Yıl: 2014

  • Arapça Beraat Kandilin Mübarek Olsun Nasıl Söylenir ?

    Türkiye’de (berat kandili) dediğimiz ifade, şu şekilde yazılır:

    Suçsuzluk, aklanma, beraat, izin, ruhsat

    Berâet

    بَرَاءَة

    Beraat gecesi (kandili)

    Leyletu’l-berâeti

    لَيْلَةُ الْبَرَاءَةِ

    (براءة) kelimesi, alttaki fiilin mastarıdır:

    Suçsuz oldu, masum oldu, iyi niyetli oldu

    Berue

    بَرُؤَ

    Şaban ayının 14’ünü 15’in bağlayan gece olduğu için şu şekilde de kullanılır:

    لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَان

    Leyletu’n-nisfi min Şağbân

    Şaban (ayının) yarısının (olduğu) gece
    Şaban’ın yarısı gecesi

    Peygamberimiz zamanında, bu gecenin bizdeki gibi kandil olarak kutlanma geleneği yoktu. O yüzden çoğu arap ülkesinde bidat olarak görülür ve kutlanmaz. Sadece ibadet vs yapılır.

    Bu yüzden tebrik ifadesi kullanımı yaygın değildir. Ama ille de kullanılacaksa aşağıdaki ifade var:

    كُلُّ عَامٍ وَ أَنْتُمْ بِخَيْرٍ بِمُنَاسَبَةِ لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ

    Kullu âm ve entum bihayr bi munâsebeti leyleti’n-nisfi min Şağbân

    Berat kandiliniz kutlu olsun

  • Berat Kandili’ni nasıl değerlendirmeli?

    Gufranla tüllenen Ramazan ayına günler kala, af vesilesi bir kandil daha idrak ediliyor. Birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulan bu günlerde Berat Kandili vesile edilerek, âlem-i İslam’a mağfiret ve birlik duası edilebilir. Kur’an-ı Kerim ve tövbe istiğfar ise bu gecenin en önemli yol azıkları…

    Rahmet ve mağfiret mevsimi olan Ramazan’ın yaklaştığı müjdesini veren Berat Kandili, günahlardan arınma için de bir vesile sunuyor. Şaban ayının 15’inci gecesinde idrak edilen Berat Gecesi’nde Peygamber Efendimiz’e (sas) ümmeti için şefaatçi olma hakkı verildi. Peygamber Efendimiz’in özellikle Şaban ayında daha fazla oruç tuttuğunu ifade eden Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Kadir Paksoy, “Bu ayın ortasında Berat Kandili var. Berat Kandili’nde Efendimiz’in ibadet ve oruçla Allah’a daha yakın olduğunu ve değer verdiğini görüyoruz.” diyor. Allah Resulü’ne uyarak bu gecelerin feyzinden ve bereketinden istifade edilmesi gerektiğini belirten Paksoy, Ramazan’a daha hazırlıklı girmek için de bir fırsat olduğunu kaydediyor.

        Üç ayların bereket, rahmet ve içinde barındırdığı mübarek gecelerinden dolu dolu istifade etmek gerektiğine dikkat çeken Paksoy, şunları öneriyor: “Gün gün, adım adım daha faziletli bir aya yaklaşmanın ifadesi olarak da Berat Gecesi bizlere Ramazan’a hazır olmayı hatırlatıyor. Beraat etmek, kişilerin affedilmeleri, kusurlarının bağışlanması ve serbest olarak bırakılmaları anlamına geliyor. Dolayısıyla bu mübarek gecede Cenab-ı Hak kendisine yönelenleri, tövbe edenleri ve dua edenleri geri çevirmiyor ve onları affediyor. İnsanlar da Ramazan’a daha temiz daha safiyane girebilmek için Bu gecede Cenab-ı Hakk’a yönelmeli, ibadetle ondan bağışlanma dilemeli.”

    Bu gece tövbe ve istiğfar ile af kapısını çalın!

    -Müslümanlar adına ve alem-i İslam adına mağfiret talebinde bulunabilir.

    -Peygamberimiz (sas)’in yaptığı gibi kandil öncesi, kandil günü ve sonraki gün nafile oruç tutulabilir.

    -Namaz kılınabilir.

    -Kur’an-ı Kerim tilaveti yapılabilir.

    -Tesbih, zikir ve evrad ile meşgul olunabilir.

    -Özellikle bu gece tövbe ve istiğfar çokça yapılabilir.

    -Müminlerle helalleşilebilir ve dargın kişilerin arası düzeltilebilir.

    -Fakir ve kimsesizlere sadaka vererek hayır yapılabilir.

    -Vefat eden yakınlarımız için yine hayır yapılarak dua edilebilir.

     

    EMEL TEMİZAYİSTANBUL 

    Zaman

  • Nefyi Hâl Arapça Gramer Dersleri

  • Nefyi Hâl – meçhul : مَا يُنْصَرُ  (şu anda) Yardım edilmiyor.
  • 1) Nefyi hâl, muzari fiilin önüne olumsuzluk ( مَا ) sı getirilerek kurulur ve şu andaki geçici, uzun sürmeyecek olumsuzluğu bildirir.
  • Sadece fiildeki hadesin olumsuzluğunu ifade eder. Kur’an-ı Kerimde ise, kalıcı olumsuzluğu da bildirir. Örnek ;
  • 7/10’da ( قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ …) “Ne kadar da az …” anlamına gelen bir değim olarak geçtiği kabul edilmekte.
  • Meâl : “Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik (imkan, tasarruf hakkı ve kudret verdik) ve orada sizler için geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz !
  • Şâyet bir değim olarak geçtiği kabul edilmez ise, “Şükrü edâ etmeye gücünüz yetmez.” anlamı saklıdır.
  • Bu nedenle de, Ayet-i Kerimesini dinleyen herkes, o anda (  قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ ) hitâbının muhatabıdır.
  • Çünkü, Sahabe-i Kirâm, “Ayet okuyana hitâb eder.” diye buyurdu.
  • Bu takdirde, 7/10’daki olumsuzluk geçici değil, kalıcıdır ve her dinleyişte, “Haklısın Yâ Rabbi! bizi …. ” demek gerekir. Bu davranış, Ayet-i Kerimeyi dinlediğimizin (farz’ı edâ ettiğimizin) bir göstergesi olur.
  • 2) Şayet ( مَا ) yerine, ( لَ ) gelirse, şu andaki geçici ve uzun sürmeyecek olumluluğu bildirir. Örnek: ( لَيَنْصُرُ ) (şu anda) yardım ediyor.
  • 3) Mazi anlatımda da kullanılır. Örnek: ( مَا كَتَبَ ) şimdi yazmadığını ifade eder.
  • 4) Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki nefy-i hal anlatım:
  • (a) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisi saklar.
  • (b) Hüküm fiilde saklıdır ve fâil yükümlüdür.
  • (c) Olması gereken geçici bir olumsuzluğu bildirir.  Örnek, 26/127 :
  • ( وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ )  “Buna karşılık (bunun üzerine) sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.”
  • Ayeti kerimesinde ( أَجْرٍ ) mefulün bih’dir ve lafzen mecrur, mahallen mansubtur. Dinlendiği anda, ücret istemeyenlerin şükretmesi edebdir.
  • Çünkü bu davranışı, Ayet-i Kerimeyi dinlediğinin (farz’ı edâ ettiğinin) bir göstergesidir. Şükreden kişideki ücret istememe fiili geçicidir,yarın nefsine uyup ücret alanlar olabilir anlamı saklıdır.
  • Şayet, olması gereken bu olumsuzluğa aykırı hareket eden ücret istemeyen bir kişi okuyorsa, yalan söylemiş olur. Ayrıca  (أَجْرٍ ) mahallen mansub olmasında, bir kişinin ücret alıp – almadığına şahitlik edecek olanların her zaman var olacağı bilgisi saklıdır.
  • Cahd-ı Müstağrak Arapça Gramer Dersleri

     

    • Cahd-ı Müstağrak – mâlum : لَمَّا يَنْصُرْ   Hiç yardım etmedi.
    • Cahd-ı Müstağrak – meçhul : لَمَّا يُنْصَرْ   Hiç yardım edilmedi.
    • 1) Cahd-ı Müstağrakın alameti: Muzarinin başına لَمَّا getirilir.
    • Cemi müennes nun’u düşmez. Tensiye, cemi müzekker ve müfret müennes muhataba olan nun’lar düşer. Müfret ve mütekellimin sonlarını cezm eder. Muzarinin sonunda “vav” ve “ya” illet harfleri varsa, cezm alameti olarak illet harfleri düşer.
    • 2) Muzariyi geçmiş zamana çevirir ve fiildeki hadesin geçmişten söyleniş ânına kadarki olumsuzluğunu ifade eder (mazi’nin bozulabilir olumsuz hâlidir). 
    • Ancak, bu olumsuzluk sebeblerinin söyleniş ânından itibaren kalkabileceğini imâ eder. Türkçeye “hiç, daha, hâlâ, şimdiye kadar, henüz … medi” şeklinde çevrilir.
    • 3) Mazi anlatımda da kullanılır. Örnek: Zuhruf, 30 ( …لَمَّا جَآءَهُمْ onlara geldiğinde / onlara geldiği zaman ) anlamlarını verir.
    • 4) Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki cahd-ı müstağrak anlatımda :
    • (4.1) Muhataba tefekküre yasaklananları terk ile başla emrini saklı olarak verir.
    • لَمَّا ile bildirilen mazideki seyyiat için tövbe eden bir imtihandan geçerse, tövbesi kabul edilir. bilgisi saklıdır.
    • Şöyleki : Bu saklı emri idrak edip, … rını terk etmeye çaba harcarsan bir imtihan olursun ve imtihanını kazanırsan, tövben de kabul olmuş demektir. ikâzı saklıdır.  
    • (4.2) Bu olumsuzlukta inadına yapmak anlamı yoktur.
    • (4.3) Fâil / Muhatab, ya kendini bilmeyecek derecede dalgındır (gaflet, cahillik, … gibi) veya bir şeye dalmıştır veya bir şeye daldırılmıştır anlamı saklıdır.
    • (4.4) Kelâm (Kelâm-ı Kadîm, Hadis-i Kutsi, Hadis-i Şerif ve Kelâm-ı Kibar) haricindeki konuşmaların, muhatab’da bir sıkıntı verememesi, olumsuzluk hâlinin mevcudiyetini imâ eder.
    • (4.5) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisini saklar. Hüküm fiilde saklıdır ve hükümden (emirden) fâil yükümlüdür. Örnek : 49/14
    • …  وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ  … 
    • Meâl : “Araplar ‘Biz iman ettik’ dedi – De ki: Onlar daha iman etmediler – Lâkin ‘Biz teslim olduk’ deyin – vakta ki iman sizin kalplerinize girdiği zaman – eğer Ellah’a ve Peygamberine itaat ederseniz – sizin amelinizden hiç bir şey eksiltmez -şüphesiz Ellah çok bağışlayan, merhamet sahibidir.”
  • Cahd-ı Mutlak Arapça Gramer Dersleri

     

  • Cahd-ı Mutlak – mâlum : لَمْ يَنْصُرْ   (O er kişi) Yardım etmedi.
  • Cahd-ı Mutlak – meçhul : لَمْ يُنْصَرْ (O er kişiye) Yardım edilmedi.
  • Cahd-ı Mutlak’ın alameti: Muzarinin başına   لَمْ  getirilir ve fiilin sonunu cezm eder. Cemi müennes nun’u düşmez. Tensiye, cemi müzekker ve müfret müennes muhataba olan nun’lar düşer. Müfret ve mütekellimin sonlarını cezm eder. Muzarinin sonunda “vav” ve “ya” illet harfleri varsa, cezm alameti olarak illet harfleri düşer.
  • İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisini saklar. Hüküm fiilde saklıdır ve hükümden (emirden) muhatab yükümlüdür.
  • Cahd-ı Mutlak ; (1) Muzariyi, geçmiş zamana çevirir ve fiildeki hadesin geçmişteki olumsuzluğunu bildirir (mazi’nin kesin olumsuz hâlidir) ve olumsuzluğun, şu anda ân’a kadar devam etmediğini de ifade eder.
  • Cahd-ı mutlak, geçmişteki olumsuzluk sebeblerinin kalktığını imâ eder. diye de söylenebilir.
  • (2) Kalbi niyeti İFŞÂ eder. Örnek 9/78 :
  •   أَلَمْ يَعْلَمُوا  “Bilmiyorlar mı ? anlamında ;
  • “Ellah Teala onların kalblerinde olan niyetlerini bilir ve mü’minlere de bu Ayeti Kerime ile bildirir.” anlamı saklıdır.
  • Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki cahd-i mutlak anlatımda :
  • Dinleyene, düşünmeye (tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet tâlimlerine) tövbe ile başla emrini saklı olarak verir.
  • لَمْ  ile bildirilen mazideki seyyiat, tövbeden sonra imtihan olmadan hemen hasenâta çevrilir. bilgisi saklıdır.
  • Şayet bu saklı emri idrak eder ve itaat ederse, tefekkür ede ede Kelâm haricindeki konuşmalardan sıkıntı duyduğu ve rahatsız olduğu bir hâle kavuşur. Bu kişinin kalbine “sefâ-i kalb” denir.
  • Lamel fiilinin cezm olmasında, fâil’de sanki kendi hâlinde huzuru tadan ve “Hakk’dan başkasına ricam kalmadı” diyen gibi olur bilgisi saklıdır.
  • Bu kişiler Rehberine gösterdikleri; tasdik, tâzim, halâvet ve hürmeti, hizmetindeki edeblerinden tanınır ve bilinir. Şöyle ki ;
  • Şayet bir kişinin ; Tasdiki yoksa, münafıktır.
  • Tâzimi yoksa, kalbi hastadır.
  • Halâveti yoksa, mürâyidir.
  • Hürmeti yoksa, iman zâyi olup gitmiş demektir. 
  • Tefekküre başla” saklı emrine bir örnek : 105/1 :
  • ( … أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ ) “Görmedin mi? – Rabbin fil sahiplerine nasıl yaptığını”
  • Ayet-i Kerimesi ile başlayan Fil suresinin tefekkür sonuçlarının bazıları  (örnek olması için) yazıldı : 
  • a) Sonuçlanmış bir olayı (kıssayı) tefekkür edin, ama hâlen devam etmekte olanları tefekkür etmeyin. Sadece dikkatle seyredin ve zan’da bulunmayın. Çünkü Mevlâ ne eylerse, güzel eyler.
  • b) Ebrehe ile ashabının yaptıklarını ve gördükleri cezayı düşünün. Günümüzdeki benzerlerine (Ellah Tealaya savaş açanlara) hizmet etmeyin.
  • c) Ebrehe savaşa çıkarken ; (1) Fil’in kuvvetine güvendi.
  • (2) Fil’in kendisine itaat etmesine güvendi.
  • (3) ordusuna güvendi. Sonunda hepsi helâk oldu ve Ellah Teala’ya güvenen Mekke halkına hiç bir zarar veremedi.
  • d) ( … أَلَمْ تَرَ ) “Görmedin mi?” soru cümlesinde : Bu kıssadaki Esmâ’larımı Ayet-i Kerime gelinceye kadar (emrimi idrâk edinceye kadar) tefekkür etmedin ama şimdiden sonra bir mazeretin kalmadı, bilgisi saklıdır.
  • e) ( … فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ … ) “Fil ashabına Rabbin yaptı” fiil cümlesinin başına ( … أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ) “Görmez misin nasıl?” ifadesi getirildiği için, “İbret alınacak bir kıssayı anlatıyorum, dikkat et!” uyarısı saklıdır. Benzer cümlelere, “Cümle-i Beyâniye” ismi verilir.
  • f) ( … رَبُّكَ … )’deki isim tamlamasının muzafı olan RABB ismi, REF hâlinde olduğu için, yapılanların bir benzerinin hiç bir zaman insanlar tarafından asla yapılamayacağı bilgisi saklıdır.
  • ( … كَ … ) zamirinin muzafun ileyh olması nedeniyle de, ilâhi sıfatların mânasını hissederek anlarsın ve her dinleyişte yeni ibretler alırsın ama bu hissettiklerini tam olarak anlatamazsın (kelimelere dökemezsin) bilgisi saklıdır.
  • g) Ayet-i Kerime, ( … رَبُّكَ … ) ile muhatabının Rabbini işaret etmesi sebebiyle tefekkür sonuçları, muhatabın mânevi hâlinin bir aynası olur.
  • Şöyle ki ; Hz. Resulullah a.s.v’ı severek ibadet edenlerin, ahiret korkusu ile ibadet edenlerin, menfaat için ibadet edenlerin ve âdet olarak (alışkanlıkla) ibadet edenlerin tefekkürleri birbirinden farklıdır.
  • h) 105/2 ( أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ ) “Onların yaptıkları hileyi, kötü planı boşa çıkarmadı mı?”
  • Ayet-i Kerimesinde ( … لَمْ يَجْعَلْ …) ; Dönüşme, etme, kılma, edinme ve çevirme anlamlarını da kapsayan bir kalb fiili olduğu için, hileyi boşa çıkarma işleminin tasarruf ile yapıldığı bilgisi saklıdır.
  • Muzari Fiil Arapça Şimdiki Zaman Gramer Dersleri

     

  • Muzari malum : يَنْصُرُ  Yardım eder / ediyor.
  • Muzari meçhul : يُنْصَرُ  Yardım edilir/ediliyor. Muzari mutlak fiildir
  • 1) Muzari fiil, şimdiki ve gelecek bir zamana (bir emir’e) bağlı olarak, bir işin / bir hâlin / olaydaki bir sahnenin oluşmakta olduğunu bildirir.
  • Muzari fiil‘in anlamı : Ayet-i Kerime’deki hükmü (Emr-i ilâhiyi) idrâk ettiği ânı Referans Noktası (VAKİT, Oluş ânı) olarak kabul edip, bu oluşum sürecindeki fiilleri anlatan bir sığa’dır. Örnek:  
  • (لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْباً مِنْ ذِكْرِ اللهِ) “Ellah Teala’nın zikrinden, dilinin nemi zâil olmasın.” (Hadislerle İlim ve Hikmet, Cild,3 Sayfa,289).
  • Hadis-i şerifi, bir muzari fiil cümlesidir. Fiil idrak edildikten sonraki her an için (hatırladıkça) yapılması gerekeni bildirir.
  • ( لاَ يَزَالُ ) nefyi-istikbal fiilindeki hükümden (emriden) sorumluyum diyen kişi, bu emri bilmiş ama henüz idrâk etmemiştir.
  • Emri sadece uygularken (dilini damağına yapıştırıp Ellah, Ellah, Ellah … zikrini devamlı yaparken) saklı anlamlarını idrâk eder, daha önce değil.
  • Meselâ bu Hadis-i Şerifin ; hem bir duâ olduğunu, hem de “İlmi ölmeyenden alınız” öğütünün ilk dersi olduğunu, hem de bir sünneti ihyâ etmenin yaşantısındaki etkilerini görür ve şâhidlik derecesinde bildiği VAKİT, o kişi için bir referans noktasıdır ve idrâk’ın başlangıcıdır.
  • Ayrıca zikre başladığı an ile idrâkın başlangıcı arasındaki süreçte edindiği ; denemeler, mücadeleler, zorlanmalar, zikri engelleyen veya unutturan sebebler, … vb tecrübelerle edindiği bilgiler, ( لاَ يَزَالُ ) nefyi-istikbal fiilinin saklı anlamını öğretir.
  • Bu anlam, lügattaki anlamından çok farklıdır. Özetle: Muzari fiilin anlamını, fiili yaşarken öğreniriz.
  • 2) Muzaraat harflerinden biri, muzarinin başında bulunması sebebiyle, “isme benzeyen” fiildir.
  • BAB’ların kalıpları, taşıdıkları anlamlarla birlikte öğrenilmesi, sakladıkları mânaların tesbitine yardımcı olur. Ayrıca, her harfin harekesinde ayrı bir anlam saklıdır.
  • 3) ( يُحِبُّ اللهُ تَعَالَى التَّوَاضُعَ  “Ellah’ü Teala tevazuyu sever.”) gibi, başında nasbedici ve cezm edici bulunmayan muzari fiil ;
  •  
  • *) Mânevi âmil ile lafzen merfu olan bir mamuldur.
  • *) Fâilini REF eder ve Mefulün bihini de NASB eder.
  • Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki muzari anlatım:
  • (**) Fiili, idrak edildikten sonra yapılacak ve hiç terk edilmeyecek bilgisini saklar.
  • (**) Fâili örnek al veya alma ikazını, hüküm fiildedir ve fâil yükümlüdür  bilgisini saklar.
  • (**) Edebi örneklerle tarif eder ve tezekkür edenlere (yaşadıklarını gözden geçirenlere) edebi öğretir.
  • (**) Bana, hâllerimi seyrettirir (Bana, beni anlatır).
  • (**) Ellah Teala’nın rızasının olup – olmadığı bilgisini bildirir.
  • (**) Ellah lafz-ı celâli ile ilgili esmâ-i sıfat ve esmâ-i fiillerin zuhuru (görülür, bilinir hâle gelmesi) muzari sıgasında aranır.
  • (**) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisi saklar
  • (**) Kur’an-ı Kerimde bildirilen azab çeşitlerinin (1. Azîm azab, 2. Elîm azab, 3. Muhîn azab, 4. Ğalîz azab gibi) muzari fiille bildirilmesi, bu azabları kazanmak için hâlâ çok çaba harcadığımızı ikaz eder.
  • (**) Muzari fiil cümlesi bulunan Ayet-i Kerimeler, edeple yapılan duâ’lardır.
  • (**) Fâilin niyeti okuyana ve dinleyenlere bildirilmiştir (Maide Suresi, 31) : Karganın niçin eşelendiğini bildiren,
  • ( لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِى سَوْاَةَ اخِيهِ “kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermesi için”) cümlesinde; karganın ( يُرِيَهُ ) muzari fiili, fâil olduğu için merfudur. ( كَيْفَ يُوَارِى ) muzâri fiili, bir hâli bildirdiği için de mansubtur.
  • Burada, eşelenmenin amacını Kâbil’e bildiren karga, işi yaparak gösterdiği için merfu ve ayrıca, Kâbil’e hizmet ettiği için de mansubdur. Burada niyet okuyana bildirilmiş demektir.
  • Muzâri Fiilin Çekimi :
  • Malum Fiil-i Muzari’nin, alameti: muzaraat harfleri daima meftuhdur. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişi) YARDIM EDER / YARDIM EDİYOR.
  • يَنْصُرُ  يَنْصُرَانِ  يَنْصُرُونَ  |||  تَنْصُرُ  تَنْصُرَانِ  يَنْصُرْنَ
  • تَنْصُرُ  تَنْصُرَانِ  تَنْصُرُونَ  |||  تَنْصُرِينَ  تَنْصُرَانِ  تَنْصُرْنَ
  • اَنْصُرُ  نَنْصُرُ  نَنْصُرُ
  • Meçhul Fiil-i Muzari’nin, alameti: muzaraat harflerinin mazmum ve aynel fiilin meftuh olmasıdır. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişiye) YARDIM EDİLİR / YARDIM EDİLİYOR.
  • يُنْصَرُ  يُنْصَرَانِ  يُنْصَرُونَ  |||  تُنْصَرُ  تُنْصَرَانِ  يُنْصَرْنَ
  • تُنْصَرُ  تُنْصَرَانِ  تُنْصَرُونَ  |||  تُنْصَرِينَ  تُنْصَرَانِ  تُنْصَرْنَ
  • اُنْصَرُ  نُنْصَرُ  نُنْصَرُ
  • Mazi Fiil -Geçmiş Zaman

     

  • Mazi-mâlum :   نَصَرَ  (O er kişi) Yardım etti.
  • Mazi-meçhul : نُصِرَ  (O er kişiye) Yardım edildi. Mazi, mutlak fiildir.
  • Sarf-Nahiv deki anlamı :
  • Mazi fiil, geçmişteki bir emir’e ve kabul şartlarına bağlı olarak ; bir işin  veya bir hâlin  veya olaydaki bir sahnenin oluşup bittiğini bildirir.
  • Kur’an-ı Kerim deki anlamı :
  • Örnek : 33/36 ( …وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ) “Erkek ve kadın mü’minler için OLMADI (olamaz) – Ellah ve O’nun Rasulü bir işe hüküm verdiği vakit – onların kendi işlerinde seçme hakkı yoktur.
  • Osmanlıca‘daki  قَضَاء kazâ (hüküm) tarifi : Ellah Teala’nın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi, Hâkim’in hükmü, hükmeylemek, bir şeyi birine lâzım kılmak veya lâzım beyan eylemek,
  • Müfredâtdaki  قَضَاء kazâ (hüküm) tarifi : İster sözle – ister fiille olsun ; bir meselede, bir işte nihâi ayırımı yaparak, meseleyi veya işi bitirmek. anlamdadır. İlâhi ve beşerî olmak üzere iki kısımdır.
  • Her insanın fiili ; fiili işleyen, fiili kabul eden ve kabul şartları mevcut ise, meydana gelir. Şayet biri eksik ise, fiil ortaya çıkmaz ve fikirde kalır.
  • Ellah Teala ; fiili işleyeni de, fiili kabul edeni de, kabul şartlarını da yaratandır. Şu üç Ayet-i Kerime ile düşünme tâlimlerine başlanabilir, 
  • 37/96 : (  وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ  )  “Sizi de, yaptıklarınızı da Ellah yarattı.”
  • 67/13 : (  وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  ) “Sözünüzü ister gizli tutun – ister onu açığa vurun – çünkü O, Sadır’da olanları bilir.”
  • Ayet-i Kerimesinde “Sözün çıkış kaynağı (oluşum yeri) Sadır’dır, akıl değildir. Akıl, sadır’da oluşan sözü isterse gizler veya beyan eder” bilgisi açıktır.
  • 67/14 : (  أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ  ) “Hiç yaratan bilmez (olur) mu ? – O Latîf’dir, her şeyden haberdardır.”
  • Ayet-i Kerimeleri amele getirebilmek için, öncelikle zamir‘in Kur’anı Kerimde nasıl tanımlandığı bilinmeli.
  • Hz. Ali (k.a.v)  “Kişinin zamiri, ağzından KAÇAN sözlerden ve yüzünün ifâdesinden anlaşılır.” buyurdu ve “Kişinin zamiri derece derecedir. Bu dereceleri Kur’an-ı Kerimde bulursunuz.” ikazını da saklı olarak verdi.
  • Mazi fiilin birinci anlamı : Sadece geçmiş zamanı kapsar. O fiili, sebeb ve sonuçlarıyla birlikte  geçmişimizde bulduğumuz an (vakit), mazi fiilin anlamını öğreniriz.
  • Örnek : 6/91 (  … وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ  ) “Ellah’ın kadrini hakkı ile bilemediler, onu yerine getiremediler.” Ayet-i Kerimesinde ;
  • “Kadri bilmek” masdarı, lügatta ; İtibar etmek, değer vermek, kıymet vermek anlamlarını kapsar. Kur’an-ı Kerim’deki anlamını ise, Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) vârisinin yaşayışını gördükten sonra anlarız. 
  • Mazi fiilin ikinci anlamı : Geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları kapsar. 1.BAB dan, muzaaf kalıbında ve NASB olarak gelen (  حَقَّ  ) kelimesi, isimden sonra geldiği için hâl dir.
  • Bu nedenle Ayet-i Kerimede, “Kullarımın, – bir an için bile olsa – kadrimi bilmelerini ezelde takdir etmedim. Bu takdirime herbir kulum da, geçmişte, hâlde ve gelecekte şâhiddir.” anlamı saklıdır.
  • Mazi anlatımdaki saklı bilgiler ;
  • 1) Ellah Tealâ’nın ezeldeki iradesini bildirir ve Esmâ’yı anlatır.
  • 2) Ayetin gerçekleşmesini kimsenin engelleyemediği bilgisi saklıdır.
  • 3) Benzer şartlarda aynı iradenin tekrar görülür, bilinir olacağını ikaz eder.
  • 4) ER-RAHMÂN esmâsıyla ilgili rahmetin görülür, bilinir hâle gelmesi veya rahmetin gelmemesi hk’daki bilgiler, mazi sıgasında saklıdır.
  • 5) Ayet-i kerime’yi tefekkür ederek, KISSAYI (olayın oluşumunu) ve Ellah Tealâ’nın iradesini anlamamızı öğütler.
  • 6) Mazi fiildeki hükmü (emri) anlamakdan, dinleyenler yükümlüdür.
  • 7) İhbâri fiil olduğu için, mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olduğu bilgisi saklar
  • 8) Hüküm fiilde saklıdır ve fâil yükümlüdür.
  • 9) Ayet-i Kerimedeki mazi fiilin fâili, aynı zamanda o fillin ismi-fâili olur ve fiilin maddi – mânevi sonuçlarını bilerek, kabullenerek ve isteyerek yapmıştır ve pişman da olmamıştır anlamı saklıdır  Örnek : 2/6’daki … كَفَرُوا … mazi fiili gibi.
  • Mazi anlatımda, fâilin niyeti mefule örtülmüştür.   
  • Örnek-1 : 5/31 ( فَبَعَثَ اللهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِى سَوْاَةَ اخِيهِ ) “Akabinde Ellah bir karga gönderdi. Karga kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermesi için yerde eşeneniyordu.
  • ( قَالَ يَا وَيْلَتَى اَ عَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِىَ سَوْاَةَ اَخِى فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ ) ‘Yuh bana! Bu karga gibi olmakdan bile âciz miyim ki kardeşimin cesedini saklayayım’ dedi ve pişmanlık duyanlardan oldu.”
  • ( فَبَعَثَ اللهُ غُرَاباً ) “Akabinde Ellah bir karga gönderdi.” cümlesinin ( بَعَثَ يَبْعَثُ بَعْثاً “gönderdi, uyandırdı, diriltti” ) fiili, mazi ve 3.Bab. Fiil cümlesinin fâili Ellah Teala‘dır.  Mefulün bihi ise kargadır.
  • Karga gönderiliş amacının, insanlara kıyamete kadar sürecek “mevtalarını gizleme” işini Ademoğlu’na öğretmek ve ….  olduğunu bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, fâilin niyeti meful’e örtülmüş demektir.
  • Kâbil’in kendi kendine ( عَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ ) “Bu karga gibi olmakdan bile âciz kaldım” demiştir. Kâbil, kargayı bir görevle gönderenin Ellah Teala olduğunu bilemediğini mâzi fiil ( عَجَزَ يَعْجِزُ عَجْزاً “âciz kalmak, yapamaz olmak”  2.Bab) ile anlatmıştır. Mazi fiil cümlesinin fâili Kâbil‘dir.
  •  
  • Kâbil, gözlemlediği ve kendisini etkileyen olayın fâilini ( Ellah Teala‘yı) bilemediği için, karganın kendisini uyarmak için gönderildiğini de bilememiştir.
  • Bu nedenle de, gözlemlediği olayın fâilinin niyeti mefule (olaydan etkilenene) örtülmüş demektir.
  • Mâzi Fiilin Çekimi :
  • Malum Fiil-i Mazi’nin, alameti: feal ve lamel fiilleri meftuhdur. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişi) YARDIM ETTİ.
  • نَصَرَ  نَصَرَا  نَصَرُا  |||  نَصَرَتْ  نَصَرَتَا  نَصَرْنَ
  • نَصَرْتَ  نَصَرْتُمَا  نَصَرْتُمْ  |||  نَصَرْتِ  نَصَرْتُمَا  نَصَرْتُنَّ
  • نَصَرْتُ  نَصَرْنَا  نَصَرْنَا
  • Meçhul Fiil-i Mazi’nin, alameti: fael fiili mazmum, aynel fiili meksurdur. Müfred, müzekker, gaib’in mânası: (O er kişiye) YARDIM EDİLDİ.
  • نُصِرَ  نُصِرَا  نُصِرُوا  |||  نُصِرَتْ  نُصِرَتَا  نُصِرْنَ
  • نُصِرْتَ  نُصِرْتُمَا  نُصِرْتُمْ  |||  نُصِرْتِ  نُصِرْتُمَا  نُصِرْتُنَّ
  • نُصِرْتُ  نُصِرْنَا  نُصِرْنَا
  • Atfı Beyan Arapça Gramer Dersleri

     

     

    • Atıf harfinden önceki kelimeyi izah etmek için getirilen kelimeye Atf-ı Beyan denir. İki kelimeninde fiil olması durumda ; (1)  Atıf harfi, ikisi arasında takdir edilmiş bir sürenin zorunlu olarak varlığını imâ eder. (2)  Atıf harfinden, önce gelen kelimenin zuhurunda tercih hakkımız yoktur ama sonra gelen (Atf-ı Beyan olan) kelimenin zuhurunda tercih hakkımız vardır. 
    • Atf-ı beyan; Harekesi (i’rabı), müzekkerlik, mühenneslik, müfret, tesniye ve cemi hususlarında metbûu‘na (kendinden önceki kelimeye) uyar. Künye, lakab, isim, isim tamlaması, cümle, işaret ismi ve bazı tefsir harflerinden ( أَيْ  –  أَنْ ) sonra gelen ve bunları açıklayan isimlerin, tamlamaların veya cümlelerin hepsi atf-ı beyandır. (KÜNYE: Bir kimsenin nereden ve kimden olduğunu bildiren isme denir. Ebû Hafs, Hz. Ömer r.a’nın künyesidir.), (LAKAB: Asıl isminden başka, sonradan takılan isme denir. Sıddık, Hz. Ebubekir r.a’nın lakabıdır.) Örnekler:
    • 1) Künye: ( أَقْسَمَ بِاللهِ أَبُو حَفْصٍ عِمَرُ ) “Ebu Hafs ki Ömer’dir, Ellah’a yemin etti.” cümlesindeki ( عِمَرُ ) ismi, künyenin atf-ı beyanıdır.
    • 2) İsim: ( يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ ) “Mübarek bir ağaçtan, yani zeytin ağacından tutuşturulur. Nûr Suresi,35” ayet-i kerimesindeki ( زَيْتُونَةٍ ) ismi, önceki ismin atf-ı beyanıdır.
    • 3) İsim tamlaması: ( آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ : رَبِّ مُوَسى وَ هَرُونَ “Alemlerin Rabbi olan Mûsa ve Harun’un Rabb’ine iman ettik. Şuara Suresi 47,48”) ayet-i kerimesindeki ( رَبِّ مُوَسى وَ هَرُونَ ) isim tamlaması, önceki isim tamlamasının atf-ı beyanıdır.
    • 4) Tefsir harfinden sonraki isim: ( عِنْدِي عَسْجَدٌ أَيْ ذَهَبٌ ) “Yanımda asced, yani altın var”. cümlesindeki ( ذَهَبٌ ) ismi, ( أَيْ ) tefsir harfinden önceki ismin atf-ı beyanıdır.
    • 5) Tefsir harfinden sonraki fiil cümlesi: ( نَادَيْتُ أَنْ قُمْ ) “Kalk diye bağırdım”. cümlesindeki ( قُمْ ) fiil cümlesi, ( أَنْ ) tefsir harfinden önceki cümlenin atf-ı beyanıdır.
    • 6) Münâdâ’dan sonraki isim: ( يَا أَيُّهَا النَّاسُ ) “Ey nâs (nâs ismiyle isimlenenler)” terkibindeki ( يَا ) nidâ harfidir. ( أَيُّ ), münâdâ, yani çağırılandır. ( هَا ), tenbih harfidir. ( النَّاسُ ), atfı beyandır. Münâdâ’ya bedeldir de denilmiştir.
    • 7) Bedelü’l-Mutâbık, aynı zamanda bir atf-ı beyandır. İkisinin ayrı şeyler olduğunu söyleyen alimler de vardır. Ancak, ikisi arasında şu farklar vardır:
    • 2/2 : (… ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ ) Ayet-i Kerimesindeki saklı bilgi:  Bakara suresini dinleyenler arasında geçmişinin muhasebesini yapıp üzülen, gözyaşı döken ve tövbe eden kişi için : ( الْكِتَابُ ), bedel‘dir. ( ذَلِكَ ), mübde’l minh (kendisinden bedel yapılan) ve  mübtedâ’dır. ( لَا رَيْبَ فِيهِ ) ise, haberdir. Bu bedel, Rehberi olan müttakilerin geceki hâlini bildirir.
    • 2/2 : (… ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ) Ayet-i Kerimesindeki saklı bilgi:  Bakara suresini dinleyenler arasında geçmişinden ders alıp amellerini ve diğer davranışlarını düzelten kişi için : ( الْكِتَابُ ), atf-ı beyan‘dir. ( ذَلِكَ ), ism-i işârettir ve  mübtedâ’dır. ( لَا رَيْبَ ) ise, haberdir. Bu atf-ı beyan da, Rehberi olan müttakilerin gündüzkü davranışlarını bildirir. Sadece, Kur’an-ı Kerim ve Hadisi Şeriflerden öğrendikleri ile amel eder ve susar. Atf-ı beyanda üzüntü ve gözyaşı yoktur.
  • Bedel Arapça Gramer Dersleri

     

  • Bedel, kendisinden önceki kelimeyi açıklayıp pekiştiren ve hareke (i’rab) bakımından ona uyan kelimedir. Bedelden önceki kelimeye mübdel’i minh (kendisinden bedel yapılan) denir. Bedel ile mübdel’i minh arasında marife nekre olması bakımından bir uyumluk aranmaz. Yalnız nekre bir kelime, marife bir kelimeden bedel olunca, bir sıfatla mevsuf olması gerekir.
  • Örnek: El-Alak, 15,16 ( لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِ : نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ.. “Alnından yakalayacağız, yalancı yanılmış alnından.”) Burada ( نَاصِيَةٍ ) kelimesi, marife olan (  بِالنَّاصِيَةِ ) kelimesine bedeldir ve nekredir. Bu nedenle de, mevsuf’tur. ( كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ ) kelimeleri ise, onun sıfatıdır. Dört çeşit bedel vardır:
  • 1) Bedelü’l-Mutâbık (zatları birdir); mübdel’i minh’e eşit olup, ona tamamen (hem hareke olarak, hem de varlık olarak) uyar. Bedelü’l-Mutâbık, aynı zamanda bir atf-ı beyandır. İkisinin ayrı şeyler olduğunu söyleyen alimler de vardır. İkisi arasındaki fark için, Atf-ı beyan dosyasına bakınız.
  • (a) REF halindeki bedel: ( حَضَرَ أَخُوكَ خَالِدٌ “Kardeşin Hâlid geldi”),
  • (b) NASB halindeki bedel: ( كَافَأْتُ التِّلْمِيذَ خَالِداً “Öğrenci Hâlid’i mükafatlandırdım”),
  • (c) CAR halindeki bedel: ( سَلَّمْتُ عَلَى أَخِيكَ خَالِدٍ “Kardeşin Hâlide selam verdim”)
  • 2) Bedelü’l-Ba’d mine’l-küll (mübdel’i minh’in cüzüdür); mübdel’i minh’den bir parça olup, sonlarında mübdel’i minh’e ait bir zamir bulunur.
  • (a) REF halindeki bedel: ( اِنكَسَرَ الْكُرْسِيُ ّ رِجْلُهُ “Sandelyenin ayağı kırıldı”),
  • (b) NASB halindeki bedel: ( قَرَأْتُ الْكِتَابَ ثُلُثَهُ “Kitabın üçte birini okudum”),
  • (c) CAR halindeki bedel: ( نَظَرْتُ إِلَى السَّفِينَةِ شِرَاعِهَا “Geminin yekenlisine baktım”)
  • 3) Bedelü’l-İştimal (aralarında bir ilişki vardır); mübdel’i minh’in cüzü (parçası) değildır.
  • (a) REF halindeki bedel: ( أَعْجَبَنِي الْأُسْتَاذُ عِلْمُهُ “Hocanın ilmi hoşuma gitti”),
  • (b) NASB halindeki bedel: ( سَمِعْتُ أَخَاكَ قِرَاءَتَهُ “Kardeşinin okuyuşunu işittim”),
  • (c) CAR halindeki bedel: ( عَجِبْتُ مِنَ الْأَسَدِ إِقدَامِهِ “Aslanın gelmesinden şaşırdım”)
  • 88/17 : ( أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ) “Hala bakmazlar mı deveye, nasıl yaratılmış.” İ’râbı ; ( أَ ) : Soru harfidir. ( فَ ) : Başlama harfidir. ( لاَ ) : Nefiy harfidir. ( يَنْظُرُونَ ) : Muzari fiil ve fâil olan muttasıl zamir cemî vâvı, REF mahallindedir. ( إِلَى ) : Mecrûr’un sıfatını veya vasfını işâret eden harf-i cerdir. ( الْإِبِلِ ) : Marife ve mecur isimdir. Bu nedenle cümlede ; “Sizin çok iyi bildiğiniz devenin vasıfları nasıl yaratılmış (deve bu vasıflara nasıl sahip olmuş) diye hiç düşünmezler mi?” anlamı saklıdır. ( كَيْفَ ) : soru zamiri NASB mahallinde hâldir. ( خُلِقَتْ ) : Meçhul, mazi fiil ve nâibu fâili ( هِيَ ) olarak takdir edilen müstetir zamirdir. Bu cümle, ( الْإِبِلِ )’den Bedel-i iştimaldir. Yani ( أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفِيَّةٌ خَلَقَهَاYaratılışının nasıllığına bakmazlar mı?“) terkibini kasteder.
  • 4) Bedelü’l-Galat (Kur’an-ı Kerim ve hadis-i Şeriflerde vaki olmaz); mübdel’i minh’le hiçbir ilgisi bulunmayan, yanlışlıkla söylenen sözdür.
  • 5) Bedel’deki Saklı Bilgiler : Geçmişin muhasebesini yapana tevbe kapısı açılır, tevbe amelini yapanda üzüntü ve gözyaşı olur. (Atfı beyanda ise, geçmişten ders alıp bu güne ışık tutan ameli öğretir, bu ameli yapanda üzüntü ve gözyaşı olmaz.)
  • Tekit Arapça Gramer Dersleri

  • 1) Te’kit, lafzi ve mânevi olmak üzere iki kısımdır. Gayesi dinleyicinin yanlış anlayabileceği sözleri, yanlış anlamlara imkan vermeyecek şekilde pekiştiren bir sözdür ve gafletten dolayı göreceği zararı önlemektir.
  • 2) Lafzı te’kit örneği: ( كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ ثُمَّ كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ ) “Hayır, anlayacaklar! Yine hayır! Onlar anlayacaklar.” Nebe Suresi, 4-5. Lafzı te’kit’de; ismin, fiilin, harfin, zamirin veya cümlenin tekrarı ile yapılan te’kittir.
  • 3) Mânevi te’kit örneği: ( اتْرُكْ الذُنُوبَ كُلَّهَا ) “Günahların tümünü terket.” cümlesindeki ( اتْرُكْ ) emri hazır olup fâili, tahtında müstetir ve mahallen merfu olan ( أَنْتَ ) zamiridir. ( الذُنُوبَ ) lafzı, emri hazır fiilinin mefulün bihi olduğu için mensubtur. ( كُلَّ ), mefulü bihi’den mânevi te’kit olduğu için onun harekesini alarak mensub olmuştur. ( كُلَّهَا ) bir isim tamlaması olup, ( كُلَّ ) lafzı, muzaf ve ( هَا ) muttasıl zamiri, muzafun iley olduğu için mahallen mecrurdur.
  • 4) Mânevi te’kit sadece ( نَفْسُ عَيْنُ كِلاَ كِلْتَ جَمِيعُ كُلَّ عَامَّةُ ) kelimeleri ile yapılan te’kitdir. Bu kelimeler, te’kit edilecek kelimenin zamirine muzaf olurlar ve te’kit ettiği kelimenin harekesini alırlar. Buna “marife te’kit” de denir, çünkü nekre kelimenin te’kiti yapılmaz.
  • ( نَفْسُ عَيْنُ ) “Kendisi, aynısı mânasında”. Müfred kelimeyi te’kit ederler ve bazan zâid ( بِ ) harficeri alırlar. Tesniye ve cemi bir kelimeyi te’kit edecekleri zaman ( أَنْفُس أَعْيُن ) şeklindeki cemi sığaları kullanılır.
  • ( كِلاَ كِلْتَ ) “ikisi mânasında”. Sonlarında tesniye zamiri bulunur ve tesniyeyi te’kit ederler. Bu ikisi, zamirle değil de, isimle birleştiği takdirde te’kit olmazlar, cümlenin unsuru olurlar. ( كِلاَ ) müzekker ve ( كِلْتَ ) müennes için kullanılır.
  • ( جَمِيعُ كُلَّ ) “hepsi, tümü mânasında”. Müfred kelimeleri te’kit ederler. ( أَجْمَعُ ) müzekker cemi ve ( جُمَعُ ) müennes cemileri te’kit eder.
  • ( كَافَّةٌ عَامَّةُ ) “tamamı, geneli mânasında”. Kendilerine uygun zamir alarak te’kit ederler. Örnek: ( جَاءَ النَاسُ كَّافَّتُهُمْ ) “İnsanların tamamı geldi.”
  • Önceki sayfa Sonraki sayfa