1) Müdrecü’l-Metn: Hadis Usulü Online Oku

41056


1) Müdrecü’l-Metn:

 

Hadise kendi sözlerini katan bazı raviler bunu,
hadisi izah ve tefsir etmek için yaparlar. Metinde görülen bu idrâc bâzan metnin
baş kısmında, bazan ortasında, bazan da sonunda olur. Ancak çoğunlukla sondadır.
En az gözükeni metnin ortasındaki idractır.[1]

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın hadîsini
kaydettikten sonra, râvi hemen arkaya kendisinin veya bir başkasının sözünü
kaydeder. Araya herhangi bir fâsıla, açıklayıcı bir ibâre koymadığı için, ilâve
kısım hadîs metninin devamı zannedilir. Arkadan gelenler de bunu olduğu gibi
rivâyet ederler.

Bu durumda, hadîsin müdrec olduğu birkaç yolla
anlaşılır.


*

Hadîs, başka tarîklerden gelen veçhiyle karşılaştırılır.


*

Duruma muttalî olan muhaddislerin açıklaması vardır.


*

Bazan derci yapan râvi bunun derc olduğunu açıklamıştır.


*
Hz.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in böyle bir şeyi söylememiş olacağı aklen
bilinir.

Buna örnek İbnu Mes’ud’un rivâyet ettiği,
namazda okunacak teşehhüdle ilgili hadîstir: “…İbnu Mes’ud der ki: Hz.
Peygamber elimden tuttu ve bize teşehhüdü öğretti. …bunu okuyunca -veya bunu
yerine getirince- namazını ifa etmiş olursun, dilersen kalk, dilersen otur”.

Ebu Dâvud’un rivâyetinde Züheyr İbnu Mu’aviye,
bu son kısmı merfu hadîsle birleştirerek tek bir metin olarak rivâyet eder.
Hadîsi Züheyr’den alanların çoğu hep bu şekilde rivâyet ederler. Hâkim der ki:
“Bu, İbnu Mes’ûd’un kendi sözünün hadîse derc’idir.” Beyhaki ve Hatib de aynı
şeyi söylerler. Üstelik, aynı hadîsi Züheyr’den rivâyet eden Şebâbe İbni Sevvâr,
asıl hadîs metniyle İbnu Mes’ûd’un sözünü ayırmış ve araya “Abdullah (radıyallahu
anh); buyurdu ki” dedikten sonra “Bunu okuyunca…” diyerek arka kısmın İbnu
Mes’ûd’a ait olduğunu belirtmiştir. Bu açıklayıcı rivâyet Dârakutnî’de
mevcuttur. Dârakutnî ayrıca; Şebâbe hakkında “sika” diyerek bu ziyadeye
güvenilmesi gerektiğini belirtir.

Şu halde Şebâbe’nin rivâyeti, diğer müdrec
rivâyetlerden esah’dır, açıkladığı husus da doğruya daha yakındır. Çünkü hadîsi
bu şekilde rivâyet eden başkaları da mevcuttur.

[2]


a) Metnin başında olan idrac:

Hadiste idrâc şeklinin, hadisin başında oluşuna Ebu Hureyre’nin rivâyet ettiği
şu hadis bir misaldir: Rasulullah (s.a.s) buyurmuştur ki: “Abdesti eksiksiz,
tam alınız. Cehennemde yanacak ökçelere yazık.”
Bu hadisin baş tarafındaki “Abdesti
eksiksiz alınız” sözü Rasulullah (s.a.s)’a ait değildir. Rasulullah (s.a.s)
sadece “Cehennemde yanacak ökçelere yazık” buyurmuştur. Bu sözü hadisin
baş tarafına ravi Ebu Hureyre getirmiştir. Ebu Katan ve Şebâbe de hadisi
Şu’be’den rivâyet ederken, bu ilâveyi Ebu Hureyre’nin değil de Rasulullah
(s.a.s)’in sözü zannetmişlerdir. Buharî’deki bir hadisde “Ebu Hureyre dedi ki: “Abdesti
eksiksiz alınız” zira Rasul-i Ekrem (s.a.s) “Cehennemde yanacak ökçelere yazık”
buyurdu”, diye geçmektedir. Bu hadis de, “Abdesti eksiksiz alınız” sözünün Ebu
Hureyre’ye ait olduğunu, Rasulullah (s.a.s)’e ait olmadığını gösterir.[3]


b) Metnin ortasında olan idrac:

Umumiyetle râvînin hadis metnini tamamlamadan metinde geçen bir kelimeyi
açıklamak veya çıkardığı bir hükmü beyanda istical etmesinden ileri gelir. Bunun
örneği, vahyin başlangıcı ile alakalı Hz. Aişe (radıyallahu anha) rivâyetine
Zührî’nin dercidir. Hz. Aişe, rivâyette Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın
Hira mağarasında yaptığı gece ibadetlerini anlatırken: “Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) Hira mağarasına çekilir orada tahannüs ederdi” ifadesine yer verir.
İşte Zührî, hadîsi rivayet ederken bu ibârenin ardından ilave eder: “Bu (tahannüs),
birkaç gece devam eden ibadettir”. Aslında bu açıklama Zührî’nin şahsî sözü ve
eklemesidir, gayesi de tahannüs’ün ne mânâya geldiğini açıklamaktır.
 Bu durumu bilmeyen onları hadisin asıl lafızları zanneder.[4]

c) Metnin sonunda olan idrac:
Abdullah b. Mesud’dan şunları söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu: “Allah’a bir şeyi şirk koşarak ölenler Cehennem’e girerler.”
(Ben de derim ki) “Allah’a bir şeyi şirk koşmadan ölenler ise Cennete girerler.”
Bu hadisin ilk kısmı da Hz. Peygamber’e ait merfu’ bir hadistir. İkinci kısmı
ise Abdullah b. Mesud’un sözüdür ve mevkufdur. Onun, bazı rivayetlerinde bulunan
“ben de derim ki” sözünü dikkate almadan hadisi rivayet edenler, her ikisini de
Hz. Peygamber’in sözü olarak nakletmişlerdir.[5]



 




[1]

el-Emîr Es-San’anî, a.g.e., 2/53.



[2]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/129.



[3]

Ahmed Muhammed Şakir, el-Bâisü’l-Hadis Şerhu İhtisâru Ulûmi’l-Hadîs, Beyrut
1951, s. 74; Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/325-326.



[4]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/129; Talat
Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis Usulü,
12. sınıf: 38.



[5]

Talat Koçyiğit, Mücteba Uğur, İ. Hakkı Ünal, İmam-Hatib Liseleri İçin Hadis
Usulü, 12. sınıf: 38.