Arapça GramerNahiv

İnne Ve Kardeşleri Arapça İnne ve Benzerleri

كَأَنَّ

كَأَنَّ : gibi, sanki, güya, ..yor gibi, mış gibi, ..casına. …ecek gibi, ..a benzer manalarına gelir. Mübtedâ’nın habere benzediğini anlatır.

اَلْكَعْبَةُ قَلْبُ الْعاَلَمِ الْإسْلاَمِيِّ.

Kâbe İslâm âleminin kalbidir.

كَأَنَّ الْكَعْبَةَ قَلْبُ الْعاَلَمِ الْإسْلاَمِيِّ.

Sanki Kâbe İslâm âleminin kalbidir.

(veya; Kâbe İslâm âleminin kalbi gibidir).

مَلاَبِسُ الْإِحْراَمِ أَزْهاَرٌ بَيْضاَءُ.

İhram elbiseleri beyaz çiçeklerdir.

كَأَنَّ مَلاَبِسَ الْإِحْراَمِ أَزْهاَرٌ بَيْضاَءُ

Sanki ihram elbiseleri beyaz çiçeklerdir.

(veya; İhram elbiseleri beyaz çiçekler gibidir)

كَأَنَّ الْكِتاَبَ أُسْتاَذٌ.

Kitap hoca gibidir.

كَأَنَّ الْكِتاَبَ صَدِيقٌ مُخْلِصٌ.

Kitap samimi bir dost gibidir.

كَأَنَّ الْقَمَرَ مِصْباَحٌ.

Ay sanki lâmba gibidir.

 

لَكِنَّ:

لَكِنَّ:..ama, fakat, lâkin, ancak, ne var ki, şu kadar var ki, manalarına gelir.

İstidrâke delâlet eder. İstidrâk; söylenen sözden muhâtabın zihninde doğacak yanlış anlamayı önlemektir. Daha ziyade cümle ortasında olur. Fiillerin önünde (لَكِنْ) şeklinde sonu cezimli gelir.

اَلْبَيْتُ جَدِيدٌ لَكِنَّ الْحَيَّ مُزْعِجٌ[4].

Ev yenidir fakat mahalle rahatsız edicidir.
 

اَلْبَيْتُ جَدِيدٌ لَكِنَّ الْأَثاَثَ[5] قَدِيمٌ.

Ev yenidir, fakat mobilyalar eskidir.  
 

اَلْحَدِيقَةُ واَسِعَةٌ لَكِنَّ أَشْجاَرَهاَ قَلِيلَةٌ.

Bahçe geniştir, fakat ağaçları azdır.  
 

وَقَفْتُ فِي الصَّفِّ طَوِيلاً وَلَكِنْ لَمْ يَحْضُرِ الْمُدَرِّسُ.

Sınıfta uzun (süre) durdum fakat öğretmen gelmedi.

 
       

لَيْتَ 

لَيْتَ : keşke, ne olaydı, ne olurdu manalarına gelir. Temennî bildirir.

اَلْجَوُّ مُعْتَدِلٌ الْيَوْمَ.

Bu gün hava mu’tedildir (ılımandır) .

لَيْتَ الْجَوَّ مُعْتَدِلٌ الْيَوْمَ.

Keşke bugün hava mu’tedil (ılıman) olsa.

لَيْتَ الْخَبَرَ صَحِيحٌ.

Keşke haber doğru olsaydı.

لَيْتَ الْفاَكِهَةَ ناَضِجَةٌ[6].

Keşke meyve olgun olsaydı.

أَتَمَنَّى أَنْ تَحْضُرَ السَّياَّرَةُ الْيَوْمَ.

Arabanın bugün gelmesini temenni ediyorum.

لَيْتَ السَّياَّرَةَ تَحْضُرُ الْيَوْمَ.

Keşke araba bugün gelse.

*لَيْتَ ’nin başına ünlem edatı olan ياَ eklenirse üzüntü, pişmanlık manası meydana gelir. Olmuş bitmiş şeyler ve mümkün olmayacak arzular için “keşke şöyle olsaydı” “keşke şöyle yapmasaydım” vb. ifadeleri belirtmede kullanılır.

ياَ لَيْتَ أَباَهُ لَمْ يَضْرِبْهُ.

Keşke babası onu dövmeseydi.

لَيْتَهُ   keşke o…

لَيْتَناَ   keşke biz …

لَيْتَنِي   keşke ben…

 

 

لَعَلَّ

لَعَلَّ: belki, ola ki, ihtimal ki, umulur ki, ..bilir manalarına gelir. Tereccî (umma) bildirir.

اَلْمُساَفِرَتاَنِ تَعُوداَنِ إِلىَ أَهْلِهِماَ.

İki yolcu ailelerine dönüyor.

لَعَلَّ الْمُساَفِرَتَيْنِ تَعُوداَنِ إِلىَ أَهْلِهِماَ.

Belki iki yolcu ailelerine döner.

لَعَلَّ الْكِتاَبَ رَخِيصٌ.

Umulur ki kitap ucuzdur.

لَعَلَّ الْمَرِيضَ ناَئِمٌ.

Belki hasta uyuyordur.

لَعَلَّ الْمُساَفِرِينَ قاَدِمُونَ الْآنَ.

Belki yolcular şimdi gelmektedir.

اِذْهَبْ إِلىَ الْمُسْتَشْفىَ فَلَعَلَّ الطَّبِيبَ يَفْحَصُ لَكَ هُناَكَ جِسْمَكَ.

Hastaneye git, belki doktor senin bedenini orada muayene eder.

اِذْهَبْ إِلىَ الْمَعْمَلِ فَلَعَلَّ الْمُعَلِّمَ يَشْرَحُ لَكَ هُناَكَ دَرْسَكَ.

Laboratuvara git, umulur ki, öğretmen sana orada dersini açıklar.

لَيْتَ ve لَعَلَّ  nin manaları birbirine yakındır. لَيْتَ vukuu güç olan şeyde لَعَلَّ ise daha çok vukuu kolay ve mümkün olan şeyde kullanılır.

(إِنَّ) ve kardeşlerinin diğer özellikleri:

*(إِنَّ – أَنَّ – كَأَنَّ – لَكِنَّ) mütekellim yâ’sı ile birleştiklerinde nûnu’l-vikâye alabilirler de almayabilirler de;

(إِنَّنِي – إِنِّي ) (أَنَّنِي- أَنِّي) (كَأَنَّنِي- كَأَنِّي) (لَكِنَّنِي – لَكِنِّي)

لَيْتَ nûnu’l-vikâye alır: لَيْتَنِي; لَعَلَّ ise çoğunlukla almaz: لَعَلِّي (nadiren لَعَلَّنِي)

*Muttasıl zamirler inne ve kardeşlerinden biriyle birleşince onların ismi olarak (mahallen) mansûb olurlar:

 

لَعَلَّناَ

لَيْتَنِي

لَكِنَّكَ

كَأَنَّكَ

أَنَّهاَ

إِنَّهُ

إِنَّ الشَّجَرَةَ بَعِيدَةٌ.

Ağaç uzaktır.  

إِنَّهاَ بَعِيدَةٌ.

Gerçekten o uzaktır.  

إِنَّهُمْ لَعَنُوهُ.

Gerçekten onlar onu lanetlediler.  

كَأَنَّهُ نَسِيَ.

Sanki o unuttu.  

اَلْقَمِيصُ رَخِيصٌ لَكِنَّهُ جَمِيلٌ.

Gömlek ucuzdur fakat güzeldir.  
…إِنِّي ذاَهِبٌ إِلَى رَبِّي… …Gerçekten ben Rabbime gidiyorum… (Saffat, 99)  

إِنَّهُ مِنْ سُلَيْماَنَ وَ إِنَّهُ بِاسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.

 

(Belkıs’a gönderilen) o (mektup) Süleyman’dandır ve o Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla (başlamakta)dır. (Neml, 30) .

 

ماَ سَمِعَ الْكاَفِرُونَ قَوْلَ الرَّسُولِ وَقاَلُوا لَهُ إِنَّكَ فَقِيرٌ وَ نَحْنُ أَغْنِياَءُ.

 

Kâfirler Peygamber’in sözünü duymadılar (duymazlıktan geldiler) ve ona “Sen fakirsin biz zenginiz dediler.

 

قاَلَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ وَ إِنَّهُ جَعَلَنِي نَبِياًّ.

 

“Muhakkak ki ben Allah’ın kuluyum ve O beni bir peygamber yaptı” dedi.

 
                 

إِنَّ ve Kardeşlerinin etkisiz olması:

إِنَّ ve benzerlerinin sonuna ماَ harfi geldiğinde ismini nasb haberini ref etmez. Tekrar mübtedâ ve haber gibi okunur. إِنَّ nin sonuna ماَ gelince إِنَّماَ ya da ortada gelince (أَنَّماَ) (ancak, yalnız) olur ve artık kasr (sınırlandırma) edatı olur.

إِنَّماَ الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ.

Müminler ancak kardeştir (Hucurat, 10).

إِنَّماَ الْأَعْماَلُ بِالنِياَّتِ.

Ameller ancak niyetlerledir (niyetlere göredir)(Hadis) .

*Bu edatlar isim cümlesine gelirken, sonlarına (ماَ) gelince fiil cümlesinin başına da gelirler:

إِنَّماَ أَشْكُو..[7]

Ben ancak …şikayet ederim (Yusuf, 86) .

كَأَنَّماَ يَقُولُ..

Sanki (şöyle) der gibiydi…

(إِنَّ) ve (أَنَّ) tahfif de edilebilirler. Tahfif olması demek aynı manayı taşıdığı halde sonlarının şedde yerine sükun (cezimli) olması demektir. Dolayısıyla bu halde fiillerin önüne gelirler ve o cümle artık fiil cümlesi değil, isim cümlesi olur.

*Muhaffef (tahfif edilmiş) (إِنْ) in haberinde fethalı bir lâm bulunur, buna ayırıcı lâm (اَللَّامُ الْفاَرِقَة) denir.

وَ إِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكاَذِبِينَ.

Biz seni gerçekten yalancılardan zannediyoruz (Şuarâ, 186).

وَ إِنْ وَجَدْناَ أَكْثَرَهُمْ لَفاَسِقِينَ.

Muhakkak ki onların çoğunu fâsık bulduk (A’râf, 102).

Muhaffef (أَنْ) in haberi (لَيْسَ) (değil) ve (عَسَى) (belki umulur ki) gibi tam çekimi olmayan fiillerden olmadığı zaman şu harflerden biriyle başlamalıdır:

(سَ  – سَوْفَ – قَدْ – لاَ – لَمْ – لَنْ )

Böylelikle onun (أَنَّ) den tahfif edilmiş (أَنْ) olduğu anlaşılır:

..وَ نَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَناَ.

Ve senin bize hakikaten doğruyu söylediğini bilelim[8] (Mâide, 113).

أَ يَحْسَبُ الْإِنْساَنُ أَنْ لَنْ نَجْمَعَ عِظاَمَهُ.

İnsan zanneder mi ki gerçekten onun kemiklerini asla toplamayacağız (biraraya getirmeyeceğiz) ? (Kıyame, 3)

لاَ (en-Nâfiye Li’l Cinsi): (hiç bir, hiç). لاَ olumsuzluk edatını takip eden belirsiz haldeki mansûb isim bu ismin ait olduğu grubun toptan yokluğunu gösterir. Bu durumda ona “Lâ en-Nâfiye li’l-cinsi” denir. İrab bakımından إِنَّ nin gördüğü işi görür, yani ismi nasbeder, haberi ref eder, merfû bırakır.

لاَ nın nâfiye olması için; a) لاَ nın hem ismi hem haberi nekre olmalıdır. b)İsmi لاَ ya bitişik olmalıdır. c) لاَ dan önce harf-i cer gelmemelidir.

لاَ كاَذِبَ مَحْبُوبٌ.

Sevilen yalancı yoktur. (Hiçbir yalancı sevilmez)

 

 

 

*  لاَnın ismi tek kelime olursa nasb üzere mebnî olur. En yaygın kullanım şekli budur.

لاَ ناَئِمَ بَيْنَكُمْ.

Aranızda uyuyan hiçbir kimse yoktur.

لاَ رَجُلَ فِي الْمَدِينَةِ.

Şehirde hiç adam yok.

لاَ ماَنِعَ لَناَ.

Hiçbir engelimiz yok.

لاَ أَخَ لِي.

Hiç kardeşim yok.

لاَ نَجاَحَ بِدُونِ جُهْدٍ وَ تَعَبٍ.

Gayret ve yorgunluk olmaksızın başarı yoktur.

 لاَnın ismi muzâf veya şibh-i muzâf (muzâfa benzeyen) olursa yine mansûb olur.

لاَ فاَعِلَ خَيْرٍ ناَدِمٌ.

İyilik işleyen hiçbir kimse pişman olmaz.

*Cinsini nefyeden lâ’nın haberi mahzuf olabilir:

لاَ حَوْلَ وَ لاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ.

Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.

*Grub olumsuzu olarak kullanılan لاَ sık sık (إِلاَّ) ile birlikte kullanılır:

لاَ إِلَهَ إلاَّ اللَّهُ.

Allah’tan başka ilah yoktur.

*Bir önceki sayfada belirtildiği gibi,  لاَ harfinin başında cer harfinin bulunması, isim ve haberinin nekre olmaması, ismi ile kendisi arasına başka bir kelimenin girmesi durumunda nasbetmeyip sadece olumsuzluk ifade eder:

… مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَ بَيْعٌ فِيهِ وَ لاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفاَعَةٌ.

…kendisinde ne alışveriş ne dostluk ne de şefaat bulunmayan bir gün gelmeden önce…(Bakara, 254)

يُجاَهِدُ الْمُسْلِمُ بِلاَ خَوْفٍ.

Müslüman korkusuzca savaşır.

Bu dersin sonunda Kendini dene testi var (3 seviye, 15 soru). Teste git →

İlgili Makaleler