Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Nübüvvet, Nebî ve Resul

4-) İsâ,

5-) Muhammed
Aleyhisselâm olduğu gibi.

[40]


Sahih bir Hadîs-i şerîfe göre de: Peygamberlerin
Seyyidleri de, Nuh Aleyhisse­lâm, İbrahim Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâm, İsâ
Aleyhisselâm ve Muhammed Aleyhisselâm olmak üzere beştir.

Muhammed Aleyhisselâm ise, bu Beş’in Seyyididir.

[41]

Kıyamet gününde de, Âdem oğullarının Seyyidi O’dur.

[42]


Öncekilerin ve sonrakilerin

[43]

Kıyamet gününde Hamd sancağı, Ona verilecek.

[44]

O gün, Peygamberlerin İmamı, Hatîbi ve Şefaat Sahibi O olacak.

[45]

Bütün Peygamberler, Onun Sancağı altında toplanacaktır.

[46]



 

Vahy Ve Vahy Tarzları:    Başa Dön


 

Dil Teriminde: Sür’atli işaret, Kitabet, Risâlet,
İlham ve Gizli Kelâm., gibi tür­lü mânâlara gelen

[47]

Vahy; Din Teriminde: Yüce Allah’ın, dilediğini, Peygamber­lerine, dilediği
tarzlarla bildirmesidir.

[48]


Vahy’in, müteaddid tarzlarından birincisi: uykuda
görülen ve görüldüğü gibi, apaçık çıkan Rü’yâ tarzıdır.

[49]


Vahy; Peygamberlere, uyanık iken geldiği gibi,
uyurken, Rü’yada da, gelirdi

[50]

Peygamberlerin Rü’yaları Vahy’dir.

[51]


Nitekim, İbrahim Aleyhisselâm’a, İsmail Aleyhisselâm
hakkındaki İlâhî emir, Rü’-yasında verilmişti.

[52]


Peygamberlerin gözleri uyuşa da, kalbleri uyumaz.

[53]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Hadis-i şeriflerinde: “Ey Âişe! Benim
gözlerim uyur, kalbim uyumaz.”

[54]


“Bana (Ey Muhammed! Gözlerin, uyusun, kulağın
işitsin, kalbin ezberlesin!) bu-yuruldu.

Gözlerim uyudu. Kalbim ezberledi. Kulağım da
işitti.” buyurmuşlardır.

[55]



 

Rü’yâ Ve Rü’yâ Çeşitleri:    Başa Dön


 

Uyuyanın, uykusunda bazı şeyler görmesine, Rü’yâ ve
Hulm (Düş) denir.

[56]

Fakat, Rü’yâ’da görülen şeyler, daha çok hayr ve güzel şeyler üzerine olur.
Hulm’de ise, görülen şeyler, daha çok şer ve çirkin şeyler üzerine olur.

[57]


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Rü’yâ ve Hulm
hakkında şöyle bu­yurmuşlardır:

“Salih Rü’yâ, Allâh’dandır, Hulm ise Şey
tandandır. “

[58]


“Zaman(ın sonu), yaklaşınca, Müslümanların
Rü’yâsı, hemen hemen yanlış çıkma­yacaktır.”

“Sizin, en doğru Rü’yâ göreniniz, en doğru
söyleyeninizdir.”

Rü’yâ, üç çeşittir:

Yüce Allah tarafından (kuluna) müjde olan Salih
Rü’yâ,

“Şeytan tarafından korku, üzüntü veren Rü’yâ,

Kişinin, kendi nefsinden, kendisine telkin
mâhiyetinde vâki, olan (uyanık iken, içinden geçirmiş oldukları şeyleri,
uyurken düşünde görmek gibi.)

[59]

Rü’ya.”

[60]


Şeytan, Âdem oğullarına karşı beslediği şiddetli
düşmanlık sebebiyle, her za­man, onlara sataşır, her yönden tuzaklar kurar, her
yolla onların işlerini bozmak ister.

Gördükleri Rü’yalarını da, ya içlerine yanlışlar
karıştırarak, ya da, onlardan gaf­lete düşürmek suretiyle örtüp belirsiz ve
yararsız hale getirir.

[61]



 

Mübeşşirat Ve Salih Rü’yâ:    Başa Dön


 

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm:

“Risâlet de, Nübüvvet de, kesintiye uğramış,
sona ermiştir.

Benden sonra (gelecek) ne Resul vardır, ne de,
Nebi!” buyurmuş, bu, Eshaba çok ağır gelmişti.

[62]


Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm :

“Peygamberlikten bir şey kalmamıştır!

[63]

  Amma,  Mübeşşirât

[64]

,  vardır!” buyurdular.

[65]


“Yâ Resûlallâh! Mübeşşirât nedir?” diye
sordular.

[66]

Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Müslüman kişinin Rü’yâsıdır!”

[67]

Salih Rü’yâdır!” buyurdu.

[68]



 

Vahy Tarzlarından 2-7’ye Kadar Olanlar:    Başa Dön


 

Vahy
tarzlarından ikincisi:
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmda olduğu gibi,
Vahy edi­lecek Kelâm’ın

[69]

,
Melek, görünmeksizin

[70]

Peygamberlerin kalbine ilka buyrulmasıdır.

[71]


Yüce Allah, Cebrail Aleyhisselâmda, İlâhî hitaba
muhâtab ve İlâhî emri tebliğe memur bulunduğu hakkında zarurî bir ilim
yarattığı gibi, Peygamberimizin kal­binde de, zarurî bir ilim yaratırdı da,
Peygamberimiz, kalbine ilka olunan şeyin, mücerred bir ilhamdan ibaret
bulunmadığını, Cebrail Aleyhisselâmın, Allâh’dan getirdiği bir Vahy olduğunu
kesin olarak bilirdi.

[72]


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :

“Hiç şüphesiz, Rûhulkudüs (Cebrail Aleyhisselâm),
kalbime, şunu ilka ve Vahy etti ki: “Hiç bir nefs

[73]

,
Eceli dolmadıkça

[74]

,
rızkını, tamam olarak almadıkça, ölmez!

Öyle ise, Allâh’dan sakınınız da, onu, güzel ve
meşru’ yollardan arayınız!

[75]


Helâl olanı, alınız! Haram olanı, bırakınız!

[76]


Rızık, gecikirse, onu, Allah’a mâsiyetle elde etmeğe
kalkışmayınız!

Çünki, Allah katındaki şeye, Allah’a itaatin başkası
ile nail olunamaz!”

[77]

Hadîs-i şeriflerinde olduğu gibi.

[78]


Vahy
tarzlarından üçüncüsü:
Vahy Meleğinin, insan suretine girerek Vahy
edilecek şeyi

[79]

, bir
insanın, bir insana tevdi edişi gibi, Vahy edişidir.

[80]


“Yâ Resûlallâh! Vahy, Sana, nasıl gelir?”
diye sorulduğu zaman, Peygambe­rimiz Muhammed Aleyhisselâm:

“Bazı kerre Melek, benim için, insan suretine
girer, benimle konuşur. Ben de, Onun söylediklerini, iyice bellerim.

[81]


Bu, bana, Vahy’in en kolay, gelenidir”
buyurmuşlardır.

[82]


Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimiz Muhammed
Aleyhisselâm’a, çok kerre Eshab’dan Dıhye b.Halîfe’nin suretinde gelirdi.

[83]


Eshâb-ı Kiramın, Onu gördükleri olurdu.

[84]


Vahy
tarzlarından dördüncüsü:
Vahy’in, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğul­tusu
gibi uğuldayarak gelişidir.

[85]


“Yâ Resûlallâh! Sana, Vahy nasıl gelir?”
sorusuna, Peygamberimiz Aleyhis-selâm’ın verdikleri cevapta, Vahy’in bu tarzı,
şöyle açıklanmış:

“Vahy, bazan bana, çıngırak sesi gibi (müthiş
bir madenî ses uğultusu ile) gelirdir ki, Vahy’in bana, en ağır geleni de,
budur!

Vahy hali, benden kalkınca, Meleğin, bana söylemiş
olduğunu, iyice bellemiş bulu­nurum!” buyrulmuştur.

[86]


İşitilen bu şiddetli ses, ya Vahy Meleğinin kendi
sesi, ya da, kanadlarının uğul­tusu idi.

[87]


Bunun hikmeti de, Vahy’i, telakki ve hıfz için,
Peygamberimizin kalbini topar­lamak ve hazırlamak

[88]

,
kulaklarının ve kalbinin, Vahy Meleğinin sesinden baş­kası ile meşgul olmasına
meydan bırakmamak içindi.

[89]


“Yâ Resûlallâh! Vahy’in gelişini
sezermisin?” diye sorulduğu zaman, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm:

“Evet! Sesi, işitir ve susarım.

Bana, hiç bir sefer (bu tarzda) Vahy olunmamıştır
ki, ruhum, alınıyor olduğunu san­mış bulunmayayım!” buyurmuştur.

[90]


Yüce Allah, bir emri Vahy etmek, Vahy suretiyle dile
getirmek istediği zaman, Allah’ın emrinin korkusundan gökleri, son derecede
şiddetli bir titreme alır!

[91]


Göklerin halkı olan Melekler de, İlâhî Kelâmı, düz
ve sert bir kayaya çarpan demir zincir(in çıkardığı korkunç ses) gibi işitince

[92]

,
Allah’ın Kelâmına karşı duy-öukian derin haşyetten üoîayı, kanaöiannı ç/rparla

[93]

baygın düşüp secdeye ka­panırlar!

Ayılıp secdeden başını ilk kaldıran, Cebrail
Aleyhisselâm, olur.

Yüce Allah, Ona, Vahy’lerinden, dilediğini, söyler.

[94]


Cebrail Aleyhisselâm, yanlarına gelinceye kadar,
öteki Melekler, öylece bay­gın halde kalırlar.

Cebrail Aleyhisselâm, Meleklere uğrar.

[95]


Her göğe uğradıkça

[96]

,
kalblerinden korku kaldırılan

[97]

,
o gök halkı olan

[98]

Me­lekler,
Ona:

“Ey Cebrail!”

[99]

Rabbımız

[100]

, ne
buyurdu?” diye sorarlar. Cebrail de:

“Hakkı, buyurdu!

[101]

En Yüce, en büyük olan O’dür!” der. Meleklerin hepsi de, Cebrail
Aleyhisselâmın söylediği gibi, söylerler.

[102]


Vahy’in bu tarzından, Peygamberimiz Muhammed
Aleyhisselâm, beşeriyet sı­fatından soyunup, sıyrılıp Melekiyet sıfatına
bürünerek Vahy’i, Cebrail Aleyhis-selâmdan alırdı ki, bu, Vahy’in en zor, en
güç olanı idi.

[103]


Eshâb-ı kiramın görüp anlattıklarına göre:

Vahy’in inişi sırasında, Peygamberimiz Muhammed
Aleyhisselâm’a, ağır bir sıkıntı basar, yüzü gül gibi olur

[104]

,
gözlerini kapar

[105]

,
başını önüne eğerdi.

Yanında bulunanlar da, başlarını, önlerine
eğerlerdi.

[106]

Peygamberimiz Aleyhisselâm, o hallerinde, çabuk çabuk nefes alırdı.

[107]

En soğuk günde bile, alnından inci taneleri gibi ter dökülürdü.

[108]


Vahy hali, sona erinceye kadar, yanında
bulunanlardan hiç biri başlarını kaldı­rıp Peygamberimizin yüzüne bakmağa kadir
olamazlardı.

[109]


Vahy’in ağırlığı veya hafifliği, inen Sûre’nin
ağırlığı veya hafifliği ile orantılı bu-lunurdu.

[110]


Yâni, inen Vahy, va’d ve tebşir mâhiyetinde ise,
Cebrail Aleyhisselâm, beşer suretinde gelir, hitab ve telakki, Peygamberimize
bir güçlük vermezdi.

İnen Vahy, azab ve korkutmakla ilgili bulunduğu
zaman, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğultusuyla uğuldayarak gelirdi.

[111]


Deve üzerinde bulunduğu sırada da, Peygamberimiz
Muhammed Aleyhisse-lâma böyle Vahy geldiği olur, devenin, inen Vahy’in
ağırlığına dayanamadığı

[112]

,
bacaklarının ikiyana ayrıldığı, büküldüğü, kırılacak gibi olduğu, bazan da,
çöktü­ğü görülürdü.

[113]


Vahy
tarzlarından beşincisi:
Vahy Meleği Cebrail Aleyhisselâmın, Yüce Al­lah
tarafından yaratıldığı aslî hey’et ve surette görünerek

[114]

Yüce Allah’ın dile­diğini, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a Vahy edişidir.

[115]


Bu da, iki kerre vuku bulmuş

[116]

,
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Cebrail Aley-hisselâmı, yaratıldığı aslî hey’et ve
suret üzere altıyüz kanadıyla

[117]

iki defa

[118]

,
yerle gök arasını doldurur bir halde görmüştür.

[119]


Vahy
tarzlarından altıncısı:
Yüce Allah’ın Mirâc gecesinde olduğu gibi

[120]

,
göklerin üstünde

[121]

,
Peygamberimiz Aleyhisselâm’a, uyanık iken, perde arka­sından, hitabda
bulunması, ya da, uyurken, arada, Vahy Meleği bulunmaksızın, Peygamberimizle
konuşmasıdır.

[122]


Vahy
tarzlarından yedincisi de:
Yüce Allah’ın, arada, Vahy Meleği bulunmak­sızın,
Peygamberimiz Aleyhisselâma doğrudan doğruya hitab buyurmuş ol­masıdır.

[123]


Peygamberimiz Aleyhisselâmın bildirdiklerine göre:
Mirâc gecesinde, Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizi, yukarı götüre götüre,
nihayet (Kaza ve Kaderi ya­zan) Kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek
bir yere çıkardı.

[124]


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm orada,
Cennet’ten, yemyeşil bir Ref-ref(ipek döşek)’in, birden, ufku kapladığını,
doldurduğunu, gördü.

[125]


Peygamberimiz, onun üzerine oturdu.

Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizden ayrıldı.

[126]


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Aziz ve Cebbar
(dilediğini, yaptır­mağa kadir olan) Rabb’ına, yükseltilip yaklaştırıldı.

[127]


Kendisinden, bütün sesler, kesildi.

[128]


Yüce Rabb’ının:

“Korkma yâ Muhammed! Yaklaş! Yaklaş!”
buyurduğunu işitmeğe başladı.

[129]


Nihayet, hiç bir kimsenin, hiç bir zaman erişememiş
olduğu yakınlık Makamı­na, İlâhî huzura kabule, İlâhî ikram ve İhsana nail
oldu.

[130]

Rabbını, gördü.

[131]


Yüce Allah, Mîrac gecesinde, Peygamberimiz
Aleyhisselâm’a, Vahy etmek is­tediğini, istediği şekilde Vahy etti.

[132]

İlgili Makaleler