Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Irmıya Aleyhisselâm

 

Buhtunnassar Beytülmakdis’te:    Başa
Dön

 

Kısa bir müddet sonra[119],
Buhtunnassar; çekirge sürüsünden daha çok olan altıyüzbin bayraklı[120]
askerleri ile gelip Beytülmakdis çevresine kondu[121].

Sonra, Beytülmakdis halkını kuşattı[122].
İsrailoğulları, onlardan son derecede korktular. [123]

Kuşatma uzayınca, Buhtunnassar’ın
hükmüne boyun eğerek kapıları açtılar, sokakları tenhalaştırdılar.

İsrailoğulları hakkında câhiliye
hükmüne göre: Zorba yakalayışı ile yakalanma­larına hüküm verilip onlardan,

Üçte biri, öldürüldü! Üçte biri,
esir edildi!

Kötürümler, çok yaşlı erkekler ve
kadınlar, geri bırakıldıktan sonra, süvarilere çiğnettirildi!

Çocuklar, sürülüp götürüldü!

Kadınlar, çarşılarda, çıplak
durduruldu! [124]

Buhtunnassar, Beytülmakdis’te
ayakta dikili ev bırakmadı!

Beytülmakdis Mescidini tahrip etti!

Mescid’in içinde bulunan bütün altın,
gümüş ve cevherleri,

Süleyman Aleyhisselâm’ın Kürsüsünü[125],

Heykelde ve depolarda bulunan bütün
malları,

Süleyman Aleyhisselâm’ın, Mescid
için yaptırmış olduğu bütün kabları ka­çakları,… ganimet olarak aldı.

Yıktığı Kudüs’te, fakirler ve
zayıflardan başka bir şey bırakmadı[126].

Tevratı ve Peygamberlere aid olup
heykelde saklanan bir çok kitapları, bir ku­yuya attırdı ve üzerinde ateş
yaktırdı[127].

Şehir, yıkıldıktan sonra[128],
Buhtunnassar; askerlerinin her birine, kalkanları­nı toprakla doldurup şehrin
harabesi üzerine atmalarını emretti. Askerler emri ye­rine getirdiler. Şehri,
toprakla doldurdular.

Buhtunnassar, şehrin bütün halkını
bir araya toplattı. İsrailoğullarının aralarından büyük küçük yüz bin çocuk
seçti.

Alınan ganimetleri, askerleri
arasında bölüştürmek isteyince, yanındaki hüküm­darlar:

“Biz hissemize düşeni sana
bırakıyoruz.

Sen İsrailoğullarından seçtiğin şu
çocukları bizim aramızda bölüştür” dediler.

Buhtunnassar öyle yaptı.

Her birine dörder çocuk düştü.

Oanyal, Hananya, Azarya ve Mişayel
de bölüştürülen çocuklar arasında bulu-nuyordu[129].

Çocuklardan;

Yedibini Dâvûd Aleyhisselâm’ın ev
halkından,

Onbirbini, Yûsuf b.Yâkub
Aleyhisselâm ve kardeşi Bünyamin’e mensup aile­lerden,

Sekizbini, Âşer b.Yâkub
Aleyhisselâm ailesinden[130],

Ondörtbini, Zebulun b.Yâkub
Aleyhisselâm ailesinden[131],
Dörtbini, Rubil ve Levi b.Yâkub Aleyhisselâm ailelerinden[132],
Dörtbini, Yehûda b.Yâkub Aleyhisselâm ailesinden[133],
Ondörtbini, Dan b.Yâkub Aleyhisselâm ailesindendi[134].
Geri kalanları da, İsrailoğullarının başka ailelerindendi[135].
Buhtunnassar, bu çocuklardan yetmişbinini Bâbil’e götürdü. İsrailoğullarından
aldığı esirleri, üçe bölerek bir kısmını, Şam’da yerleştirdi. Bir kısmını esir
olarak tuttu. Üçte birini de öldürdü[136].

Buhtunnassar’ın öldürdüğü esirler
arasında, İsrailoğullarının Tevrat okuyanla­rından ve bilginlerinden kırkbin
kişi bulunuyordu.

Uzeyr Aleyhisselâm’ın babası ve
dedesi de öldürülenler arasında idi[137].
Buhtunnassar, Beytülmakdis’te ele geçirdiği tabak ve çanakları, Bâbil’e
götürdü.

Yüce Allah’ın, İsrailoğullarına
gönderdiği bu musîbet; onların kötü işlerinden, bid’atlar ihdas etmelerinden ve
zulümlerinden ileri gelmişti[138].

Bu gerçek, Kur’ân-ı kerimde şöyle
açıklanır: “Biz, Kitapta, İsrailoğullarına şu haberi verdik:

Siz, Arz(ı Mukaddes)da, muhakkak
iki defa fesad çıkaracak ve muhakkak (ba­na karşı) çok büyük bir serkeşlik
yapıp kabaracaksınız!

İşte, o ikiden birinci(fesadlarının
Ceza) vâde(si) gelince, (muharebede) çok çe­tin bir kuvvete malik olan
kullarımızı, üzerinize musallat kıldık da, onlar evlerin ara­larına kadar girip
(sizi) araştırdılar.

(Bu), yerine getirilmiş bir va’d
idi.

Sonra, bunlara karşı, size tekrar
devlet ve galebe verdik.

Mallarla, oğullarla, sizin
imdadınıza yetiştik.

Cemiyetinizi de, (olduğunuzdan)
daha fazla çoğalttık.

Eğer iyilik ederseniz, o iyiliği,
kendinize etmiş olursunuz.

Eğer, kötülük ederseniz (o kötülüğü
de, yine kendinize etmiş olursunuz)

Artık, diğer (cezanın) va’de(si)
gelince, yüzlerinizi, kötülesinler, Mescid(iniz)e gir(ip tahrip et)sinler,
galebe ve istilâ ettiklerini, mahvettikçe, etsinler diye (başınıza, yi­ne
düşmanları, musallat ettik)

(Tevbe ederseniz) Rabbinizin, sizi
esirgeyeceğini, umabilirsiniz. (Fakat, tekrar fesada) dönerseniz, biz de (sizi
cezalandırmağa) döneriz. Biz: Cehennemi, kâfirlere bir zindan yaptık[139].

 

Buhtunnassar’ın İrmiya
Aleyhisselâm’ı Zindandan Çıkarışı:
    Başa Dön

 

Buhtunnassar, İsrailoğullarının
zindanında İrmiya Aleyhisselâm’ı bulunca, ona: “Sen burada ne
arıyorsun?” diye sormuştu.

Allah’ın, onu, kavmine başlarına
gelecek felaketleri anlatıp korkutsun diye Pey­gamber olarak gönderdiği,
kavminin ise, onu yalanladıkları ve zindana attıkları haber verildi.

Buhtunnassar:

“Rab’larının Resulüne âsî olan
bir kavim, ne kötü bir kavimdir!” dedi[140].

İrmiyâ Aleyhisselâm’ın, zindandan
çıkarılmasını emretti.

Zindandan çıkınca, ona:

“Sen, şu kavmi, başlarına
gelecek felaketle korkuttun mu?’ diye sordu.

İrmiya Aleyhisselâm:

“Evet! [141]

Çünki, ben böyle olacağını
biliyordum.

Allah beni onlara gönderdi.

Fakat onlar beni
yalanladılar!” dedi.

Buhtunnassar:

“Onlar demek seni
yalanladılar, dövdüler ve zindana koydular?!” dedi. İrmiya Aleyhisselâm:
“Evet!” dedi[142].
Buhtunnassar:

“Peygamberlerini yalanlayan,
Rab’larının Elçiliğini yalanlayan bir kavim, ne kötü bir kavmdir!

Sen benim yanıma gelir misin?

Ben sana ikram ve ihsanda
bulunurum.

İstersen, ülkende otur, sana Emân
vermişimdir!” dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

“Ben, şimdiye kadar, Allah’ın
emânından ayrılmadım ve hiçbir saat da, O’nun emânından çıkmam!

İsrailoğulları bile O’nun emânından
çıkmazlar.

Onlar, ne senden, ne de senden
başkasından korkmazlar.

Senin, onların üzerinde bir baskın
olmaz!” dedi.

Buhtunnassar, İrmiya
Aleyhisselâm’dan bu sözleri işitince onu kendi haline b.rakt. [143].

Kendisine ihsanlarda bulundu.

İsrailoğullarının zaif takımları,
İrmiya Aleyhisselâm’ın yanında toplandılar:

“Biz günahkâr olduk.
Zulmettik.

Biz, yapmış olduğumuz şeylerden
dolayı Allah’a tevbe ediyoruz.

Sen bizim tevbemizi kabul etmesi
için, Allah’a dua et!” dediler.

İrmiya Aleyhisselâm, Rabb’ine dua
edince, Yüce Allah:

“Onlar, söylediklerini yapıcı
değillerdir.

Eğer, sözlerinde sâdık iseler,
seninle birlikte, şu beldede otursunlar!” buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm, Allah’ın
emrini onlara haber verdiği zaman:

“Biz; Allah’ın ahalisine gazab
ettiği harap bir beldede nasıl otururuz?” dedi­ler, oturmaktan kaçındılar[144].

O zaman, İsrailoğulları beldelere
dağıldılar;

Onlardan bazıları Hicaz’da Yesrib’e
(Medineye),

Bazıları Vadilkura’ya ve daha başka
yerlere indi[145].

Onlardan az bir cemâat da Mısır’a
gittiler[146].
Mısır Kralı’na iltica ettiler[147].

İrmiya Aleyhisselâm da, Mısır’a
gitti[148].

Buhtunnassar, Mısır Kralı’na yazı
yazarak:

“Kölelerim, benim yanımdan,
senin yanına kaçtılar.

Onları, hemen bana geri gönder!

Göndermezsen, seninle çarpışır
beldelerini süvarilere çiğnetirim!” dedi.

Mısır Kralı da Buhtunnassar’a:

“Onlar senin kölelerin değil,
hürdürler, hürlerin oğullarıdırlar” diye cevap verdi[149].

Bunun üzerine, Buhtunnassar, Mısır
Kralının üzerine yürüdü.

Çarpıştılar.

Buhtunnassar, onu mağlup ve esir
edip[150]
öldürdü.

Mısırlıları esir etti.

Sonra Mağrib diyarına yürüdü.
Ülkenin, en uzak köşelerine kadar ilerledikten sonra dönüp Mısır, Kudüs,
Filistin ve Ürdün halkından aldığı bir çok esirlerle birlikte Babil’e döndü ki,
esirler arasında Danyal Aleyhisselâm’la[151]
ondan başka Pey­gamberler de bulunuyordu[152]‘.

İrmiya Aleyhisselâm o zaman
Mısır’da kaldı[153].

İrmiya Aleyhisseiâm; Mısır
toprağında oturup küçük bir bahçe edinmişti.

Oraya, sebze eker, onunla
geçinirdi.

Yüce Allah ona:

“Küfür toprağında oturmakta,
ekip dikmekte, senin için sıkıntı ve uğraşı vardır.

İsrailoğulları hakkındaki gazabımı
bilmene rağmen, yer seni nasıl sığdırıyor veya taşıyor?!

İlya(Beytülmakdis) ve onun halkı
hakkında vermiş ve uygulamış olduğum o hü­küm, seni tasalandırsın!

Bu zaman; mâmur yer zamanı değil,
fakat yıkık yer zamanıdır! Öyle ise, hemen şu bahçeciğine varıp dayan, onun duvarlarını
yık! Sebzesini yok et! Su ırmağını batır ve İlya’ya kavuş!

Kitabım oranın Ecelini tebliğ
edinceye kadar İlya senin belden olsun!” diye vahy[154]
ve geri dönmesini emretti[155].

O zaman mahsul zamanı idi.

İrmiya Aleyhisselâm, içinde üzüm ve
incir bulunan azık sepetini aldı. Yeni bir su tulumu edinip içine su doldurdu.

Merkebini bağlamak için yeni bir ip
büktü.

Korkulu bir halde, hemen merkebine
binip İlya (Beytülmakdis) yolunu tuttu[156].

İrmiya Aleyhisselâm; merkebinin
üzerinde olduğu, sahtiyandan dikilmiş su tu­lumunun içinde üzüm suyu, sepetinde
de incir bulunduğu halde[157]
gelip Bey-tülmakdis’in üzerinde durdu[158].

Şehri, tavsif edilemeyecek şekilde,
son derecede[159]
harap bir halde görün­ce[160],
kendi kendine: “Sübhânallâh!

Allah, bana bu beldeye inmemi
emretti. Orayı imar buyuracağını da haber verdi. Acaba burayı ne zaman imar
edecek? [161]. Allah burasını ölümünden
sonra acaba nasıl diriltecek?” dedi’[162].
Sonra merkebini yeni iple bağladı.

Yüce Allah o sırada İrmiya
Aleyhisselâm’a, bir uyku verdi’[163]. O
da, başını yere koyup uyudu’[164].
Uyuduğu zaman, kendisinin ruhu kabzolundu[165].
Yüce Allah, onu, yüz yıl ölü bir halde bıraktı[166].
Onun merkebini de onunla birlikte öldürdü. Fakat Yüce Allah onu gözlere
göstermedi[167].
Hiçbir kimse onu göremedi[168].

 

Beytülmakdis’in İmar Edilişi:    Başa
Dön

 

Rivayete göre: Buhtunnassar’la onun
daha üstü olan büyük kral Lührasb öl­dükten sonra, yerine Beştasb b.Lührasb
geçmişti.

Beştasb; Şam ülkesinin harap bir
halde olduğunu[169],
Filistin toprağında vahşî, yırtıcı hayvanların çoğaldığını[170]
ve orada, insanlardan hiç bir kimse kalmadığı­nı işitince;

“Babil toprağında bulunan
İsrailoğullarından Şam’a dönmek isteyen kimseler dönsün!” diye nida
ettirmiş, Dâvûd oğulları Hanedanından bir Zâtı da onların üze­rine kral yaparak
kendisine:

Beytülmakdis’i imar etmesini[171]
ve Beytülmakdis Mescid’ini yapmasını em-retmişti[172].

Diğer rivayete göre:
Beytülmakdis’in imarı, İran Hükümdarı Behmen tarafın­dan, Babil Valiliğine
tayin edilen Ahşu Yereş ve oğlu Kireş zamanında idi.

Behmen ona yazı yazarak:
İsrailoğullarına yumuşak davranmasını,

Kendilerinin istedikleri yerlere
gönderilmelerine, memleketlerine dönmelerine müsaade edilmesini,

Seçecekleri kimseyi başlarına
koymasını, emretmişti[173].
Kendisi, Tevratı öğrenmiş ve İsrailoğullarının dinine girmişti’[174].

Danyal Aleyhisselâm’la Hananya,
Mişayil ve Azerya, Beytülmakdis’e gitmek için Ahşu Yereş’ten izin istemiş
idiyseler de, kendisi izin vermeğe ya­naşmamış[175]:

‘Benim yanımda sizin gibi bin
Peygamber bulunsa, ben sağ oldukça onlardan bir tanesini bile yanımdan
ayırmam!” demiş’[176],
Danyal Aleyhisselâmı, devletin kadılık işleri ile birlikte kendisinin her işini
yürütmeğe de memur etmişti.

Hatta Buhtunnassar’ın
Beytülmakdisten aldığı hazinelerde saklanan her şe­yin çıkarılıp Beytülmakdis’e
iade edilmesini ve Beytülmakdis’in, onunla yeniden yapılmasını da ona emretmiş
ve yapılmıştı[177].

İlgili Makaleler