Salih (a.s.) Hayatı
D. Semûd Müşrikleri Mucize İstiyor
Senıûd kavminin
çoğunluğu, Salih’in (a.s.) dâvetine sırt çevirdi. Müşrikler, onu, büyülenmiş
ve bu yüzden aklını yitirmiş olmakla suçladılar. Aralarında bozgunculuk
çıkardığını, toplumu böldüğünü, toplumun zararına yol açacak işler yaptığını ve
bu yüzden başlarına huzursuzluk getirdiğini söylüyorlardı. Onun, mâruz kaldığı
sihir yüzünden kendisini peygamber zannettiğini iddia eden küfür elebaşıları,
sonunda ondan, hak peygamber olduğunu gösterecek bir mucize istediler. Rivayete
göre onlar, mucize olarak, bildikleri bir kayadan çıkacak bir devenin, herkesin
önünde doğurmasını teklif etmişlerdi. Onların bu istekleri karşısında Salih
(a.s.}, oturup düşünmeye başlamıştı. O Sırada kendisine gelen vahiy meleği
Cebrail (a.s.), 2 rek’at namaz kılmasını ve ardından müşriklerin istediği
deveyi göndermesi için Allah’a duâ etmesini söyledi. Salih’in (a.s.) duası
üzerine, Allah Teâlâ, bahsettikleri kayadan mucize olarak “Nâkatüllah=
Allah’ın devesi” diye isimlendirilen dişi deveyi çıkarttı.
Müşriklerin Hz.
Salih’i büyülenmiş ve bu yüzden kendisini peygamber zanneden biri olarak görüp
ondan mucize istemeleri üzerine devenin yaratılışı ve deveye karşı nasıl
davranmaları gerektiği hususu, Kur’ân-ı Kerim’de bir kaç kez tekrarlanmıştır:
“Sen şüphesiz
büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Eğer
doğru sözlü isen (peygamber olduğunu açıkça gösteren) bir delil getir,
dediler. “[23]
“Semûd kavmine
de, kardeşleri Salih’i peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: ‘Ey
kavmim! Allah’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Size
rabbinizden delil olarak apaçık bir mucize gelmiştir. îşte şu, Allah’ın dişi
devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu, Allah’ın arzında otlasın; sakın ona
bir kötülük yapmayın. Yoksa can yakıcı bir azaba uğrarsınız.”[24]
“Ey kavmim! Eğer
rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O’na baş kaldırırsam,
söyleyin, Allah’a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka bir
şey yapamazsınız. Ey milletim! Bu, size bir âyet/delil olarak, Allah’ın
devesidir. Bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa
siz hemen azaba uğrarsınız, dedi.”[25]
“Doğrusu, onlan
denemek üzere dişi deveyi gönderen biziz. Salih’e şöyle demiştik: Onları
gözetle ve sabret; onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında
pay edilmiş olduğunu söyle.”[26]
“Semûd milleti,
içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri
yalanladı. Allah’ın peygamberi onlara, Allah’ın devesini göstermiş ve,
‘Allah’ın bu devesine ve onun su hakkına dokunmayın!’ demişti.”[27]
“Salih, ‘İşte
mucize bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir
gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı
yakalar!’ dedi.[28]
Kur’ân-ı Kerim’in, Hz.
Salih’e verilen bu mucize deve hakkında verdiği bilgiler bundan ibarettir.
Görüldüğü gibi orada, bu dişi devenin nereden ve nasıl çıktığı, vücut yapısı ve
gücü hakkında bilgi verilmemiştir. Bu hususlarda sahih hadislerde de açıklama
yoktur. Bu yüzden, müfessirlerin, devenin doğuşu, vücut yapısı ve gücü hakkında
anlattıklarına şüphe ile bakmak gerekir. Bu teferruat bir tarafa, Cenâb-ı
Hakk’ın takdiriyle, Salih’in {a.s.) peygamberliğini ispat sadedinde, mucizevî
bir şekilde vasıtasız olarak bir kayadan çıkarılan bu dişi devenin, diğer peygamberlerin
mucizeleri nev’inden büyük bir mucize olduğu kesindir.[29]
İbn Kesir’in
ifadesiyle, bu muhteşem mucizeyi görenlerin önemli bir kısmı hemen iman
etmişti; ancak ekseriyet yine küfür ve sapıklıktan ayrılmadı.[30] Hz.
Salih, kendisinden bu mucizeyi isteyen müşriklere, âyetlerde geçtiği gibi,
deveyi hiç bir şekilde rahatsız etmemelerini, ona hiç dokunmamalarını ve
istediği yerde otlamasına izin vermelerini emretmişti. Ayrıca Allah’ın su içme
sırasını, bir gün deveye, bir gün de kendilerine tahsis ettiğini açıklayıp,
buna kesinlikle riâyet etmelerini söylemiş; deveye karşı bir kötülük yaptıkları
takdirde, başlarına büyük bir felâket geleceğini haber vermişti.
Allah tarafından bir
mucize olarak gönderilen bu dişi deve, bir süre aralarında yaşadı. Devenin su
içme hakkına riâyet edildi. Bir gün onlar su alıp içerler ve hayvanlarını
sularlarken, diğer gün deve su içti. Deve nöbet günü su kaynağına gelip suyunu
içiyor, meralarda serbest bir şekilde otluyordu. Onlar da devenin sütünden
yararlanıyorlardı. Rivayetlere göre, deve onların tamamını kandıracak ölçüde
bol süt veriyordu. Bu-haliyle, bir taraftan bütün halkın su nöbetine eşit bir
süre su kaynağını işgal ederek onlar için bir imtihan vesilesi oluyor, diğer
taraftan verdiği sütüyle onlara büyük bir imkân sağlıyordu. Ne var ki, aradan
geçen zaman içinde, bâzı bozguncular, bundan rahatsız oldular, Allah tarafından
konulmuş bu sınırlama ve nöbet işini onurlarına yediremedüer. Semûd eşrafı,
devenin kuyunun suyunu tamamen bitirmesi yüzünden hayvanlarının susuz
kaldığını söylemeye başlamışlardı. Halbuki, bir devenin bir defada bir kuyu
dolusu suyu içip bitirmesi ve sütünün herkese yetecek derecede bol olması,
ibret alabilenler için en kesin bir delilden başka bir şey değildi. Müşrik
liderler, Salih’i (a.s.) alaya almak ve onu aciz düşürmek maksadıyla, ayrıca
kendilerini tehdit etmekte olduğu azabı bir an önce getirmesini de söyleyerek
ona meydan okuyorlardı. Diğer taraftan pek çok insanın inanmasına vesile olan
mucize deveyi öldürmek için plânlar hazırladılar. Neticede, şehirdeki dokuz
çetenin başı olan ve Uhaymiru Semûd/ Semûd’ un kızılı denilen Kudar b. Sâlif
isimli eşkiyayı bununla görevlendirdiler. O da, gidip deveyi öldürdü:
“Derken bir
arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcım alarak deveyi kesti. “[31]
Deveyi içlerinden en
azgınları olan tek bir kişi öldürdüğü halde, kâfirlerin tamamı onu bu konuda
desteklediği için, onların tamamı suç ortağı sayılmıştır. Toplumun genel
isteği neticesinde herkes adına işlenen bir suç olması dolayısıyla, toplumsal
bir suç söz konusudur. Zîrâ onu işleyen, ancak bir maşadan ibarettir. Nitekim
Allah Teâlâ, kavmin en azgını tarafından işlenen bu suçu, ortak bir suç
şeklinde, bütün kâfirlere nispet etmiştir:
“Onu yalanladılar
ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine rableri, suçlarından dolayı onların
üzerine katmerli azap indirdi ve onlan yerle bir etti. Bu işin sonundan O’nun
korkusu yoktur.”[32]
Yapılan ihtar ve
uyarılara rağmen deveyi kesmeleri üzerine ilâhî cezayı hakettiler ve Salih
(a.s.) gönderilen vahye dayanarak onlara üç gün sonra ilâhî azaba
uğrayacaklarını bildirdi:[33]
“Buna rağmen onu
kesip devirdiler. O zaman Salih, ‘Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak
bir sözdür.’ dedi.”[34]
E. Hz. Salih (A.S.)’I Öldürme Plânı –
Semûd Kavminin Helaki
Rivayet edildiğine
göre, Salih (a.s.), onlara, “Yann yüzleriniz sararacak, yarından sonra
kızaracak, üçüncü gün ise kararacak, dördüncü günün sabahı da, başınıza azap
gelecek!” demişti. Söyledikleri aynen ortaya çıkmaya başlayınca,
elebaşıları, onu öldürmek için bir plân hazırladılar. Rasül-i Ekrem’i (s.a.v.)
Öldürmek için tuzak kuran Ebu Cehil ve yandaşları gibi, onlar da, Hz. Salih
(a.s.)’İn yakınlarının kendilerinden intikam almaya kalkışacağını biliyorlardı.
Bunun için, gizlice öldürüp, onu kimin öldürdüğünü bilmediklerini söyleyerek
faili meçhul bir cinayet olarak kalmasını sağlayacaklardı. Ancak Yüce Allah,
onların tuzaklarını da aleyhlerine çevirdi, Peygamberimiz’i kurtardığı gibi,
Salih (a.s.)’i de onlardan kurtardı:
“O şehirde, dokuz
kişilik bir çete vardı ki, yeryüzünde bozgunculuk yapar, iyiliğe
yanaşmazlardı, ‘Biz geceleyin Salih ve ailesine baskın yapalım, sonra da onun
akrabalarına, onun ve ailesinin ortadan kaldırılışında bulunmadık, şüphesiz biz
doğru söylüyoruz, diyelim’ diye aralarında Allah adına yeminleştiler. Onlar bir
düzen kurdular. Biz fark ettirmeden düzenlerini bozduk. “[35]
Allah Teâlâ, müşrik
elebaşıların hazırladıkları suikast plânını Salih’e (a.s.) haber verdi ve ona
mü’minlerle birlikte şehirden ayrılmasını emretti. Onların ayrılmasından
sonra, Semûd kavmini ilâhî azaba çarptıracağını ve nezdinden bir rahmet olarak
mü’minleri kurtaracağını bildirdi. Hz. Salih, daha sonra verilen emir
doğrultusunda ashâbıyla birlikte şehirden ayrıldı. Şehirden ayrılışı sırasında
inkarcıların başlarına gelecek bu felâket ve düştükleri bu kötü durum sebebiyle
duyduğu üzüntüyü ve o andaki duygularını açıklarken, onlara Allah’ın emirlerini
tebliğ ettiğini, başlarına gelecek bu azaptan sakındırdığını, elinden geldiği
kadar nasihatte bulunduğunu; ancak karşılığında kin ve düşmanlıktan başka bir
şey görmediğini söylüyordu. Onun bu duyguları, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle ifade
edilmiştir:
“Salih onlardan
öte döndü de, ‘Ey kavmim! Ben rabbimin vahyini size tebliğ ettim ve sîze
nasihat ettim. Fakat siz, nasihat edenleri sevmezsiniz.’ dedi”.[36]
Onların ayrılmasından
kısa süre sonra, rivayete göre deveyi öldürmelerinden sonraki dördüncü günün
sabahı, o bölgeye a-zâp geldi. Bütün müşrikler, gözleri baka baka, titreye
titreye bir anda helak oldular. Onları şiddetli bir deprem yakalamış, evlerinde
hareketsiz ölüler haline getirivermiştî:
“Derken dişi
deveyi boğazladılar ve rablerinin emrine isyan ettiler. Ve şöyle dediler: ‘Ey
Salih! Eğer gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit etmekte olduğun azabı
bizlere getir!’ Bunun üzerine onları şiddetli bir deprem (er-recfe)
yakalayıverdi de evlerinde diz üstü kapanıp kaldılar.”[37]
Semûd kavmine
gönderilen bu azap, Kur’ân-ı Kerim’de, “sayha/ şiddetli bir ses”,
“tâğiy e/şiddetli bir kasırga veya şimşek”, ve
“saika/yıldırım” tabirleriyle
de ifâde edilmiştir:
“Haksızlık
yapanları şiddetli bir çığlık/sayha tuttu, oldukları yerde diz üstü
çöküverdüer.”[38]
“Benîm azabım ve
uyarmam nasılmış? Nitekim üzerlerine şiddetli bir çığlık/sayha gönderdik de
ağdaların ağıllarını çevirdiği kurumuş ot ve çalı gibi kırılıp döküldüler.
“[39]
“Sabaha karşı
korkunç bir çığlık/sayha onları yakalayıverdi. Yaptıkları kendilerine bir
fayda sağlamadı. “[40]
“Semûd ve Ad
kavimleri, dehşetlerle dolu o korkunç Kıyamet gününü yalanladılar. Bu yüzden
Semûd kavmi, azgın bir kasır-ga/tâğiye île yok edildi.”[41]
“Ey Muhammed!
Yine de yüz çevirirlerse onlara de ki: îşte sizi, Ad ve Semûd’un başına gelen
yıldırıma (saika) benzer bir azap ile uyardım.”[42]
“Semûd kavmine de
doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yola tercih ettiler.
Kazandıklarının karşılığı olarak on-lan alçaltım azabın yıldırımı/saika
çarpıverdi.”[43]
Onların çarptırıldığı
azap, bir yerde de, “azâb” kelimesiyle ifâde edilmiştir:
“Onlar ise deveyi
kestiler; ama çok geçmeden pişman da oldular. Çünkü bu yüzden onları kıskıvrak
azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.”[44]
Bu âyetlerden
anlaşıldığına göre, Semûd kavmi, korkunç bir gök gürültüsüyle birlikte gelen ve
yeryüzünde şiddetli bir deprem meydana getiren şimşekler ve yıldırımlarla helak
edilmiştir. Salih (a.s.) ve ona iman edenlerin Hıcr’dan ayrılmasının hemen
ardından meydana gelen bu korkunç felâketle, Semûd kavmi kâfirlerinin tamamı
ölmüş, onlardan kurtulan olmamıştır. Yurtları ıssız ve harap bir vaziyete
dönüşmüş, önceden insanların yaşamadığı bir hâle gelmiştir.
“Sanki orada hiç
yaşamamışlardı. Bilin ki, Semüd milleti rabbini inkâr etmişti. Bilin ki, Semûd
milleti Allah’ın rahmetinden uzaklaştı. “[45]