Hz. Mûsâ (A.S)
Hz. Mûsâ (a.s) ile Sihirbazlar, Firavunun Huzurunda:
Hz. Mûsâ (a.s),
Rabbinin asaletini Firavuna anlatmaya devam ediyor. Firavun ise onu, hapiste
cezalandırma ve kovma gibi tehditlerde ve vaatlerde bulunuyordu. Hz. Mûsâ (a.s)
ise ona:
– “Biz sana apaçık delillerle gelen
kimseleriz” dedi. Firavun ise:
– “Senin yanındaki
de nedir?” diye sordu.
Hz. Mûsâ (a.s)’da
yanında bulunan asayı yere attığında asa büyük bir ejderha oluvermişti. Elini
de koynuna koyup çıkardığında ise eli, güneşin parlamakta olan ışığından bir
parçası gibi olmuştu.[57]
Firavun, Hz. Mûsâ (a.s)’m göstermiş olduğu bu mucizeler karşısında şaşkınlığa
uğrayıp hemen üst düzey devlet yöneticilerini çağırdı ve onlarla Hz. Mûsâ
(a.s)’m durumunu istişare etti. Onlar, Firavuna, Hz. Mûsâ (a.s)’ın getirdiği
mucizeleri boşa çıkarabilmek için sihirbazlarının ona karşı toplanmaları
gerektiğini söylediler.[58]
Çünkü onlar böyle söy-iemekte, Hz. Mûsâ (a.s)’ı normal sihirbazlardan biri
olduğunu zannetmişlerdi.
Bir müddet sonra
sihirbazlar Firavunun huzurunda toplandılar. Firavun onlardan, “Musa’nın
sihrine karşı bütün güç ve kuvvetlerini toplamalarını ve hedeflerini
birleştirrmelerini” istedi. Eğer bunu başarırlarsa kendilerini, “mal
ve makam ile mükafatlandıracağını” ve Musa’yı yendiklerinde ise onları,
“kendisine yakın kimselerden yapacağına” dair söz verdi.[59]
Daha sonra her iki
taraf, önemli bir günde[60]
şehrin geniş bir yerin de halkın huzurunda bir araya geldiler.[61]
Sonuç ise; sihirbazlar
sayı bakımından çoğunlukta[62] olduklarından
dolayı onlar, Hz. Mûsâ (a.s)’dan yanında bulundurduğunu yere atmasını
istediler. Hz. Mûsâ (a.s)’da, onlara, kendilerine saygıdan dolayı ve onları
yeneceğine inandığından kendilerinin yanlarında bulundurduklarını yere atmasını
istedi.
Nitekim Yüce Allah,
Hz. Mûsâ (a.s) ile sihirbazlar arasında geçen olayı şöyle anlatmaktadır:
“Sihirbazlar: ‘Ey
Mûsâ! Sen mi (asanı) atacaksın yoksa (yanımızdakileri) atanlar biz mi olalım?’
dediler. Musa’da: ‘(ilk önce) siz atın!’ dedi. (Bunun üzerine sihirbazlar,
yanlarında bulundurdukları ipleri yere) atınca (attıkları ipleri çeşitli hile
ve göz bağcılık yaparak) halhn gözlerini büyülediler, (yaptıkları hileler ile)
onlara korku saldılar ve büyük bir sihir getirdiler.
Biz de, Musa’ya:
‘Asanı (yere) bırak’ diye vahyettih. Bir de (sihirbazlar ile halk) ne
görsünler! (Yere atılan asa,) onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
Böylece hak yerini buldu ve sihirbazların yaptıkları şeylerde boşa
gitti….”[63]
Sihirbazlar,
yanlarında bulundurdukları iplerini ve değneklerini yere attılar. Sihirbazlar,
çeşitli hile ve gözbağcılık ile yere attıklarını yılan haline dönderdiklerinden
dolayı; ‘Firavun hakkı için, şüphesiz biz (Mûsâ ‘ya karşı) mutlaka üstün geleceğiz’
dediler.”[64]
Hz. Mûsâ (a.s),
sihirbazların yere attıkları iplerin ve değneklerin sanki koşan yılanlar gibi
vadiyi dolduran ve birbiri üzerine binen dağlar gibi gösterildiğini gördüğünde
onların, bu yaptıklarına karşılık içine bir korku düşmüş ve dehşete kapılmıştı.
Fakat Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)’a, önünde yükselip kalkmakta ve hareket
etmekte olanların hepsi karşısında sükunete erdirdi ve ona korkmamasını, çünkü
kendisinin onlara karşı zafer kazanacağına ve kendisine yardım edileceğine dair
vahiyde bulundu. Bundan dolayı Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)’a, yanında
bulundurduğu asasını yere atmasını emretti. Hz. Mûsâ (a.s)’da asasını yere
attığında, asa, büyük bir ejderha oluverip sihirbazların yalan ve dolandan
yapıp da yere attıkları yılanların vb. şeylerin hepsini yakalayıp yutuverdi.
Nitekim Yüce Allah,
Hz. Mûsâ (a.s)’m sihirbazlara karşı durumunu şöyle anlatmaktadır:
“(Sihirbazların
çeşitli hile ve gözbağcılıkları ile yaptıkları dalaverelerle yere attıkları
ipleri ve değnekleri koşan yılanlar gibi gördüğünde Mûsâ taşıdığı yapı
nedeniyle veya insanların bunlardan dolayı tereddüte kapılıp kendisine tabi
olamayacaklarından dolayı) içinde bir korku hissetti. (Musa’nın durumunu
gören Yüce Allah, ona:) ‘Ey Mûsâ! Onların bu yaptıklarından dolayı korkma!
Çünkü (bu mücadeleden) üstün çıkacak olan sensin sen. Sağ elinde bulunan (asayı
yere) at da onların (gerçeğe aykırı olarak) yaptıkları (bu gösteri ve
uydurmalarını) yutuversin. Çünkü onların bu yaptıkları sadece bir sihirbaz
hilesidir. Nerede olursa olsun sihirbaz asla başarı kazanamaz’ dedik.[65]
Tarihçilerin
kaydettiğine göre;[66] Hz.
Mûsâ (a.s) elinde bulunan asayı yere attığında, asa, uzun ve kaim bir boynu ile
insanı ürküten korkunç büyük bir yılan haline dönüvermişti. Öyle ki asanın bu
hale dönüştüğünü gören insanlar, ondan u-zaklaşmaya ve kaçmaya başlamışlardı.
Bu yılan, firavun ve halkın gözlerine doğru koşan yılanlar gibi görünen
sihirbazların iplerini ve değneklerini hızlı bir şekilde birer birer toplayıp
yutmaya başladı. Bu sebepledir ki insanlar, onun yaptığından etkilenerek korku
içerisinde, bozguna uğramış bir vaziyette, dehşet içerisinde ve zor bir durumda
kalmışlardı. Daha sonra Hz. Mûsâ (a.s), büyük bir yılan şekline dönüşen asasını
tekrar eline alınca, eskiden olduğu gibi -sihirbazların yılanlarını ve
değneklerini yutmuş olduğu halde- asa haline donuverdi. Hz. Mûsâ (a.s)’m
göstermiş olduğu bu mucizenin; büyü, göz boyama, hayal, yalan, iftira ve
sapıklık olmadığını iyiden iyiye anlamış olan sihirbazlar, bu mucizenin ancak
Yüce Allah tarafından yapılabilecek bir mucize olduğunu kabullenmişler ve Hz.
Mûsâ (a.s)’a inananların da ilki olmuşlardı. Çünkü Allah, kalplerindeki gaflet
perdesini aralamış ve kalplerini içinde yaratmış olduğu hidayet nuruyla
aydınlatmış ve kalplerinin katılığını gidermişti. Onlarda kalplerine yönelerek
huzurunda secdeye kapanmışlardı. İşte bu sihirbazlar, Firavunun düşmanı olan
Hz. Mûsâ (a.s)’a karşı zafer kazanmaları için ve galip gelmeleri için
getirttiği sihirbazlardı.
Sihirbazlar, Hz. Mûsâ
(a.s)’m göstermiş olduğu bu mucize karşısında iman edip Şanı Yüce Allah’ın
birliğini kabul etmişlerdir. Çünkü sihirbazlar, bu mucizenin; sihir,
gözbağcılık, yalan ve iftira olmadığını kesin ve net olarak anlamışlardı. Firavuna
karşı peygamberliğinin doğruluğuna bir delil olması için Hz. Mûsâ (a.s)’m
eliyle ortaya çıkan bu mucize, ancak galip gelen Allah’ın mucizelerinden bir
mucizeydi.
Sihirbazlar bu
mucizeyi gördüklerinde, bunu yapmaya insanın güç ye kudret yetiremeyeceğine
anlamışlardı. (Çünkü kendileri, sihri en ince noktalarına kadar bilen
kimselerdi.) İşte bu mucize, (insanlara garip ve) acayip gibi görünen şeyleri
yapan ancak ilahi bir güç ve kuvvetten kaynaklanmaktaydı. İşte sihirbazlar, bu
ilahi güç ve kuvvet karşısında yenilgiye uğradıklarından dolayı Allah’a
yönelerek huzurunda secdeye kapandılar ve: “Alemlerin ve Mûsâ ile
Harun’un Rabbine iman ettik” dediler.”(Şuam: 26/47-48)
Firavun, Hz. Mûsâ
(a.s)’ı aciz bırakamayıp aksine Hz. Mûsâ (a.s)’ın, kendisini aciz bıraktığının
farkına vardığından dolayı Hz. Mûsâ (a.s)’a karşı kaybettiği güç ve kuvvetinin
tekrar kendisine dönmesini sağlamak için ve yenilgisini örtbas etmek için
-daha önce hile ve düzenbaz kimseler olan- sihirbazlara: “Doğrusu Mûsâ
sizlere sihri (asıl) öğreten büyüğü-nüzdür. Andolsun ki (Musa’ya inandığınızdan
dolayı sizlerin) ellerini ve ayaklarınızı çaprazlama olarak keseceğim. Hurma
kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin (azabının)daha çetin ve daha devamlı
olduğunu yakında bileceksiniz.” (Tâhâ: 20/71)
Ayette de görüldüğü
üzere; Firavun, sihirbazları Allah’a iman ettiklerinden dolayı öldürmek, asmak
ve elleri ile ayaklarını çaprazlama olarak kesmek ve onları, Hz. Mûsâ (a.s)’m
kendilerine sihir öğretmek suretiyle onun emri altına girerek onu kendilerine
sihir öğretmek suretiyle onun emri altına girerek onu kendilerine lider
seçtikleri şeklinde ithamda bulundu.
Halbuki Firavun, Hz.
Mûsâ (a.s)’m daha önceden onları tanımadığını ve onlarla birlikte bir araya
gelmediğini yakîni bir bilgi ile biliyordu. Çünkü Hz. Mûsâ (a.s), bu olaydan
önce yaklaşık on sene Medyen halkı içerisinde kalmıştı. Bu sebeple Hz. Mûsâ
(a.s), nasıl olurda onlara sihri öğreten büyükleri (ve liderleri olur)?!
Üstelik Hz. Mûsâ (a.s), onları bir araya topla-nıadığı gibi onların bir
meydanda kendisine karşı toplandıklarını dahi bilmiyordu. Bilakis Firavun,
sihirbazları, Hz. Mûsâ (a.s)’ın davetini ve mucizesini boşa çıkarabilmek içki
onları ülkenin çeşitli yerlerinden çağırıp bir araya getirip onları Hz. Mûsâ
(a.s)’a karşı kışkırtmıştı. Sonunda ise Firavun mağlup olduğundan dolayı kendi
hatasını örtbas edip kapatabilmek için uğraşmaktaydı. Çünkü Firavun, Hakkın
karşısında hiçbir şeyin fayda sağlamayacağını bilmemekteydi.
Sihirbazlara gelince
ise onlar, iman üzere sebat ederek Firavunun ceza ve tehditlerine aldırış
etmediler. Üstelik onlar, cesurca ve imanlarının yardımıyla, Firavunun
zalimliğini ve zorbalığını, ona meydan okurcasına onun yüzüne karşı şöyle
söylediler: “(Ey Firavun!) Seni bize gelen apaçık delillere ve bizi
yaratana tercih edemeyiz. (Hakkımızda) ne hüküm vere-ceksen ver! Çünkü sen
ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. (Senin hükmün, dünyada geçerli
olabilir. Daha önceden işlemiş olduğumuz) hatalarımızı (günahlarımızı) ve
(Allah’ın ayetine ve peygamberinin mucizesine karşı çıkmak için) bize; zorla
yaptırdığın sihri (n günahım) bağışlasın diye biz, Rabbimize iman ettik. Çünkü
Allah (bizim için senden veya ona itaat edenlere vereceği sevap ve ecirden)
daha hayırlı ve (kendisine isyan eden kimselere cezası da daha) devamlıdır.”[67]
Said b. Cübeyr, bu
sihirbazların durumu ile ilgili olarak şöyle der:
“Sihirbazlar (Hz.
Musa’nın göstermiş olduğu mucize karşısında Allah’a yönelerek onun huzurunda
yere kapanarak) secde ettikleri zaman, cennette kendileri için hazırlanmış olan
ve oraya varışlarını beklemekte olan süslü köşklerini ve saraylarını gördüler.
Bundan dolayı sihirbazlar, Firavunun tehdit ve cezalandırmalarına aldırış
etmediler. Bilakis hakkı, Firavunun yüzüne karşı söylediler.”[68]
Zalim Firavun, tehdit
ettiği şeyle onların ellerini ve ayaklarını çaprazlama keserek şehit etti.
Firavun onları, en kötü bir şekilde cezalandırmıştı. Fakat bununla birlikte
Firavunun tehdit ve korkutması, onları, Allah’a olan imanlarından vazgeçirmedi.
Sonuçta ise onlar,
şehitler ve iyi kullar olarak öldüler. Allah onların hepsinden razı olsun.
Abdullah ibn Abbas
(r.a), bu sihirbazlar hakkında şöyle der:
“Onlar, günün ilk
başlarında sihirbazdılar. Günün sonlarına doğru ise (Allah katında) iyi kullar
ve şehitler oldular.” [69]