Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Hûd (a.s.) Hayatı

 

G. Hz. Hûd (A.S.) Ve Mü’minlerin Kurtuluşu

 

Âd kavmi müşriklerine
gönderilen bu korkunç azaptan, sâdece Hz. Hûd (a.s.) ve ona iman edenler
kurtulmuştu. Cenab-ı Hak, rahmetiyle Hûd ve ashabını kurtardığını, iman etmeyen
ve peygamberleri Hz. Hûd (a.s.)’ı yalanlayan ve bu yüzden azabı hakeden
kâfirlerin tamamını ise helak ettiğini bildirmiştir. Bu ifâdelerden tek bir
kâfirin dahi sağ bırakılmadığı anlaşılmakta­dır.

“Azap emrimiz
gelince, Hûd’u ve onunla beraber iman eden­leri tarafımızdan bir rahmetle
kurtardık. Onlan, ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik. İşte Âd kavmi! Rabblerinin
âyetlerini inkâr ettiler; O’nun peygamberlerine âsî oldular ve her inatçı
zorbanın emrine uydular. Böylece onlar, hem bu dünyada, hem de Kıyamet gününde
lanete uğradılar. Biliniz ki, Âd kavmi, Rabblerinin âyet­lerini inkâr ettiler.
Bilin ki, Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetin­den uzak kılındı.”[48]

“Onu ve onunla
birlikte olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman
etmeyenlerin kökünü kestik.”[49]

Hz. Hûd (a.s.) ve
beraberindekiler, bu felâketten sonra, bir rivayete göre Mekke’ye giderek oraya
yerleşmişlerdir. Diğer bir rivayete göre ise, bulundukları bölgede
kalmışlardır. 150 yaşın­da vefat ettiği söylenen Hz. Hûd (a.s.)’m mezarının
yeri hakkında da farklı bilgiler nakledilmiştir. Yemen’in Hadramevt bölgesinde
şimdiki Mükellâ şehrinin yaklaşık 125 mil kuzeyinde ona ait olduğu kabul edilen
bir kabir bulunmaktadır. Bu makam, her yıl Şaban ayının onbeşinde muhteşem bir
ziyaret merasimine sahne olur. Yarımadanın muhtelif bölgelerinden gelen
binlerce ziyaretçi, bu merasime katılır. Bu kabrin Hz. Hûd (a.s.)’a ait ol­duğuna
dair nakledilmekte olan bilgiler her ne kadar kesin değilse de, Güney Arabistan
halkının bu inancından anlaşılacağı üzere, mahallî rivayetler, Âd kavmi ülkesi
merkezinin bu bölge olduğunu göstermektedir. Hz, Hûd (a.s.)’m kabrinin,
Mekke’de Kabe ile Zemzem arasında veya Şam’da Ümeyye Câmii’nin güney duvarında
olduğuna dâir rivayetler de vardır.[50]
Diğer taraftan Filistinliler de, Hz. Hûd (a.s.)’m kabrinin Filistin’de olduğunu
iddia ederler. Ona ait olduğunu söyledikleri kabrin başında, her sene doğum
günü merasimleri düzenlerler.[51]

İngiliz donanmasında
görev yapan James R. Wellested, 1837 yılında Güney Arabistan’da Hısn-Gurâb
yakınında, içinde Hz. Hûd peygamberden bahsedilen bir kitabe bulmuştur. Kita­bedeki
yazı, burada yaşayanların, Hz. Hûd (a.s.)’m şeriatına tâbi bir topluluk
olduğunu göstermektedir. Buna göre bu kitabe, Bi­rinci Ad kavminin mâruz
kaldığı umûmî felâketten kurtulan Hz. Hûd (a.s.) ve ona inanan mü’minlerin
soyundan gelen ve “İkinci Âd” olarak isimlendirilen kavme aittir.
Yaklaşık olarak M.Ö. 1800 yıllarında yazıldığı sanılan bu kitabenin arkeologlar
tarafından çözülen bâzı satırlarının Türkçesi şöyledir:

“Biz (Âd kavmi),
bu kalede uzun bir zaman rahat ve müref­feh bir hayat yaşadık. Öyle ki,
yaşantımız her türlü sıkıntı ve ızdıraptan uzaktı. Nehirlerimiz sularla
doluydu. Hükümdarlarımız, her türlü kötü düşünce, art niyet ve ahlâksızlıktan
uzak duruyor­lardı. Onlar, kötü kimselere ve bozgunculuk çıkaranlara karşı ol­dukça
sert davranırlardı ve bize Hüd’un şeriatını tatbik ederlerdi. Bu hâkimlerin iyi
ve faydalı kararlan, bir kitapta toplanırdı. Ve biz, mucizelere ve ölümden sonra
dirileceğimize inanırdık.[52]“  

 

H. Hûd (A.S.) Kıssasından Bâzı Mesajlar

 

1. Zâlim Zorbalara İtaat Edilmez

 

Allahu Teâlâ, bütün
peygamberlerine, insanları köleleşti-ren, üzerlerinde baskı kurarak onlara
acılar çektiren ve şahsî zevklerini tatmin için onlardan yararlanan zâlimlerle
mücâdele etmelerini emretmiştir. Çünkü bu zâlimler, insanlar üzerindeki
tahakkümlerini ellerinden kaçırmamak için, hem peygamberle­rin azılı düşmanları
olmuşlar, hem de diğer insanları baskı al­tında tutup peygamberlerle
görüşmelerini ve onlara iman etme­lerini engellemeye çalışmışlar; bu yolda her
türlü şiddeti kul­lanmaktan çekinmemişlerdir. Ancak peygamberler ve onlara îman
edenler, hiçbir zaman bu zâlimlere boyun eğmemişlerdir. Zİrâ onlara boyun eğmek
gerçek îmanla bağdaşmaz ve zâlimlerin emirlerine itaat edilmesi hususunda,
mü’minin geçerli bir maze­reti olamaz. Mü’minler, ancak Allah’ın emirlerine
sarılıp, zulmü ve haksızlıkları ortadan kaldırmak için zâlimlere karşı güç
birliği ettiklerinde hedeflerine ulaşırlar. Her peygamberin başından geçmiş
olan bu serüven, inananlar için en büyük örnektir. Pey­gamberlere uymak
kurtuluşa, zorbalara uymak ise felâkete gö­türmüştür. Bu hususta Âd kavmiyle
ilgili olarak şöyle buyurul-maktadır:

“İşte Âd kavmi!
Rabblerinin âyetlerini inkâr ettiler ve O’nun peygamberlerine âsî oldular.
Böylece başlarında bulunan her zorbanın emrine uyup gittiler. Bu yüzden de hem
dünyada, hem de âhiret gününde bir lanete tâbi tutuldular.”[53] 

 

2. Üstün Cesaret

 

Peygamberler, din ve
îman uğrunda büyük sabır ve cesaret göstererek, bu hususta da ümmetlerine örnek
olmuşlardır. Hz. Hûd (a.s.)’m müşriklere meydan okuyarak, kendisine karşı iste­dikleri
tuzağı kurmaya çağırması, bu çarpıcı manzaralardan bi­ridir. O, müşriklerden
gelebilecek her türlü tehlikeyi göze almak­tan çekinmiyor ve şöyle diyordu:

“Allah’ı şahit
tutarım ve siz de şahit olun ki, ben Allah’ı bı­rakıp da, O’na ortak tutmakta
olduğunuz şeylerden tamamen uzağım. Artık bana topyekün istediğiniz tuzağı
kurun! sonra bana mühlet de tanımayın! Ben, sizin de, benim de Rabbim olan
Allah’a güvenip dayanmışım.”[54]

 

3. Yeryüzünde Kibir Sahiplerinin Sonu

 

Hak yoldan uzaklaşan
insanlar, sahip oldukları dünyevî imkânlara aklanarak, Nemrut ve Firavun gibi
yeryüzünde ilâhlık taslamaya kadar gitmişlerdir. Haktan yüz çeviren bu kibir
ehli, servetlerine servet katmak için, başkalarının ocaklarını söndür­mekten
çekinmemişler; hatta zaman zaman bu maksatla yeryü­zünü hüsrana boğan
karışıklık ve savaşlar çıkarmışlardır. Men­faatleri uğruna her şeyi göze alan
bu kibir ehli, Âd kavmi gibi, “Bizden kuvvetli kim var?” diyecek
kadar ileri gidiyordu. Ancak onların sonu, hep hüsran, hep perişanlık olmuştur.
Nitekim Âd kavmiyle ilgili olarak şöyle buyrulmuştur:

“Âd kavmine
gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tas­ladılar ve, ‘Bizden daha kuvvetli
kim var?’ dediler.’ Onlar kendile­rini yaratan Allah’ın, kendilerinden daha
kuvvetli olduğunu gör­mediler mi? Onlar, bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.
Biz de, perişanlık azabını dünya hayatında kendilerine tattıralım diğe uğursuz
günlerde üzerlerine çok gürültülü bir rüzgâr gönderdik. Elbette âhiret azabı
daha zelil kılıcıdır. Onlara yardım da olun­maz.”[55]

İlgili Makaleler