Hz. Mûsâ (A.S)
İsrailoğulları Tarihinden Alınacak İbretler:
Kur’ân-ı Kerîm,
Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere inkarla, lütuf ve ihsana isyanla
karşılık veren bu azgın ve asi topluluğun hayatım daha sonra gelen insanların
ibret alması için onlardan çokça bahsetmiş ve onların başından geçen hadiselere
ve olaylara geniş yer vermiştir.
Bunların yanı sıra
Yüce Allah; onların üzerine nimetlerini çoğaltmış, onları düşmanlarının
tuzağından kurtarmış ve düşmanları olan Firavun ile askerlerini de denizin
dalgalan arasında helak etmiştir.
Fakat İsrail oğullan,
Allah’ın kendilerine vermiş olduğu sayılamayacak kadar çok olan güzellikler ve
ihsanlardan sonra buzağıya tapmışlar, peygamberleri olan Hz. Mûsâ (a.s)’m davetinden
yüz çevirmişler, kendilerine gönderilen birçok peygamberi öldürmüşler, iyi
kimselerin kanlarını dökmüşler ve daha birçok tüyler ürpertici işler
yapmışlardır.
Sonunda ise Allah,
İsrail oğullarını maymunlara ve domuzlara çevirmiş, onlara gazap etmiş, onlara
lanet etmiş ve onlara horluk ile yoksulluk damgasın! vurmuştur.
Nitekim Yüce Allah,
bunun sebebini şöyle anlatmaktadır:
“israil
oğullarının üstüne horluk ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allah’ın gazabına
uğradılar. (Allah, İsrail oğullarına verilen bu cezaların sebebini şöyle
açıklıyor) İşte bu, (onlara verilen cezalar) Şüphesiz ki Allah’ın ayetlerini
inkar ettiklerinden ve (kendilerine gönderilen) peygamberleri de haksız yere
öldürdüklerinden dolayı idi. İşte bu (nları yapmalarının sebebi ise) isyan
etmelerinden ve aşırı gitmelerinden dolayı idi.” (Bakara: 2/61)
Yine Yüce Allah,
onların bu durumunu şöyle anlatmaktadır;
“Allah onlara
zulmetmedi. Ama onlar kendilerine (çeşitli şekillerde) zulmediyorlar.”
(Âl-i Imrân: 3/117)
Eğer biz, İsrail
oğullarının işlemiş oldukları günahları ve suçları genişçe anlatmaya kalksak,
(diğer anlatmamız gereken şeyler için) bize yer kalmaz. Üstelik büyük bir cilt
kitap yazmak gerekir. Çünkü onların hayatları, insanlık hakkında işledikleri
günahlar bir yana, sadece peygamberler ile Yüce Allah hakkında işledikleri
sürekli günahlar ile doludur. Zira onlar, Şanı Yüce Allah’a çeşitli iftiralarda
bulunmuşlardır. Örneğin; Allah’ı cimrilikle ve aşırı cimrilikle suçlamışlar,
yine Allah’a acizliği ve zulmü isnat etmişlerdir.
Nitekim Yüce Allah,
İsrail oğullarının bu durumunu şöyle anlatmaktadır:
“Yahudiler:
‘Allah’ın eli bağlıdır (cimridir)’ dediler. (Böyle) söylediklerinden dolayı
(Yüce Allah’ın zatına yakışmayan bir nitelemede bulunmalarından ötürü) onların
elleri bağlansın ve onlara lanet olsun. Hayır, Onun iki elide açıktır. Nasil
dilerse (cömertliğinden) öyle infak eder….. “[85]
İsrail oğullanılın
hayatında görülen başka tarihi olaylar ve hadiseler daha vardır. Fa’kat onların
hayatlarının uzun ve geniş olması itibariyle sadece bir kısmını anlatmayı uygun
bulduk.[86] Allah,
doğru yola ileten ve başarılı kılandır. [87]
Hz. Mûsâ (a.s) ile Hz. Hızır (a.s)’in Kıssası:
Kur’ân-ı Kerîrri,
bize, Hz. Mûsâ (a.s) ile Hz. Hızır (a.s)[88]
arasında geçen kıssayı anlatmıştır.
Bu kıssa, ilim talep
etme yolunda alçakgönüllülüğü gösteren bir kıssadır.
Bu kıssa, Hz. Mûsâ
(a.s) ile Hz. Hızır (a.s) arasında gayb ve garip gibi görünen haberlere dair
geçmiş bir kıssadır….
Yüce Allah, gayb ve
garip gibi görünen haberleri bu salih kula yani Hz. Hızır’a bildirmiştir. Fakat
Ulu’1-azm peygamberlerinden biri olan Hz. Mûsâ (a.s), gayb ve garip gibi görünen
haberleri tanıyıp anlayamamıştır…
Bazen Şam Yüce
Allah’ın yarattığı birisinde, önemli işler olabilir. Çünkü bazen ikinci
derecede olan, birinci derecede olanın bilmediği şeyi bilebilir…
Bu kıssalar; geminin
delinmesi olayı, çocuğun öldürülmesi olayı ve yıkılan duvarın yapılması
olayıdır.
Bu kıssaların hepsi,
Kur’an ile sünnette açıklanmış haberlerden ve normalde garip gibi görünen
işlerdendir.
Resulullah (s.a.v.)
gözetici ve faydalı üslubuyla, Hz. Mûsâ (a.s) ile Hz. Hızır (a.s) arasında
geçen kıssayı bize haber vermiştir.
Buhârî ile Müslim,
Übey b. Ka’b yoluyla Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
“Mûsâ, İsrail
oğullan içinde bir gün hutbe anlatmaya kalktığı sırada kendisine:
– “İnsanların bilgi yönünden en bilgilisi
hangisidir?” diye sordular. Musa’da:
– “Benim”
dedi.
Mûsâ, bu konudaki
bilgiyi Allah’a havale etmedi. Bundan dolayı da Allah, onu, (böyle cevap
vermesinden ötürü) kınamış ve ona:
– “İki denizin bitiştiği yerde benim bir
kulum vardır ki o, (bilgi yönünden) senden daha bilgilidir” diye vahyetti.
Mûsâ’da, Allah’a:
– “Ya Rab! Ben onunla nasıl
buluşabilirim?” diye sordu. Allah:
– “Bir balık al
ve onu içerisinde su bulunan bir kovanın i-çine koy. Onu yanında taşı. Onu
nerede kaybedersen, işte o kulum orada (demek)tir” buyurdu.
(Bunun üzerine Mûsâ,
bir balık alıp kovanın içine koydu ve yanındaki genç arkadaşına[89]
– “Balığı nerede kaybedersen, onu bana
haber ver” diye tembih etti.)
Mûsâ, beraberinde genç
bir arkadaşı olduğu halde yola koyuldu. İki denizin bitiştiği yerde bulunan
büyük bir kaya parçasının yanma varıp orada başlarını yere koyup uyudular.
Kovanın içindeki balık, kımıldayarak kovadan sıçrayıp denize düştü. Fakat
Allah, balık için denizin akışını tuttu ve denizin yüzeyinde bir halka
oluşturup balığın ondan gizli bir yol bularak denizin içerisine doğru
girmesini sağladı.
Genç uyandığında
balığın denizin içine düştüğünü gördü. -paha sonra uyanan Musa’ya haber vermeyi
unuttu. Sonra ikisi de, o günün geri kalanı ve bütün gece boyunca yürüdüler. Ertesi
gün olduğunda, Mûsâ, genç arkadaşına:
– ‘Kuşluk yemeğimizi bize getir (de yiyelim).
Doğrusu bu yolculuğumuzdan epey bir yorgunluk çektik’ (Kehf: 18/62) dedi.
Halbuki Mûsâ, Allah
tarafından kendisine emir olunan yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk
duymamıştı. Genç arkadaşı, Musa’ya:
– Gördün mü? Kayaya
sığındığımız vakit balığı (n denize düştüğünü sana haber vermeyi) unuttum. Onu
sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu. (Doğrusu balık) şaşılacak şekilde
denizin içinde yolunu tut(up git)ti’ (Kehf: 18/63) dedi.
Balığın şaşılacak bir
şekilde denizin içinde yolunu tutup gitmesi Musa’yı ve genç arkadaşını şaşkına
çevirmişti. Mûsâ:
– “İşte
aradığımız (yer) orasıdır (Kehf: 18/64) dedi.
Tekrar izlerini takip
ederek geldikleri yere geri döndüler. Büyük kaya parçasının yanma
vardıklarında, bir elbiseye bürünmüş (ve elbisenin bir tarafını ayaklarının
altına, bir tarafını da başının altına sermiş ve arkasının üzerine dümdüz
yatmış olan) Hızır’ı gördüler. Mûsâ, ona selam verdi. Hızır’ da:
– (Kimsenin
bulunmadığı) bu yerde (Allah’ın) selamı ha! Kimsin sen?’ diye sordu. Musa’da:
– Ben, (Allah’ın sana
gönderdiği) Musa’yım!’ dedi. Hızır:
– İsrail oğullarının
Musa’sı mısın?’ diye sordu. Mûsâ:
– Evet! (İsrail
oğullarının Mûsâ’sıyım. Sende bir ilim bulunduğu bana haber verildi.) Sana
öğretilen rüşdü[90] bana öğretmen için sana
geldim’ dedi. Hızır:
– Sen benimle (beraber bulunmaya) sabredemezsin’
(Kehf: 18/67) dedi. Çünkü Ey Mûsâ! Ben, Allah’ın kendi ilminden bana öğrettiği
öyle bir ilme sahibim ki, sen, onu bilemezsin. Sen ise, Allah’ın kendi
ilminden sana öğrettiği öyle bir ilim vardır ki, onu da, ben bilemem’ dedi.
Mûsâ:
– inşallah’ sen, benim, sabrettiğimi göreceksin. Senin (yaptığın) iş (lere) de karşı gelmem’
(Kehf: 18/69) dedi. Hızır, Musa’ya:
– Eğer bana uyarsan,
sana bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma’ (Kehf: 18/70)
dedi.
Bunun üzerine sahile
doğru yürüyüp gittiler. Sahilde bir gemiye rastladılar. Kendilerini gemiye
almaları için, gemi sahipleriyle konuştular. Gemi sahipleri, Hızır’ı
tanıdılar. Hızır ile Musa’yı, ücretsiz olarak gemiye aldılar. Bunun üzerine
Hızır ile Mûsâ, gemiye bindiler. Hızır, Musa’nın beklemediği bir anda ansızın
ayağıyla geminin bir tahtasını söktü. Mûsâ, Hızır’a:
– Bunlar, bizi,
ücretsiz olarak gemiye alan bir topluluk. Sen ise onların gemisini delmeye
çalışıp batırmak istiyorsun. (Yoksa sen,) ‘gemi halkını boğmak için mi deldin?
Gerçekten sen, (zararı) büyük bir iş yaptın’ (Kehf: 18/71) dedi.
Resulullah (s.a.v.)
sözüne devamla şöyle dedi: “Musa’nın, Hızır’a karşı bu ilk. davranışı, bir
dalgınlık ve unutkanlık eseri idi…
O sırada bir serçe,
geminin kenarına konup denizden bir yudum su almıştı.
– Hızır, Musa’ya:
ü ‘Senin ilmin ve
benim ilmim, Allah’ın ilminin yanında, şu serçenin (gagasıyla) denizden aldığı
bir yudum su kadar!’ dedi.
Daha sonra gemiden
çıktılar. Deniz sahilinde yürüyüp gittikleri sırada başka çocuklarla oynayan
bir oğlan çocuğu gördüler. Hızır, hemen oğlanın başını tutup koparmak
suretiyle onu Öldürdü. Mûsâ, Hızır’a:
– ‘Tertemiz bir canı,
hiç bir kimseyi öldürmediği halde katlettin ha!’ (Kehf: 18/74) dedi. Hızır’da,
Musa’ya:
– ‘Ben,, sana, benimle beraberliğe
sabredemedin, demedim mi?’ (Kehf: 18/75) dedi.
Süfyan derki: ‘Bu,
birinci tepkisinden daha ağır idi.’ Mûsâ, Hızır’a:
– ‘Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam,
artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan son Özre ulaştın’ (Kehf:
18/76) dedi.
Bunun üzerine (yine
yola koyulup) gittiler. ‘Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek
istediler. Köy halkı ise, onları, misafir etmekten kaçındılar. Bu arada, orada
yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar.’ (Kehf: 18/77) Hızır, eliyle
onu doğrulttu. Mûsâ, Hızır’a:
– ‘Bunlar, yanlarına
geldiğimiz halde bizi misafir etmeyen ve bize yemek vermeyen bir topluluk.
İsteseydin elbette bu yaptığın iş karşılığında bir ücret alırdın’ (Kehf:
18/77) dedi. Hızır’da, Musa’ya:
– ‘İşte bu, benimle senin aramızın
ayrılmasıdır. Şimdi sana, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber
vereceğim’ (Kehf: 18/78) dedi.
Resulullah (s.a.v.)
devamla: ‘Allah, Musa’ya rahmet etsin. İsterdim ki, o, sabretseydi. Bu sayede
Allah, bize, ikisi arasında geçen işleri haber verirdi!!’ buyurdu.”
Bu hadisi, Buhârî ile
Müslim rivayet etmiştir.[91]
Bir İkaz: Allame
Kurtubi derki: “Allah’ın veli kullarının kerametleri, mütevatir ayetler
ile haberlerin gösterdiğiyle sabittir. Veli kulların kerametlerini ancak inkarcı
olan bidatçi ile sapık olan kimseler kabul etmez. Halbuki Yüce Allah’ın, Hz.
Meryem hakkında naklettiği haberler ise; kışın yaz meyvelerinin ve yazın ise
kış meyvelerinin ortaya çıkması şeklindedir. Bunlar ( da, Hz. Meryem’in, eliyle
kuru ) hurma ağacını sal-lamasıyla ağacın meyve verir bir hale dönmesi
biçimindedir. Halbuki Hz. Meryem, Peygamber değildi…Hz. Hızır’ın ise gemiyi
delmesi, çocuğu öldürmesi ve yıkık duvarı yapması da aynı şekilde kerametin
ortaya çıktığını göstermektedir.”[92]