1. Bir Şahsın Sahâbe Olduğu Ne Yolla Anlaşılır? Hadis Usulü Online Oku

42877


1. Bir Şahsın Sahâbe Olduğu Ne Yolla Anlaşılır?

 

İslam bilginlerine göre bir kimsenin sahabi
olduğu şu yollarla bilinebilir:


1-

Tevatür Yolu:
Daha hayattayken cennetle müjdelenmiş olan on kişi (el-aşeretü’l-mübeşşere)
bu yolla bilinir. Bunlar dört halife, Sa’d b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd, Talha b.
Ubeydullah, Zübeyr b. El-Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. El-Cerrah –radiyallahu
anhum- hazeratıdır.


2-

Şöhret Yolu:
Dımam (veya Dımad) b. Sa’lebe bu yolla bilinir.


3-

Şehadet Yolu:
Herhangi bir sahabi veya tabiinin, bir başkasının “sahabi”
olduğunu söylemesi şehadettir. Ancak bu zât tezkiyesi makbûl biri olmalıdır.
Hümeme b. Ebi Hümeme hakkında Ebu Musa el-Eş’ari’nin şehadeti gibi.


4-

İkrar Yolu:
Bir kimsenin şahsen: “Ben sahâbî’yim” demesiyle de sahâbelik
sübut bulur. Ancak bu durumda iddia sâhibinin adâlet sâhibi ve Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’a yaşca muâsır olması gerekir.

[1]

Adalet iddiası kendi sözüyle sübut bulmaz,
başkasının şehâdeti esastır. Böyle olmayanların sahâbelik iddiaları kabul
edilemez. Muasara şartına gelince, bunun son hududu hicrî 100-110 yıllarına
rastlar. Çünkü Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) ömrünün sonlarında Ashab (radıyallahu
anhüma)’ına: “Bu geceniz var ya, bundan yüz sene sonra, şu anda mevcutlardan
kimse yeryüzünde kalmayacaktır”[2]

buyurmuştur. Bu hadisi Buharî ve Müslim İbnu Ömer’den rivâyet etmiştir. Hadîs’in
Müslim’de Hz. Câbir’den kaydedilen veçhinde, bu sözü Resûlullah (aleyhissalâtü
vesselâm)’ın vefatından bir ay kadar önce söylediği belirtilir. Bu rivâyete
dayanarak, İslam ulemâsı, mezkûr hududdan sonraki zamanlarda sahâbelik iddiasına
kalkanları reddetmişlerdir.

Nitekim pek çok şarlatan asırlarca sonra sahâbî
olduğunu iddia ederek sahte hadîsler rivâyet etmiş ve kendilerine inanacak
câhil, saf kişiler bile bulmuştur. İbnu Hacer, el-İsâbe’nin el-Kısmu’r-Râbi diye
ayırdığı bölümlerde onlar hakkında bilgi verir. Her biriyle ilgili hikâye ve
teferruatı mezkûr kitaba bakarak bu sahte sahabilerden bir kaçının ismini ve
ölüm târihini kaydedelim:


1-

Osmân İbnu’l-Hattâb: Bağdad’da zuhûr etti. Vefatı: 327/938.


2-

Cafer İbnu Nestûr er-Rûmî: Farab’ta çıktı. Vefatı: 350’den sonra.


3-

Sarbatak: Hindistan prenslerinden. Vefatı: 333/944.


4-

Cübeyr İbnu’l-Hâris. Vefatı: 576’dan sonra.


5-

er-Rebî’ İbnu Mahmûd, Mardinli bir sûfı. Vefatı: 599/1202.


6-

Ebu’r-Rida Ratan, Hindistan’ın Batranda şehrinden. Vefatı: 632/1443 veya
709/1309’dur.


7-

Kays İbnu Temîm et-Tâî. Geylan şehrinde çıktı. Vefatı: 517/1123’den sonra.

Hadîs ulemâsı, yukarıda kaydedilen ihbâr-ı
Nebevî’ye muvafık şekilde, Mekke’de 100-110 târihleri arasında vefat eden Ebu’t-Tufeyl
Âmir İbnu Vesîle el-Cühenî’nin en son vefat eden sahabî olduğunda ittifak eder.[3]

Muammerun (uzun yaşayanlar) dan olduğunu
söyleyerek uzun yıllar hatta asırlar sonra kendisinin sahabi olduğunu iddia eden
kişilere rastlanmış ve bunların iddiaları bu tarihi kriterle reddedilmiştir.

Ayrıca şuna da işaret edilmelidir ki, müslüman
olarak Hz. Peygamber’in zamanını idrak eden herkes Hz. Peygamber’i görebilmiş
değildir. Sadece sahabileri görebilmiş olanlar da bulunmaktadır. İşte böyle hem
cahiliyye devrinde yaşamış hem de İslam devrinde yaşamış olduğu halde Hz.
Peygamber’i görememiş ancak sahabilerle görüşebilmiş olanlara tabiilerden olmak
üzere özel bir isimle muhadram oğlu, muhadramun denir. Aslında bu grubun hem
sahabilerden hem de tabiilerden farklı yönleri bulunmaktadır.

Çeşitli bölge ve şehirlerde en son vefat eden
sahabiler bilinmektedir. Biz sadece Mekke’de (h. 100 veya 110’da) en son vefat
eden sahabi’nin Ebu’t-Tufeyl Amir b. Vasıla el-Leysi olduğunu hatırlatmakla
yetineceğiz. İşaret edelim ki Radıyyuddin es-Sağani (650/1252), “Derru’s-sahabe
fi beyanı mevadı’ı vefeyatı’s-sahabe” adıyla yazdığı eserde sahabilerin vefat
ettikleri yerler konusunda bilgi vermiştir.

[4]

 



 




[1]

İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 81.



[2]

Müslim, Fedailu’s-sahabe: 217, 218, 220; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/129,
157; 3/322, 385. Rasulullah (s.a.v.) H. 11’de vefat etmiştir. Bu hadise
binaen bu tarih belirlenmiştir.



[3]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/520-521.



[4]

İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları: 82.