Hz. Hûd (a.s.) Hayatı
F. Tevbeye Davet, Son İkazlar Ve Hûd Kavminin Helaki
Rivayete göre,
peygamberleri Hz. Hûd (a.s.)’ı yalanlayıp davetini reddetmelerinden sonraki
yıllarda Âd toplumunun yurdunda şiddetli bir kuraklık başlamış, uzun süre hiç
yağmur yağmamıştı. Aslında bu kuraklık, tehdit edildikleri ilâhî azabın
yaklaştığına dair bir ihtardı. Ne var ki, müşriklerde bu ihtarı değerlendirecek
iz’an bulunmuyordu. Hz. Hûd (a.s.), bu günlerde de davetini bıkıp usanmadan
sürdürüyor, onları yaklaşan azaptan kurtarabilmek için, bu uyandan ibret
almaya çağırıyordu.
Kendisine iman edip
önceden yaptıkları kötülükler dolayısıyla tevbe ettikleri ve Allah’tan
bağışlanma diledikleri takdirde bol yağmurlara kavuşacaklarını söylüyordu:
“Ey kavmim!
Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O’na tevbe edin ki, üzerinize göğü bol bol
göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.[35]
Müşrikler uzun süren
kuraklıktan ders almamışlardı. Peygamberlerini yalanlamaya, küfür ve azgınlıklarına
devam etmeleri üzerine, Allah’ın azap emri gelince helak edildiler.
Tefsircilerin
anlattığına göre, uzun süre yağış olmamış, Âd kavmi şiddetli bir kuraklığa
mâruz kalmıştı. Bir gün onlar, u-fukta vadilerine doğru bir bulutun gelmekte
olduğunu görünce, onun yağmur bulutu olduğunu zannederek çok sevindiler. Bunun
üzerine Hz. Hûd (a.s.), bulutun sandıkları gibi bir yağmur bulutu olmayıp,
hemen gelmesini bekledikleri azap olduğunu söyledi. Helak edici ve korkunç elem
verici bir rüzgâr olduğunu, Cenab-ı Hakk’m izniyle, uğradığı her canlıyı ve
malları helak edeceğini bildirdi.
Ne var ki onlar, son
andaki bu uyarılardan da ders almadılar ve nihayet onları helak eden korkunç
azap başladı. İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre, ilk defa Ad kavmine
gönderilen bu rüzgâr, insanları ve hayvanları saman gibi savurarak onları
yerden yere vuruyordu. Kâfirler bundan kurtulmak için evlerine kaçıp kapılarını
kapattılar. Ancak, rüzgâr kapıları kırıp evlere gizlenenleri de helak etti.[36] Yedi
gece sekiz gündüz üzerlerine kum seli akıtan rüzgâr, geride ıssız evlerinden
ve boş yurtlarından başka bir şey bırakmadı. Bugün ise, onlardan ibret olarak
kalan bu yurt harabeleri de kaybolmuş, yaşadıkları Ahkâf bölgesi büyük ölçüde
çöle dönüşmüştür.[37]
Rivayete göre, bu
korkunç rüzgâr esnasında Hz. Hüd (a.s.) ve ona iman edenler, etrafı çevrili bir
yere çekilmişlerdi. Rüzgâr, onlara ancak derileri yumuşatacak ve nefislere neşe
verecek kadar dokunuyordu. Kâfirleri ise yer ile gök arasında savuruyor ve
taşlara çarparak beyinlerini parçalıyordu.[38]
Birinci Âd kavminden
sâdece Hz. Hûd (a.s.) ve ona iman eden mü’minlerin kurtulduğu bu ilâhî azap,
Kur’ân-ı Kerim’de birkaç yerde çeşitli yönleriyle anlatılmıştır. Bu azabın
başlangıcı hakkında şu bilgi verilmektedir:
“Nihayet o azabı,
vadilerine doğru gelen bir bulut şeklinde görünce, ‘Bu bize yağmur yağdıracak
bir buluttur.’ dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.
İçinde elem verici azap bulunan bir rüzgârdır! O rüzgâr, Rabbinin emriyle her
şeyi yıkar, mahveder. Bunun hemen ardından onların bom-boş evlerinden başka bir
şey görülmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız. “[39]
Ahkâf sûresinde bu
âyetlerden sonra gelen üç âyette, Hûd kavminin bu korkunç sonu ve helake
uğrayan diğer milletler Örnek verilerek Mekke müşrikleri îkaz edilmektedir.
Mekke müşriklerinden daha güçlü olmalarına rağmen, Âd kavminin, peygamberlerini
yalanlamaları ve onunla alay etmeleri yüzünden azaba çarptırıldıkları, benzer
diğer toplumların da aynı sona mâruz kaldığı, Allah’ı bırakıp tanrı
edindikleri putlarının onlara hiç bir yardımda bulunamadıkları açıklanmaktadır.
Onların, putlarını Allah’ın ortakları ve Allah katında kendilerine şefaatçi
kabul etmeleri suretiyle Allah’ı inkâr ve O’na iftira atmaları yüzünden helak
edildikleri vurgulanmaktadır. Halbuki onlar, diğer müşrik kavimler gibi, tanrı
kabul ettikleri putları ve diğer mâbudlarının güç sahibi olduklarını
zannediyorlar, zor durumda kaldıklarında kendilerine yardımcı olacaklarına ve
sıkıntılarını giderebileceklerine inanıyorlardı. Allah Teâlâ, gönderdiği
peygamberleri vâsıtasıyla her defasında bu yanlışı ortaya koyup, insanlığı
doğru yola çağırıyordu. Ancak Âd kavmi de, Allah’a İnanmak yerine, putlarına
sahip çıkarak, sahte ilâhlara ibadet hususunda ısrar etti. Sonunda putlarının
onlara hiç bir faydası olmadı, zâten hiç bir güce sahip olmayan bu basit
eşyalardan böyle bir yardımın gelmesi de mümkün değildi. İlgili âyetlerde
şöyle denilmektedir:
“Andolsun ki,
onlara (Âd kavmine), size (Mekke müşriklerine) vermediğimiz kudret ve serveti
vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler bahsetmiştik. Fakat kulakları,
gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zîrâ Allah’ın âyetlerini
inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi. Andolsun
biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki yola dönerler diye âyetleri
tekrar tekrar açıkladık. Allah’tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için
tann edindikleri şeyler, onlara yardım etselerdi ya! Hayır, onlan bırakıp
kaybolup gittiler. Bu, onların, yalanı ve uydurup durdukları şeydir.”[40]
Âd kavminin
cezalandırıldığı korkunç rüzgâr, Fussilet sûresinin 13. âyetinde
sâika/kasırga/yıldırım olarak ifade edilmiştir. Bu âyette Allah Teâlâ, Sevgili
Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben şöyle buyurmaktadır:
“Eğer onlar
(Mekke müşrikleri) yine yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Âd ve Semûd’un başına
gelen sâika’ya/yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım. “[41]
Aynı sûrenin 16.
âyetinde ise, rîhan sarsaran/soğuk ve şiddetli rüzgâr şeklinde tanımlanmıştır.
Dilbilimciler, bu tâbirin, yakıcı sıcak, dondurucu soğuk, korkunç gürültü
çıkaran rüzgâr anlamlarına geldiğine dair farklı görüşler beyan etmişlerdir. Neticede,
rüzgârın çok şiddetli olduğunda ittifak vardır:
“Bundan dolayı
biz de onlara, dünya hayatında zillet azabını tattırmak için, o uğursuz
günlerde şiddetli soğuk bir rüzgâr gönderdik. Âhiret azabı elbette daha çok
rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.”[42]
Kamer sûresinin 18-22.
âyetlerinde aynı isimle verilen şiddetli fırtınanın, insanları hurma
kütüklerini yerinden söküp devirir gibi nasıl yere serdiği açıklanmıştır:
“Âd kavmi,
peygamberleri Hûd’u yalanladı da, uyarım ve azabım nasıl oldu?! Biz onların
üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr (rîhan sarsaran)
gönderdik. O rüzgâr, insanları, yerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi yere
seriyordu. Nasılmış, benim azabım ve uyarılarım?! Andolsun ki biz, Kur’ân’ı
düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok
mudur?”
Başka bir âyette ise,
er-rîhu7-afcfm/kasıp-kavuran, her şeyi kül haline getiren bir rüzgâr olarak
tanıtılmıştır:
“Âd kavminde de
ibretler vardır. Onlara kasıp-kavuran rüzgârı göndermiştik. Üzerinden geçtiği
şeyi canlı bırakmıyor, kül edip savuruyordu.[43]
Mü’minûn sûresinde, Âd
kavminin korkunç bir ses “sayha” ile helak edildiği zikredilmiştir:
“Nitekim, Hak
tarafından gönderilen korkunç bir ses yaka-layıverdi onları! Kendilerini hemen
sel süprüntüsüne çevirdik. Zâlimler topluluğunun canları Cehenneme![44]
Hakka süresinde ise,
bu tasvirlere ilave olarak, rüzgârın uğultulu ve azgın olduğu, yedi gece sekiz
gündüz devam ettiği zikredilmiştir:
“Semüd ve Âd,
Kıyamet’i yalanlamışlardı. Semüd’a gelince; onlar pek zorlu bir gürültü ile
helak edildiler. Âd ise, uğultulu azgın bir fırtına ile mahvedildi. Allah,
onu, ardarda yedi gece sekiz gündüz onların üzerine musallat etti. Öyle ki, o
kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Şimdi onlardan geri kalan birini görüyor musun?.”[45]
Müteakip iki âyette de
bu cezanın peygamberleri yalanlayan kavimlerin ortak kaderi olduğuna işaret
edilmiştir:
“Firavun, ondan
öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı, hep o günahı (şirki)
işlediler. Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler de, Rableri de onlan pek
şiddetli bir şekilde yakalayiverdi.”[46]
Münkirlere verilen bu
ceza Ad kavminin isminin de zikre-dildiği bir başka âyette de şöyle dile
getirilir:
“Görmedin mi,
Rabbin ne yaptı Ad kavmine; ülkelerde benzeri yaratılmamış olan sütunlar
sahibi İrem’e, o vadide kayaları yontan Semûd’a, kazıklar sahibi Firauun’a!
Bunların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler? Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu
yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Şüphesiz Rabbin her an
gözetlemektedir.”[47]