Arapça GramerNahiv

İnne Ve Kardeşleri Arapça İnne ve Benzerleri

14- إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ .

(100/ÂDİYÂT, 6). Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.

كَنُودٌ

çok nankör, nankörlüğü huy edinen (mübalağalı ism-i fâil)

15- وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ .

(100/ÂDİYÂT, 7). Şüphesiz buna kendisi (de) şahittir.

16- إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ .

(103/ASR, 2). İnsan gerçekten ziyan içindedir.

خُسْرٌ

zarar etmek, ziyana uğramak

17- وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ .

(9/TEVBE, 56). (O münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar (kılıçlarınızdan) korkan bir toplumdur.

حَلَفَ يَحْلِفُ حَلْفاً بِ

yemin etmek

فَرِقَ يَفْرَقُ فَرَقاً

korkmak, ürpermek

 

 

 

 

18- وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى .

(80/ ABESE, 3) Ne biliyorsun, belki o temizlenecek,

أَدْرَى  يُدْرِي

bildirmek

يَزَّكَّىnin aslı  يَتَزَكَّى (تَزَكَّى  يَتَزَكَّى)

temizlenmek, arınmak

19- … وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ .

(59/ HAŞR, 21). ..Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.

تَفَكَّرَ يَتَفَكَّرُ  تَفَكُّراً

tefekkür etmek, düşünmek

20- وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ .

(39/ZÜMER, 27). Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur’ân’da insanlara her türlü misali verdik.

ضَرَبَ مثَلاً

misal vermek

تَذَكَّرَ  يَتَذَكَّرُ

tezekkür etmek, hatıra getirmek

21- … لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ .

(36/YÂSÎN, 45). .. umulur ki size merhamet olunur (denildiğinde aldırmazlar).

22- … لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ .

(36/YÂSÎN, 74). Belki onlara yardım edilir (yardım göreceklerini umarak) ….

23- … لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ .

(5/MÂİDE, 6). …Umulur ki şükredersiniz.

24- لاَ خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ …

(4/NİSÂ, 114). Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur…

25- أَلاَ إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ .

(10/YÛNUS, 62). Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.

أَلاَ

dikkat edin, bilesiniz ki (Tenbih edatı)

خَوْفٌ

korku

26- لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ .

(10/YÛNUS, 64). Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.

27- ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ .

(2/BAKARA, 2).  O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

هُدًى

yol gösterici

28- قَالُوا سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ .

 

(2/BAKARA, 32). (Melekler: Yâ Rab!) Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiğin şeyler hariç bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.

سُبْحَانَ  اللَّهِ

Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmek. Münezzehiyet (kusursuzluk) Allah’a mahsustur demek.

إِلاَّ

…hariç, …den başka

مَا عَلَّمْتَنَا

öğrettiğin şeyler. (Cümlenin ortasında gelen (مَا) şey anlamındadır.)

29- رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ …

(73/MÜZZEMMİL, 9). (O,) doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka ilâh yoktur.

اَلْمَشْرِقُ

güneşin doğduğu yer, doğu

اَلْمَغْرِبُ

güneşin battığı yer, batı

30- وَإِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لاَ غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَإِنِّي جَارٌ لَكُمْ …

(8/ENFÂL, 48). Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi…

زَيَّنَ يُزَيِّنُ تَزْيِيناً

güzelleştirmek, süslemek, tezyin etmek

اَلْجَارُ

komşu, yardımcı, müttefik, (ayette: müttefik, yardımcı)

31- … وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ وَلَقدْ جَاءَكَ مِنْ نَبَإِ الْمُرْسَلِينَ .

(6/EN’ÂM, 34). .. Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.

اَلْمُبَدِّلُ

tağyir edici, değiştiren

اَلنَّبَأُ ج اَلْأَنْباَءُ

haber, vakıa, hadise

32- يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي .

(89/FECR, 24). (İşte o zaman insan:) “Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!” der.

قَدَّمَ يُقَدِّمُ تَقْدِيماً

takdim etti, sundu, önceden gönderdi

33- كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ .

(55/RAHMÂN, 58)  Sanki onlar yakut ve mercandırlar.

اَلْياَقُوتَةُ ج اَلْيَاقُوتُ

yakut

اَلْمَرْجَانَةُ ج اَلْمَرْجَانُ

mercan, küçük ya da büyük inciler
(Ayette: Hurilerin yakut ve mercan misali çok parlak yüzlü, sevimli, zarif tenli oldukları bildirilmektedir.)

34- … إِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ .

(11/HÛD, 17). Muhakkak ki bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.

 

35- إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاسَ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ .

(10/YUNUS, 44). Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

36- أَ لاَ إِنَّ لِلّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَلاَ إِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ.

(10/YUNUS, 55). Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın vâdi haktır, fakat onların çoğu bilmez.

37- … إِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَشْكُرُونَ .

(10/YUNUS, 60). .. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

38- … فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللّهِ يَجْحَدُونَ .

(6/EN’ÂM, 33). …Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

جَحَدَ يَجْحَدُ جُحُوداً

bilerek inkar etmek

39- … ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ …

(2/BAKARA, 61). .. Bu (musibet)ler (onların başına), Allah’ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. ..

بِغَيْرِ

..siz, ..sız, ..den başka

بِغَيْرِ الْحَقِّ

haksız olarak

بِأَنَّ

..sebebiyle

40- قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ .  

(67/MÜLK, 26)  De ki: O bilgi, ancak Allah’ın yanındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.

41- … وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ .

(2/BAKARA, 130). (İbrahim (a.s.)) şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

42- إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ .

(36/YÂSÎN, 3). Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

43- قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ .

(36/YÂSÎN, 16). (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş (elçi)leriz.

مُرْسَلٌ

gönderilmiş (elçi)

44- إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلاَلٍ مُبِينٍ .

(36/YÂSÎN, 24). “İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.”

إِذًا

o zaman

ضَلاَلٌ

sapıklık

 

 

 

 

 

 

45- … وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ .

(59/HAŞR, 11)… Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.

46- لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ .

(36/YÂSÎN, 7). Andolsun ki onların çoğunun üzerine (azab) sözü hak oldu. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

لَقَدْ

andolsun ki

حَقَّ

hak oldu

İsim cümlelerinin başına gelirler (Enne ve lakinne cümle başında kullanılmaz).

İnne’nin ismi ‘mensub‘, haberi ‘merfu‘ dur. (Müptedanın harekesi “Ötre”yi “Üstün”e çevirirler.)

 

إنَّ (İnne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle başında kullanılır.)

المُؤْمِنُ مُجَاهِدٌ : Mümin mücahittir.

إنَّ المُؤْمِنَ مُجَاهِدٌ : Muhakkak ki mümin mücahittir.

Eğer müptedanın sıfatı varsa o da mensup olur;

إِنَّ اللُغَةَ العَرَبِيَّةَ سَهْلَةٌ : Muhakkak Arapça Dili kolaydır.

Normalde fiilden sonra ‘Enne’ kullanılırken, ‘Qale’ fiilinden sonra ‘İnne’ kullanılır;

سَمِعْتُ أَنَّها أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : İşittim ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

يَقُولُونَ إِنَّها أَحْسَنُ طَبِيبٍ في المُسْتَشْفى : Diyorlar ki muhakkak o hastanedeki en iyi doktordur.

Aynı şekilde emir fiillerinden sonra da ‘İnne’ kullanılır;

قَالَ الرَسُولُ فِي غَارِ ثَوْرٍ لا تَحْزَنْ إِنَّ اللهَ مَعَنَا : Hz.Muhammed Sevr mağarasında (arkadaşı Ebubekir’e) “Mahzun olma! Muhakkak ki; Allah bizimle beraberdir” dedi.

Bitişik Zamirler ile Kullanımı;

إنَّ + هُو = إنَّهُ

إنَّ + هِيَ = إنَّها

…

إنَّ + أنا = إنَّني / إنِّي

إنَّ + نَحْنُ = إنَّنا / إنَّا

إِنَّهُ تَاجِرٌ : O muhakkak tüccardır.

إِنَّكَ طَالِبٌ زَكِيٌّ : Sen şüphesiz zeki bir talebesin.

(إنَّني / إنِّي deki ن kullanımı لَيتَ için zorunludur, لَعَلَّ de kullanılmaz, diğerlerinde isteğe bağlıdır.)

أنَّ (Enne) Muhakkak, şüphesiz (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)

تَعْلَمُ أنَّ المُعَلِّمَ عالِمٌ : Öğretmenin alim olduğunu şüphesiz(muhakkak) bilirsin.

…diği, …dığı anlamında da kullanılır.

أَ لَا تَعْلَمُ أَنَّ التِّلْمِيذَ يَنَامُ مُبَكِّراً : Öğrencinin erken uyuduğunu bilmiyor musun?

عَلِمْتُ أَنَّ الِامْتِحَانَ قَرِيبٌ : İmtihanın yakın olduğunu öğrendim.

لِ  +  أَنَّ  =  لِأَنَّ  (Lienne) Çünkü (Çünkü muhakkak) anlamındadır. Zamirler ile ‘İnne’ gibi bitişir.

لِأَنَّ  +  هو  =  لِأَنَّهُ

لِأَنَّ  +  أَنْتَ  =  لِأَنَّكَ

رَجَعَ حامدٌ من المدرسةِ لِأَنَّهُ مَرِيضٌ : Hamit okuldan döndü. Çünkü o hastadır.

كَأنَّ (Keenne) Sanki

مَنْ هذا الفَتًى؟ -كَأَنَّهُ أَخُوكَ : Bu genç kim? -Sanki o senin kardeşin.

لَكِنَّ (Lakinne) Lakin, ancak, fakat

الطُلَابُ كَثِيرٌ لَكِنَّ الفَصْلَ صَغِيرٌ : Öğrenciler çoktur lakin sınıf küçüktür.

هذا الدَرْسُ طَوِيلٌ لَكِنَّهُ سَهْلٌ : Bu ders uzundur ancak kolaydır.

جَاءَ بِلَالٌ، لَكِنَّ حَامِداً لَمْ يَجِئْ: Bilal geldi lakin Hamit gelmedi.

لَكِنْ (Lakin) Lakinne ile aynı anlama gelir ancak daha hafif ifadelerde kullanılır. Müpteda’yı nasb etmez, fiil cümlelerinde de kullanılabilir.

جَاءَ المُدَرِّسُ، لَكِنِ الطُّلَّابُ ما جَاءُوا : Öğretmen geldi fakat öğrenciler gelmedi.

غَابَ علِيٌّ، ولَكِنْ حَضَرَ أحمَدُ : Ali gelmedi, lakin Ahmet geldi.

لَيْتَ (Leyte) Keşke. İmkansız yada uzak ihtimal dilekleri ifade eder.

لَيتَ النُجُومَ قَرِيبَةٌ : Keşke yıldızlar yakın olsaydı. (İmkansız istek)

لَيْتَنِي غَنِيٌّ : Keşke zengin olsaydım. (Uzak bir ihtimal)

يَا لَيْتَ أَبَاهُ لَمْ يَضْرِبْهُ : Keşke babası onu dövmeseydi. (Başına ünlem edatı olan يَا eklenirse; üzüntü, pişmanlık manası meydana gelir.)

لَعَلَّ (Lealle) Umulur ki, korkarım ki, belki

لَعَلَّ الِامْتِحَانَ سَهْلٌ : Umarım imtihan kolaydır.

لَعَلَّ الِامْتِحَانَ صَعْبٌ : Korkarım imtihan zor olacak.

لَعَلَّ المَرِيضَ نَائِمٌ : Belki hasta uyuyordur.

لا (Lâ) Hiç bir, hiç. Olumsuzluk edatını takip eden belirsiz haldeki mensup isim bu ismin ait olduğu grubun toptan yokluğunu gösterir. Buna “Lâ en-Nâfiye li’l-Cinsi” denir. İnne gibi ismini nasb, haberini ref eder. Şartları; – Hem ismi, hem haberi nekre (belirsiz) olmalı, – İsmi hemen kendisinden sonra gelmeli, – Kendisinden önce harfi cer bulunmamalıdır.

لَا إِلٰهَ إِلَّا الله : Allah’tan başka ilah yoktur.

لَا كَاذِبَ مَحْبُوبٌ : Sevilen yalancı yoktur.

لَا مَانِعَ لَنَا : Hiçbir engelimiz yoktur.

لَا أَخَ لِي : Hiç kardeşim yok.

لَا فَاعِلَ خَيْرٍ نَادِمٌ : İyilik işleyen hiçbir kimse pişman olmaz.

لَا حَوْلَ ولَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ : Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.

 

Lâm-ı İbtida

‘ل’ harfi mubtedanın başına gelerek cümleye vurgu katar. Buna lâm-ı ibtida denir. Eğer cümlede inne de varsa inne den uzaklaştırılarak inne’nin haberinin başına yazılır ve habere vurgu katar. Bundan dolayı da bu lam-a, lam-ı muzahlaka denilir. Çünkü inne’nin başa gelmesiyle iki tekidin peşpeşe gelmesindense aralıklı gelmesi evladır.

رَبُّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ : Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

لَرَبُّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ : Elbette Rabbin bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.

إنَّ رَبَّكَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ : Muhakkak ki Rabbin çok bağışlayan ve merhamet sahibidir.

Bu dersin sonunda Kendini dene testi var (3 seviye, 15 soru). Teste git →

İlgili Makaleler