Yıl: 2014

  • Ma مَا İsmi Ref ve Haberi Nasb edenler

  • ( مَا) lafzının Görevleri Hakkında derlenen genel bilgiler :
  • (1) İstifhamiye olarak görev yapar, (2) Şart edatı olarak görev yapar, (3) Mevsul olarak görev yapar, (4) Müfret ile sıfatlanarak mevsuf olarak görev yapar, (5) Cümle ile sıfatlanarak mevsuf olarak görev yapar, (6) Sıfat olarak görev yapar. (7) Sıla’ya, sıfata ve âid zamirine ihtiyaç duymayan tam isim olarak görev yapar. Örnek 2/271
  • ( … إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ ) “Eğer sadakaları aşikâr olarak verirseniz o ne iyi şeydir.”
  • Ayeti Kerimesindeki ( مَا ) “şey” mânasında mahallen merfu fâildir ve cümlenin anlamı ; 
  • ( نِعْمَ شَيْئاً هِيَ ) veya ( نِعْمَ الشَيْءُ هِيَ ) “o ne iyi şeydir”  
  • ( لَيْسَ) ye benzetilen ( مَا) ‘nın ismi, kendisine haberinin isnad edildiği şeydir :
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا )‘nın ismi, REF mahallinde ve ( مَا )‘nın haberi NASB mahallindedir. Çünkü ( مَا ) HÂL’i nefy için gelir, ismi nefy etmez. Örnek : 2/8  ( وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ) Ayeti Kerimesinde “leyse” ye benzeyen “mâ” gelmesiyle, olumsuzluğun geçici ve bilinçsizce olduğunu bildirir. Eskiden bizim nesile “Amentüyü ezberleyene ve inanarak söyleyene mü’min denir.” diye öğretmişlerdi. Mü’min olmanın bu kadar kolay olmadığını çok sonra anladım. 
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا ) ‘nın isminin hükmü, mübtedanın hükmü gibidir. ( مَا )‘nın haberinin hükmü de, haberin hükmü gibidir
  • .
  • ( لَيْسَ ) ye benzetilen ( مَا ) hareke değişikliği yapabilmesi için dört şart vardır ;
  • (1) ( مَا )‘nın haberinin önce gelmemesi şarttır. (2) Olumsuzluğunun ( إِلاَّ ) ile bozulmaması şarttır. Aksi halde “değil” anlamı verir. (3) Haberinden önce zâid, ( بِ ) gelebilir. Ancak, Kur’an-ı Kerim’de zâid harf-i cer yoktur. (4) ( مَا )‘nın isim cümlesinin başında gelmesi şarttır. Şayet ( مَا ) cümle ortasında gelirse, “ne / şey” anlamını verir ve sonraki kelimeyle birlikte anlam kazanır.
  • Örnek 59/18 :  ( …وَ لْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ …) “ve nefis, yarın için takdim ettiği şeye baksın / ne takdim ettiğine baksın.”
  • 81/25 : ( وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ ) “O kovulmuş şeytanın sözü değildir.” Ayet-i Kerimesinin i’râbı : ( وَ ) : Atıf harfidir. ( مَا ) : Nefiy harfi, ( لَيْسَ ) gibi amel eder. ( هُوَ ) :  Munfasıl zamiri, ( مَا )‘nın ismidir ve REF mahallindedir.  ( بِ ) :  Harficer.  ( قَوْلِ ) : muzaf ve ( مَا )‘nın haberi olup lafzan mecrur ve mahallen mansub’tur. ( شَيْطَانٍ ) : muzafun ileyh, mecrur ve mevsûf’dur. ( رَجِيمٍ ) : sıfat ve mecrur’dur.
  • Âvamil,117 (مَا اللهُ تَعَالَى مُتَمَكِّناً بِمَكَانٍ) “Ellah’u Teala bir mekanda yerleşici değildir.” 1) Lafzen merfu olan ( اللهُ ), “mâ” lafzının ismi ve lafzen mensub olan ( مُتَمَكِّناً ), “mâ” lafzının haberidir.  2) Fâili, ( مُتَمَكِّناً ) ismine raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir.
  • Hud, 11/84 hk’da :  مَا لَكُمْ مِنْ “sizin için yoktur” anlamında bir kalıptır.
  • La لاَ İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Arapça Gramer Dersleri

     

  • 1) ( لاَ ) irab bakımından ( إِنَّ ) gibi görev yapar. Yani ismini NASB eder ve haberi REF eder. Ancak; cinsi nefy eden değil de, cinsin hükmünü nefyeden bir harftir. ( لاَ )’nın haberinin hükmü, mübtedanın haberinin hükmü gibidir.
  • 2) ( لاَ ) amelinin şartı; (a) isminin nekre olması (b) isminin muzaf veya muzafa benzeyen olması, (c) isim ile kendisinin arası ayrılmaması ve (d) önüne harficer gelmemesidir. Şayet bunların bir tanesi mevcut ise, NASB etmeyip sadece olumsuzluk ifade eder. İsim tamlaması ve sıfat tamlaması, “nekre isim” olarak kabul edilir.
  • 3) “Şerrin fâili kurtulucu değildir.” ( لاَ فَاعِلَ شَرٍّ فَائِزٌ ) terkibindeki ( لاَ ), cinsin hükmünü nefy etmiştir (cinsini nefy etmemiştir). ( لاَ )’nın ismi olan ( فَاعِلَ شَرٍّ ) isim tamlaması NASB mahallindedir. ( لاَ )’nın haberi olan ( فَائِزٌ ) ismi fâilini ise, REF mahallindedir. şeklinde de tanımlanayan eserler var. (NOT: Bu terkip, fâili ( فَاعِلَ ) lafzına raci tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiri olan bir fiil cümlesi gibi de düşünülebilir.)
  • 2/71 : ( … مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا … ) “özürsüz, kendisinde karışık renk bulunmayan (bir sığırdır).” Ayet-i Kerimesindeki ( لاَ ) cinsin hükmünü nefy etmiştirİrâbı :  ( مُسَلَّمَةٌ   özürsüz) ism-i mefulü ( بَقَرَةٌ   bir sığır) lafzının birinci sıfatı ve merfudur. ( لَا شِيَةَ   hiç alaca bulunmayan) lafzı, ( بَقَرَةٌ   bir sığır) lafzının ikinci sıfatı ve merfudur. ( شِيَةَ   alaca, karışık renk) lafzı, ( لاَ )’nın ismi olup NASB mahallindedir. ( فِيهَا   kendisinde) car-mecrurdan oluşan şibhi cümle, ( لاَ )’nın haberi olup, REF mahallindedir.
  • Burada ( بَقَرَةٌ   bir sığır)’ın vasfını (vasıf cinsini) nefy etmiyor. Sadece bu vasfınشِيَةَ   alaca) hükmünü (bir özelliğini) nefy ediyor. Vasfın diğer özelliklerinin (rengi, parlaklığı … gibi) mevcut olduğunu saklı olarak bildiriyor. NOT: Renk vasfı, bir hükümdür. Koku vasfı, bir hükümdür. Suret vasfı, bir hükümdür. … ve dâima Hüküm Koyucu’nun (Ellah Teala’nın) bir takdiridir.
  • 4) Cinsini nefy eden ( لاَ ) nın haberi mahzuf olabilir. ( لاَ حَوْلَ وَ لاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ “Ellah’dan başka hiç bir güç ve kuvvet yoktur.”) cümlesindeki haberler mahzufdur ve saklı mânaların tefekkür edilmesini işaret eder.
  • Burada, ” ( حَوْلَ ) ve ( قُوَّةَ ) sıfatları, sadece Ellah Teala’da vardır. Başkasında yoktur ve asla da olamaz.” diyerek, sıfatları (sıfat cinsini) nefy ediyor. Bu nedenle de, nâfiyeti li’l cinsi olarak tanımlanır.
  • 5) Grub olumsuzu olarak kullanılan ( لاَ ), genellikle ( إِلاَّ ) ile birlikte kullanılır. ( لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ) gibi
  • Arapça Türkçe Sayılar

    EL E’DÂD – SAYILAR
    Bir vahid واحد
    İki isnân اثنان
    Üç selâse ثلاثة
    Dört erbea اربعة
    Beş hamse خمسة
    Altı sitte ستة
    Yedi seb a سبعة
    Sekiz semâniye ثمانية
    Dokuz tis a تسعة
    On aşera عشرة
    On bir ehade aşer احد عشر
    On iki isnâ aşer اثنا عشر
    On üç selase aşer ثلاث عشر
    On dört erba a aşer اربعة عشر
    On beş hamse aşer خمسة عشر
    On altı sitte aşer ستة عشر
    On yedi seb a aşer سبعة عشر
    On sekiz sitte aşer ستة عشر
    On dokuz tis a aşer تِسْعَة عشر
    Yirmi işrûn عِشْرُونَ
    Yirmi bir vahid ve işrûn واحد و عشرون
    Yirmi iki isnân ve işrûn اثنان وعشرون
    Yirmi dokuz Tis’a ve işrûn تسعة وعشرون
    Otuz sela sûn ثلاثون
    Kırk erba ûn اربعون
    Elli ham sûn خمسون
    Altmış sit tûn ستون
    Yetmiş seb ûn سبعون
    Seksen semâ nûn ثمانون
    Doksan tis ûn تسعون
    Yüz mi e ماءة
    Yüz bir Mie ve vâhid مِاءَةٌ و وَاحِدٌ
    Yüz on Mie ve aşer مِاءَةٌ وَ عَشَرَ
    Yüz on bir Mie ve vahid aşer مِاءَةٌ وَاَحَدَ عَشَرَ
    Yüz yirmi Mie ve işrûn مِاءَةٌ وَعِشْرُونَ
    Yüz yirmi beş Mie ve hamse ve işrûn مِاءَةٌ وَخَمْسَةٌ وَ عِشْرُونَ
    İki yüz mietâni مِائَتَانِ
    Üç yüz selâsü mie ثلاثماءة
    Dört yüz erbâu mie اربعماءة
    Beş yüz hamsu mie خمسماءة
    Altı yüz sittu mie ستماءة
    Yedi yüz seb u mie سبعماءة
    Sekiz yüz semâni mie ثمانماءة
    Dokuz yüz tis u mie تسعماءة
    Bin elf الف
    İki bin elfân الفان
    Üç bin selâsü âlâf ثلاث آلاف
    Dört bin erbâu âlâf اربع آلاف
    Beş bin hamsu âlâf خمس آلاف
    Altı bin sittu âlâf ست آلاف
    Yedi bin seb u âlâf سبع آلاف
    Sekiz bin semâni âlâf ثماني آلاف
    Dokuz bin tis u âlâf تسع آلاف
    On bin aşare âlâf عشر آلاف
    On bir bin ehde aşar elf احد عشر الف
    Yirmi bin İşrûne elf عِشْرُون َالْف
    Yirmi bir bin Vahid ve işrûne elf وَاحِد وَ عِشْرُون َالْف
    Yüz bin Mie ve elf ماءة و الف
    İki yüz bin Mietâ elf مائتا الف

  • İlla إِلَاّ İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Arapça Gramer Dersleri

     

    İstisna: istisna edatından sonra gelen müstesnanın, bu edattan önce gelen müstesna minhunun tâbi olduğu hükmün dışında bırakılmasıdır. Bu nedenle ( إِلاَّ ) lafzında, (حَقَّقْتُ yerine getirmek, yapmak, ..yi gerçekleştirmek veya incelemek veya araştırmak) kelimesinin zıttı olan mânalar saklıdır.

    ( إِلاَّ ) nin bu görevi yapabilmesi için: (a) isminin ve haberinin nekre olması, (b) haberinin isimden önce gelmemesi, (c) kendisi ile isminin arasında yabancı bir kelimenin bulunmaması, (d) başına harfi cer gelmemesi, (e) ismin, cins isimlerden olması şarttır ve (f) haberi gizli olabilir. Aksi halde cinsi nefy eden bir edat olur.

    Üç çeşit istisna (yapılan iş) vardır. Bunlara; “muttasıl istina” veya “munkatı istina” veya “müferreğ istina” denir. İstisnayı yapan mütekellime de “müstesni” denir. Örnekleri aşağıda verilmiştir.

     

    A-1. ( رَأَيْتُ خَالِداً إِلاَّ حِصَانَهُ ) “Halid’i gördüm fakat atını değil” cümlesindeki istisnaya; NASB halindeki müstesna ile REF halindeki müstesna minh farklı cinslerden olduğudan munkatı istisna adını alır ve cümledeki ( إِلاَّ ) lafzında, “ayrı muameleye tâbi olan” mânası saklıdır.

     

    A-2. ( اَلْمَعْصِيَةُ مُبَعِّدَةٌ عَنِ الْجَنَّةِ إِلاَّ الطاَّعَةَ مُقَرِّبَةٌ مِنْهَا ) “Masiyet cennetten uzaklaştırıcıdır, ancak itaat ona yaklaştırıcıdır.” munkatı istisnaya örnek olan bu cümledeki mensub olan ( الطاَّعَةَ ) lafzına, “illâ” lafzının ismi ve merfu olan ( مُقَرِّبَةٌ ) lafzına ise, “illâ” lafzının haberi denir.

     

    B. ( وَ مَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ ) “Muhammed ancak bir Rasuldür” cümlesindeki istisnaya; NASB halindeki müstesna minh, hazf edilmiş (belirtilmemiş) olduğundan “müferrağ istisna” adını alır. Saklı mânaların göstergesidir. Buradaki saklı mâna “Ey kulum! El-Hamîd ismim ancak Rasulümde tecelli eder.” şeklinde olabilir.

     

    C. ( جَائَنِى الْقَوْمٌ إِلاَّ زَيْداً ) “Bana kavim geldi, fakat Zeyd gelmedi” cümlesinde yapılan iş Muttasıl istisnadır. Buradaki müstesna, müstesna minhunun bir ferdidir.

    ( إِلاَّ ) lafzına -kendisi ile istisnanın yapıldığı harf ve isimlere- “istisna edatı” denir ve ismini NASB eder, haberini de REF eder. ( إِلاَّ ) edatının bu ameli yapması ( لَكِنَّ ) mânasında olmasından dolayıdır. Şayet, haberi hazf edilmiş ise (bu örnekteki gibi), onun için bir haber takdir edilir. Yani ( إِلاَّ زَيْداً ) yan cümlesinin takdiri; ( لَكِنَّ زَيْداً لَمْ يَجِئْ “Fakat Zeyd gelmedi”) şeklindedir. ( لَمْ يَجِئْ ) lafzı da, bu yan cümlenin haberi olarak takdir edilmiştir.

    ( الْقَوْمٌ ) lafzına, kendisinden çıkartılan mânasını veren “müstesna minh” denir. (a) Müstesna minh, cümlede mevcut ise ve cümle olumlu ise ( إِلاَّ ) istisna edatından sonra gelen müstesna (isim) mensub olur. (b) İstisna minh, cümlede mevcut fakat olumsuz ise, ( إِلاَّ ) dan sonra gelen müstesna, ya mensub olur veya bedel olarak, müstesna minh’in harekesini alabilir. (c) Müstesna minh, cümlede yok ise, sanki cümlede ( إِلاَّ ) yokmuş gibi işlem görür, Yani müstesna cümlede fâil veya meful oluşuna göre (merfu, mensub veya mecrur) olarak hareke alır.

    ( زَيْداً ) lafzına, istisna edilen mânasına gelen, “müstesna” denir. Müstesna; (a) ( إِلاَّ – مَا خَلاَ – مَا عَدَا – لَيْسَ – لاَ يَكُونُ ) lafızlarından sonra mensub olarak gelir. (b) ( سَوَاءٍ – سِوَى – غَيْرِ – حَاشَا – خَالاَ – عَدَا ) lafızlarından sonra mecrur olarak gelir. Çünkü bu lafızlar, kendilerinden sonra gelen müstesnalara “muzaf” olurlar ve müstesnalar da “muzafun ileyh” olarak daima mecrur olur. (c) İstisna, müteazzir (meydana gelmesi zor olan) olduğu zaman ( إِلاَّ ) dan sonrası, müstesna olmaz. Örnek: ( لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةً إِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا ) ayeti kerimesindeki ( اللهُ ) müstesna olmayıp, ( غَيْرُ اللهِ ) “Ellah’tan başka” mânasında olan bir isim tamlamasıdır.

  • Lealle لَعَلَّ Arapça İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Gramer Dersleri

  • Âvamil,105 ( لَعَلَّ اللهَ تَعَالَى غَافِرُ ذَنْبِى ) “Umulur ki Ellah’u Teala günahımı affeder.”
  • 1) Hurufu müşebbehe bil-fiil olan ( لَعَلَّ ) lafzında, ( تَرَجَّيْتُ )  mânası saklıdır.
  • Fâili, ( اللهَ ) lafzına raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. Lafzen mensub olan
  • ( اللهَ ) ism-i fâili, “lealle” lafzının ismi ve lafzen merfu olan ( غَافِرُ ) ism-i fâili ise, “lealle” lafzının haberidir.
  • 2) Bu harf teracci içindir ve meydana gelmesi mümkün olmayan işler için kullanılmaz. Teracci’nin lügat mânalarını, cümlede saklar (TERACCİ: umulan veya korkulan şeyin vukuunu beklemek, vukuu kolay ve mümkün olanları bildirmek)
  • Leyte لَيْتَ İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Arapça Gramer Dersleri

     

  • Âvamil,103 ( لَيْتَ الْعِلْمَ مَرْزُوقٌ لِكُلِّ أَحَدٍ ) “Keşke ilim her bir fert için rızıklanmış olsaydı.”
  • 1) Hurufu müşebbehe bil-fiil olan ( لَيْتَ ) lafzında, ( تَمَنَّيْتُ )  mânası saklıdır.
  • Nâibi fâili, ( الْعِلْمَ ) lafzına raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. Lafzen mensub
  • olan ( الْعِلْمَ ) ismi, “leyte” lafzının ismi ve lafzen merfu olan ( مَرْزُوقٌ ) ismi ise, “leyte” lafzının haberidir. (KAİDE: Meçhul fiil cümlesinde, fâil olmadığı için cümlenin mefulü, fâil yerine geçer ve buna “nâibu fâil” denir.) Bu nedenle de fiil, “_dı” olarak tercüme edilir.
  • 2) Bu harf temenni içindir. Temenni’nin lügat mânalarını, cümlede saklar (TEMENNİ: dilek, istek, duâ, rica etmek, vukuu güç olan şeyleri bildirmek)
  • Lakinne لَكِنَّ İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Gramer Dersleri

     

  • Semâi âmil olan ( لَكِنَّ ), tevehhüm’ü def etmek içindir ve tevehhüm’ün lügat mânalarını, cümlede saklar. İstidrâk ve NASB harfidir. Yani, İsmi NASB mahallindedir. Haberi ise, REF mahallindedir. Fiillerin ve sıfatların önünde ( لَكِنْ) şeklinde cezimli olarak gelir. Hurufu
  • müşebbehe bil-fiil olan ( لَكِنَّ ) lafzında, ( إِسْتَدْرَكْتُ )  mânası saklıdır.
  • Tevehhüm: Evhamlanmak, az tehlike ihtimali de olsa çok korkmak, yok olanı var zannetmekle üzüntüye ve korkuya düşmek, hiç ölmiyecekmiş gibi bir evhâmla sadece kendi menfaatlerini düşünmek, ahiret için hazırlanmaktan gaflet etmek, … vb anlamlarını kapsar. İstidrâk : Bir kelimeyi veya evvelki sözden neş’et eden tevehhümü kaldırmak için kullanmak demektir.
  • Âvamil,102 ( مَا فَازَ الْجَاهِلُ لَكِنَّ الْعَالِمَ فَائِزُ ) “Cahil kurtulmadı, fakat âlim kurtulucudur.”
  • Fâili, ( الْعَالِمَ ) lafzına raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. Lafzen mensub olan
  • ( الْعَالِمَ ) ism-i fâili, ( لَكِنَّ ) lafzının ismidir. Lafzen merfu olan ( فَائِزُ ) ism-i fâili ise, ( لَكِنَّ )
  • lafzının haberidir.
  • 2/102 : ( … وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ … ) “Şeytanların Süleymân’ın
  • mülkü üzerine söyledikleri şeylere uydular. Süleymân kâfir olmadı fakat şeytanlar, nâs’a sihri
  • öğreterek kâfir oldular …”  ( لَكِنَّ )’nin İ’râbı ;
  • ( لَكِنَّ ) fakat : istidrak ve NASB harfi.
  • ( الشَّيَاطِينَ ) şeytanlar : ( لَكِنَّ )’nin ismi, mansub.
  • ( كَفَرُوا ) kâfir oldular : ( لَكِنَّ )’nin haberi, fiil cümlesi REF mahallinde, fiili mazi ve fâili cemî vavı REF mahallinde.
  • ( يُعَلِّمُونَ ) öğreterek : fiili muzari ve fâili cemî vavı REF mahallinde.
  • ( النَّاسَ ) nâs’a : birinci mef’ulü bih, mansub.
  • ( السِّحْرَ ) sihri : ikinci mef’ulü bih, mansub.
  • ( يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ ) sihri nâs’a öğreterek : fiil cümlesi NASB mahallinde olup, ( كَفَرُوا )’daki fâilin hâlidir (fiilden hâl’dir).
  • Keenne كَأَنَّ Arapça İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Gramer Dersleri

     

  • Semâi âmil olan ( لَكِنَّ ), tevehhüm’ü def etmek içindir ve tevehhüm’ün lügat mânalarını, cümlede saklar. İstidrâk ve NASB harfidir. Yani, İsmi NASB mahallindedir. Haberi ise, REF mahallindedir. Fiillerin ve sıfatların önünde ( لَكِنْ) şeklinde cezimli olarak gelir. Hurufu
  • müşebbehe bil-fiil olan ( لَكِنَّ ) lafzında, ( إِسْتَدْرَكْتُ )  mânası saklıdır.
  • Tevehhüm: Evhamlanmak, az tehlike ihtimali de olsa çok korkmak, yok olanı var zannetmekle üzüntüye ve korkuya düşmek, hiç ölmiyecekmiş gibi bir evhâmla sadece kendi menfaatlerini düşünmek, ahiret için hazırlanmaktan gaflet etmek, … vb anlamlarını kapsar. İstidrâk : Bir kelimeyi veya evvelki sözden neş’et eden tevehhümü kaldırmak için kullanmak demektir.
  • Âvamil,102 ( مَا فَازَ الْجَاهِلُ لَكِنَّ الْعَالِمَ فَائِزُ ) “Cahil kurtulmadı, fakat âlim kurtulucudur.”
  • Fâili, ( الْعَالِمَ ) lafzına raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. Lafzen mensub olan
  • ( الْعَالِمَ ) ism-i fâili, ( لَكِنَّ ) lafzının ismidir. Lafzen merfu olan ( فَائِزُ ) ism-i fâili ise, ( لَكِنَّ )
  • lafzının haberidir.
  • 2/102 : ( … وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ … ) “Şeytanların Süleymân’ın
  • mülkü üzerine söyledikleri şeylere uydular. Süleymân kâfir olmadı fakat şeytanlar, nâs’a sihri
  • öğreterek kâfir oldular …”  ( لَكِنَّ )’nin İ’râbı ;
  • ( لَكِنَّ ) fakat : istidrak ve NASB harfi.
  • ( الشَّيَاطِينَ ) şeytanlar : ( لَكِنَّ )’nin ismi, mansub.
  • ( كَفَرُوا ) kâfir oldular : ( لَكِنَّ )’nin haberi, fiil cümlesi REF mahallinde, fiili mazi ve fâili cemî vavı REF mahallinde.
  • ( يُعَلِّمُونَ ) öğreterek : fiili muzari ve fâili cemî vavı REF mahallinde.
  • ( النَّاسَ ) nâs’a : birinci mef’ulü bih, mansub.
  • ( السِّحْرَ ) sihri : ikinci mef’ulü bih, mansub.
  • ( يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ ) sihri nâs’a öğreterek : fiil cümlesi NASB mahallinde olup, ( كَفَرُوا )’daki fâilin hâlidir (fiilden hâl’dir).
  • Enne أَنَّ Arapça İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Gramer Dersleri

  • Âvamil,99 ( إِعْتَقَدْتُ أَنَّ اللهَ تَعَالَى قَادِرٌ عَلَى كُلِّ شَيْئٍ ) “İtikad ettim. Muhakkak ki Ellah’u Teala herşey üzerine gücü yetendir.”
  • 1) Hurufu müşebbehe bil-fiil olan ( أَنَّ ) lafzında, (حَقَّقْتُ   yerine getirmek, yapmak, (..yi) gerçekleştirmek veya incelemek veya araştırmak), mânaları saklıdır.
  • Fâili, ( اللهَ ) Lafzı Celâl’ine raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. Lafzen mensub
  • olan ( اللهَ ) Lafzı Celâl’i, “enne” lafzının ismi ve lafzen merfu olan ( قَادِرٌ ) ism-i fâili ise, “enne” lafzının haberidir.
  • 2) Fetha üzere mebni olan ( إِنَّ ) ve ( أَنَّ ) harfleri, tahkik içindir. Tahkik’in lügat mânalarını, cümlede saklar. (TAHKİK: Bir şeyin hakikatine ermek, nihayetine erişmek, doğruyu inceliyerek öğrenmek, künhüne vâkıf olmak, incelemeden körü-körüne itiraz etmemek, bir şeyi eksiksiz veya ziyadesiz yapmaya çaba harcamak ..vb)
  • 3) ( أَنَّ ) isim ve haberi, birlikte isim cümlesi olarak; mefulün bih, fâil, nâibu fâil olabilir. Kendilerinden önce de bu durumu belirleyen bir fiil gelir.
  • 4) Fetha üzere mebni olan ( إِنَّ ) ve ( أَنَّ ) harfleri Tahifi edilebilir (aynı manayı taşıdığı halde, sonlarının şedde yerine cezimli olması demektir.)  Bu takdirde, haberinin başında fethalı bir “lam” bulunur.
  • 5) ( أَنَّ ) kendisi ile beraber olan cümleyi masdara tevil eder, yani dahil olduğu şeyin masdarı alınır ve fâile veya mefule izafe edilir. Cümle müfred teviline sokulmuş olur. “MASDAR” lafzında saklı olan mânalar, bu cümleye yüklenmiş olur. (Bakınız, mimsiz masdar-1)
  • İnne إِنَّ Arapça İsmi Nasb ve Haberi Ref Edenler Gramer Dersleri

     

  • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinin İSMİ ve HABERİ hakkında derlenen bilgiler :
  • ( إِنَّ اللهَ تَعَالَى عَالِمُ كُلِّ شَيْئٍ ) “Muhakkak ki Ellah’u Teala her şeyi bilicidir.” Terkibindeki bilgiler :
  • (1) Lafzen mensub olan ( اللهَ ) Lafzı Celâl’ine, “inne’nin ismi” denir. Lafzen merfu olan ( عَالِمُ ) ism-i fâili ise, “inne’nin haberi”denir.
  • (2) Hurufu müşebbehe bil-fiil olan ( إِنَّ ) lafzında, (حَقَّقْتُ yerine getirmek, yapmak, -yi gerçekleştirmek, -yi incelemek, -yi araştırmak),  fiilinin mânaları saklıdır.
  • “(3) İnne” lafzında saklı olan (حَقَّقْتُ ) fiilinin fâili ise, ( اللهَ ) Lafzı Celâl’ine raci olan, tahtında müstetir ( هُوَ ) zamiridir. 
  • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinin haberi, ( لَعَلَّ – لَيْتَ – لَكِنَّ – كَأَنَّ – أَنَّ – لاَ )  harflerinden biri dahil olduktan sonra isme isnâd edilendir. Bu haberin durumu (sakladığı emir), isim cümlesindeki mübtedânın haberinin durumu gibidir.
  • Ancak haberin ( إِنَّ ) nin isminin önüne geçmesi durumunda, mübtedânın haberinin durumu gibi değildir. Çünkü ( إِنَّ ) nin haberinin ismin önüne geçmesi bir şartla câiz değildir. Bu şart ise : ( إِنَّ ) nin haberi zarf olduğu vakitte haberininin, isminin önüne geçmesi câiz olur.
  • İsim cümlesinin başında bulunan ( إِنَّ ) ile isim cümlesinin içinde bulunan ( أَنَّ ) harfleri; hem ismi için, hem de haberi için dikkate alınması gereken bir tahkik edatıdır. (TAHKİK: Bir şeyin hakikatine ermek, nihayetine erişmek, doğruyu inceliyerek öğrenmek, künhüne vâkıf olmak, incelemeden körü-körüne itiraz etmemek, bir şeyi eksiksiz veya ziyadesiz yapmaya çaba harcamak ..vb anlamları kapsar.)
  • Kâide: Yemin’den, nidâ edatından, emir fiilinden ve “kâle” kelimelerinden sonra gelen ( إِنَّ ), gene başta sayılır.
  • Kâide: ( أَنَّ ) cümlede; ..ki, ..dığını, ..eceğini, .. olduğu gibi mânalarına gelir ve masdar mânasını da saklı olarak ifade eder
  • ( إِنَّ ) ve ( أَنَّ )’li cümleler, iman ve inkar konularını bildirir. Bu konulardaki düşünce ve davranışlarımızı dikkatle izlememizi saklı olarak öğütler. İman edenler, haberdeki hükümle amel etmekle yükümlüdürler. ( أَنْ ) edatı, ( أَنَّ )‘nin tahfifi’dir. Çünkü fiilin önünde bu şekilde hafifletilmiş, yani cezimli olarak gelir.
  • Kâide: (a) Mübtedâ ve haberden oluşan isim cümlesi, doğrudan doğruya bir durumu haber verir.
  • (b) Başında ( إِنَّ ) olan isim cümlesi, bir sorunun cevabı olur.
  • (c) Mübtedânın başında ( إِنَّ ) ve haberin başında ( لَ ) olan isim cümlesi, bir inkârcının inkârına cevap olur.
  • Haber başa geçerse, ( لَ ) mübtedânın başında olur ve yine haberdeki kattiyeti ifâde eder.
    • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinin İSMİ ve HABERİ hakkında derlenen bilgiler
    • ( إِنَّ )’nin İsmini NASB etmesi; Ayet-i Kerimenin muhatabı tarafından zâhirde şâhidlik edildiğini imâ eder. Haberini REF etmesi, bu haberin mutlaka vuku bulduğunu ve yine bulacağını bildirir. Müminler bu haberin doğruluğuna nefislerinde şahitlik eder.
    • ( إِنَّ ) ve kardeşlerinden sonra ( مَا ) edatı geldiği taktirde, ismini NASB etmez ve “ancak, …” anlamını verir. 
    • ( إِنَّ ) ile başlayan isim cümlelerinin kısımlarında da, mübteda ile haberde olduğu gibi takdim ve tehir bulunabilir. Bu durumdaki saklı anlam, tefekkür edilmelidir. İnşirah Suresi, 5’de: ( إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً “Muhakkak ki zorlukla beraber kolaylık vardır.”) Ayet-i Kerime’sinde ( مَعَ الْعُسْرِ ) inne’nin haberi olup önce gelmiş ve ( يُسْراً ) inne’nin ismi olup, sonra gelmiştir.
    • ( إِنَّ ) ve benzerlerinin ( لَعَلَّ – لَيْتَ – لَكِنَّ – كَأَنَّ – أَنَّ – لاَ ) haberi; müfret isim, sıfat, isim tamlaması, şibhi cümle veya cümle olabilir.
    • Bir fiil cümlesinde, ( إِنَّ ve ismi ve haberi) isim cümlesi olarak; mefulün bih, fâil, nâibi fâil olarak görev yapabilir. Yani isim cümlesinden önce, bu durumu belirleyen bir fiil gelir.
    • ( إِنَّ ) isminin sıfatını kasd eder. Meselâ; doktorluk sıfatını kasd eder ve O’nu tanımadan tedavi için gittiğini imâ eder gibi.  ( كَانَ ) isminin fiilini kasd eder. Meselâ; doktorun zatını kasd eder. O’nu tanıdığı ve inandığı için tedaviye gittiğini imâ eder.
    • ( إِنَّ ) de Ellah Teala mefuldür Mâide Suresi,13. Ayrıca, Peygamberimizin sav. istediğini Ellah Teala geri çevirmez anlamı saklıdır. ( كَانَ ) de Ellah Teala fâildir. Ayrıca, Ellah Teala’nın dilediğini Peygamberrimiz sav. olduğu gibi kabul eder bilgisi saklıdır.
  • Önceki sayfa Sonraki sayfa