Hz. Mûsâ (A.S)
Hz. Mûsâ (a.s)’ın Mısır’a Tekrar Dönmesi ve Cenab-ı Allah
ile Tur Dağında Konuşması
Hz. Mûsâ (a.s), Medyen
ülkesinde on sene kaldıktan sonra kalbine vatanının özlemi düştü. Bunun üzerine
vatanı olan M ı-sır ülkesine hanımı ve çocuklarıyla dönmeye karar verip yola
koyuldu.
Bir ara Hz. Mûsâ
(a.s), soğuk karanlık bir gecede yolunu şaşırdı. Yanlışlıkla Tur dağının sağ
tarafına kadar gelmişti. Fakat önüne çıkan dağ geçidinden hangisine gideceğine
dair bir işaret bulamadı. Hava şartlarının çok kötü olmasından d olayı ateş
yakıp çevresini ve ailesini ısıtmak için çakmağını çıkarıp çaktı. Ama çakmak
ateş çıkarmadı. Üstelik çakmağı tutuştur a-cak bir şeyde bulamadı. Gecenin
bütün karanlığı ve soğukluğu şiddetlenmişti.
Aynı zamanda Hz. Mûsâ
(a.s)’m hanımı da hamile idi. Bu sırada hanımının doğumu da yaklaşmıştı. Bunun
üzerine hanımını bir yere oturttu. Bir yandan kötü hava şartları ve bir yandan
da hanımının hamile olması Hz. Mûsâ (a.s)’ı şaşkınlığa uğramıştı. Ne yapacağını
şaşırmıştı. Bu durumunu gidermek için bir ayağa kalkıyor, bir oturuyordu. Belki
bir şey görürüm veya bir şey işitirim diye utku gözetlemeye başladı. Hz. Mûsâ
(a.s) bir ara böyle bir durumda iken Tur dağının yan tarafında bir ışık gördü.
Onu da, bir ateş zannetti.
Nitekim Yüce Allah,
Hz. Mûsâ (a.s)’ın bu durumunu şöyle anlatmaktadır:
“Hani Mûsâ (Tur
dağının yan tarafında) bir ateş görmüştü de ailesine durun! Ben bir ateş
gördüm. Size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol gösteren
bulurum’ demişti.” (Tâhâ: 20/10)
Hz. Mûsâ (a.s), Tur
dağının yakın bir yerine ulaştığında gökten orada bulunan bir ağaca doğru
uzanmış büyük bir ateş demeti gördü. Hz. Mûsâ (a.s), gördüğü şeyden dolayı şaşırmı
ş-tı. Fakat Hz. Mûsâ (a.s) ateşe yaklaştıkça -ateş ağaca indiğinden dolayı-
ağaç geri geri çekilmeye başladı. Hz. Mûsâ (a.s), ağacın geri geri çekildiğini
görünce korkup geri dönmeye k a-rar verdi. Bu sırada Cenab-ı Allah’ın hitabını
işitti. Allah ona ayakkabısını çıkartmasını ve daha sonrada şu kutsal olan Tuva
vadisine girip Tur dağına yaklasmcaya kadar gitmesini emretti. Çünkü Cenab-ı
Allah, bir yandan onunla konuşuyor. Daha sonrada onu Peygamber olarak seçiyor
ve peygamberliğ ini tebliğ etmesi için Firavuna gönderiyor.
Nitekim Yüce Allah,
Hz. Mûsâ (a.s)’m bu durumunu Tâhâ Sûresinde topluca şöyle anlatmaktadır:
“(Ey Muhammedi)
Mûsâ ‘nın haberi sana geldi mi? Hani Mûsâ (Medyen’den vatanı olan Mısır’a
dönerken kötü hava şartlarının yüzünden yolunu şaşırmış ve bu sırada Tur
dağının yan tarafında) bir ateş görmüştü de ailesine (beraberinde bulunan
hanımına ve çocuklarına olduğunuz yerde) durun (ve ayrılmayın.) Ben (uzakta)
bir ateş gördüm-. Size ondan bir kor (bir değneğin ucunda veya fitil haline
getirilmiş otları tutuşturarak oradan bir ateş) getiririm veya ateşin yanında
bir.yol gösteren (yanlışlıkla girdiğimiz bu yolu bilen veya bana yolu
gösterecek kimseleri) bulurum’ demişti.
Ateşin yanına gelince[47]: ‘Ey
Mûsâ! Şüphesiz Ben, (sana hitap eden ve seninle konuşan) senin Rabbinim.
(Ayaklannda-ki) ayakkabılarını çıkart. Çünkü sen, kutsal (tertemiz veya mübarek
kılınmış) Tuva vadisindesin ve Ben, seni (peygamberliğe) seçtim. Şimdi (sana)
vahyolunanlan dinle[48]
“Şüphesiz ki Ben
Allah’ım! Benden başka hiçbir “ilah” yoktur.
– Öyleyse (beni dinle, bana itaat et ve bana
hiçbir kimseyi | ortak koşmaksızın yalnızca) bana ibadet et.
-Beni (her an ve her
zaman) hatırlamak için namaz kıl.[49]
-Kıyamet mutlak olarak
gerçekleşecektir.
-(Fakat Ben onun)
vaktini (insanlardan) gizli tutarım.
-Her canlı (dünyada
iken) işlediğinin karşılığını görsün diye (kıyameti mutlaka gerçekleştireceğim)
– O’na (kıyametin kopacağına) inanmayan,
kıyametin kopacağını tasdik etmeyen ve (Benim emirlerime muhalefet konusunda)
arzularının peşinden giden kimse, seni bundan (kıyametin kopacağına
inanmaktan, tasdik etmekten ve kıyamet için
hazırlanmak maksadıyla amel
etmekten) alıkoymasın. Yoksa helak olursun.”[50]
İşte Hz. Mûsâ (a.s)
böylece Peygamber seçildi ve “Tur-u Sina” diye isimlendirilen Tur
dağının yanında Rabbiyle böyle konuştu. Bu konuşma sırasında Allah, ona
Firavuna ve onun hanedanına karşı peygamberliğinin doğruluğunu gösteren mucize
vermişti. Bu mucize ise “asa” ile “el” mucizesi idi. Ayrıca
Allah, ona, kendisine davet etmesi için Firavuna gitmesini emretti. Bunun
üzerine Hz. Mûsâ (a.s), Rabbinden; risâleti tebliğ ederken kendisine yardımcı
olması için kardeşi Harun’u da kendisiyle birlikte Peygamber olarak
göndermesini istedi. Nitekim Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)’m bu isteğini şöyle
anlatmaktadır:
“Mûsâ: ‘Rabbitn!
Doğrusu ben, onlardan (Firavun hanedanından) bir kişi öldürdüm. (Oraya
gittiğimde bundan dolayı beni buldukları takdirde) beni öldürmelerinden
korkarım. Kardeşim Harun’un dili, benimkinden daha düzgündür. Onu, benimle
birlikte yardımcı olarak (Peygamber) gönder ki, (Hâtûn, gerek duyulacak
yerlerde) beni tasdik etsin. Çünkü (Firavun ve onun hanedanına tek başına
gittiğim takdirde) beni yalanlayacaklarından korkarım” dedi. Bunun
üzerine Allah: ‘Senin (bu) gücünü, kardeşin (Hârûn) ile pekiştireceğiz. İkinize
de öyle bir güç vereceğiz ki onlar, ayetlerimiz sayesinde size
erişemeyeceklerdir. (Onlar, sizin tebliğiniz karşısında size zarar verme
imkanını bulamayacaklardır)’ buyurdu. “[51]
Bazı tefsirciler[52] bu
konuda şöyle demektedirler: Hz. Mûsâ (a.s), bu ateşe yaklaştığında ateşin
gökten orada bulunan bir ağaca doğru uzandığım ve bu ateşin dumansız ve büyük
bir ateş olduğunu ve ateşi yeşil bir ağacın içinde alevlenmekte o1duğu halde
ağacın yeşilliğini artırmaktan başka bir şey yapm a-dığıtıı gördü. Hz. Mûsâ
(a.s), bu duruma çok şaşırmıştı. Üstelik Hz. Mûsâ (a.s), ateşe yaklaştığında
-ateş ağaca indiğinden dolayı- ağacın kendisinden uzaklaştığını görünce
korkusu daha da arttı ve geri dönmeye karar verdi. Bu defa da ateşin alevi
kendisine doğru yaklaşıyordu. Bunu gören Hz. Mûsâ (a.s), ne yapacağını
şaşırmıştı ki tam bu sırada Rabbi ona Ku tsal Tuva vadisinde seslendi. Yüce
Allah, ona ilk önce, bastığın yerin kutsal bir yer olmasından dolayı tazim ve
saygı göstererek a-yakkabısraı çıkartmasını emretti. Ayrıca ona sağ elinde bulunan
asayı yere atmasını emretti. Bunun üzerine o da onu yere attı. Elinde olanı
yere attığında asa, koşan bir yi lan oluvermişti. Daha sonrada Allah ona,
elini koltuğunun altına yani koynuna koymasını ve sonrada geri ç ıkarmasmı
emretti. Hz. Mûsâ (a.s) elini koynundan çıkardığında el inin bembeyaz olduğunu
ve güneş gibi pırıl pınl parlamakta olduğ unu gördü.[53]
Hz. Mûsâ (a.s)’ın, Mısır’a Gitmesi ve Firavunu Yüce Allah’a
İman Etmeye Çağırması:
Hz. Mûsâ (a.s),
Rabbiyle Tur dağında konuşup Peygamber olduktan sonra geri dönüp ailesiyle
birlikte Mısır’a doğru yürüyüp gitti. Mısır’a bir gece yarısı vardı. Cenab-ı
Allah, Hz. Mûsâ (a.s)’m kardeşi Harun’a, Hz. Mûsâ (a.s)’ın kendisine doğru
gelmekte olduğunu ve onunla buluşmasını müjdeledi, ayrıca kendisini, Hz. Mûsâ
(a.s)’m yardımcısı ve onunla birlikte Firavunu Allah’a davet etmek için
Peygamber olarak gönderdiğini bildirdi.
Daha sonra Hz. Hârûn
(a.s), Hz. Mûsâ (a.s)’ı karşılayıp bir araya gelerek Firavunu Allah’a kulluk
etmeye çağırmak üzere ona gittiler. Saraya vardıklarında Hz. Mûsâ (a.s),
Firavunun huzuruna girmek için kapıdan kendisine izin vermesini istedi. Kapıcı
ise Hz. Mûsâ (a.s)’a: “Firavuna ne söylemek istiyorsun?” diye sordu.
Hz. Mûsâ (a.s) ise kapıcıya: “Firavuna alemlerin Rabbinin peygamberinin
geldiğini söyle?” diye cevap verdi. Kapıcı ise Hz. Mûsâ (a.s)’m bu
sözlerinden korkup hemen efendisinin huzuruna girerek Hz. Mûsâ (a.s)’m söylediği
ve ondan işittiği sözleri Firavuna şöyle haber verdi:
– “Kapıda deli
bir adam bulunup kendisinin alemlerin Rabbinin peygamberi olduğunu iddia
ediyor” dedi. Firavun:
– “Onu içeri
al” dedi.
Hz. Mûsâ (a.s),
beraberinde Hz. Hârûn (a.s) olduğu halde Firavunun huzuruna girdiler. Daha
sonra Hz. Mûsâ (a.s) konuşmaya başlayarak Firavunu Allah’a kulluk etmeye davet
edip ona Rabbinin risaletini tebliğ etti.[54]
Firavun ise Hz. Mûsâ (a.s)’ın bu sözleriyle alay ederek ona:
– “Burada benden
başka bir ilah var mıdır?” diye sordu.
Daha sonra Firavun Hz.
Mûsâ (a.s)’ı inceleyip düşünerek onu kendi sarayında yetiştirdiği Mûsâ olduğunu
anlayıp ona, daha Önceki durumuna dair -Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı gibi-şöyle
dedi:
“Çocukken biz
seni (Nil nehrinden alarak) yanımızda alıp yetiştirmedik mi? Ve sen hayatının
birçok yıllarını (Kıptî’yi öldürmezden önceki dönemini) aramızda geçirdin ve
yapacağın işi (bizden olan Kıptî’yi öldürme işini) yaptın. Sen (bu kadar iyi
imkanlarda yetiştiğin halde ve bunun karşılığı olarak bir Kıptî’yi öldürmekle)
nankörlük edenlerdensin’ dedi. (Firavun Musa’nın davetine cevap vermekten
kaçınıp ona iyilikleri hatırlattı.) Mûsâ: ‘Ben, bu (Kıptî’yi öldürme işini)
cahillerden olduğum halde yaptım. (Bu işin öldürmek noktasına ulaşacağını
bilmiyordum ve bu olay; Yüce Allah’ın, beni, hidayet ve vahyi ile
lütuflandırıp Peygamber
yapmasından önce idi.) Bundan dolayı siz
(in beni öldüreceğinizden korktuğum için (Medyen’e) kaçtmı. Sonrada Rabbim bana
hüküm (peygamberlik ve ilim) ihsan etti. (Böylelikle bilgisizlik ve
sapıklıktan kurtuldum) ve beni peygamberlerden kıldı.”
İşte senin başıma
kalktığın bu nimet[55],
İsrailoğullannı (emrin altında kullanmak üzere) köle ettiğin içindir’ dedi.
(Bunun üzerine Firavun ise:) ‘Alemlerin Rabbi dediğin de nedir? ‘ dedi. (Mûsâ
‘da:) ‘Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir? Eğer siz yakın
(yani eşyayı delilleri ile bilip delil) getirebilenlerden iseniz (bu
böyledir)’ dedi.[56]