini Yerine Getirişi:
Eyyûb
Aleyhisselâmın Vefatı Ve Yaşı:
Eyyûb Aleyhisselâmın Soyu: Başa
Dön
Eyyûb b. Mûs[1],
b. Ra’vil[2], veya
Razıh[3] veya
Rizah[4] veya
Zirah[5], b.
Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. [6]
Eyyûb Aleyhisselâmın annesi, Lut
Aleyhisselâmın kızı idi[7]
Eyyûb Aleyhisselâmın babası Mûs;
Nemrud’un, İbrahim Aleyhisselâmı ateşi atıp yakmak istediği gün, İbrahim
Aleyhisselâma iman edenlerdendi.[8]
Eyyûb Aleyhisselâm, Yâkub
Aleyhisselâmın zamanında idi. [9] ve
Onun Leyyı adındaki kızı ile de, evlenmişti. [10]
Eyyûb Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Eyyûb Aleyhisselâm; uzun boylu,
kıvırcık saçlı[11],
güzel[12],
büyük[13]
gözlü, büyük başlı[14],
geniş göğüslü, kalın kollu, kalın bacaklı, kısa boyunlu idi. [15]
Eyyûb Aleyhisselâmın Yurdu, Serveti Ve Oğulları: Başa
Dön
Eyyûb Aleyhisselâmın yurdu: Şam’ın
Dımaşk ile Câbiye arasındaki Ürdün beldelerinden olan[16]
Beseniye nahiyesi idi. [17]
Şam’ın Beseniye köyünün doğu ve
batısı arasında bulunan her şeyi[18], dağları,
ovaları[19],
içindekilerle birlikte[20] deve,
sığır, davar, at, merkep, her cins mal[21],
Eyyûb Aleyhisselâma âitti. [22]
Kendisinin, o köyde, çobanları ile
birlikte, bin koyunu,
Beş yüz öküzü,
Her öküzün, birer sürücüsü köle,
Her kölenin de, karısı, çocukları,
malları,
Her öküzün, çift âletini taşıyan
dişi merkebi,
Her merkebin, iki, üç, dört, beş ve
daha fazla sıpası bulunmakta idi. [23]
Yüce Allah, ona, erkek, kadın bir
çok ev halkı da, ihsan etmişti. [24]
On üç erkek evlâdı vardı. [25]
Eyyûb Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri: Başa
Dön
Eyyûb Aleyhisselâm; İbrahim,
İsmail, İshak, Yâkub, Esbat ve İsâ Aleyhisselâm-lar gibi, İlâhî Vahy’e mazhar
olmuş[26], Yüce
Allah tarafından seçilip ona da, Peygamberlik verilmişti. [27]
Kendisine Peygamberlik verilişi,
Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [28] Eyyûb
Aleyhisselâmın dini, İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dini idi. [29]
Eyyûb Aleyhisselâmın Şerîatı: Yüce
Allanın Birliğine iman ve insanlar arasını düzeltmekti. [30]
Dâvud Aleyhisselâma göre: Eyyûb
Aleyhisselâm: insanların, en halîm ve uslusu, insanların, en sabırlısı ve
öfkelerini, en çok yeneni idi. [31]
Eyyûb Aleyhisselâm; yoksullar,
züğürtler için, çok merhametli idi.
Yetimlere, dullara bakar,
konukları, ağırlar, bunları da, Allah’ın, kendisine vermiş olduğu nimetlerin
şükrânesi olarak yapardı. [32]
Eyyûb Aleyhisselâm, konuksuz,
gecelemez, yoksul bulundurmadıkça, yemek yemez[33],
açların karınlarını doyurmadıkça, kendi karnını doyurmaz, çıplakları,
giydirmedikçe, kendisi, giyinmezdi. [34]
Dulları, giydirir, kuşatırdı. [35]
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâya[36] Uğrayışı: Başa
Dön
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâya
uğramasına türlü sebepler gösterilir.
Bu cümleden olmak üzere: Beseniye
halkı, zorbalardan bir zorba olan ve halka zulmeden krallarının huzuruna varıp
onunla konuştukları ve kendisine, ağır sözler söyledikleri halde, Eyyûb
Aleyhisselâmın -ekinleri, hakkında- ondan çekinerek, konuşmasında yumuşak
davrandığı, Mârufu, emretmediği, işlediği zulüm hakkında, zâlimi, uyarmadığı
rivayet edilir. [37]
Şam toprağında kuraklık, kıtlık
olup ta, Mısır Kralı Firavun: “Bize gel! Bizim yanımızda, senin için,
bolluk, genişlik vardır!” diye yazı gönderince, Eyyûb Aleyhisselâm; çoluk
çocukları, atları, küçük büyük baş hayvanları ile birlikte kalkıp Mısır’a
gider. [38]
Firavun, onlara, yiyecekler,
elbiseler[39] ve
yerler ayırıp verir. [40]
Eyyûb Aleyhisselâm, Firavun’un
yanında bulunduğu sırada, Şuayb Aleyhisselâm gelip içeri girer ve:
“Ey Firavun! Gök halkı, yer
halkı, denizler ve dağlar halkı, kızınca, Allah’ın da, gazaba geleceğinden
korkmaz mısın?” der.
Eyyûb Aleyhisselâm ise, susar,
konuşmaz. [41]
Eyyûb ve Şuayb Aleyhisselâmlar,
Firavun’un yanından çıkınca, Yüce Allah, Eyyûb Âleyhisselâma:
“Ey Eyyûb! Sen, Firavun’un
ülkesine gittiğin için, sustun[42]
İbtilâ’ya hazırlan!” diye Vahy
eder.
Eyyûb Aleyhisselâm:
“Ben, yetim’in geçimini,
üzerime almadım mı?
Garîb’i, barındırmadım mı?
Ac’ı, doyurmadım mı?
Dul’a, yardımcı olmağa çalışmadım
mı?” der.
O sırada; içinden, on binlerce
yıldırımlar, korkunç gök gürlemeleri duyulan bir bulut geçer ve bulutun
içinden:
“Ey Eyyûb! Bunu, sana yaptıran
kim’di?” denilir.
Eyyûb Aleyhisselâm; hemen, bir avuç
toprak alıp başının üzerine koyarak:
“Sen’din yâ Rab!” der.
Yüce Allah, ona:
“İbtilâya hazırlan!” diye
Vahy eder. [43]
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâmın
bütün serveti yok olur. [44]
Üzerlerine, ev yıkılıp bütün
oğulları, ölür! [45]
Fakat, o, bunlara rağmen, hep Yüce
Allah’a hamd’ü senada bulunmaktan, ibâdete devamdan, verdiğine şükür, uğradığı
ibtilâya sabredip katlanmaktan ay-rılmaz. [46]
“Zâten, onlar, Allah’a âitt.
Onları, bize emânet olarak vermişti. Onları, ister bırakır, ister geri alır! [47]
Ben, annemin karnından çıplak
olarak çıktım ve çıplak olarak toprağa, kabre döneceğim. Çıplak olarak ta,
Rabb’ime haşrolunacağım!” deyip Allah’a hamd etmeğe devam eder. [48]
Eyyûb Aleyhisselâm, aynı zamanda
hastalanır da. [49]
İlk defa olarak Çiçek[50]
veya Cüzzam hastalığına tutulur. [51]
Yemeği, ancak, iki elini birleştirerek
tutup ağzına güçlükle götürür.
Dili, şişer, ağzını, doldurur.
Yemeği, ağzına güçlükle sokar.
Barsakları, vazifesini yapmaz olur.
Yediği şey, karnına girdiği gibi,
çıkar, vücuduna yararlı olmaz.
Ayaklarında güç kalmaz, onları,
taşıyamaz hale gelir. [52]
Vaktiyle, kendilerini, ev halkı
gibi geçindirdiği kimselere avuç açar olur.
Onlar, bir tek lokma verirler, onu
da, başına kakarlar, kendisini, kınar ve ayıplarlar.
Bütün oğulları ölüp elinden
tutacak, yardım edecek kimsesi kalmaz.
Ailesi, ona, küser.
Akrabaları, dostları da,
kendisinden yüz çevirir, ilgilerini keser.
Tanıdıkları, kendisini, tanımaz
olur.
Bütün hakları, inkâr edilir.
Yaptığı iyilikler, unutulur.
Seslenişine, ses verilmez, aldırış
edilmez olur. [53]
Köy halkı, kendisini, köy dışındaki
çöplüğe sürüp çıkarır. [54]
Üzerine gerilen bir gölgelikte
barınmağa başlar. [55]
Yanına, zevcesinden başka pek
uğrayan olmaz. Hacetini, yalnız zevcesi, gidip gelip görür.
Eyyûb Aleyhisselâm, uğradıkları
ibtilânın kaldırılması için de, yıllarca, dua etmez.[56]
Zevcesi Leyya hatun, bir gün:
“Sen, duası, makbul bir
Zat’sın. Sana, şifâ vermesi için, Allah’a dua etsen a!” demişti.
Eyyûb Aleyhisselâm:
“Biz, yetmiş yıl nimetler
içinde yaşadık.
Bırak ta, yetmiş yıl da, ibtilâ
içinde bulunalım!” dedi. [57]
Eyyûb Aleyhisselâm; kaybettikleri
servet, evlad ve sıhhate ağlayan zevcesine:
“Onları, bize kim ihsan
etti?” diye sordu.
Zevcesi:
“Allah ihsan etti.” dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
“Onlardan, kaç yıl
yararlandık?” diye sordu.
Zevcesi:
“Seksen yıl!” dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
“Allah, bizi, onların ibtilâsı
ile kaç yıldan beri mübtelâ kılıyor?” diye sordu.
Zevcesi:
“Yedi yıldan beri!” dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
“Yazıklar olsun sana! Vallahi,
sen, Rabb’ine karşı, ne adaletli, ne de, insaflı davrandın!
Geçim bolluğu ve rahatlık içinde
bulunduğumuz gibi, Rabb’imizin, bizi uğrattığı şu ibtilâya da, seksen yıl
katlanmamız gerekmez mi?” dedi. [58]
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâsı Şiddetlenince Yüce Allah’a
Hamd’ü Senası: Başa Dön
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı
şiddetlendiği zaman, Yüce Allah’a şöyle hamd’ü senada bulunduğu rivayet edilir:
“Hamd, Rabb’ül’ âlemîn olan
Allah’a mahsustur.
Ben, Rabb’im olan Sana hamd ederim
ki: Sen, bana ihsanda bulundun: bana, mal ve evlad verdin.
Kalbimde, bunların girmediği bir
bölüm kalmadı.
Sonra, hepsini, benden geri aldın, kalbim,
onlardan boşaldı.
Artık, benim aramla Senin arana,
bir şey girer değildir! [59]
“Ey Rabb’im! Bundan önce,
beni, gündüzleri, mal sevgisi, telâşı, oyalıyordu.
Geceleri de, beni -kendilerine olan
şefkatimden dolayı- evlad sevgisi, oyalıyordu.
Ne mutlu ki: şu anda, onlardan
boşalmışım!
Gözümü, kulağımı, gecemi,
gündüzümü, Senin zikr’in, şükr’ün, takdis ve Teh-lil’in ile geçiriyorum!” [60]