Karaman: İmam Hatiplerin Misyonu Bitti Mi !

42987

 

İlgili yazısı bence çok problemli, zorlanarak yazılmış, dalgın ve yorgun bir halde kaleme alınmış, diyeceğini açık seçik diyemeyen bir yazı intibaı veriyor. Bazı noktaları tartışalım:

“Bugünün muhafazakâr hegemonyası içinde çelik çekirdeği, bugün sayıları yüz binlere varan İmam-Hatiplilerin oluşturması…”

Türkiye’de muhafazakâr hegemonyası varsa bunun tabanı/destekçisi halktır. Ülkeyi muhafazakârlığın dışına çekmek için çabalayan siyasilere ve devrimcilere halk itibar etmemiş, onları gönül ve oy ile desteklememiş, fırsat bulduğunda altlarından sandalyeyi almış ve değerlerini muhafaza edeceğine inandığı kadroları işbaşına getirmiştir. Bu durum 1950 den bu yana böyledir ve önemli bir diliminde henüz İmam Hatipliler yoktur.

İmam Hatiplilerin muhafazakârlığı “körükörüne maziden devralınanı korumak ve bunların köklü değişimine karşı çıkmak” şeklinde değildir. İmam Hatiplilerin korumak istediği, mahiyetine aykırı olarak değiştirilmesine karşı çıktığı değer İslam’dır. İmam Hatipliler “İslam’dan uzaklaşmış toplumu yeniden İslam’a götürme” davasını benimsemiş -bu manada- inkılapçı bir nesildir. Bugün Türkiye’de bir “İslami hegemonya”dan söz etmek tutarsızdır. İslam ile ilgisi bulunsun bulunmasın geleneğin korunması söz konusu ise “Türkiye’yi AB’ye sokmak ve demokrasiyi tamamlayıp güçlendirmek için çalışan bir iktidarı ve onu destekleyen tabanı bu manada bir muhafazakarlıkla nitelemek de gerçek dışıdır. Ayrıca nesil olarak İmam Hatipliler, geleneğin korunması bahsinde seçicidirler; İslam’a aykırı olan gelenek bid’attır ve onun sünnetle değiştirilmesi gerekir.

Bugün siyasette, bürokraside, ticarette, medyada, akademide… İmam Hatip neslinden pek çok insanımız var; buna kim itiraz edebilir? Ülkenin hukuku meşruiyet tanımış, onlar da bu imkanlara sahip olmuşlardır. Bu makam, mekan ve imkanlara sahip olan İmam Hatipliler özel hayatlarında -genele nispetle- daha dindar olabilirler, bu da onların hakkı, hatta vazifesidir. Ama farklı olanları kendilerine benzetmek için baskı yapmazlar, zor kullanmazlar, şiddete asla yaklaşmazlar. Anlatarak, sevdirerek, ikna ederek İslamlaştırma vazifesi ise yalnızca İmam Hatiplilerin değil, bütün müslümanların vazifesidir; bu misyon İmam Hatiplilerin varlık sebebidir ve bu misyonun sona erdiğini söyleyen ya ne dediğinin farkında değildir veya bu misyona karşı çıkmakta, bunu muhafazakârlık saymakta ve buna karşı mücadele bayrağını açmaktadır. Eh, bu da –mevcut düzende- insanların hakkıdır, yapabilirler, ama neye ve kime karşı mücadele ettiklerini iyi düşünmeleri gerekir.


İddiaya göre İmam Hatip Okulları, katı laikliğin uygulandığı, din öğretimine izin verilmediği bir dönemde, mevzuata (tevhîd-i tedrisat kanununa) uygun (veya bana göre ona uydurularak) açıldı. Bunu isteyen halkın maksadı devlet ile ters düşmeden din öğretimi imkanı elde etmek idi. Artık bu ihtiyaç ortadan kalktı, genel öğretimin içine seçmeli din dersi kondu, din burada öğrenilecek, İmam Hatip okullarının bu manada misyonu sona erdi, yalnızca İmam ve Hatip yetiştirecek kadar ve bu keyfiyette meslek okulu açılır, ama bu okullar genel olarak din öğretimi okulu olmamalıdır…

Geçmişe ait misyon konusunda bazı tamamlayıcı bilgiler vereyim:

Katı laiklik döneminde uygulanan tevhîd-i tedrisat kanununun 4. Maddesi şöyledir: ‘Maârif Vekâleti yüksek diniyât mütehassısları yetiştirilmek üzere Dâr-ül-fünûnda bir İlâhiyât Fakültesi tesis ve imâmet ve hitâbet gibi hidemât-ı diniyenin ifâsı vazifesiyle mükellef memûrların yetişmesi için de ayrı mektepler küşâd edecektir.’

Bu madde gereğince 1949 yılında Ankara’da İlahiyat Fakültesi ve onlarca yerde İmam ve Hatip yetiştirmek üzere iki yıllık kurslar açıldı. 1951-52 ders yılında Demokrat Parti iktidarında açılan İmam Hatip okulları ise yedi yıllık orta öğretim seviyesinde bir okul olup tevhid-i tedrisat kanununa uygun değildir. Bu okulların ilk öğrencilerinden bir olduğum ve okula girdiğimde gerçek yaşım da 18 olduğu için sağlam bilgilerim var. Buna göre bu okulları isteyen büyük halk kitlesinin isteği yalnızca din eğitim ve öğretimi değildi, ülkenin okumuş yazmış, bürokrat, yönetici, siyasetçi kesiminin de din eğitimi ve öğretimi almış, kendi dilinden konuşan ve kendi kültüründen olan kimseler olmasını istiyorlardı. İlktidarlar buna bir süre direndiler (İmam Hatip mezunlarına yüksek öğrenim imkanı tanımadılar), ama halkın iradesi bunu da aştı ve bu okullar ‘hem mesleğe hem de yüksek öğrenime öğrenci hazırlayan okullar’ oldu. Şu halde bu okulların misyonu şudur: Öğrenci normal lise derslerini de alır, imam ve hatip olacak kadar din eğitim ve öğretimi de alır; mezun olunca dilerse İlahiyat’a giderek veya mesleğe girerek o yolda ilerler, dilerse başka alanlarda yüksek öğrenim görür ve hayatını o alanlarda devam ettirir. Bu misyon sona ermemiştir ve ermez.

İmam Hatip okullarının ‘laik devletin elinde, onun amaçlarını gerçekleştirmenin veya istismarın aleti’ olduğu iddiası da tutarlı değildir. Devlet bunu istemiş, siyasiler veya başkaları istismara yetltenmiş olabilir. Ama gerçekleşen ne olmuştur?

Değerli olan bir şey istismar edilebilir, yapılacak olan değerliyi yok etmek değil, istismarı engellemek veya buna aldırmadan yoluna devam etmektir.

‘Devletin amaçlarına alet olma’ya gelince bu da asla tahakkuk etmemiştir. İmam Hatip mezunlarından olup din hizmetinde olanlar laik devletin istediği dini değil, sahih ve tam İslam’ı anlatmışlar ve onun hayata geçmesi için gayret içinde olmuşlardır. Bazı çatlak ve camiayı temsilden uzak sesler dışarıda tutulursa İmam Hatip neslinin tensil ettiği İslam ‘Ehl-i sünnet ve cemaat’ İslam’ıdır, sahih ve tam İslam’dır.

Din hizmeti dışında iş ve vazifede olan İmam Hatipliler de radikal laik, kemalist ve vesayetçi devlet temsiline karşı çıkmışlar, ülkenin normalleşmesine doğru atılan en önemli adımlar onların iktidarında gerçekleşmiştir.

Gelelim din eğitimine.

(Gelecek yazıda)

Hayrettin Karaman

Yeni Şafak