B) Nâzil İsnadlar Hadis Usulü Online Oku

41158


b) Nâzil İsnadlar

 

Nâzil, âlî’nin zıddıdır. Bir hadîs âlî değilse
nâzildir. Bu da âlî gibi beş dereceye ayrılır. Bunları daha önce kaydettiğimiz
ve kısaca tariflerini sunduğumuz âlî isnadların zıddı olarak anlamamız gerekir.

Alimlerin büyük ekseriyeti (cumhur) nâzil
isnâdın mefdûl (yani değerinin âlî’ye nisbetle düşük) olduğunda müttefiktirler.
Ancak, şunu da hatırlatmakta fayda var: Başta Hâkim en-Neysâbûrî olmak üzere
bazıları, nâzil’i âlî’ye tercih ettiklerini beyân etmişlerdir. Onlara göre,
isnâdda râvi adedi çoğaldıkça muhaddîs daha ziyade çalışır ve daha ziyâde isâbet
eder. Fakat bu görüş pek benimsenmemiştir. Çünkü meşakkatın çok olması başlı
başına aranması gereken bir fazîlet değildir. Asıl olan, sahîh rivâyete
kavuşmaktır. Şu halde sâdece bu nokta-i nazardan, görülebilecek bir maslahat,
açık bir durum sebebiyle nâzil isnâd, âlî isnad’a tercih edilir. Nitekim bunun
örneğini İmam-ı Azam’ın prensibinden olmak üzere yukarıda verdik. Nazîl
isnâddaki râviler daha sika, daha âlim, daha fakîh, meslekten muhaddis, veya
rivâyetlerini şeyhinden sema yolu ile almış ise, bu vasıflara uymayan âlî
isnâd’a tercih edilir. Vekî’ İbnu’l-Cerrâh (V.196/911) ashabına sormuş: A’meş an
Ebî Vâil an Abdillah isnadını mı, yoksa Süfyan an Mansur an İbrahim an Alkame an
Abdillah isnadını mı tercih edersiniz? diye sorar. Ashâb’ı: “Evvelkisi daha
âlî’dir, elbette onu tercih ederiz diye cevap verirler. Ancak Vekî: “Hayır,
A’meş de, Ebu Vâil de birer şeyhtir (sıradan râvi). Öteki isnâd ise, fakîh’in
fakîh’den, onun da fakîh’ten onun da fakîh’ten rivâyetidir, binâenaleyh ikincisi
evlâdır” açıklamasını yapar. Aslında A’meş ve Ebu Vâil de tanınmış
hâfızlardandır. Ancak öbürlerinin fıkıh yönleri bunlara nazaran fevkalâde
üstündür. Bu sebeple, bu fukahaya göre o ikisi şeyh (sıradan râvi) olarak tavsîf
edilmiştir.

Bu mevzuda Abdullah İbnu’l Mübârek: “Hadîsin
güzelliği mücerred kurb-ı isnâd’da değil, ricâlinin sıhhatindedir” demiştir.
Keza Ebu Tâhir es-Silefî de (V.576/1180): “Esas olan hadîsi âlimlerden almaktır.
Ulemanın isnâdıyla nâzil olmak ehl-i naklin muhakkikleri nazarında, câhillerin
isnâdıyla âlî olmaktan evlâdır. Bu takdire göre, ehl-i tahkik indinde hakîkatte
âlî olan hadîs nâzîl olabilir” demiştir. İbnu Hibbân (V. 354/965) daha sarîh bir
prensip koyar: “Eğer yalnız senede bakılacak ise, şeyhlerinde ulvîyet bulunanı;
metne bakılacak ise, hangisinde fukahâ varsa onu tercih etmelidir”.

Hâkim de, nâzil isnâda karşı mercûh kılınması
gereken âlî’yi açıklarken, verdiği misâllerde adı geçen râviler dikkat
çekicidir. Ebu Hudbe İbrahim İbnu Hudbe’nin Enes İbnu Mâlik’ten rivâyeti,
Abdullah İbnu Dînâr’ın Enes’ten; Musâ İbnu Abdillah et-Tavîl’in, Enes İbnu
Mâlik’ten; Ebu’d-Dünya Osman İbnu’l-Hattab’ın, Ali İbnu Ebî Tâlib’ten
rivayetleri.

Ebu Abdillah el-Hâkim açısından bu ve benzeri
İsnadların rivâyetleriyle ihticâc olunmaz. Hiçbir hadîs imamının müsnedinde
bunlardan nakledilmiş tek bir hadis yoktur.

O halde ulvîyet ricâlin sayısına bağlı
olmamalıdır. Başka bâzı şartlar da koşulmalıdır.[1]



 




[1]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/505-506.