Hz. Dâvud (A.S)
Hz. Dâvud (a.s)’m Risaleti ve Daveti:
Hz. Dâvud (a.s) 40
ulaşınca, Yüce Allah, ona, hem hükümdarlık ve hem de peygamberlik verdi…
Onu, İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderdi. İçerisinde öğütler,
ibretler, incelikler ve zikirler bulunan Zebur’u ona indirdi. Ayrıca ona,
hikmet (peygamberlik) ve (hakkı batıldan) ayırt edici söz söyleme kabiliyeti
verdi.
Hz. Dâvud (a.s)’in
sesi çok güzeldi. Güzel kaside ve ilahiler okurdu. Güzel sesi, (insanlar
arasında) örnek olarak anlatılır oldu. Bundan dolayı (güzel sesli kimselere):
“Davud’un mizmar (kaval)lartndan bir mizmar verildi.” denilir.
Ebu Mûsâ el-
Eş’ari’nin sesi de güzeldi. Bir gün Kur’an okurken, Resulullah (s.a.v) onun
sesini işitip durdu. Onun Kur’an okuyuşunu dinledi. Güzel sesi ve harika Kur’an
okuyuşu hoşuna gitti. Ona:
– ‘Sana Dâvud ailesinin nıizmarlanndan bir
mizmar verildi’ buyurdu. Ebu Mûsâ:
– ‘Ey Allah’ın Rasulü! Kur’an okuyuşumu
dinliyor muydun?’ diye sordu. Resulullah (s.a.v.)’de:
– ‘Evet’ diye cevap verdi. Ebu Mûsâ:
– ‘Beni dinlediğinizi bilseydim, Sizin için
sesimi daha da güzelleştirirdim’ dedi.[12]
Hz. Dâvud (a.s)
Zebur’u okuduğunda, uçan kuşlar; en yakın yere konar, onu dinler, sözlerini
onunla birlikte tekrar e-derlermiş. Hatta dağlar bile sabah akşam onun okuyuşuna
eşlik edermiş.Kulakların bir benzerini daha duymadığı bir sesle Zebur’u
okurmuş.Cinler, insanlar ve kuşlar onun sesini duymak için etrafına
toplanırlarmış. Hatta bunlardan bazısı, (onu) dinleyeceğim diye beklerken
acından ölürmüş.[13]
Hz. Dâvud (a.s ), o
tatlı güzel sesiyle Allah’ı teşbih ve hamd eder, içerisinde Yüce Allah’ın sözü
olan Zebur’u okuyup dağlar ve kuşlarda onunla birlikte (Allah’ı) teşbih
e-derlerdi.Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Doğrusu Biz,
sabah akşam Dâvud’la birlikte teşbih eden dağları ve toplu halde huşları, onun
emri altına vermiştik.[14]
Yine Yüce Allah
konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“And olsun ki
Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. ‘ey dağlar ve kuşlar! Onunla birlikte
teşbih edin dedik. ‘Ona, demiri de yumuşattık.[15]
Hz. Dâvud (a.s,)
Zebur’u; acıklı ve süratli bir şekilde okumasına rağmen (okuduğu cümlelerin
anlamlarını) düşünüp taşınır, bir terennüm ve nağmeli bir sesle okurdu. Okurken
huşuyu da ihmal etmezdi. Bu husus hadisi şerifte şöyle geçmektedir:
“(Zebur’u)
okumak, Davud’a kolaylaştırıldı. Hayvanının eyerlenmesini emrederdi de hayvanı
eyerleninceye kadar kendisi Zebur’u okumuş olurdu. Elinin kazancından başka
bir şey deyemezdi.[16]
Hz. Dâvud (a.s); bu
büyüklüğüne, hükümdarlığına ve üstün makamına rağmen Yüce Allah’a çokça ibadet
ederdi.
Hz. Dâvud (a.s),
geceleri ibadet eder, gündüzleri oruç tutar, Gününün büyük bir bölümünü
mescidde veya namazgahında geçirirdi. Çünkü Hz. Dâvud (a.s), ibadet, taat,
salih a-meller hususunda bitmek tükenmek bilmeyen bir güce sahipti. Yüce Allah
bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Muhammedi)
Kulumuz ve o kuvvet sahibi Davud’u hatırla. Çünkü o, Allah ‘a yönelendi.[17]
Abdullah ibn Abbas
derki: “(Ayette geçen ‘eyd’ kelimesi, ‘taatte ve ibadette güçlü olmak’ (anlamını
ifade eder).”
Buhârî ile Müslim’in
Sahîh’lerinde konu ile ilgili şöyle bir hadis geçmektedir:
“Allah’ın en çok
sevdiği namaz, Davud’un namazıdır. Allah’ın en çok sevdiği oruç, Davud’un
orucudur. O, gecenin yansında yatar, üçte birinde (kalkıp) ibadet ederdi.
Altıda birinde uyurdu. Bir gün oruç tutar ve bir gün oruç tutmazdı. Düşmanla
karşılaştığında da kaçmazdı.[18]
Yüce Allah’ın, Sadece Hz. Dâvud (a.s)’a Verdiği
Özellikler:
1. Dağların, sabah akşam Hz. Dâvud ile birlikte teşbih
etmeye amade kılınması,
“Doğrusu Biz,
sabah akşam Dâvud’la birlikte teşbih eden dağlan, onun emri altına vermiştik. [19]
2. Zebur’u okurken, onunla birlikte kuşların da ona eşlik
etmesi.
“Kuşları da (onun
emri altına vermiştik) Hepsi de ona yo-nelmekteydi.[20]
3. Hz.
Davud’a, kuş dilinin öğretilmesi. “Bize, kuş dili öğretildi. [21]
4. Demiri,
elinde hamur gîbi yumuşatması. “Davud’a, demiri yumuşattık.[22]
5. Yüce
Allah’ın, Hz. Davud’a, savaş tehlikesine karşı zırh yapma sanatım öğretmesi.
“Davud’a, savaş
sıkıntılarınızdan sîzi koruması için zırh
yapmayı öğrettik.[23]
6. Yüce
Allah’ın, Hz. Davud’un hükümdarlığını güçlendirip düşmanlarına karşı onu
muzaffer ve kavmine karşı ise, heybetli kılması.
“Davud’un
hükümdarlığım güçlendirdik. [24]
7. Yüce
Allah’ın, Hz. Dâvud (a.s)’a; hikmet (peygamberlik) ve (hakkı batıldan) ayırt
edici söz söyleme kabiliyeti vermesi
“Davud’a, hikmet
(peygamberlik) ve (hakkı batıldan) ayırt edici söz söyleme kabiliyeti verdik. [25]
Hz. Dâvud (a.s)’a Karşı Yapılmış Büyük Bir Yalan:
Bazı tefsirciler,
senedi sağlam olmayan ve inanılması da caiz olmayan Ehli kitaptan gelene
dayanarak bir kısım İsrâili rivayetleri tefsir kitaplarında nakletmekle çok
çirkin bir hata işlemişlerdir. Çünkü bu rivayetler, hem Ehli kitabın
saçmalık-lanndandı. Hem de ‘Peygamberlerin Masuiyeti’ (Günahsızlığı)
konusundaki Müslümanların akidesine ters düşmektedir.
İşte araya bu batıl
hikayelerden birisi de, Hz. Dâvud (a.s)’ın, ordu komutanının hanımına aşık
olması meselesidir. Hikayenin özeti şu şekildedir:
“Dâvud, evinin
damında gezinirken, banyo yapan bir kadın görüp (aşık olup) şaşkınlıktan
düşecek olmuş. Bu kadın, askeri komutanlarından ‘Uriya’ adında bir komutanının
hanımı idi. Ondan kurtulup hammıyla evlenmek istedi. Bu sebeple adamın eline
bayrağı vermiş ve (ordunun) başına geçirip onu savaşa göndermiş. Askerlerine
de, düşmanla karşılaştıkları sırada onu ön safta yalnız bırakıp ondan geride
kalmalarını öğütlemiş. Bu vesileyle adam, öldürülmüş. Dâvud’da aşık olduğu bu
kadınla evlenmiş.[26]
Ehli kitap, Davud’un,
kadının kocasının yokluğunda kadınla zina ettiğini, sonra da o adamdan kurtul(up
aşığına kavuş)mak için böyle bir hileye başvurduğunu ve Süleyman’ın da aşık
olduğu bu kadından doğduğunu iddia etmişlerdir.[27]
Bu yüce peygambere
karşı daha bir çok saçma sapan yalan ve iftiralar ortaya atmışlardır. İşte bu
hikaye de, Hz. Davud’a karşı uydurulmuş bir hikayedir…
Ehli kitabın
kitaplarını okuyan kimseler, o kitapların içerisinde, peygamberlerin, büyük
günah işlediklerine ilişkin bir çok mesele bulur. Onlar, bu hikayeleri, kendi
işledikleri suçları ve büyük günahları temize çıkarmak için uydurmuşlardır.
İbn Kesîr derki:
“Tefsirciİerin bir çoğu, bu hususta bir çok hikayeler ve haberler
anlatmışlardır. Bunların çoğu da, İsrâiliyyattır. Bir kısmı da, tereddütsüz
uydurma ve yalandır.
Beyzavî’de derki:
“Hz. Davud’un, Uriya’yı ordunun başına geçirip birkaç kez savaşa
göndererek öldürttüğü ve böylece hanımıyla evlendiğinin söylenilmesi, kupkuru
bir iftiradır. İşte bundan dolayıdır ki, Hz. Ali: ‘Kim kıssacıların, Hz. Dâvud
hakkında rivayet ettiklerini anlatırsa, ona, yüz altmış sopa vururum’ demiştir.[28]
Bu iftira ve yalan,
bir Peygamber hakkında olduğu için a-ğıriaştırılmış bir iftira cezası (haddi
kazif) dır. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı kıssanın içinde; Hz. Dâvud
(a.s)’ın masu-miyetliğini zedeleyen ve Ehli kitabın anlattığı iftira ve yalan
ile ilgili herhangi bir bilgi asla yoktur.
Ne yazık ki bazı
tefsirciler, bu İsrâiliyyat haberleri tahkik ve tespit etmeden (tefsirlerine)
almışlardır…
Bazı insanların
hakkında hataya düştükleri ayeti kerimeleri alıp araştırmacı tefsircilerin
anlattıkları bir şekilde bu ayetlerin anlamlarını açıklayacağız.
Yüce Allah, Sâd
Sûresinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Muhammedi)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud’un yanına
girmişlerdi de Dâvud onlardan ürkmüştü. (Onlar:) ‘Korkma. Biz birimizin
diğerine haksızlık ettiği iki hasım davacıyız. Aramızda adaletle hükmet,
haksızlık etme. Bizi, doğru yolun ortasına götür’ dediler. (İçlerinden biri:)
‘Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse, bir tek koyunum var. Böyle
iken onu da bana ver deyip tartışmada beni yendi’ dedi. Dâvud: ‘And olsun ki,
senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur.
Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarını gasp ederler. Yalnız iman
edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da, ne kadar az!’ dedi. Dâvud,
kendisini denediğimizi sandı da Rabbine mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı,
tevbe edip Allah’a yöneldi.[29]
Araştırmacı
tefsircilerin kaydettiğine göre, olayın detayı şu şekildedir: Hz. Dâvud (a.s),
yaptığı işleri günlere ayırmıştı; bir gününü ibadete, bir gününü (insanlar
arasında meydana gelen problemler hakkında) hüküm vermeye, bir gününü vaaz ve
irşada, bir gününü de kendisine ayırmıştı…
Halvet gününde,
melekler, insan şeklinde odasının duvarını tırmanıp onun yanma girmişlerdi. (O
gün) kapıda bir bekçi durup onun yanına girmek isteyenleri engellerdi. (İşte
böyle bir günde) Hz. Dâvud (a.s), ansızın Önünde bazı insanlar görünce
onlardan ürkmüştü. Onlar ise, ona:
“Korkma. Biz,
aramızda bir dava olan kimseleriz. ‘Birimiz diğerine haksızlık etti. Aramızda
adaletle hükmet, haksızlık etme.’ (Sâd: 38/22) Yani hüküm verirken, haksızlık
etme ve zulmetme. ‘Bizi, doğru yolun ortasına götür’ (Sâd: 38/22) Yani hakkın
kendisine ki o da, adalettir. (İçlerinden biri:) ‘Bu kardeşimin doksan dokuz
koyunu var.’ (Sâd: 38/23) Bu da, dişi koyundur. Burada dişi koyun sözü,
kadından kinayedir. Çünkü onun yanında 99 kadın vardı. Benimse, bir tek koyunum
var. Böyle iken onu da bana ver deyip tartışmada beni yendi’ dedi. (Sâd: 38/23)
yani münakaşada bana üstün geldi. Bunun üzerine Dâvud ona şöyle cevap verdi:
‘And olsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlıkta
bulunmuştur.’ (Sâd: 38/24) burada o kişinin yaptığını çirkin görme ve
açgözlülüğünü ayıplama vardır. Çünkü o kişi, 99 dişi koyunu(karısı) olduğu
halde diğerinin bir dişi koyununu (karısını) kendisininkine katmak istemiştir.
‘Dâvud, kendisini denediğimizi sandı.’ (Sâd: 38/24) yani onu imtihan ettiğimizi
bildi, inandı. ‘Rabbine mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe
edip Allah’a yöneldi.’
(Sâd: 38/24) yani Rabbine dönüp tövbe etti. Çünkü Hz.
Dâvud (a.s) davalı kimsenin sözünü dinlemeden hızlı bir şekilde hüküm vermeye
çalışmıştı. Bu ise, bir hak gaspıdır. Çünkü iki tarafın sözünü tam olarak
dinlemeden hüküm vermek caiz değildir.
Olay, bundan
ibarettir, Buna ilave edilecek bir şey yoktur. Çünkü Hz. Dâvud (a.s) kendisine
gelecek herhangi bir kötülüğe karşı (korunmak için) Rabbine istiğfar etmişti.
Zira Hz. Dâvud (a.s) mihrabı tırmanıp yanma giren kimselerin, kendisine bir
zarar ve kötülük vereceklerini düşünerek, onları suikastçı zannedip öldürmeyi
içinden geçirdi.Bu olayda Ehli Kitabın ortaya attığı iftira ve yalan ile ilgili
herhangi bir şey yoktur. Bu olayda Hz. Davud’un, ordu komutanının hanımına
sevgisi ve aşkı nerededir?Yine savaşta komutanım ordusunun başına geçirip
öldürttükten sonra onun karısını ele geçirmek için planlar hazırlaması bu
olayın neresindedir? Bu, çok büyük bir yalan ve iftiradır.
Biz ehli kitabın,
kendi Resullerine ve nebilerine iftira atmalarına şaşmıyoruz. Biz, bazı
müslüman alimlerin, peygamberlere ilişkin bu tür İsrâiliyyat kaynaklı
hikayelere ve iftiralara aldanıp bunlara, kitaplarında (gerçekmiş gibi) yer
vermelerine ve hatta daha da ileri giderek bunları, Kur’an kıssalarından
biriymiş gibi anlatmalarını garipsiyoruz. Bu masallar Peygamberlik makamındaki
Hz. Dâvud a.s )a hiç yakışır mı? Çünkü Yüce Allah, Hz. Dâvud (a.s) hakkında:
“O, ne güzel bir
kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi, ” (Sa ‘d: 38/30),
“Yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.” (Sa
‘d: 38/25), ve “Ona, hikmet (peygamberlik) ve (hakkı batıldan) ayırt edici
konuşma kabiliyeti vermiştik ” “(Sa ‘d: 38/20) buyurmuştur.[30]
Bundan daha garip
olanı; Hz. Dâvud (a.s) hakkında buna benzer açık hikaye ve iftiralara Tevrat’ta
rastlamamrzdır. Çünkü Tevrat’ta Hz. Dâvud (a.s) ile ilgili yine şöyle bir
iftira geçmektedir:
“Dâvud, putperest
hanımlarının isteklerini yerine getirmek için put tapmağına girip orada dini
ayinlere katılıyordu.”
Derim ki: Alimlerin
rivayetleri naklederken onların kaynağını araştırmaları özellikle de Ehli
kitabın kitaplarında geçen İsrâili hikayeleri alıp anlatırken (naklederken)çok dikkatli
olmalıdırlar. Çünkü Semavi kitapların içerisine tahrif ve bozulma
girmiştir.Bu tür hikayelerin hepsi, temiz islamm temiz akidesine aykırı olup
batıl ve reddedilmiş haberlerdir. [31]