Hz. Mûsâ (A.S)
Hz. Mûsâ (a.s)’a Annesinin Dışındaki Süt Annelerinin
Yasaklanışı:
Asiye’nin, Firavundan;
Hz. Mûsâ (a.s)’ı bağışlamasını istediği ve Firavun’un da, Hz. Mûsâ (a.s)’ı,
hanımı Asiye’nin hatırı için bağışladığı andan itibaren Hz. Mûsâ (a.s),
Asiye’nin yanı başında Firavunun sarayında hayatını sürdürdü.
Allah, Hz. Mûsâ
(a.s)’m sevgisini, Asiye’nin kalbine -daha Öncede geçtiği üzere-
yerleştirmişti. Aynı şekilde Hz.
Mûsâ (a.s)’ı,
(zamanla) Firavuna, hem sevdirmişti ve hem de merhamet göstermesini
sağlatmıştı. Nitekim Yüce Allah’ın şu ayeti, bunu doğrulamaktadır:
“(Allah, Musa’nın
annesine) ‘Bana ve Musa’ya ‘düşman olan’ biri onu alsın.’ (Ey Mûsâ! Firavunun
ev halfa ile diğer insanlar tarafından sevilmen için ve) benim gözetimim
altında yetiştirilmen için sana kendi sevgimi lütfettim.”[30]
Asiye, Hz. Mûsâ (a.s)
için hem onu emzırecek ve hem de onu terbiye edecek bir süt annesi bulmak için
süt annelerini araştırmaya başladı. Hz. Mûsâ (a.s), getirilen her süt annenin
göğsünü emmekten kaçınıyordu. Hz. Mûsâ (a.s) bu durumda iken açlığı ve ağlaması
daha da arttı. Firavunun karısı Asiye ise Hz. Mûsâ (a.s)’m açlıktan dolayı
helak olmasından korkuyordu. Bunun üzerine bizzat kendisi Hz. Mûsâ (a.s) için
süt annelerini araştırmaya başladı. Hz. Mûsâ (a.s)’rn kız kardeşi, sonradan
sonraya Hz. Mûsâ (a.s)’ı gözetleyip durumunu öğreniyordu. İşte Hz. Mûsâ
(a.s)’m kız kardeşi, bu durumunu görmüştü. Bunun üzerine hemen Asiye ‘nin
yanına gelip ona; çocuk için temiz ve güvenilir süt emziren bir kadını
kendisine getirebileceğini arz edip bu süt emzireni bir ücret karşılığında
getireceğine taahhüt etti. Bunun üzerine Asiye, ona:
– “O süt emziren
kadını bana getir! Eğer onun göğsünü emerse sana çeşitli ikramlarda bulunurum’
dedi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ (a.s)’m kız kardeşi, Asiye’nin söylediklerini annesine
haber verdi.
Hz. Mûsâ (a.s)’m
annesi, bu süt emzirme işini kabul edip hemen Asiye’nin yanma gitti. Allah, Hz.
Mûsâ (a.s)’m annesinin kalbine sebat vermemiş olsaydı çocuğu gördüğünde az kalsın
daha “bu benim çocuğum” diyecekti. Fakat Firavunun ailesi, süt
annenin Hz. Mûsâ (a.s)’m annesi olduğunun farkına varmadı. Hz. Mûsâ (a.s)’m
annesi, oğlunu alarak bir odanın içerisine girip göğsünü eliyle oğlunun ağzına
verdi. Hz. Mûsâ (a.s)’da annesinin göğsünü istekle ve lezzetle kanmcaya kadar
emmeye başladı. Hz. Mûsâ(a.s)’ın karnı iyice doymuştu. Bunun üzerine Asiye,
çocuğun bu şekilde emmesine çok sevindi. Hz. Mûsâ (a.s)’m annesine, bu çocuğu
emzirmesi için sarayda kalmasını istedi, kaldığı takdirde kendisine çeşitli
hediyeler vereceğine ve çeşitli ikramlarda bulunacağına dair vaatte bulundu.
Bunun üzerine Hz. Mûsâ (a.s)’in annesinin iffeti açığa çıkıp Asiye’ye:
– “Eğer kendin
onu bana vermeyi uygun bulursan, onu e-vime götüreyim ve kendi çocuğuma
baktığım ve koruduğum gibi onu şefkatle ve gözetimimle bakıp koruyacağıma dair
sana söz verebilirim. Çünkü ben, evimi ve çocuklarımı bu çocuk yüzünden terk
etmeye güç yetiremem” dedi.
Bunun üzerine Asiye,
çocuğu görmek için ara sıra getirmesi şartıyla çocuğu, Hz. Mûsâ (a.s)’m
annesine vermeye razı oldu. Süt anne, bir müddet sonra tekrar kendisine
getirecekti. Çünkü çocuğun sevgisi, Asiye’nin kalbine düşmüştü. Böylece
Allah’ın (Tâhâ: 20/ 39’da geçen) vaadi yerine gelmiş oldu.
Hz. Mûsâ (a.s),
annesinin, kendisini emzirmesi için -Allah’ın izniyle-geri annesine dönmüştü.
Annesi ise oğlunun, Firavun himayesi ve gözetimi altında bulunduğundan dolayı
güven ve kalbi mutmainlik içerisindeydi. Nitekim Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de
bu kıssayı şöyle anlatmaktadır:
“Musa’nın annesi,
(oğlunun, Firavunun eline düştüğünü işittiğinde) yüreği bomboş olduğu halde
sabah etti. Eğer müminlerden olması için kalbini pekiştirmemiş olsaydık,
neredeyse onu (ona sabır vererek kalbine güç bağışlamamış olsaydık, ileri
derecedeki keder ve üzüntüsünden dolayı oğlunun Firavunun yanına gittiğini)
açığa vuracaktı. (Fakat onun kalbine sabrı ve metaneti yerleştirdiğimizden
dolayı onu açığa vurmadı.) Mûsâ ‘nın kız kardeşine, ‘onu izle (ve durumunu
takip et)’ dedi O da, Musa’yı uzaktan gözetledi. Onlarda onun, (Mûsâ ‘nın kız
kardeşi olduğunun) farkında değillerdi. (Ama) önceden Biz, onun süt
annelerinin memesini kahul etmemesini sağladık. (Bundan dolayı da getirilen
hiçbir süt annenin memesini emmiyordu. Bunun üzerine çocuğun açlıktan helak olmasını
engellemek için başka süt anneler araştırmaya başladılar. Mûsâ ‘nın kız
kardeşi onların Mûsâ için süt anne aradıklarını görünce:) “Size, sizin
adınıza ona bakacak ve ona iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?
Dedi. Böylece Mûsâ ile (birlikte kalmak suretiyle) gözü aydın olsun (ondan
ayrılık dolayısıyla da) tasalanmasın ve Allah’ın (kendisine yapmış olduğu
yavrusunu geri çevireceğine dair) vadinin mutlak gerçek olduğunu bilsin diye
annesine geri verdik. Ama onların çoğu (Allah’ın vadinin hak olduğunu)
bilmezler (de bundan dolayı şüpheye düşerler) “[31]
Hz. Mûsâ (a.s)’ın,
Bir Kıptî’yi Öldürmesi
ve Medyen[32]
Ülkesine Hicreti:
Hz. Mûsâ (a.s),
Firavunun sarayında gençlik çağma girmişti. Bu sırada Firavunun sarayında
hükümdarların çocuklarının yaşadığı gibi izzetli ve şerefli bir şekilde
hayatını sürdürüyordu. Firavunun bineklerine biniyor, onun giydiği elbiselerin
benzerini giyiyordu. Artık insanlar, Hz. Mûsâ (a.s)’ı5 “Mûsâ b.
Firavun” yani Firavunun oğlu Mûsâ diye çağırıyorlardı. İnsanlar, ona,
Firavunun (üvey) oğlu olmasından dolayı saygıda ve hürmette bulunuyorlardı.
Hz. Mûsâ (a.s)’da çok kısa bir zamanda gelişip gençlik çağma ulaşmıştı.
Günlerden bir gün
şehre girdi. Bir ara şehrin yollarında ve sokaklarında gezip dolaşıyordu.
-Vakit, öğle vaktiydi. Dükkanlar kapalı olduğundan dolayı insanlar, evlerinde
idiler- Hz. Mûsâ (a.s) yolda yürürken İsrail oğullarından bir adam ile Firavun
hanedanından olan Kıptî bir adam, birbiriyle kavga edip birbirlerine vuruyor ve
birbirlerine giriyorlardı. Kıptî adam, İsrail oğullarına mensup adamın hakkını
yemişti. Bunun üzerine Hz. Mûsâ (a.s) yolda giderken, İsrail oğullarına mensup
a-dam, bu Kıptî’nin haksızlığından kurtarması için Hz. Mûsâ (a.s)’dan yardım
isteyince, Hz. Mûsâ (a.s), asıl itibariyle kendi kavminden olan bu adamı
Kıptî’nin haksızlığından kurtarmak ve eziyeti ondan uzaklaştırmak istedi. Bunun
için de Kıptî a-dama doğru yönelip onun çenesine bir yumruk vurdu.
Bu durum, Hz. Mûsâ
(a.s)’ın aleyhine olmuştu. Çünkü Kıptî adam, ölü olarak yere yıkılıp hareketsiz
kalmıştı. Halbuki Hz. Mûsâ (a.s), Kıptî’yi öldürmek istememişti. Çünkü Hz.
Mûsâ (a.s) İsrail oğullarına mensup adama haksızlığından dolayı Kıptî’yi
sadece ondan uzaklaştırmayı istemişti. Fakat sonuçta ölüm ile karşılaşmıştı.
Hz. Mûsâ (a.s),
Kıptî’nin ölmesine üzülüp yaptığına pişman olmuştu. Bunun üzerine Allah’a
yönelerek on dan bağışlanmayı ve yine O’ndan mağfireti ve rahmeti istemişti.
Fakat Hz. Mûsâ (a.s)’m, Kıptî adamı öldürdüğünü; Yüce Allah’tan ve İsrail
oğullarından başka gören hiçbir kimse olmamıştı. Hz. Mûsâ (a.s) Kıptî’yi
öldürünce, yaptığı işin sonucunu beklemek için korkar bir vaziyette şehirde
sabahladı. Bu olayı işiten Kıp-tîlerin ileri gelenleri, bu olayı açığa
çıkarması için Firavunun yanma gidip ona:
– “İsrail
oğulları, bizden bir adamı öldürdüler. Bizim hakkımızı onlardan al ve onlara
bu konuda kolaylık gösterme! Yoksa onlar, bize karşı böyle yapmaya devam
ederler” dediler. Firavun ise onlara:
– “Katili ve
onun, sizden olan adamı öldürdüğüne dair bir de şahit getirin!” dedi.
Bunun üzerine
Kiptiler, katili ve bu konuyla ilgili haberleri araştırmak üzere şehirde gezip
dolaşıyorlardı. O sırada Hz. Mûsâ (a.s)’da yolda giderken bir gün önce,
Kıptîlere mensup adama karşı kendisine yardım ettiği İsrail oğullarına mensup
adamı görmüştü. İsrail oğullarına mensup bu adam, düşmanı Kıptîlere mensup bir
adama karşı yine yardım istiyordu.
Hz. Mûsâ (a.s)’da,
İsrail oğullarına mensup bu adamın yanına kızgın bir şekilde varıp Kıptî’yi
yakalayıp İsrailliye yardım etmek istiyordu. Fakat İsrailli adam, Hz. Mûsâ
(a.s)’ın yüzünde kızgınlık izleri gördüğünden ve onun: “Doğrusu sen,
besbelli bir azgınsın.” (Kasas: 28/18) sözünü duyduğundan ötürü Hz.
Mûsâ’nm, kendisini yakalamak için geldiğini sanarak ona: “Ey Mûsâ! Dün
bir (Kıptî’nin) canına kıydığın gibi (bugün de) benim mî canıma kıymak
istiyorsun?” (Kasas 28/ 19) dedi.
Kıptî adam, onun bu
sözünü işitip oradan hemen ayrılıp kendi taraftarlarına gidip onlara; dünkü
Kıptî’yi öldürenin, Mûsâ olduğunu söyledi. Katili aramakta olan Kiptiler, hemen
Firavuna giderek ona durumu anlattılar. Bunun üzerine Firavun, askerlerine;
Mûsâ’nm, Kıptîlere mensup bir adamı öldürdüğünden dolayı onu aramalarım ve
yakalayıp getirmelerini emretti. Firavunun askerleri, Hz. Mûsâ(a.s)’ı şehrin
yollarında ve sokaklarında aramak üzere şehre gittiler.
Firavun hanedanından
mümin olduğunu gizleyen bir a-dam, -rivayetlere göre bu adamın ismi, Hazkıl
idi- hemen Hz. Mûsâ (a.s)’a’gelerek Firavunun, kendisi hakkında vermiş olduğu
emri haber verip ona, Mısır ülkesinden çekip gitmesini söyledi. Çünkü Firavunun
askerleri, Hz. Mûsâ (a.s)’ı nerede bulurlarsa onu yakalayıp Firavuna
götürecekler ve o da Kıptî adama karşı Piz. Mûsâ (a.s)’ı öldürmek isteyecekti.
Bunun ü-zerine Hz. Mûsâ (a.s), hem Firavunun zulmünden kurtulmak ve hem de
Allah tarafından peygamberliğe hazırlanmak için jvledyen ülkesine doğru
yöneldi. Rabbine; kendisini dosdoğru bir yola iletmesi, Firavunun zulmünden
kurtarması (ve düşmanlarda hiçbir kimsenin göremeyeceği şekilde kendisini insanların
gözlerinden saklaması) için dua etti. Hz. Mûsâ (a.s)’in Medyen’e doğru yol
aldığını haber alan Firavun, hemen onun peşi sıra casuslar gönderdi. Casuslar
da Hz. Mûsâ(a.s)’ı aramak üzere yollara döküldüler. Fakat Hz. Mûsâ (a.s)’ı düşmanlarından
hiçbir kimse göremedi.[33]
Nitekim Yüce Allah, bu
olayı Kasas Sûresinde şöyle anlatmaktadır:
“Mûsâ, halkının
(Firavun hanedanının veya kendi ailesinin) haberinin olmadığı bir sırada (öğle
vaktinde) şehre girdi ve orada birbirleriyle dövüşen iki adam gördü. Birisi,
kendi adamlarından (israil oğullarından kendi dinine mensup bir adam), diğeri
de düşmanlarındandı (Kıptilerdendi). Kendi tarafından olan adam, düşmanına
karşı Mûsâ ‘dan yardım istedi. Bunun üzerine Mûsâ, ona bir yumruk vurdu ve onun
ölümüne sebep oldu. Mûsâ, ‘Bu (Öldürme işi,) şeytanın işindendir. Çünkü şeytan
(düşmanlığı) besbelli saptırıcı bir düşmandır.’ (Mûsâ:) ‘Ey Rabbim! Doğrusu
(yaptığım bu işle) kendime zulmettim. (Bu yaptığımdan dolayı) beni bağışla’
dedi. Bunun üzerine Allah onun (bu yaptığını) bağışladı. Şüphesiz ki Allah (hataları
bağışlamak suretiyle) Gafur ve (utanç verecek şeyleri gidermede de) Rahîm
olandır. Mûsâ: ‘Rabbim1. Bana verdiğin (makam, izzet) nimet hakkı için artık
suçlulara asla yardımcı (ve destek) olmayacağım’ dedi’.
Şehirde (Kıptî’yi
öldürdükten sonra yaptığı için sonucunu beklemek için) korku içinde etrafı
gözetleyerek sabahladı. (Ertesi gün yolda giderken) birde baktı ki, dün
kendisinden (o öldürdüğü Kıpti’ye karşı) yardım isteyen kimse (yine bir Kıptî tarafından
haksızlığa uğradığından dolayı) bağırarak Mû-sâ’dan yine yardım istiyordu..
Mûsâ, ona (İsrail oğullarına mensup kişiye): ‘Doğrusu sen, besbelli bir
azgınsın. Mûsâ (yine İsrail oğullarına mensup adama yardım etmek için)
ikisinin de (hem Mûsâ ‘nın ve hem de İsrail oğullarına mensup adamın da)
düşmanı olan (Kıptî’yi) yakalamak isteyince; (Musa’nın kendisine doğru kızgın
bir şekilde geldiğini gören İsrail oğullarına mensup adam, Musa’nın kendisini
yakalamak istediğini zannederek:) ‘Ey Mûsâ! Dün bir (Kıptî’nin) canına kıydığın
gibi (bugün de) benim mi canıma kıymak istiyorsun? Sen ancak (beni de öldürmek
suretiyle) yeryüzünde (bu ülkede) bir zorba olmayı mı istiyorsun? Sen, (öfkeni
yenerek ve öldürülmeyi hak edeni de öldürerek ) ıslah edicilerden olmayı
istemiyorsun?’ dedi.
Şehrin Öte başından
(lıızlıca) koşarak (Firavun hanedanından mümin olduğunu gizleyen) bir adam
gelip Musa’ya: ‘Ey Mûsâ! İleri gelenler (Kıptî’yi öldürdüğünden dolayı ona
karşılık olarak) seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen (bu ülkeden)
çık (başka bir yere) git! Doğrusu ben sana (samimiyetle) öğüt verenlerdenim.
Bunun üzerine Mûsâ, korku içerisinde etrafını gözetleyerek oradan (Mısır’dan)
çıktı ve: “Rabbim! Beni, (arkamdan gelebilecek) zalimler topluluğundan
kurtar’ dedi.[34]
(Medyen tarafına
yöneldiğinde Mûsâ:) “Umarım ki Rabbim., beni, (buraya gitmekle) doğru yola
iletir” dedi.”[35]