Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Eyyub Aleyhisselâm

 

Eyyûb Aleyhisselâmı Üzen Konuşmalar:    Başa
Dön

 

Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı, on
sekiz yıl sürdü. Yakın, uzak, herkes, ondan ayrıldı.

Ancak, din kardeşlerinden özelliği
bulunan ikisi, sabah, akşam, onun yanına uğrarlardı.

Onlardan biri, o birine:

“Vallahi, Eyyûb, her halde,
âlemlerden hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işlemiş olmalı!” dedi.

Arkadaşı:

“Ne demek bu?” diye
sordu.

“Kendisi, on sekiz yıldan beri
ibtilâ içindedir de, Allah, ona acımıyor ve kendisinden bu ibtilâyı
kaldırmıyor!” dedi.

Onlar, yine, bir gün, Eyyûb
Aleyhisselâmın yanına gittiler. Kendisini, ibtilâ için­de bulunca:

“Allah, Eyyûb’da, bir hayır
olduğunu, bilseydi, bu ibtilâ, ona, erişmezdi!” dediler.

Evvûb Aleyhisselâm, bunu, işittiği
zaman; kendisinin, bundan daha ağırına gi­den bir şey olmadı! [61]

Eyyûb Aleyhisselâm:

“Ey Allah’ım! Sen, benim, bir
ac’ın yerini bildiğim halde, hiç bir gece, tok ola­rak gecelemediğimi,
biliyorsan -ki, biliyorsun- beni, doğrula!” diye yalvardı.

Allah tarafından doğrulandı!
Doğrulandığını, onlar da, işittiler. Eyyûb Aleyhisselâm:

“Ey Allah’ım! Sen, benim, bir
çıplağın yerini bildiğim halde, üzerime, asla göm­lek giyinmediğimi, biliyorsan
-ki biliyorsun- beni, doğrula!” diye yalvardı.

Allah tarafından doğrulandı!
Doğrulandığını, onlar da, işittiler.’[62]

Eyyûb Aleyhisselâma iman edip
ibtilâya uğraması üzerine, kendisinden yüz çeviren, dinini bırakanlardan üç
kişi daha vardı([63] ki,
onlardan birisi Yemenli, ikisi de, Beseniye köyü halkındandı. [64]

Bunlar, birgün Eyyûb Aleyhisselâmın
yanına gittiler, onu, suçladılar, ağ-lattılar.
[65]

“İşleyip azabını çektiğin
günahından dolayı, Allah’a tevbe et! [66]

Sen, öyle bir günah işlemişsin ki,
o günahı, hiç bir kimse işlememiştir!

Bunun için, senin üzerinden azab
kaldırılmayor!” dediler, ona, çatmalarını, kı­namalarını uzatıp durdular. [67]

O sırada, orada bulunan[68]‘
ve Eyyûb Aleyhisselâma iman ve onun Peygam­berliğini tasdik etmiş olan[69]
ve arada sırada, söze katılıp onlara cevaplar ve­ren[70]
bir genç:

“Siz ey olgunluk yaşındaki
kişiler! Hep konuştunuz ve konuşmağa da yaşınız bakımından daha lâyık
bulunuyorsunuz.

Fakat, siz, söylediğinizden daha
güzel olan bir sözü,

Siz, ileri sürdüğünüz görüşten,
daha yerinde olan bir görüşü,

Siz, dile getirdiğiniz işten, daha
güzel bir işi… terk ettiniz!… Geri bıraktınız!

Eyyûb’un, sizin üzerinizde bir
hakkı bulunmaktadır ve kendisinin şahsiyeti, si­zin tavsif ettiğinizin çok
üstündedir! [71]

Ey olgunluk yaşındaki kişiler! [72]

Siz, kimin hakkını, eksilttiğinizi,
kimin hürmetini yırttığınızı, hangi Zâtı ayıpladı-ğınızı[73],
suçladığınızı[74]
biliyormusunuz?

Eyyûb’un; Allah’ın Peygamberi ve bu
gününüzde halkın en hayırlısı, en üstü­nü ve en seçkini olduğunu
bilmiyormusunuz ki: Allah, size, bildirmedimi ki, bir şeye, Allah, kızdığı
zaman, onun kullarına vermiş olduğu kerametlerden bir kera­meti, çeker,
koparır?

Siz, Eyyûb ile uzun müddet
yaptığınız sohbet ve arkadaşlık sırasında, kendisi­nin, hak ve gerçekten gayrı
bir şey yapmadığını bilmiyormusunuz?!

Sizin yanınızda onun sırtına
yüklenmiş olan ibtilâ, sizlere yüklenmiş olsaydı, haliniz nice olurdu?

Şunu, iyi biliniz ki: Yüce Allah,
Peygamberlere, Sıddîklere, Şehidlere ve Sâlih-lere ibtilâ verir.

Allah’ın, bunlara verdiği ibtilâ,
onlara gazab veya hakaret ettiğini değil, fakat, bunun, kendilerine bir keramet
ve bir hayır olarak verildiğini gösterir. [75]

Eyyûb, Allah tarafından bu duruma
düşmeden, sıhhatli halinde iken, siz, ona kardeş olmuş değil miydiniz?

Hikmet Ehli’nin; ibtilâ sırasında
tasalı ve üzüntülü olan kardeşini, ne bilmeden kınaması, ne de, ihtilasından
dolayı ayıplaması, kusurlaması iyi olmaz.

Fakat, onun, ona acıması, onunla
birlikte ağlaması, onun için Allâh’dan mağfi­ret dilemesi, üzüntüsüne üzülmesi
ve ona, işi üzerinde delil olması yakışır!

Bunları, bilmeyen kişi, hakîm ve
aklı başında değildir. [76]
Allah! Allah! Ey olgunluk yaşındaki kişiler! Allah’ın azamet ve Celâlini
düşününüz!

Dillerinizi, kesen, kalblerinizi,
parçalayan’[77],
delillerinizi, kesip atan[78] şeyi,
ölümü, anmanız gerekmez mi?

Âciz ve dilsiz olmadıkları halde,
rastgele konuşmaktan korkarak Allah için, susan kullar bulunduğunu
bilmiyormusunuz?

Oysa ki, onlar, Allâhı’ ve Allah’ın
âyetlerini bilen ve dile getiren ilim, akıl ve fasâhat sahibi kişilerdi.

Fakat, onlar, Yüce Allah’ın azameti
anıldığı zaman, kalbleri burkulur, dilleri, tutulur, Allah’ın azamet ve
heybetinden korkarak akılları, başlarından gider, ken­dilerine geldikleri
zaman, pâk amellerle Yüce Allah’a doğru yarışırlar.

Onlar; iyi ve Salih kişiler
oldukları halde, kendilerini, zâlimlerle bir sayarlar.

Onlar; akıllı ve Allâh’dan korkan
kişiler oldukları halde, kendilerini, kusurlu ki­şilerle bir tutarlar…”
der. [79]

Eyyûb Aleyhisselâm, onun, bu
sözlerini dinleyince[80]‘:
“Yüce Allah, hikmeti, küçüklerin, büyüklerin kalbine rahmetle eker.
Hikmet, ne zaman, kalb de biterse, Yüce Allah, onu, dilde açığa vurur. Hikmet,
yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden oluşmaz.

Yüce Allah, kulunu, genç yaşında
hikmet sahibi yaptığı zaman, onun makamı, hikmet sahipleri katında aşağı
düşmez. [81]

Onlar, üzerlerinde Yüce Allanın
keramet nûr’unu, görürler!” dedikten sonra, öteki kişilere dönüp[82]:

“Siz, çarçabuk kızmış olarak
bana geldiniz. [83]

Siz, korkutulmadan önce, korktunuz!

Siz, dövülmeden önce, ağladınız!

Ben, size:

(Mallarınızdan, benim için, Sadaka
veriniz.

Belki, Allah, beni, bu ibtilâdan
kurtarır.)

Veya:

(Benim için, bir kurban, kurban
ediniz.

Belki, Allah, kabul eder ve benden
razı olur.) deseydim, acaba nasıl davra­nırdınız?

Hiç şüphesiz, siz, kendinizi
beğenmektesiniz.

Siz, ihsanlarınızla, afiyete nail
olduğunuzu, izzet bulduğunuzu sanıyorsunuz.

Siz, kendi aranızla Rabb’inizin
arasında olan şeylere baksaydınız, sonra da, sadaka verecek olsaydınız, bir çok
ayıplarınızı, Yüce Allah’ın size giydirmiş oldu­ğu afiyet elbisesiyle örtmüş bulurdunuz!

Vaktiyle, içlerinde bulunduğum dost
kişiler, benim sözlerimi dinlerler, bana, saygı gösterirlerdi.

Düşmanımdan bile, insafa gelen,
hakkımı tanıyan, olurdu.

Bugün, sabaha çıktığımda, artık,
benim için, sizinle, ne görüşme, ne de, ko­nuşma vardır!

Siz, bana, üzerimdeki ibtilâmdan
daha ağır ve şiddetli gelmektesiniz!” dedi ve onlardan yüz çevirdi. [84]

Eyyûb Aleyhisselâma:

“Ey Allah’ın Peygamberi!
Senin, en ağırına giden belâ, hangisidir?” diye so­rulunca:

“Düşmanların
şamatasıdır!” demiştir. [85]

 

Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesini Yanından Uzaklaştırışı:    Başa
Dön

 

Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya
Hatun’un rastlayıp:

“Şu hastayı, tedâvîeder
misin?” diye sorduğu bir adamın, kendisine, secde edildiği[86]
ve:

“Bana, sen, şifâ verdin!”
denildiği’[87]‘takdirde,
hem bütün kaybettikleri şeyle­ri geri çevireceğini, hem de, kocasının
hastalığını iyileştireceğini söylediğini ha­ber verdiği zaman, Eyyûb
Aleyhisselâm:

“Sen, onun, şeytan olduğunu,
daha öğrenemedin mi?[88] O
Allah düşmanı, seni, dininden döndürmek istemiş!’[89]
Yazıklar olsun sana! Sen, onun sözüne nasıl kulak astın?!

Vallahi, Allah, bana şifâ verecek
olursa[90],
iyileşecek olursam, sana, yüz so­pa vuracağım!” dedi,’[91]
ve kendisini, yanından uzaklaştırdı:

“Senin, yemeğin, suyun, bana
haram olsun! Senin getireceğin şeylerden hiç birini tatmayacağım! Yanımdan,
hemen uzaklaş! Artık, seni, görmeyeyim!” dedi.

Bunun üzerine, Leyya hatun, Eyyûb
Aleyhisselâmın yanından ayrılıp köye gitti. [92]

 

Eyyûb Aleyhisselâmın Allâha Münâcâtı Ve İbtilâsının
Kaldırılışı:
    Başa Dön

 

Eyyûb Aleyhisselâm; din kardeşlerinden
iki kişinin, kendisini, son derecede üzen konuşmalarını işittiği[93],
kızıp zevcesini kovduğu, yanında ne bir yiyecek,

ne bir içecek, ne de, kendisine
bakacak bir arkadaş bulunmadığını gördüğü za-man[94],
secdeye kapandı, [95] ve:

“Ey Allah’ım! Sen, benim üzerimdeki
ibtilâyı kaldırıncaya kadar, başımı, sec­deden kaldırmayacağım! [96]

Hakîkat, bana (bu) derd (gelip)
çattı. Sen, Esirgeyicilerin, Esirgeyicisisin! [97]

Hakîkat, şeytan, beni, yorgunluğa
(meşakkata) ve azaba (hastalığa) uğrattı!” diye seslenerek halini arz ve
ihtilasını kaldırmasını Rabb’inden niyaz etti.
[98]

Yüce Allah, onu, (onun duasını)
kabul buy urdu. [99]

“Başını, kaldır! Senin duanı,
kabul ettim! [100]

Ey Eyyûb! Senin hakkındaki’[101]
hükmüm, yerine geldi.

Rahmetim, gazabımı, geçti. [102]

Seni, yarlıgadım. [103]

Senden sonra, ibtilâya uğrayacak ve
sabredecek kimseler için, bir mucize ve ibret olsun diye ev halkını ve malını
ve onlarla birlikte bir mislini daha sana geri verdim! [104]

“Ayağınla, vur (yer’e)[105]

İşte, hem yıkanılacak, hem içilecek
soğuk (bir su! buyurdu).’[106]

“Onun içinde şifâ
vardır.” [107]

Yüce Allah; Eyyûb Aleyhisselâmdan,
böylece, o zararı gidermiş[108],
Allah tara­fından bir rahmef[109],
ibâdet edenler için bir hâtıra[110],
temiz akıl sahipleri için de, bir ibret[111]
olmak üzere, hem ailesini, hem onlarla birlikte bir mislini daha ona ba­ğışlamış[112],
Eyyûb Aleyhisselâm, en ağır ibtilâlara katlanmakta mesel ve dillere destan
olmuştur. [113]

Eyyûb Aleyhisselâm; yer’e ayağıyla
vurunca, yerden bir su kaynayıp akmağa başladı.

Onunla, yıkandı.

Vücudunun dışındaki hastalık ve
rahatsızlıklardan hiç bir şey kalmadı. [114]

Eyyûb Aleyhisselâm, kırk arşın
kadar yürüdükten sonra[115],
ayağını, tekrar ye­re vurdu.

Yerden, diğer bir su daha kaynayıp
akmağa başladı.

Eyyûb Aleyhisselâm, o sudan da,
içti. [116]

Karnından, dışarı çıkmadık hastalık
kalmadı.

Sıhhatli, sapa sağlam olarak ayağa
kalktı.’[117]

Yüce Allah, ondan, bütün derdleri
ve elemleri giderdi. [118]

Gençliğini ve güzelliğini, ona,
geri çevirdi.’[119]

Kendisi, önce olduğundan daha
güzel, daha üstün oldu.’[120]

Kendisine, Allah tarafından, altlı
üstlü iki parça kıymetli bir elbise de, giydirildi.

Eyyûb Aleyhisselâm; ne tarafa
baksa, orada, kendisine aid ev halkından veya malından olup ta, Allah
tarafından katlanmış olarak kendisi için hazırlanmış bu­lunduğunu görmediği bir
şey yoktu!

Hattâ, kendisinin, içinde yıkandığı
zikredilen suya varıncaya kadar hepsini, ya­nında hâzır buldu!

Yüksekçe bir yere çıkıp oturdu. [121]

İlgili Makaleler