Hz. Mûsâ (A.S)
Firavunun Hükümdarlık Müddeti:
Firavun, İsrailoğullan
içerisinde 400 seneden fazla yaşamıştı. Firavun, onları kötü işkencelere maruz
bırakıyor, onları zorla emri altına alarak en kötü ve değersiz işlerde hizmetçi
olarak iş gördürüyordu. Ayrıca onları, daha iyi emri altına almak için çeşitli
fırkalara da ayırmıştı.[17]
Onlardan bir fırka bina inşa etmede, bir fırka ziraatla uğraşmakta, bir fırka
insanın pislikleri temizleme yani bugünkü anlamda kanalizasyon işinde
çalışmakta ve çalışmaya ehil görülmeyenden de cizye alınmaktaydı.
Nitekim Yüce Allah,
Kur’an’da bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
“Size işkence
eden, kadınlarınızı (hizmetçi olarak kullanmak için) sağ bırakıp oğullarınızı
boğazlayan Firavun hanedanından sizi kurtarmıştık…”[18]
Her türlü şeyden
münezzeh Yüce Allah, Israiloğullarını, bu tağut ve zalimin şerrinden kurtarıp
ve onun zulüm ile tuğyanından İsrailoğullarmı çekip çıkararak feraha
kavuşturmak için onlara Hz. Mûsâ (a.s)’ı Peygamber olarak gönderdi.[19]
Hz. Musa (a. s)’m İsrail
oğullarına Peygamber olarak gönderilişi, hiç kuşkusuz onlara bir rahmet ve
onları, bu zalim zorbaci hükümdarın zulmünden kurtarmak içindi. [20]
Firavunun Rüyası:
Firavun, bu işi de
kontrol etmek için; onların arasından çeşitli temsilciler de seçti. Fakat
ebeler, Firavundan korktuklarından dolayı İsrail oğulları kadınlarından doğan
her erkek çocuğu hemen doğar doğmaz öldürmek suretiyle Firavunun emrini
yerine getiriyorlardı. Kız çocuklarına gelince ise onları erkek çocuklarının
aksine öldürnıeyip hizmetçi olarak kullanmak için ve onları zorla emirleri
altına almak için sağ bırakıyorlardı. İşte Yüce Allah’ın “Kadınlarınızı
sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan ” (Bakara:2/49) ayetinin anlamı
bundan dolayı idi. O vakitte doğan İsrail oğullarının erkek çocukları, işte
Firavunun emriyle böyle öldürülmekteydi. Böylece Firavun, o sırada doğan
çocukları öldürttüğü gibi ondan sonra da öldürt-me işine devam etti. Firavunun
adamları, İsrail oğulları içerisinde hamile olan kadınlara eziyet etmeye
başladılar. Öyle e-ziyet ediyorlardı ki, sonunda kadın, çocuğunu düşürüyordu. O
sırada İsrailoğulları içerisinde bulunan yaşlılar ve ihtiyarlar; erkek
çocuklarının öldürülmesi ve kadınların çeşitli işkencelere tabi tutulmasından
dolayı onlar arasında da ölümler hızlandı.
Bunun üzerine
Mısır’daki Kıptî liderler, İsraiîoğulları içerisinde doğan erkek çocuklarının
öldürülmesini ve ihtiyarlarında ölüp gittiğini görünce telaşa kapılarak hemen
Firavunun huzuruna çıkıp ona:
– “Sen, İsrail oğullarını küçük
çocuklarını Öldürüyorsun. Üstelik ölüm, onların içerisinde bulunan ihtiyarlar
ve yaşlılar arasında da meydana gelmeye başladı. Yakında bizim dışımızda
işleri yapacak hiçbir kimsenin kalmamasından ve bundan dolayı da bütün işlerin
bizim üzerimize kalmasından korkuyoruz. Sen, onların erkek çocuklarını sağ
biraksan iyi olacak” dediler.
Bunun üzerine Firavun,
adamlarına; İsrail oğullarının erkek çocuklarının hepsinin helak olmaması
için, doğan erkek çocuklarını, bir yıl öldürmelerini ve bir yılda sağ
bırakmalarını emretti.”[21]
Hz. Mûsâ (a.s) ile Hz. Hârûn (a.s), Ne Zaman Doğdular?
İsrail oğullarının
erkek çocuklarının öldürülmesiyle onlar üzerindeki işkencenin artmasından ötürü
Firavun, Kıptî liderlerin istekleri üzere, İsrail oğullarının doğan erkek
çocuklarını bir yıl öldürmelerini ve bir yıl ise sağ bırakmalarını emretmişti.
İşte Hz. Hârûn (a.s),
erkek çocuklarının öldürülmeyip sağ bırakıldığı yıl içerisinde doğmuştu.[22] Hz.
Mûsâ (a.s)’da, erkek çocuklarının öldürüldüğü yıl içerisinde doğmuştu.
Hz. Mûsâ (a.s)’ın
doğumuna gelince onun doğumu, daha önce geçtiği üzere, erkek çocuklarının
öldürüldüğü yıla rastlamıştı. Hz. Mûsâ (a.s)’m annesi doğum yapacağı zaman yaklaştığında,
Firavunun yapmış olduğu zulmü gördüğünden dolayı kederi ve tasası daha da
artmıştı. Bunun üzerine Yüce Allah, onun üzüntüsünü gidermek için ona, (ilham
vasıtasıyla) korkamamasmı ve üzülmemesini vahyetti. Çünkü doğacak o-lan bu
çocuğun durumu; büyük olacak, Allah onu Firavunun tuzağından koruyacak ve daha
sonrada onu peygamberlerinden kılacaktı. Böylece Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)?m
annesinin kalbine sükuneti attı ve ona oğlunun öldürülmesine dair bükerim
gelmediği müddetçe oğlunu emzirmesini, korku geldiğinde ise oğlu için odun ve
tahta parçalarından bir sandık yapmasını, daha sonrada oğlunu onun içine
koymasını ve onu Nil Nehrine bırakmasını ve bundan dolayı da üzülmemesi gerektiğini
ona (ilham yoluyla) vahyetti. Çünkü oğlu, Yüce Allah’ın koruması ve gözetimi
altındaydı. Allah ise koruma ve yardım bakımından her şeye gücü yetendi…
Nitekim Yüce Allah,
Kasas Sûresinde, Hz. Mûsâ (a.s)’m annesiyle ilgili olan bu durumu şöyle
anlatmaktadır:
“Musa’nın
annesine; ‘onu emzir, onun için (onun öldürülmesinden) korktuğun zaman (odun
ve tahta parçalarından yaptığın sandığın içerisine koymak suretiyle) onu
(Mısır’daki Nil nehrinin) suya bırak! (Suda boğulmak, kaybolmak gibi ona bir
zarar geleceğinden) korkma! Ve (ondan ayrılacağından dolayı da) üzülme!
Şüphesiz Biz, onu, sana (uygun bir şekilde) döndürecek ve onu peygamberlerden
kılacağız’ diye (ilham ya da rüya şeklinde) vahyettik, “[23]
Yüce Allah’ın, Hz. Mûsâ (a.s)’i Koruması ve Firavunun
Sarayında Yetiştirmesi:
Hz. Mûsâ (a.s)’ın
annesi, oğlunu gizli olarak doğurmuştu.[24]
Annesi, Yüce Allah’ın korumasına güvenmiş olduğundan dolayı oğlunu rahatlık
içerisinde emzirmeye devam etti.
Hz. Mûsâ (a.s)’m
annesi, Firavunun kan döken zebanilerinin, oğlunu bulup öldürecekleri
hususunda korkuya düşünce, bir sandık yapıp onun içerisine biraz pamuk döşedi.
Daha sonrada oğlunu, sandığın içerisine koyup sandığın ağzını kilitledi ve
sandığı Nil Nehrine bıraktı. Kızma da sandığı uzaktan takip etmesini emretti.
Hz. Mûsâ (a.s)’m annesi, bunların hepsini, her şeyden münezzeh Allah’ın (ilham
veya rüya vasıtasıyla olan) vahyi ile yapmıştı.[25] Hz.
Mûsâ (a.s)’m annesi, her şeyden münezzeh Allah’ın bu çocuğu koruyacağını, onu
tekrar kendisine döndüreceğini ve Firavunun gözü önünde olsa bile onu öldürmeye
güç yetirenleyeceğine kesin olarak inanmıştı.
Hz. Mûsâ (a.s)’m
annesi, sandığı Nil Nehrine bırakınca su, sandığı alıp götürür bir vaziyette
iken dalga sandığı bir yukarı kaldırıyor, bir aşağı indiriyordu. En sonunda
sandık, bu şekliyle Firavunun sarayına ulaştı. Firavunun cariyeleri bir ara
Nil nehrinde yıkanır ve süslenir bir vaziyette iken Nil nehrinde kendilerine
doğru akıp gelmekte olan -Hz. Mûsâ (a.s)’ın içinde bulunduğu- sandığı durdurup
aldılar. Onlar, sandığın içerisinde bir mal olabileceğini zannetmişlerdi.
Cariyeler, sandığı buldukları şekilde alarak efendileri olan Firavunun karısı
Asi-ye’ye götürdüler. Sandığı açtıklarında, içerisinde bir çocuk buldular.
Yüce Allah, anında Hz.
Mûsâ (a.s)’m sevgisini, Asiye’nin kalbine atmıştı. Asiye’nin kocası olan
Firavun, bu olayın üzerine çıka geldiğinde, onların yanında bir çocuk gördü ve
onu, öldürmeyi isteyerek hemen cellatlarına onu öldürmelerini emretti.[26]
Bunun üzerine Asiye, Firavuna, çocuğu kendisi için sağ bırakmasını istedi.
Çünkü Asiye’nin çocuğu olmuyordu.
Nitekim Yüce Allah,
Kur’ân-ı Kerîm’de, Asiye’nin bu sözünü şöyle anlatmaktadır:
“(Bu çocuğu
öldürme! Belki o,) hem benim için ve hem de senin için göz aydınlığı (huzur
kaynağı) olur. Onu öldürmeyin. Belki size faydası dokunur veya onu oğul
ediniriz.”[27]
Günün birinde Asiye,
Firavuna, Hz. Mûsâ (a.s)’ı uzatarak: “Hem benim ve hem de senin için
“göz aydınlığı” olan bu çocuğu al” demişti. Firavun ise
Asiye’ye: “Bu çocuk, senin için göz aydınlığıdır.[28]
Benim ona ihtiyacım yoktur” diye karşılık verdi.
Bazılarının
naklettiğine göre: “Eğer Firavun, Hz. Mûsâ (a,s) için; “benim içinde
göz aydınlığıdır” demiş olsaydı; belki Allah, onu, Hz. Mûsâ (a.s) ile iman
etmeye ulaştırırdı. Tıpkı Asiye’nin böyle söylemesinden dolayı hidayete ermesi
gibi. Fakat Firavun ise Asiye’nin aksine, bu sözü söylemeyi terk ettiğinden
dolayı mesut olamadı ve hidayete eremedi Aksine o, azgın ve zalim bir kimse
olarak hayatını sürdürdü.[29]