Peygamberler Tarihi Sabuni

Hz. Mûsâ (A.S)

201 kez okundu

 

Firavunun Sapıklıkta Sonuna Kadar Devam Etmesi:

 

Firavun, Hz. Mûsâ
(a.s)’ın doğruluğunu gösteren ve galip getirici mucizeler ile kesin delilleri
görmüştü. Fakat Firavun, Hz. Mûsâ Kelimullah (a.s) ‘in getirdiği apaçık
mucizelerden yüz çevirerek küfründe sonuna kadar devam etti ve inadında ısrar
etti.

Devletin üst düzey
yöneticileri, Firavunu; Hz. Mûsâ (a.s)’ı ve onun kavmini serbest bıraktığı
takdirde ülkede bozgunculuk çıkaracaklarını söyleyerek Firavunun bu hareketini
kınayarak onu, Hz. Mûsâ (a.s) ve onunla birlikte iman edenlere karşı kış­kırttılar.
Bunun üzerine Firavun perişanlıktan, yenilgiden ve otoritesizlikten kurtulup
Hz. Mûsâ (a.s) ve onunla birlikte i-nıan edenlere karşı üstün gelmek için
devletin üst düzey yöne­ticilerine; Hz. Mûsâ (a.s)’m kavminin erkeklerini
öldürmeye ve kadınlarını hizmetçi olarak kullanmak için sağ bırakmaya dair
onlara söz vermek suretiyle onların bu konudaki zihnini ve kalbini teskin etti.

Daha sonra Firavun,
kavminin ileri gelenlerine vermiş ol­duğu sözü yerine getirmek için pratiğe
dökmeye başlayınca, İsrailoğulları, kendilerini kuşatan Firavunun zulmünü,
eziyeti­ni, zorbalığını şikayet etmek suretiyle bunlara tahammül göste­remediler.
Hz. Mûsâ (a.s) ise onlara, Firavunun bu yaptıklarına karşı sabretmelerini tavsiye
etti ve onlara bu şekilde devam ettikleri takdirde güzel bir sonuca
ulaşacaklarını vaat etti.

Nitekim Yüce Allah, bu
konuyu şöyle anlatmaktadır:

“Firavunun
kavminden Heri gelenleri, (Firavuna:) ‘Mû­sâ ‘yi ve kavmini yeryüzünde
(üstünlük sağlamak ve halkının dinini değiştirmek suretiyle Mısır
topraklarında) bozgunculuk çıkartsınlar ve ilahlarını (ilah durumunda olan seni
ve üstelik senin tapmakta olduğun ilahlarını) terk etsinler diye mi serbest
bırakıyorsun?’ dediler. (Bunun üzerine Firavun, ileri gelenle­rine cevap vermek
üzere:) ‘Onların erkek çocuklarını öldürte-cek ve kadınlarını (lıizmetçi olarak
kullanmak için) sağ bıra­kacağız. (Böyle yapmakla kendilerinin önceden de
olduğu gibi, halen elimizin altında zillet içinde yaşayacaklarını bilsinler
dive) elbette biz, onların üzerinde kahredici bir güce sahibiz dedi.[70]

 

Firavun Hanedanının, ‘Dokuz Mucize’ ile İmtihan Edilmesi:

 

Firavun zulüm yapmak
suretiyle insanlara üstünlük kurma fikri kaplayıp Allah’a karşı azgınlaşmada,
Hz, Mûsâ (a.s)’ı yalanlamada ve İsrail oğullarına eziyet etmede sonuna kadar
devam etti. Yüce Allah’ta, Hz. Mûsâ (a.s)’a; Firavun ile hane­danının,
İsrailoğullarını serbest bırakmayı engellemelerine ve onları yalanlamalarına
ceza olarak yakında onların üzerine şiddetli bir azabın geleceğini bildirmesini
emretti… Onların üzerine azab gelince, Hz. Mûsâ (a.s)’a Rabbinden;
kendilerinin üzerine gelen azabı kaldırmasını istemek üzere ona geldiler.

Hz. Mûsâ (a.s)’da,
onlara; iman etmek ve kendisine tabi olanlara eziyet etmemeleri şartıyla Rabbinden
kendilerinin ü-zerine gelen azabın kaldırılmasını isteyeceğini söyledi. Onlar­da,
Hz. Mûsâ(as)’a iman-edeceklerine ve kendisine tabi olan müminlere eziyet
etmeyeceklerini dair söz verdiler.[71]

Bunun üzerine Allah,
indirdiği azabı onlardan kaldırdığın­da onlar, tekrar eski azgınlıklarına dönüp
Hz. Mûsâ (a.s)’a verdikleri sözlerinde durmadılar ve Allah’a karşı isyan
ettiler. Onların, sözlerinde durmamalafından ötürü Allah onların üze­rine
çeşitli musibetler ve belâlar gönderdi.

Bu bela ve
musibetlerin hepsi de, onların, akılları başlarına gelsin ve Hakka dönsünler
diye Allah tarafından bir korkutma ve ikaz mahiyetindeydi.

Yüce Allah’ın, Firavun
hanedanının üzerine gönderdiği bu mucizevi azaplar dokuz tane olup onlar
şunlardır:

1. Kıtlık ve Kuraklık: Bu; Kur’ân-ı Kerîm’de “seneler” şeklinde
ifade edilmiştir. Ayette geçen “seneler” tabirinden maksat ise,
Firavunun hanedanına isabet eden kuraklık senele­ridir. Böylece Firavunun
hanedanı, bu seneler içerisinde ekin­lerden kâr ile gelir alamıyorlar ve ko
yunlarından da süt elde edemiyorlardı.

2. Mahsullerin Azalması: Bu; musibetler, afetler, salgın­lar ve hastalıklar
sebebiyle ağaçlarında mahsullerin azalması şeklinde meydana gelmiştir.

3. Tufan: Bu
da; ekinleri ve meyveleri telef eden yağmur­ların çoğalması şeklinde meydana
gelmiştir.

Bu rivayet, Abdullah
ibn Abbas’tan rivayet edilmiştir. Bu rivayete göre ise, bu bela; Nü nehrinin,
onların üzerine taşması şeklinde vuku bulmuştur.

4.  Çekirgeler: Yüce Allah, bunları; görülmemiş bir şekil­de Firavun
hanedanını üzerine göndermiştir.

Bu çekirgeler,
yeşillikleri biçip talan ediyor ve kalabalık olmalarından dolayı da güneş
ışığının yere değmesini dahi engelliyorlardı. Onlar, geriye ne bir ekin ve ne
de bir meyve bırakıyorlardı.

5. Küçük Kene:
Bu da; hububatları bozan güvedir. Bir ri­vayete göre ise; bu, herkes tarafından
bilinmekte olan bir ke­nedir. Başka bir rivayette ise; bu, Firavun hanedanının
yattığı yerleri altını üstüne getiren ve onların kapalı evleri ile yaşama­larına
imkan vermeyen sivri sinektir.[72]

6.  Kurbağa: Bu herkesçe bilinmekte olan kurbağadır. Bu
kurbağalar, onların yanında öyle çoğaldı ki, onların yaşamları­nı bulandırmaya
başladı. Çünkü bu kurbağalar; onların yemek­lerinin ve su kaplarının içerisine
düşüyor, onların sergilerinin ve elbiselerinin üzerine sıçrıyordu. Hatta
onlardan birisi bir Şey yemek veya içmek için ağzını açacak olursa, çevredeki
kurbağalardan biri gelip ağzına atlıyordu.

7. Kan: Bu
da; apaçık mucizelerden biridir. Çünkü içtikle­ri sular onlar için kana
dönüşüyordu. Bundan dolayı kuyudan, nehirden ve her nereden içmek için biraz su
aldıklarında o su­yun, hemen o anda taze bir kana dönüştüğünü görüyorlardı.
Fakat bundan hiçbir  şey tamamıyla İsrail
oğullarına zarar vermiyordu.

8. Asa:
Asanın, koşan şekildeki yılana (veya ejderhaya) dönüştüğüne dair Hz. Mûsâ
(a.s)’ın mucizelerinden birisi olan bu mucize, daha önce (iki defa) geçmişti.

9. El: Hz.
Mûsâ (a.s), elini koynuna koyduğunda elini bembeyaz olarak çıkarmaktaydı.

Nitekim Yüce Allah, bu
mucizeler hakkında şöyle bilgi vermektedir:

“Andolsun ki Biz,
Mûsâ ‘mn (peygamberliğine ve kendisini Firavuna gönderen Yüce Allah’tan
getirmiş olduğu haberlerin doğruluğuna delil olacak) ‘dokuz tane’ apaçık mucize
verdik (Bundan dolayı Ey Muhammedi Mûsâ ‘mn onlara geldiği za­man hakkında)
İsrail oğullarına sor (u sor). Hani onlara, Mû­sâ gelmişti de (bütün bu
mucizelere ve bunları gözleriyle gör­mesine rağmen) Firavun, Musa’ya: ‘Ey Mûsâ!
Doğrusu ben, seni büyülenmiş zannediyorum’ demişti. Musa’da: ‘Andolsun ki (Ey
Firavun!) Sende bu mucizeleri apaçık deliller olarak göklerin ve yerin
Rabbinden başkasının indirmemiş olduğunu elbette biliyorsun. (Fakat inat
etmektesin. Bu bakımdan) doğ­rusu Ey Firavun! Bende senin helak olacağını
sanıyorum’ dedi.[73]

Yine Yüce Allah bu
konuyla ilgili olarak şöyle buyurmak­tadır:

“Andolsun ki Biz,
Firavun hanedanını düşünüp ibret al­maları için “yıllarca kuraklık”
ve “mahsullerin azalmasıyla” cezalandırdık Onlara (sağlık ve bolluk
şeklinde) bir iyilik gel­diğinde, bu (bolluk bizim sayemizde geldiği için bu
bolluk), bizim hakkımızdır’ dediler. Eğer onlara (kıtlık, kuraklık, hasta­lık
şeklinde) bir fenalık gelirse, (bunları,) Mûsâ ile beraberin­deki (mümin)lerin
uğursuzluğu (olarak) kabul ederlerdi. İyi bilin ki onların uğursuzluğu ancak
Allah katındandır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Onlar: ‘Bizi onunla
büyülemek için ne kadar mucize gös-terirsen göster biz sana inanacak değiliz
dediler. Bunun üzeri­ne Biz de ayrı ayrı mucizeler olmak üzere onlara
“tufan”, “çekirge”, “küçük kene”,
“kurbağalar” ve “kan” gönderdik. Yine de (Musa’ya iman
etmeyerek) büyüklük tasladılar. (Kü­fürleri, isyanları Allah ‘a, resulüne ve
müminlere eziyet verme­leri sebebiyle) onlar, günahkar bir topluluk idiler’[74]

Burada kastedilen;
Yüce Allah’ın Firavun hanedanının ü-zerine çabucak gelebilecek olan dünyevi
azaplardan bir çoğu­nu çeşitli şekillerde göndermesidir. Bundan dolayı da Yüce
Allah onların üzerine ayrı ayrı azaplar olarak, tufanı, çekirge­leri, küçük
keneyi, kurbağalan, kanı vb şeyleri göndermiştir.

Firavun hanedanı ne
zaman ki bir azabı gördüklerinde üz­gün ve pişman olduklarım açıklamak üzere
kendilerinin üzeri­ne gelen azabı ve cezayı kaldırmak için Rabbine dua etmesini
istemek üzere Hz. Mûsâ (a.s)’a geliyorlardı. Hz. Mûsâ (a.s)’da onlara iman
etmeleri şartıyla Allah’a dua edeceğini söylüyordu. Onlarda kendilerine teklif
edilen bu şartı kabul ediyorlardı. Bunun üzerine Hz. Mûsâ (a.s)’da Allah’a dua
edi­yordu. Hz. Mûsâ (a.s)’ın duası üzerine o azab, onlardan kaldı­rıldığı zaman
onlar daha önceden üzerinde oldukları küfür ve şirke tekrar dönüyorlardı. Bu
durum, Firavun ve onun askerle­rinden hiçbir kimsenin kurtulamadığı büyük azab
gelinceye kadar devam etti. Bu büyük azab ise Firavun ve onun askerle­rinin
denizde boğulması olayıdır.

Nitekim Yüce Allah, bu
büyük azabı şöyle anlatmaktadır:

“Onlar, (Allah’ın
dininden çıkan) fasık bir kavim idi. (On­lar, günah işlemekte ve Musa’ya
verdikleri sözlerinde durma­dıklarından dolayı) Bizi öfkelendirince onlardan
intikam aldık. Bundan dolayı onların hepsini suda boğduk. Üstelik onları
sonradan gelecek olanlara geçmiş bir örnek ve ibret kıldık. “[75]

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.