Salih (a.s.) Hayatı
C. Hz. Salih (A.S.)’In Peygamber Olarak
Görevlendirilmesi
Allah Teâlâ, bu kavmi
sapıklıklardan kurtararak hak dine davet etmek üzere, onların içinden, asil bir
aileye mensup, sevip saydıkları ve gelecekte kendisinden güzel hizmetler
bekledikleri Salih b. Ubeyd’i peygamber olarak görevlendirdi. Hz. Salih (a.s.)
ilk günlerden itibaren, diğer peygamberler gibi, kavmini bir olan Allah’a
ibâdete davet etti. Allah’tan başka ibâdet edilecek bir ilâh olmadığım,
insanlığın atası Hz. Âdem (a.s.)’ı topraktan, onun soyunu ise bir damla sudan
yaratan Yüce Allah’ın kendilerini yeryüzünün sakinleri ve imarcıları kıldığını
açıkladı. Dolayısıyla, O’na ortak koşmaktan vazgeçerek, tevbe edip O’na
dönmelerini ve sâdece O’na kulluk etmelerini istedi:
“Semûd kavmine
kardeşleri Salih’i gönderdik. ‘Ey milletim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka
tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imâr etmenizi dileyen O’dur.
Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin, sonra da O’na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size
yakın ve duâlan kabul edendir.’ dedi. “[14]
Ne var ki, içlerinden
fakir tabakaya mensup bâzı kişiler dışında, Semüd halkının ekseriyeti, onun
davetini reddetti. Semûd müşrikleri, diğer müşriklerin peygamberlerine karşı
ileri sürdüğü mazeretleri bir bir gündeme getirerek, önceden çok değer
verdikleri Hz.”Salih (a.s.)’a düşman kesildiler. Semûd halkı da, önce
kendileri gibi bir beşerin peygamberliğini kabullenmek istememişti. Onların
önderleri, “Allah dinimizi beğenmiyorsa, bunu melekler vasıtasıyla bize
bildirmeliydi!” diyorlardı. Kendileri gibi bir insan olduğuna göre Hz.
Salih (a.s.)’m söyledikleriyle asla dinlerini değiştirmeyeceklerini ifâde
ediyorlardı. Kur’ân-ı Kerim’de müşriklerin bu ortak tavrı şöyle açıklanmıştır:
“Bir zaman
onlara, önlerinden ve arkalarından, ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!’ diyen
peygamberler gelmişti. ‘Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler
indirirdi. Onlar ise, ‘Doğrusu sizinle gönderileni inkâr ederiz.’
demişlerdi.”[15]
Başlangıçta peygamber
olarak bir meleğin gönderilmesi gerektiğini ileri süren Semûd müşrikleri, anlaşıldığına
göre, bir süre sonra bu görüşlerini yumuşatmışlar, bir insanın da peygamber
olabileceğini kabullenmişlerdi. Ancak inanmamak için bu defa da bahane buldular
ve peygamber olacak şahsın eşraftan biri olması gerektiğini iddia ettiler. Hz.
Salih (a.s.) gibi sıradan bir adama tâbi olamayacaklarını söylediler.
Kıskançlıkları, ona iman etmelerine engel oluyordu. Onlara göre, diğer kâfirler
ve sonradan Mekke müşriklerinde olduğu gibi, peygamber olabilmek için, ya
insan üstü bir varlık yâni melek olmak, ya da zengin ve eşraftan bir insan
olmak gerekiyordu. Dolayısıyla onlar da, üstünlüğün Allah’ın elinde olduğunu
ve hidâyet nurunu istediği insana verebileceğini düşünmediler. Kendilerini
Allah’ın emirlerini dinlemeyecek olurlarsa sapıklık içinde kalıp ateşlerde
yanmakla uyaran peygamberleri Hz. Salih (a.s.)’a misilleme yaparak, asıl ona
inandıkları takdirde, sapıklık ve delilik etmiş olacaklarını söylediler.
Aralarından onun peygamber seçilmesini kıskandılar ve bunu bir türlü
hazmedemediler. Onu yalancılık ve şımarıklıkla itham ettiler:
“Semûd kavmi,
uyarıcı peygamberleri yalanladı, ‘İçimizden bir insana mı uyacağız? O takdirde
biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. İlâhî öğüt ve uyan içimizden bir tek ona
mı indirildi? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir.’ dediler. Yann, kimin
pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.”[16]
Dünya zevklerine dalıp
lüks ve İsraftan iyice şımarmış olan Semûd halkı, Hz. Salih (a.s.)’m davetinden
yüz çevirmeye devam ediyordu. Hz. Salih (a.s.), onları selefleri olan Âd
kavminin korkunç akıbetinden ibret almaya çağırdı. Bu kavmin, bütün maddî
imkânlarına rağmen, düştükleri sapıklık yüzünden helak edildiğini hatırlattı
ve kendileri de sapıklıktan vazgeçmeyip küfürle-rindeki inadı devam ettirecek
olurlarsa, aynı şekilde azaba çarptırılacaklarını hatırlattı:
“Hatırlayın,
Allah, sizi Âd kavminin yerine getirdi ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. Orada,
ovalarında köşkler yapıyor, dağlarından evler yontuyorsunuz. Allah’ın
nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık
çıkarmayın.”[17]
Önceden büyük değer
verdikleri ve hattâ bâzı rivayetlere göre başlarına geçirmeyi bile düşündükleri
bir şahıs olan Hz. Salih (a.s.)’m peygamberliği, kavmini onun aleyhine
çevirmiş, bilhassa toplumun elebaşılarını onun kanlı düşmanı haline getirmişti.
Ona, önceden büyük başarılarını bekledikleri bir şahıs olduğunu; ancak
peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmasıyla, kendilerini mahvedecek bir inancı
getirerek tüm hayallerini yıktığını söylüyorlardı. Tarih tekerrür ediyor, yine
bir kavim, kendilerine hem bu dünyaları hem de âhiretleri için gerçek
mutluluğu garanti edecek reçeteyi sunan bir peygamberi bölücü olarak görüyordu.
Semûd halkı, sonradan Kureyş müşriklerinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e
yaptıkları gibi, Hz. Salih (a.s.)’m atalarının taptığı putlara karşı çıkmasına
tahammül edemediler. Kendisinden çok şeyler bekledikleri o mümtaz şahsı,
bölücü olarak suçladılar, peygamberliği ve getirmiş olduğu prensipler hususunda
bir art niyet taşımasından şüphe duyduklarını ileri sürerek, topluma bir
kötülük yapmasından korktuklarını ve durumunu endişeyle karşıladıklarını
söylediler. Ataları uzun süre o putlara taptığı için körü körüne onları taklit
ederek, Hz. Salih (a.s.)’m nasihatleri üzerinde salim bir akılla düşünmeye
yanaşmadılar.
“Ey Salih! Sen
bundan önce, aramızda kendisinden iyilik
beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi
ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişe içindeyiz”
dediler.[18]
Hz. Salih (a.s.),
bütün engellemelere rağmen, sabırla davetini devam ettirdi. Zamanla toplumun
alt tabakasına mensup bâzı kişiler, inanarak onun dinine girdiler. Onların bu
durumu, daveti engellemeye çalışan kavmin ileri gelenlerini çileden çıkarıyordu.
Elebaşıları, onların îmanına akıl erdiremiyor, bu zayıf mü’minleri alaya
alarak, Hz. Salih (a.s.)’a iman etmelerine şaştıklarını söylüyorlardı.
Mü’minler ise, onun peygamberliğini ve onun getirdiği emir ve yasakları tasdik
ettiklerini açıklamaktan çekinmediler. Kabul ettikleri her şeyin müşrikler
tarafından alaya alınıp inkâr edilmesine aldırmadılar:
“Kavminden
büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinde kü-çümsedikleri ve zayıf gördükleri
iman edenlere dediler ki: ‘Salih’in, Rabbi tarafından peygamber olarak
gönderildiğini biliyor musunuz?’ Mü’minler şöyle cevap verdiler: ‘Şüphesiz biz,
onunla gönderilene iman ediyoruz?’ O büyüklük taslayanlar ise, ‘Şüphesiz,
sizin inandığınızı biz inkâr ediyoruz!’ dediler.”[19]
Hz. Salih (a.s.},
müşrikleri Allah’tan korkmaya ve O’na i-nanmaya çağırarak davetini sürdürdü.
Muhataplarına Allah tarafından O’nun emir ve yasaklarını kavmine ulaştırmak
üzere görevlendirilmiş güvenilir bir elçi olduğunu ve yürüttüğü görev
karşılığında kendilerinden bir ücret istemediğini söylüyor, Cenab-ı Hakk’ın
verdiği nimetleri hatırlatarak, onları bu nimetler için şükretmeye
çağırıyordu. Dinini kabule çağırdığı insanlardan, yeryüzünde bozgunculuk
yaparak her hususta ölçüsüzce davranan, tüm ahlâk sınırlarını aşıp rezil bir
hayat süren liderlerine itaati bırakarak, yeryüzünün ıslahı için çalışan kendisine
tabî olmalarını istiyordu. Ancak onlar, diğer müşrikler gibi, hem onun, hem de
diğer peygamberlerin peygamberliğini yalanlamaya devam ettiler:
“Semüd kavmi de
peygamberleri yalanladı. Kardeşleri Salih onlara, ‘Allah’a karşı gelmekten
sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık
Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret
istemiyorum; benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde,
pınar başlarında, ekinler ve salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven
içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık
Allah’tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, orada bozgunculuk
yapan ve ölçüsüzce davrananların emirlerine itaat etmeyin!’ dedi.[20]
Davetini sabırla devam
ettirmesi neticesinde, Hz. Salih (a.s.)’a iman edenlerin sayısı artmıştı.
Mü’minlerin sayısının giderek artması, her defasında olduğu gibi küfrün
elebaşılarını bütünüyle çileden çıkardı. Herkesin insanca yaşamasını sağlamak,
gerçek insanlık medeniyetini kurmak ve insanların her iki dünya saadetini
garanti etmekten başka bir hedefi olmayan bu daveti engellemek için harekete
geçtiler. Bu hususta aldıkları tedbirleri gün geçtikçe sertleştirdiler. Bu
durum karşısında, Semüd toplumu, mü’minler ve kâfirler olmak üzere birbiriyle
mücâdele eden iki gruba bölünmüş oldu. Kâfirler ve özellikle kavmin liderleri,
Hz. Salih (a.s.) ve ashabını bölücülükle ve başlarına uğursuzluk getirmekle
itham ediyorlardı. Ancak Hz. Salih fa.s.), aksine başlarına gelen sıkıntıların,
kendileri için bir imtihan sebebi olabileceğine işaret ederek, onları iyiliğe,
Allah’a inanıp O’ndan af ve merhamet dilemeye çağırıyordu. Bu gerçek, Kur’ân-ı
Kerim’de şöyle vurgulanır:
“Andolsun ki,
Semüd kavmine de kardeşleri Salih’i, ‘Allah’a kulluk ediniz!’ desin diye
gönderdik. Onlar, hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar, Salih, ‘Ey
milletim! Niye iyilikten önce, alel-acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet
olunasınız diye Allah’ tan mağfiret düeseniz olmaz mı?’ dedi. Onlar, ‘Sen ve
beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık!’ dediler. Salih, ‘Uğursuzluğunuz
Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz.’ dedi.”[21]
Diğer müşrik toplumlar
da, ilgili yerlerde işaret ettiğimiz gibi, kendilerine gönderilen peygamberi ve
içlerinden ona inananları, aynı şekilde suçlamışlardır. Atalarının dinine
karşı çıkmaları yüzünden tanrılarını kızdırdıklarını iddia ederek, başlarına
gelen uğursuzlukları onların tavrına bağlamışlardır, örneğin Yasin suresinde
ismi zikredilmeksizin anlatılan kavim de, kendilerine gönderilen elçilere
karşı bu şekilde davranmıştı:
“Ey Muhammed!
İnsanlara, o şehir halkının kıssasını misal olarak anlat: Bir zaman onlara
elçiler gelmişti.
Biz, onlara iki elçi
göndermiştik de o ikisini yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik.
Onlar, ‘Biz size elçiler olarak gönderildik.’ demişlerdi.
Şehir halkı, ‘Siz de
ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece
yalan söylüyorsunuz.’ demişlerdi.
Elçiler, ‘Doğrusu
Rabbimiz biliyor ki, gerçekten bizler, size gönderilmiş elçileriz. Bize düşen
ancak apaçık tebliğdir.’ demişlerdi.
Şehirliler, ‘Doğrusu
sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz andolsun ki sizi
taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktirl’ demişlerdi
Elçiler,
‘Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi?
Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz!’ demişlerdi. “[22]