İnne Ve Kardeşleri Arapça İnne ve Benzerleri
Genel Cümle Örnekleri:
1- اَلْقِراَءَةُ مُفِيدَةٌ – إِنَّ الْقِراَءَةَ مُفِيدَةٌ – لاَ شَكَّ أَنَّ الْقِراَءَةَ مُفِيدَةٌ .
2- اَلدَّرْسُ سَهْلٌ – إِنَّ الدَّرْسَ سَهْلٌ – لاَ شَكَّ أَنَّ الدَّرْسَ سَهْلٌ.
3- اَلطَّرِيقُ طَوِيلَةٌ – إِنَّ الطَّرِيقَ طَوِيلَةٌ – لاَ شَكَّ أَنَّ الطَّرِيقَ طَوِيلَةٌ.
4- حَضَرَ الْمُدَرِّسُونَ فِي الصَّباَحِ الْباَكِرِ –أَلاَ تَعْلَمُ أَنَّ الْمُدَرِّسِينَ يَحْضُرُونَ فِي الصَّباَحِ الْباَكِرِ؟
5- يَذْهَبُ الْوَلَداَنِ إِلَى الْحَدِيقَةِ فِي الْعَصْرِ – أَ لاَ تَعْلَمُ أَنَّ الْوَلَدَيْنِ يَذْهَباَنِ إِلَى الْحَدِيقَةِ فِي الْعَصْرِ؟
6- تَأْكُلُ الْبِنْتاَنِ الْفَطُورَ وَحْدَهُماَ – أَ لاَ تَعْلَمُ أَنَّ الْبِنْتَيْنِ تَأْكُلاَنِ الْفَطُورَ وَحْدَهُماَ ؟
7- إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَ قاَلَ إِنِّي جَعَلْتُ لَكُمُ الْأَرْضَ مَسْجِداً .
8- إِنَّ الرَّسُولَ دَخَلَ الْمَدِينَةَ – إِنَّهُ دَخَلَ الْمَدِينَةَ – إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْأَرْضَ – إِنَّهُ خَلَقَ الْأَرْضَ – إِنَّ أَحْمَدَ فِي الْمَسْجِدِ – إِنَّهُ فِي الْمَسْجِدِ .
9- إِنَّ اللَّهَ رَبُّ السَّماَواَتِ وَالْأَرْضِ وَ فِي ذَلِكَ آيَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ – إِنَّ الشَّيْطاَنَ عَدُوٌّ لِآدَمَ وَ زَوْجَتِهِ – إِنَّ هَذاَ أَمْرُ رَسُولِ اللَّهِ
10– إِنَّ الْفُقَراَءَ الصاَّلِحِينَ قَدْ ذَهَبُوا إِلَى بَيْتِ الرَّسُولِ . هَذِهِ السَّياَّرَةُ رَخِيصَةٌ لَكِنَّهَا جَمِيلَةٌ.
11- إِنَّ كُلَّ دَفْتَرٍ يَحْتاَجُ إِلَى فَحْصٍ طَوِيلٍ – إِنَّ كُلَّ عاَمِلٍ يَحْتاَجُ إِلَى إِجاَزَةٍ طَوِيلَةٍ – إِنَّ كُلَّ عاَمِلٍ يَحْتاَجُ إِلَى تَجْرِبَةٍ طَوِيلَةٍ – إِنَّ كُلَّ مَسْرَحِيَّةٍ تَحْتاَجُ إِلَى تَجْرِبَةٍ طَوِيلَةٍ – إِنَّ كُلَّ مَسْأَلَةٍ تَحْتاَجُ إِلَى حَلٍّ طَوِيلٍ – إِنَّ كُلَّ دَرْسٍ يَحْتاَجُ إِلَى دِراَسَةٍ طَوِيلَةٍ – إِنَّ كُلَّ واَجِبٍ يَحْتاَجُ إِلَى حِفْظٍ طَوِيلٍ .
12- نُرِيدُ أَنْ نَلْعَبَ الْكُرَةَ وَلَكِنَّ الْمَطَرَ الْكَثِيرَ لاَ يُساَعِدُناَ – نُرِيدُ أَنْ نَسْبَحَ فِي النَّهْرِ وَلَكِنَّ الطَّقْسَ الْباَرِدَ لاَ يُساَعِدُناَ .
13- إِنَّ الْبَحْرَ هاَدِئٌ – لَبِسْتُ مَلاَبِسِي الْخَفِيفَةَ لِأَنَّ الْحَرَّ شَدِيدٌ – لَيْتَ الْأُسْتاَذَ يَتَأَخَّرُ – أَتَمَنَّى أَنْ يَتَأَخَّرَ الْأُسْتاَذُ – لَيْتَ السَّياَّرَةَ تَحْضُرُ الْيَوْمَ.
14- فِي الطَّرِيقِ رَجُلٌ – إِنَّ فِي الطَّرِيقِ رَجُلاً – إِنَّ فِي الْمَدْرَسَةِ مُدِيرَيْنِ.
اَلْمُدَرِّساَنِ مَوْجُوداَنِ – لَعَلَّ الْمُدَرِّسَيْنِ مَوْجُوداَنِ .
15- اَلتِّلْمِيذَتاَنِ مَرِيضَتاَنِ – كَأَنَّ التِّلْمِيذَتَيْنِ مَرِيضَتاَنِ – اَلْباَبُ كَبِيرٌ – لَيْتَ الْباَبَ كَبِيرٌ – رَكِبَ خاَلِدٌ الطاَّئِرَةَ لِأَنَّ الْحاَفِلَةَ مُتَأَخِّرَةٌ – رَجَعْتُ إِلَى الْبَيْتِ مُبَكِّراً لِأَنَّ أَخيِ قاَدِمٌ الْيَوْمَ .
16- اَلْبِنْتُ مُؤَدَّبَةٌ- عَلِمْتُ أَنَّ الْبِنْتَ مُؤَدَّبَةٌ – اَلْمُساَفِرُونَ قاَدِمُونَ – كَأَنَّ الْمُساَفِرِينَ قاَدِمُونَ – اَلْعاَمِلاَتُ مَوْجُوداَتٌ وَ لَكِنَّ الْعُماَّلَ غاَئِبُونَ .
17- لاَ فَرْقَ بَيْنَ رَجُلٍ وَ امْرَأَةٍ -لاَ فَرْقَ بَيْنَ قَرِيبٍ وَ بَعِيدٍ -لاَ فَرْقَ بَيْنَ جَديِدٍ وَ قَدِيمٍ .
Tercüme:
1- Okuma faydalıdır. Muhakkak ki okumak faydalıdır. Okumanın faydalı olduğunda şüphe yoktur.
2- Ders kolaydır. Muhakkak ki ders kolaydır. Dersin kolay olduğunda şüphe yoktur.
3- Yol uzundur. Gerçekten yol uzundur. Yolun uzun olduğunda şüphe yoktur.
4- Öğretmenler sabah erkenden geldiler. Öğretmenlerin sabah erken geldiklerini bilmiyor musun?
5- İki çocuk ikindide bahçeye gidiyor. İki çocuğun ikindide bahçeye gittiklerini bilmiyor musun?
6- İki kız kahvaltıyı tek başlarına yapıyorlar. İki kızın kahvaltıyı tek başlarına yaptıklarını bilmiyor musun?
7- Muhakkak ki, yeryüzündeki herşeyi Allah yarattı ve “Yeryüzünü size mescid kıldım” dedi.
8- Gerçekten Peygamber şehre girdi. Muhakkak ki o şehre girdi. Muhakkak ki Allah yeryüzünü yarattı. Muhakkak ki O yeryüzünü yarattı. Gerçekten Ahmet mesciddedir. Muhakkak ki o mesciddedir.
9- Muhakkak ki Allah göklerin ve yerin Rabbidir ve bunda mü’minler için bir ayet vardır. Muhakkak ki şeytan Adem ve eşine düşmandır. Muhakkak ki bu Allah Rasûlü’nün emridir.
10- Muhakkak ki sâlih olan fakirler peygamber’in evine gittiler. Bu araba ucuzdur fakat güzeldir.
11- Muhakkak ki her defterin uzun bir kontrole ihtiyacı var. Muhakkak ki her işçinin uzun bir tatile ihtiyacı var. Muhakkak ki her işçinin uzun (müddet) bir tecrübeye ihtiyacı var. Muhakkak ki her tiyatronun uzun uzun bir tecrübeye ihtiyacı var. Gerçekten her meselenin (sorunun) uzun bir çözüme ihtiyacı var. Gerçekten her dersin uzun bir eğitime ihtiyacı var. Her ödevin uzun bir ezbere ihtiyacı var.
12- Top oynamak istiyoruz fakat çok yağmur bize müsaade etmiyor. Nehirde yüzmek istiyoruz fakat soğuk hava bize müsaade (yardım) etmiyor.
13- Deniz sakindir. Hafif (ince) elbiselerimi giydim, çünkü sıcak şiddetlidir. Keşke hoca geç kalsa. Keşke araba bugün gelse.
14- Yolda bir adam var. Gerçekten yolda bir adam var. Hakikaten okulda iki müdür var. İki öğretmen mevcuttur (vardır). Umulur ki (belki de) iki öğretmen mevcuttur.
15- İki öğrenci hastadır. İki öğrenci hasta gibidir. Kapı büyüktür. Keşke kapı büyük olsa. Hâlit uçağa bindi, çünkü otobüs gecikmiştir (gecikti, geç kaldı). Eve erken döndüm. Çünkü kardeşim bugün geliyor.
16- Kız edeblidir. Kızın edebli olduğunu bildim. Yolcular gelmektedir. Sanki yolcular gelmektedirler. Kadın işçiler mevcuttur. Fakat erkek işçiler yoktur.
17- Kadın ve erkek arasında fark yoktur. Yakın ve uzak arasında fark yoktur. Yeni ve eski arasında fark yoktur.
¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
İNNE VE KARDEŞLERİ İLE İLGİLİ AYETLER
1- إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ .
(82/İNFİTÂR, 13). İyiler muhakkak nimet (cennet) içerisindedirler.
|
اَلْبَرُّج اَلْأَبْرَارُ |
çok itaatkar olanlar, iyiler |
نَعِيمٌ |
çok nimet, rahat yaşayış, bolluk, refah |
2- وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ .
(82/İNFİTÂR, 14). Kötüler de cehennemdedirler.
|
اَلْفاَجِرُ ج اَلْفُجَّارُ |
günah işleyen, günahlara dalan, haktan dönen, küfür ve inkar eden |
|
|
3- إِذْ قَالَتِ الْمَلآئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ .
(3/ÂL-İ İMRÂN, 45). (Melekler) demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ’dır. Mesîh’tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve (Allah’ın kendisine) yakın kıldıklarındandır.
|
بَشَّرَ يُبَشِّرُ تَبْشِيراً |
müjdeledi |
اَلْوَجِيهُ |
şerefli, itibarlı, yüzde | |
|
كَلِمَةٌ |
kelâm, söz/ilâhî hüküm/ Allah Teâlâ’nın (كُنْ)(ol) emriyle veya buna benzer bir kelime ile vasıtasız (doğrudan doğruya sebepleri araya koymaksızın) yarattığı mahluk. Bu lafız, bu mana ile Îsâ (a.s.)a ıtlak edilmiştir. | |||
4- لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ .
(90/BELED, 4). Andolsun ki, biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
|
كَبَدٌ |
acı, meşakkat, yanma |
| (Ayette: İnsanın beşikten mezara kadar yorgunluklar, sıkıntılar içerisinde yoğrulup, bütün meşakkatlere ömür boyu göğüs gerecek bir fıtratta yaratıldığından bahsedilmektedir.) | |
5- … وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّياَطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ …وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ …
(2/BAKARA, 102). …Süleyman (büyü yapıp) kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri (ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni) öğretiyorlardı… (Halbuki o iki melek herkese): Biz ancak imtihanız (imtihan için gönderildik), (sakın yanlış inanıp da) kâfir olma(yasınız) demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi…
6- إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ .
(85/BURÛC, 12). Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
|
اَلْبَطْشَةُ |
kıskıvrak yakalamak, sıkıca tutmak |
7- فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى …
(8/ENFÂL, 17). (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; (ok) attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu)….
|
رَمَى يَرْمِي رَمْياً |
atmak |
8- … إِنَّ الصَّلاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ …
(29/ANKEBÛT, 45). …Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. …
|
نَهَى يَنْهَى نَهْياً |
yasaklamak (Namazın kötülükleri yasaklaması ise kötülüklerden el çektirmesidir). | ||
|
اَلْمُنكَرُ |
kötülük |
اَلْفَحْشَاءُ |
(çok çirkin ve yüz kızartıcı) günah, edepsizlik |
|
|
|
||
9- وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ .
(68/KALEM, 4). Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
10- إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِن نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ …
(76/İNSÂN, 2). Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık….
|
اَلْمَشَجُ ج أَمْشَاجٌ |
katışık, karışık |
|
مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ |
erlik suyu ile dişilik suyunun birbirine katıştığı meni |
11- كَلاَّ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغَى .
(96/ALAK, 6). Hayır, gerçek şu ki, insan azar.
|
كَلاَّ |
hayır manasında olup kendisiyle menetme veya sakındırma yahut, çirkin gösterme murad edilir. Bazen de bununla kendisinden sonra geleni ispat ve onun hakikat olduğunu tenbih ve ihtar edilir. |
|
طَغَى يَطْغَى |
taşmak, haddi aşmak, azmak, azgınlık etmek |
12- أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى .
(96/ALAK, 7). Kendini kendine yeterli gördü diye (yeterli gördüğü için)
|
اِسْتَغْنَى يَسْتَغْنِي اِسْتِغْناَءً |
istiğna etmek, yeterli görmek, muhtaç olmamak, istiğna göstermek |
13- إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى .
(96/ALAK, 8). Kuşkusuz Rabbinedir dönüş.
|
اَلرُّجْعَى |
dönüş |
